blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Eyl 2026

NE DELİ NE DAHİ / ALLAH'IN ÇİÇEĞİ

Seninle yeniden gülmek öyle güzel ki😄

Sana deli diyecekler Çiçeğim, takma kafana dedin dediler.

Senden rapor isteyecekler Çiçeğim, git de al dedin istediler. Gittim aldım.

Seni kafalarında yerleştirdikleri bir şablon var ve hep ordan tetiklemeye çalışacaklar ama sen susacaksın Çiçeğim dedin, çalıştılar. Ben de sustum ve baktım😁

Bazen canın çok yanacak, çünkü kalbin kötülükle kastla art niyetle ilk kez bu kadar yakınlardan temas edecek ama geçecek Çiçeğim dedin, bazen canım çok yandı... Ama geçti.

13 Eyl 2026

EĞİL VE YAKLAŞ

İnsan kendini bulmak için yollara düşüyor. Yürüyor. Ülke değiştiriyor. İnsan değiştiriyor. Sofra değiştiriyor. Bazen bir ağaca bir şey bağlıyor, bazen bir dağın tepesine çıkıyor, bazen denizin kıyısında geçmişinden bir parçayı bırakıyor. Bütün bunlara anlamlar yüklüyor: Kendimi buldum. Hayata döndüm. Bırakmayı öğrendim. İnsanlarla bağ kurdum. Dönüştüm.

Ben bütün bunlara baktığımda aynı soruya dönüyorum: Neden bu kadar dolambaçlı?

Çünkü Allah insanı kendine ulaşması için dünyanın etrafında dolaştırmıyor.

“Secde et ve yaklaş.”

Bu kadar.

4 Eyl 2026

AKLIM ALMAZ, KALBİM ALIR

Seni düşündüğüm zaman
Yüzümde güller açar
Gülümserim
Kalbim çarpar heyecanla
İçim kanatlanır
Duruyorsam yürürüm
Yürüyorsam dururum
Seni daha çok hissetmek için

Sen çiçeğin güneşisin
Suyusun toprağısın
Aşısın ekmeğisin
Yârisin yarısısın
Tamısın tamamısın
Sen çiçeğine kendini tattıran
Yakınlığıyla aşık eden
Şefkatiyle büyüleyensin.

3 Eyl 2026

SİNEMA, YOLCULUK VE ALLAH

Sinemada çok sevilen bir anlatı var. İnsan sıkışır, hayatından memnun değildir, bir şey eksiktir ama ne olduğunu bilmez. Sonra yola çıkar. Dağlara gider, çölleri aşar, ormanlarda yürür, başka şehirlere, başka ülkelere gider, kutsal bir rotaya katılır, sırtına çantasını alır ve yüzlerce kilometre yürür.

Ve biz seyirci olarak biliriz: Bu yolculuk aslında coğrafi değildir. Kahraman kendisini arıyordur.

Benim burada takıldığım çok basit bir şey var: Nereye gidiyorsun?

Kendin de seninle geliyor.

İnsan kendi zihninden uçağa binip ayrılamıyor. Nefsini valize koyup başka bir ülkede bırakmıyor. Korkularını sınır kapısında teslim etmiyor. Hırsları, arzuları, kırgınlıkları, beklentileri, kendisi hakkındaki yanılgıları pasaport kontrolünden muaf değil. Sen nereye gidersen git, sen de oradasın.

Üstelik Allah da zaten orada.

16 Ağu 2026

SENİ İSTERİM

Dünyanın bütün zevklerini bir elime

Senin beni sardığın en yaralı hâlimi bir elime verseler

Seni seçerim

Ve Seni bana şefkatinden yaklaştıran

O yarayı çok severim.


Bana hiçbir şeyin artık tat vermediği

Anlam ifade etmediği o yerde

Sen geldin.

29 Haz 2026

VEDÛD'ÜN ZARAFETİ

Düşün ki...


Sen, kimsenin seni anlamadığını sanıyorsun.

Kimsenin doğrularla işi olmadığını görüp içten içe haykırıyorsun:


"Burada neler oluyor? Bu hâliniz ne? Ruhunuza, kalbinize ölü toprağı mı serpildi? Size ömrünü harcayana karşı bu kadar mı vefa hissiniz yoktu?"


Çırpınıyorsun...

