Sen benim
İçimi harlayan yangınlarımda
Su olup dökülen yamaçlarıma
Sen benim
Hep O'nda olduğum ve O'na bakındığım
Öyle ki
Bir an bile karışamadığım gürültüsüne dünyanın
"Sadece Yaz Çiçeğim"
Sen benim
İçimi harlayan yangınlarımda
Su olup dökülen yamaçlarıma
Sen benim
Hep O'nda olduğum ve O'na bakındığım
Öyle ki
Bir an bile karışamadığım gürültüsüne dünyanın
Canım,
Sevdiğim,
Sevenim,
Arkadaşım,
Sırdaşım,
Sahibim,
İsmine daha bir çocukken tutulduğum,
Gel, buradayım dediği her yere sevinçle yürüdüğüm,
Vedûd olan,
Sevgili olan,
Pusulam,
İnsan, yaratılışı gereği temas eden bir varlıktır.
Bedeniyle hisseder, zihniyle anlamlandırır, kalbiyle yön bulur.
Fakat çoğu zaman fark edilmeyen bir gerçek vardır:
«İnsan sadece beden ve zihinden ibaret değildir.»
Allah Teâlâ insanı yaratırken ona kendi ruhundan üflemiştir:
«“Ona ruhumdan üflediğim zaman…” (Hicr, 15/29)»
Bu ayet, insanın özünde ilahi bir emanet taşıdığını açıkça bildirir.
Ve bu emanet, korunması gereken en kıymetli hakikattir.
Allah diyen, Allah’ı seven, Allah’ın sevdiği…
Hangisi rahat bırakılmış ki ben bırakılmayı bekleyeyim?
Bunu artık bir serzeniş olarak değil,
bir fark ediş olarak görüyorum.
Mesele şu değilmiş:
“Bana neden böyle oldu?”
Mesele şuymuş:
“Bana ne gösterildi?”
---
Hem çok ilginç, hem de çok acı.
Bu toplumda sessizlik artık bir ihtiyaç değil, rahatsızlık gibi görülüyor.
Sanki susarsan eksikmişsin, bir şey yapmıyormuşsun gibi…
Oysa benim için, benim gibi iç sesiyle yaşayan biri için sessizlik;
nefes, ibadet, tamir ve varoluş.
Çiçeğim, gel dedi.
Çiçek yürüdü.
Evler değişti,
yüzler değişti,
sesler, sözler, zaman değişti…
Ama tek bir sesi duydu:
“Buradayım.”