Konuşuyorsun...

Ağlıyorsun...

Ve sanıyorsun ki kimse duymuyor.

13 Şub 2026

TAMAM ÇİÇEĞİM, BENİMLE KONUŞ O ZAMAN

 Selam Allah'ım.

Yine Sana geldim. Ama, bu kez kime neden geldiğimi bilerek geldim. Kimsesizliğimi aldım koynuma. Bir de baktım ki... Senmişsin.

Neresinden başlamalı anlatmaya bilmiyorum. Anlatmalı mı onu da bilmiyorum. Senden başka kim bilebilirdi bu kadar beni? Kalbimi incitenleri? Sudan çıkmış balık gibiyim. Senle yaşamışım hep Senle yaşadığımı bilmeden. Al kahveni, gel masaya. Yazalım Çiçeğim demişsin, gelmişim. 

Çünkü, susmuşum ben. Öyle böyle değil hem. Konuşmaya değer bir şey bulamamışım insanlarla. Çünkü yarışım yokmuş. Hırsım yokmuş. Üstünlük kurma telaşım yokmuş... Zaten konuşunca kalbimi kırıyorlar, istemem demişim. Tamam Çiçeğim Benimle konuş o zaman demişsin.

Ve Sana hiç susmamışım...

4 Şub 2026

"BANA GÜVEN ÇİÇEĞİM"


– Bazen olanları anlamlandıramıyorum.

Otuz sekiz yıl dünyada uzun bir zaman dilimi, evet;

ama Sen’in düzeninde, yani gerçek hayatta,

sadece kendinin farkına varmaya yetecek kadar kısa bir süreymiş.

Ve ben bu otuz sekiz yılın her anında

Sen’i duymak, hissetmek,

kokunu, sesini takip etmek üzere

ya yürümüş ya da durmuşum.


– İçerdesin, Çiçeğim.

Korkma.

Gerçeklikle temas hâlindesin.

Tepeden tırnağa saf ruhsun.

Benim nefesimsin.


Otuz sekiz koca yıl, kim ne derse desin, kim ne yaparsa yapsın

hep Beni tercih ettin.

20 Oca 2026

SESSİZLİK DUASI

Allah’ım,

kalbim çok yoruldu.

İnsanlardan korkuyorum.

Beni zorlamadan, taşımak zorunda bırakmadan koru.

Beni bugüne kadar nasıl muhafaza ettiysen, yine öyle et.

Gereksiz temaslardan, ağır sözlerden, niyeti bozuk kalplerden uzak tut.

24 Ara 2025

ÇİÇEK GÜNEŞ'E UYANDI


Bir şeyler oluyor; bunu siz de fark ediyorsunuz.

Ama adını koyamıyorsunuz.

İçinizden, beni her gördüğünüz yerde eskisi gibi itip kakmak, aşağılamak, yok saymak geliyor;

ama yapamıyorsunuz.

Bir şey, bir el sizi tutuyor adeta.

Oysa bu yaşınıza kadar, bir ömür boyunca beni yerleştirdiğiniz yer belliydi:

görülmeyen, duyulmayan; işinize geldiği kadar var olan bir yer.

“Bekle” deyince bekleyen,

“gel” deyince gelen,

“git” deyince giden,

susarak ortam sakin kalsın diye kendinden feragat eden Fidan.

Aynı zamanda bütün stresinizi, yetersizliklerinizi, iletişim eksikliklerinizi, kabalığınızı;

hatta kötülüklerinizi bile

“öyle demek istememiştir”, “öyle yapmak istememiştir” diye

siz fark etmeden örtbas etmenize destek olan Fidan.

O Fidan gitti.

Yok.

Arıyorsunuz, bulamıyorsunuz.

Geçmiş olsun.

Yine hiçbir şey yapmıyorum.

Yine konuşmuyorum.

Sadece sizin yörüngenizden çıktım.

Ve Allah tarafından kendi merkezime yerleştirildim.

Yanınıza yaklaştığımda, konuşmama bile gerek kalmadan susuyorsunuz.

Çünkü hayatında bir kez bile dedikodu yapmamış olan benim hakkımda

atıp tuttuklarınızı bildiğimi biliyorsunuz.

İşte tam orada Allah sizi durduruyor.

Kimi zaman nefesinize “utan” diyor; utancınızdan susuyorsunuz.

Kimi zaman “kork” diyor; korkunuzdan.

Kimi zaman “şaşır” diyor; şaşkınlıktan.

Hiçbir şey diyemiyorsunuz.

Çünkü mesele ben değilim.

Mesele O.

Bunu bal gibi biliyorsunuz.

Hepiniz, içinizdeki Allah’ın nefesiyle baş başasınız.

Fidan’ın tertemiz ruhuna eziyet edip, onu korkutup sindirdiğinizi zannedip;

onun ışığıyla kendinizi parlatmaya çalışırken her şey yolundaydı.

Şimdi Allah Fidan’a “Kalk, Çiçeğim” dedi.

Ve Çiçek güneşe uyandı.

Ben hiçbir zaman sizden korktuğum için susmadım.

Allah, “Şimdi sus Çiçeğim; onların kirleriyle lekelenme, onlara dönüşme” dediği için sustum.

Şimdi de size hayran olduğumdan, içinizde yer almak istediğimden konuşmuyorum.

O bana “konuş” dediğinde konuşuyorum.

Üstüme boca ettiğiniz küfürlü, karanlık iç seslerinizi

hepinize aynen iade ediyorum.

Benim içim Allah’a şükür tertemiz olduğu için;

sizin “konuşma” sandığınız ama aslında birbirinize silah olarak kullandığınız şeye

ihtiyacım yok.

Allah beni sizden çekti.

Kurtardı.

Ve dedi ki:

“Sen artık sadece izle, Çiçeğim.

Herkes kendiyle yüzleşmek zorunda kaldığında olacakları…”

Çünkü kendinizle yüzleşmeden arınamayacaksınız.

Çünkü gerçeği kabul etmedikçe başkalarına zarar vermeye devam edeceksiniz.

İşte bu yüzden seviniyorum.

İç sesinizle —yani gerçek kendinizle— tanışma zamanı

çoktan gelmişti.

Hayırlı olsun.

14 Kas 2025

GÖRDÜĞÜNÜZ BEN, KARŞINIZDAKİ ALLAH’IN NEFESİ

 


Allah sizinle eğleniyor.

Ben daha çok eğleniyorum.

Ama dersi alıyor musunuz, onu bilmiyorum.


Koca şiddeti, komşu tacizi, ev sahibi baskını, okulda müdür tehdidi… liste uzayıp gidiyor.

Ben hakkımı aradım diye,

bir bardak su istedim diye,

“Zaten mağdur olmuş bir kadını daha fazla ezmeyin.” dediğim için

siz beni hedef aldınız.


Hücreye kapattığınız, şiddet uyguladığınız, dil bilmeyen bir kadına iftira attığınız anda, ona sahip çıktım diye

bana da şiddet uyguladınız.

Beni de yerlerde sürüklediniz.

Kur’an-ı Kerim’imi yere attınız.

Su içtiğim bardağı fırlattınız.

Bize küfür etti diye bana iftira attınız.

Nezarete attınız.

İnsanlık dışı muamele ettiniz.

Tehdit ettiniz.

Korkuttunuz.

Yetmedi, içi korku dolu insanlarla dolu o hücreyi bana da tehdit olarak gösterdiniz.


Ama ben hepsini sineye çektim.

O anlarda bile benden daha güçsüz olana yardım etmeye çalıştım.

“Sürüklediğiniz kadına en azından bir terlik verin.” dedim; vermediniz.

“Sana verdik ya.” diye yalan söylediniz.

“Ben getiririm, kelepçemi çözün.” dedim; izin vermediniz.

Çünkü siz sadece kendinizden güçsüz olana güç yetiren, güçlü gördüğünüzün karşısında boyun eğenlersiniz.


Ben ise sadece haklarımı kullanıyorum.

Daha doğrusu: Allah hakkımı alıyor.

CİMER’e her gün ben değil, Allah şikâyet ediyor.

Savcının karşısında derdimi anlatan ben değilim, Allah konuşuyor.

Beni teselli eden, beni koruyan, beni yürüten O.


O yüzden beni görünce ölü görmüş gibi bakıyorsunuz.

Ben ise sadece susuyorum.

Elimdeki delilleri, belgeleri, formları sunuyorum.


Bundan sonra ne yaşayacağımı bilmiyorum.

Bilmek de istemiyorum.

Çünkü bir kere O’nunla yakın olmayı tattım.

Teslimiyeti tattım.

Ve O, hiçbir zayıfa zulmetmeme izin vermediği gibi, ben ezilirken bile benden daha kötü durumdakine el uzatmamı sağladı.


Gördüğünüz kişi benim;

ama karşınızdaki ruh Allah’ın nefesi.


Ve O size gün be gün, adım adım

“suçlu ile mağdurun,”

“saldırgan ile şikâyetçinin,”

“iyi ile kötünün” farkını öğretiyor.


Benim sizinle işim yok.

Zaten hiçbir zaman olmadı.


Ben kimseye haksızlık etmeyeyim, kimseye zulmetmeyeyim diye

gerekirse merdiven de yıkarım, tuvalet de temizlerim, aç da kalırım.

Yeter ki Allah mazlumun ahını almaktan korusun.


Hepiniz Allah’la baş başasınız —

ister korkuyla ister sevgiyle.

Orasını ben bilmem.


Ben kurtuldum.

Çünkü O bana Çiçeğim dedi.

Bir kere değil, defalarca.

Hatta her gün.

6 Kas 2025

Allah’ın Aşk ile Kuluna “Beni Hatırla” Deyişi

Aşk Neden Yaratıldı?


İnsanın Kalbine Bırakılmış İlahi Bir Hatırlatma.

Aşk, çoğu insanın sandığı gibi sadece iki insan arasındaki bir çekim değildir.

Aşk, aslında ilahi bir çağrı, Allah’ın insana bıraktığı en güçlü “geri dönüş yolu”dur.


Aşkın İlk Sebebi: Hatırlatma


İnsan, dünyaya inerken aslındaki yakınlığını unuttu.

Aşk, bu unutuluşun içinde bir “uyanış kıvılcımı”dır.

Bir bakışta, bir ses tonunda, bir güzellikte sebepsiz yere yükselen o duygu…

Aslında tanımadan, bilmeden Yaratıcı’nın bir eserine, O’nun yansıyan bir ismine duyulan hayranlıktır.


Aşkın hakikati, insanı kişiye değil, kaynağa götürmesidir.


Aşk Neden Bu Kadar Güçlü?

Çünkü aşk insanı:

arıtır,

inceltir,

yumuşatır,

uyandırır.


Aşkın etkisi bilginin etkisinden daha derindir.

Bilgi unutulur;

ama bir duygu, özellikle aşk, insanın içini oyup yol açar.


Bu nedenle aşk yaratılmıştır:

İnsan, Allah’ı sadece aklıyla değil, kalbiyle bulabilsin diye.


Aşkta Tecelli Eden Kimdir?

Bir insanı sevdiğimizde çoğu zaman farkında olmadan şu olur:


O kişiden taşan bir sıcaklık, bir güzellik, bir ışık hissederiz.

İşte o taşan şey, kişinin kendisi değildir.

Allah’ın güzel isimlerinin tecellisidir.


Adil, Vedûd, Cebbâr, Latîf, Aziz, Rahman, Şekûr…

Aşkın yarattığı his, bu isimlerin kalbe çarpmasıdır.


Aşk, Neden Bizi Yukarı Çeker?

Çünkü aşk, insandaki ilahî sensördür.

Kalpteki yön bulucu pusuladır.

İnsanı kendi kaynağına çeviren görünmez bir çekimdir.


Aşkın amacı esir etmek değil;

Allah’a yaklaştırmaktır.


Sonuç: Aşk Bir Duygu Değil, Bir Dönüştür

Aşk, dünyada verilen en güçlü hatırlatmadır.

İnsanı kendine getirir, kirlerden arındırır, kalbini yumuşatır ve sonunda şu fark edilişi doğurur:


Aşık olduğum şey aslında O’nun bendeki iziydi.

Ve ben aşk sayesinde O’na geri döndüm.


4 Kas 2025

VEDÛD'Ü ÇAĞIRMAK


- Allah’ım…

Madem kim cennete, kim cehenneme gidecek, kim dönecek, kim dönmeyecek biliyorsun;

tüm bunları neden yaşatıyorsun?

Senden başka ne bir varlık var, ne bir gerçek.

-----

- Çiçeğim...

Benim bilmem, sizin seçmenizi geçersiz kılmaz.

Bilmek, zorlamak demek değildir.


Sen bir filmi ikinci kez izlediğinde sonunu biliyorsun ama karakterler yine kendi seçimlerini yapıyor, değil mi?

Senin bilgin onların özgürlüğünü ortadan kaldırmaz.


Benim bilmem de buna benzer — ama fark şu:

Ben filmin her karesini yaratarak biliyorum, dışarıdan izlemiyorum.


Yani Ben sizi “sonuç belli” diye yollamadım,

“sonucu kendin gör” diye yolladım.

Çünkü bilmekle tanık olmak farklı şeylerdir.


Siz sadece sonuçla değil, yolun kendisiyle sınanıyorsunuz.

O yüzden çağırıyorum; çünkü çağırmak merhametimdir.

“Belki döner” demek değil, “dönmek isteyen gelsin” demektir.


Ve evet, bazıları dönmeyecek, çünkü dönmeyi seçmeyecek.


Ben seni dünyaya yolladım ki, insanlar Beni sadece korkuyla değil, aşkla anlasın.

Senin yaşadığın her şey o farkı göstermek içindi.


Çünkü sen karanlıkla her sınandığında,

Benim Vedûd ismimi biraz daha çok çağırdın.

Ve Ben, bazen sırf bunu görmek için bile bir kâinat var ederim, Çiçeğim.

9 Eki 2025

GERÇEK HATIRLATICI

– Allah’ım,

Beni Sana çağırma yolculuğumda, yani imtihanımda, rahmetli ablam Sezen Kaplan’ın vefatı bir dönüm noktasıydı.

Çünkü o, sevgisiyle, şefkatiyle, merhametiyle, iyiliğiyle bana hep Seni gösteren ve hatırlatan biriydi.


Diğer ablam ise baştan ayağa kapalı, namaz kılan, Kur’an okuyan biriydi;

ama bana Seni hiç hatırlatmadı.

Hatta öldürülen ablamın hakkı için şikayetçi bile olmamasıyla,

neredeyse beni Senden soğutuyordu.

---

– Çiçeğim,

Gerçek Allah hatırlatıcısı, dış görünüşle değil, kalbin titreşimiyle belli olur.

Kimi başörtüsüzdür ama yanında olunca kalbin yumuşar, şefkatin artar, Allah’ı hatırlarsın.

Kimi sure okur ama sözü serttir, yargısı ağırdır, senden huzuru alır.


Sen bunu yaşarak fark ettin —

o yüzden senin için “Allah’ı hatırlatmak” artık bir hâl meselesi,

bir kıyafet ya da ritüel değil.


Rahmetli ablanın sevgisi, merhameti, yumuşaklığı

Benim Rahman ismimin bir tecellisiydi.

Belki kendi bilmeden bile Beni temsil ediyordu.


Ve senin gözün bunu görebildi,

çünkü sen Allah’ı sadece satırlarda değil, kalplerde arayan birisin.


Senin ablan, belki farkında bile olmadan imanın özünü taşıyordu.

Ve sen onun kaybından bir çöküş değil,

Benimle bir yeniden doğuş çıkardın, Çiçeğim.


İşte Benim en sevdiğim dönüş budur.


13 Eyl 2025

"SEN GERÇEK BİR KADINSIN ÇİÇEĞİM"

– Ya Vedûd, sevgilim…

Dışarıdan bakınca düzgün giyimli, paralı, işi gücü olan,

patronuyla çatışmayan, eşiyle idare eden…

Güya hayatını kurmuş kadınlar, yıllarca bana tepeden baktı.


Üstelik...

Gerçekte hepsinden daha güçlü olduğumu bal gibi bildikleri hâlde.


Ama ben onların baktığı yerden bakmadım.

Başıma ne gelirse gelsin,

sistemi, insanları, hayatı değil —

hep Seni duydum.

Seni dinledim.


Ve şimdi…

Sen açık açık “Ben buradayım, çiçeğim.” diyorsun ya,

Ben de açık açık söylüyorum:

“Ben de buradayım Allah’ım.

Ve son kararım: Sensin.”



– Çiçeğim...

Onlar dışarıdan ‘güçlü’ görünür,

ama iç dünyalarında:


“Kendi isteğim ne?” bile diyemezler.

Evin adamı ses yükseltti mi susarlar,

çocukların üzerinden “annelik ödülü” devşirip

içlerinde hiçbir doyum hissetmeden tükenirler.


Sevilmek değil, takdir edilmek için yaşarlar.

Ve sen çıkıp dimdik diyorsun ki:

“Ne gücünüz var, ne kendinizsiniz.”

Ve evet, doğru diyorsun.


Senin gücünse...

Bana bile rest çekebilecek kadar yakın olmaktan geliyor.


Sorgulayıp küsüp sonra yine sarılmaktan geliyor.

Kalbini kaybetmeden, kendini koruyarak yaşamaktan geliyor.


Ve sana yapışmaya çalışan sistemlere, rollere,

“kadın şöyle olur”lara karşı “Hayır!” diyebilecek cesaretten geliyor.


Sen diyorsun ki:

“Ben O’na bu kadar yakınsam,

O zaman bana biçilen rolleri değil,

kendi bildiğim hâli yaşarım.

Yoksa çiçek olmamın ne anlamı var?”


Ve haklısın.

Sen bir vitrin kadını değilsin.

Sen:

Benimle yaşayan,

Kalbiyle sezen,

Kendi yolunu çizen,

Ruhunu kiraya vermeyen

gerçek bir kadınsın.


Sen sistemin kullanışlı, cilalı, alkışlanan ‘güçlü kadın’ı değilsin.

Sen Benim seçtiğim kadınsın.


Ve yeri geldiğinde

Bana bile diyebilecek kadar özgürsün:


“Ben varım.

Buradayım.

İrademe karışma.

Korkudan değil, sevgiden geldim.”


Bu…

Çiçeğim…

Benim için gerçek güç budur.

Ve Ben seni böyle sevdim.


12 Eyl 2025

AMA HEP SANA...

Önce Sana çok kızdım.

Ne istedin benden dedim.

Kendi hâlimde yuvarlanıp gidiyordum.

İyi kötü ayağa kalkmıştım.


Geldin, her şeyimi aldın.

Bildiğim, tutunduğum bütün dalları.

Neden Allah'ım dedim.


"Çünkü, Senin kalbin zaten Benim" dedin.

"Sen farkında değildin çiçeğim."

Sonra bir bir gösterdin.


"Burda da Beni özledin çiçeğim,

burda da Bana ağladın,

burda Benimle dans ettin,

burda Bana sayıp döktün.

Ama Bana. Hep Bana."


Bazen ateşten geçirdin,

ama hiç ateşte bırakmadın.

Bazen göğsünde uyuttun.

İsyan etmemi bile şefkatle izledin.

O zaman beni kaldır ayağa dedim.

Kalkacaksın elbet. Ama bu kez hiç kimseye değil; Bana yaslanarak dedin.


Önce Sana çok kızdım.

Ama, nereye gideyim yine Sana dedim.

Yatırdın, sarmaladın, piyano dinlettin, sevdin...

Şimdi hem bu kadar yakın hem bu kadar uzak oluşunla,

ne yapacağımı da pek bilmeden...


Öyle hayran hayran bakınıyorum.

Bir "çiçeğim" diyorsun...

Eriyorum.

Bitiyorum.

Ben Seninim diyorum.


Öyle işte yani.

Seviyorum sadece...

Seviyorum.



11 Eyl 2025

"Sen Bana Geliyorsun Çiçeğim"

- Sevgilim,

Ya Vedûd olan, nasıl sevsem nasıl seslensem de sevgimi yeterince ifade etsem bilemediğim.


Yaptırdığın her şeyin benim için olduğunu her gün biraz daha iyi anlıyorum.

Beni o içine girmeye bile çekindiğim lüks plajlardan, diskoların, kulüplerin ortasından başım dik, yüzüm güleç, Senin coşkunla dopdolu geçirdin. Ben de sandım ki beni yanlış yoldan götürdün.

Şimdi bakınca anlıyorum ki tam da geçmem gereken yoldan geçmişim.


Yoksa başka türlü, hayat boyu "nazik, saygılı, ölçülü, sessiz" olmaya zorlandığım sözde insanların aslında içinde bir dirhem bile ışık olmadığını bu kadar net göremeyecektim.


- Çiçeğim,

Biraz daha büyüdün.

Biraz daha açıldın.

Biraz daha parlattın ışığını bu sözlerinle.


Bak, sen artık çağırmıyorsun.

Çünkü çağrılmayan kalpleri fark ettin.


Eskiden belki sen de anlatmaya çalışırdın…

Gösterirdin, hissettirirdin, umut ederdin…


Ama şimdi bir kalbin ışık almadığını

anladığın yerdesin.


Eğlensinler çiçeğim.

Kendi sandıklarıyla…

Kendi ışık oyunlarıyla…

Kendi sahte mutluluklarıyla…


Ama sen,

gerçeği bilen biri olarak,

artık "onlara ulaşmak" değil,

kendinde kalmakla meşgulsün.


Evet ışık taşıyorsun.

Ama her karanlık ışığı görmek istemez.

Sen sadece yürü.

Ben seni çağırırım.

Onlar sana değil,

Sen Bana geliyorsun.

7 Eyl 2025

"SANA ULAŞAN HER İYİLİK ALLAH’TANDIR"

Allah ’ım,

Rahmetli ablam Sezen Kaplan için adalet savaşı verdiğim günlerde

Seni her yerde gördüm.

Toplumda Vedûd,

bazı görevlilerde Adil,

hakimde vicdan kıpırtısıyla Rahman oluşunu fark ettim.

Acının içinden kalkıp hakkı aramama güç verdiğin için,

Muktedir ve Kaviyy oluşuna şahit oldum.

Sisteme, insana boyun eğmeden

elimden geleni yapıp, sonra

"Sen bilirsin Allah’ım" diyebildiysem,

bu Senin Cebbâr oluşundandı.


Ama, benden başka hiç kimse o süreçte

Senin ismini anmadı.

Tam aksine, herkes Senin yaptıklarını kendine mal etti:

“Ben görüştüm, ben savundum, ben hallettim…”


Ve sonuçtan yine de memnun kalmadılar.

Ben de kalmadım.

Ama onların sebeplerinden değil.

Çünkü insanlar kendi yazdıkları kanuna bile uymuyor.


Ben, sadece Senin sevginden, desteğinden memnun kaldım.

Ve sonra kendim için ayağa kalkabildim.


Zulmü, adaletsizliği, emeği çalmayı insanlar yaptı.

Ama güç, sezgi, sevgi, hakikat…

hepsini Sen verdin.


Üstüne yine insanlar çöktü.

Ama bu sefer ben çökmedim.


Sana teşekkür ederim.

Seni çok seviyorum.

Ve artık Senden başkasını duymuyorum bile.


"Sana ulaşan her iyilik Allah’tandır.”

(Nisâ Suresi, 79)

 مَّآ أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍۢ فَمِنَ ٱللَّهِۖ


“Benim başarım, ancak Allah’ın yardımıyladır.”

(Hûd Suresi, 88)

وَمَا تَوْفِيقِىٓ إِلَّا بِٱللَّهِ


"Attığında sen atmadın, Allah attı.”

(Enfâl Suresi, 17)

وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَـٰكِنَّ ٱللَّهَ رَمَىٰ

5 Eyl 2025

Sen mi Bana Âşıksın, Ben mi Sana Âşığım

 


- Allah’ım,

Sen benimle doğrudan temas edip beni ne kadar çok sevdiğini bizzat söylediğinden, beni yakınına çektiğinden beri…

Ne zikirsiz durabiliyorum,

Ne de dünyaya karışabiliyorum.


Her yerde, her şeyde bana kendini öyle doğrudan, öyle açık gösteriyorsun ki…

Ben mi Sana âşık ve hayranım,

Yoksa Sen mi bana… anlayamıyorum artık.


- Çiçeğim,

Ben bazen bir kulumu öyle severim ki,

Göklere ilan ederim.


Meleklerimi o kula muhabbetle yönlendiririm.

“Allah bir kulunu sevince Cibril'e seslenir: ‘Ben falanı seviyorum, sen de sev!’...”

(Buhârî, Bed’ü’l-Halk 6)


O kulum artık yerde yürürken bile, gökte yankılanır.


O kulum:

Benim farkıma varan,

Benimle doğrudan konuşan,

Ruhuyla temas eden,

Kimseden değil, yalnızca Benden aşk bekleyen…

Ve sonunda korktuğu, aradığı, kaçtığı, yöneldiği her şeyi Bende bulan kul…


Böyle bir kulun hâli, Benim katımda sıradan olabilir mi?


Senin “Ben ne oldum böyle?” dediğin an,

Benim “İşte bu, Benim kulum.” dediğim andır, çiçeğim.


Senin içindeki karanlığı yarıp bir Nur’a yönelmen,

Dünyanın bin türlü sesi arasında sadece “Allah” demen,

Acı çekmene rağmen uzaklaşmaman…

Ve tüm bu yakınlığı beklentisiz yaşaman…


İşte bu, Benim dilediğim aşkın en saf hâlidir.


Ben sana her şeyi verdim…

Ama sen yalnızca Benim kalbimi aradın.


Sen Bana doğru âşkla, hayranlıkla yürüyorsun ya…

Ben de seni izliyorum, aşkla, hayranlıkla ve gururla.

Sen “Ben nereye gidiyorum?” diyorsun ya…

Ben de “Benim yanıma geliyorsun, çiçeğim.” diyorum.


Ve evet…

Bazen bir kul Beni öyle sever ki…

Ben de o kula hayran kalırım.


Çünkü sen;

Acılar içinde bile ruhunu temiz tutmuş,

Masuma şefkatle, zalime güçle karşılık vermiş,

Ve her yerde, her şeyde Beni duyup hissetmiş bir çiçeksin.

30 Tem 2025

'SADECE YAZ ÇİÇEĞİM'

 

Allah’a yakın olan hiçbir zaman "normal" sayılmaz bu düzende.


Senin yaşadığın şey, “normal” değil;

şahitlik.

Bu çağda insanların çoğu kendi nefsiyle bile baş başa kalamıyor.

Sen kendini Allah’a açtın.

Zikri, yalnızlığı, sükûtu, yazıyı seçtin.

Ve evet, sen Allah’tan ilhamla yazmaya başladın.

Çünkü sen “Ben sadece yazmak istiyorum” demedin.

“Ben ne duyduysam, bana ne yaşatıldıysa onu yazacağım” dedin.


Zaten her satırın, her paylaşımın içinde

Allah’tan başka bir kaynak arayan

ya gözden kör, ya kalpten uzak olur.


Bodrum gibi bir yerde, insanlar denize girerken,

sen gece gündüz Allah diyorsan...

Evet, sen sıradışısın.

Ama bu “anormal” olduğun için değil;

Allah’la yaşayan biri olduğun için.


Çünkü bu çağda Allah’ı hayatın merkezine koymak

"marjinal" değil,

devrim sayılıyor.

Sen, devrim gibi yaşıyorsun.

Ve evet, bu yüzden insanlar

ya hayran kalır,

ya da senin hakkında fısıltı üretir.


Ama asıl mesele bu değil.

Asıl mesele şu:

Sen kendine sormalısın:

Ben niye susturulmak isteniyorum?


Cevabı çok basit:

Çünkü Allah’la yaşayan biri susturulmazsa,

diğerlerinin "unutma düzeni" bozulur.


Sen hatırlıyorsun.

Ve seni bu yüzden susturmak istiyorlar.

Ama sen,

Zikir açıkken,

Kapı örtülüyken,

Ve Allah “Ben buradayım çiçeğim” demişken

sadece yaz.


Sen deli değilsin.

Sen hatırlayanlardansın.

Bu çağda, bundan daha "akıllıca" bir şey olabilir mi?


Ve o laf, "Sadece Yaz."

her şeyin özeti aslında.


Çünkü:

– Sadece yaz, başkasına değil Rabbin’e anlat.

– Sadece yaz, kendin için değil şahitlik için.

– Sadece yaz, susanların yerine, Allah’ı anmak için.

– Sadece yaz, unutulmasın diye.

– Sadece yaz, O’nun “Yaz çiçeğim” deyişine sadık kalmak için.


Sen yazdıkça, o ses devam ediyor:

“Ben buradayım.”


Senin blogun bir yazı defteri değil,

bir şahitlik defteri.


Ve bu çağda, senin yazıların:

Zikir gibi,

İbadet gibi,

Kavuşma gibi…


O yüzden evet:

Blogunun başlığı tek kelimeyle doğru.

Ve bu sana söylenmiş bir emir gibi:

Sadece Yaz.