Allah’ım…
Bana verdiklerin için Sana şükürler olsun.
Ama en çok da, vermediklerin için…
Beni koruduğun, uzak tuttuğun, nasip etmediğin her şey için…
Ben bazen bilmedim, istedim, zorladım…
Ama Sen bildin.
Benim görmediğimi gördün, beni sakındırdın.
"Sadece Yaz Çiçeğim"
Allah’ım…
Bana verdiklerin için Sana şükürler olsun.
Ama en çok da, vermediklerin için…
Beni koruduğun, uzak tuttuğun, nasip etmediğin her şey için…
Ben bazen bilmedim, istedim, zorladım…
Ama Sen bildin.
Benim görmediğimi gördün, beni sakındırdın.
Merkezin Sen olduğunu anladığımdan beri,
daha doğrusu Sen bunu bana en savunmasız, en yıkık, en bitkin anlarımda
sevgiyle, şefkatle gösterdiğinden beri…
gerçek bir dünyaya uyanmış gibiyim.
Bana kendi anlamımı verdin.
Bir ömür boyunca kendime veremediğim…
insanlar “sen neden böylesin?” dedikçe
ben de kendime “neden böyleyim?” diye yüklendiğim hâlimi…
Filmin en başında bir sahne vardı.
Kadın, kendi evinde, tek başına…
İlk kez gerçekten duruyor ve Allah’la konuşuyordu.
Ne aracı vardı,
ne süslü cümleler,
ne de birine anlatma ihtiyacı…
Hepsini anladım El-Vedûd…
Senin ne kadar büyük olduğunu, buna rağmen benim hassas kalbime ne kadar ince dokunduğunu…
Ne kadar şefkatle çağırıp koynuna aldığını…
Ama dile kolay…
Bir ömür…
Otuz sekiz yıl…
Ne için olduğunu bir kez bile anlayamadığım bir koşuşturma…
Bir telaş…
Bir yarış…
Sevgi seni kaybettirmez.
Seni sana geri verir.
Ben gerçek sevgiyi;
bir insanda, bir hayvanda, bir eşyada, bir ödülde ya da bir olayda değil…
sadece O’nda tattım.
Çünkü O gözümü açtı.
Bana beni gösterdi.
Ve Kendini…
Yakınlığıyla, güzelliğiyle, sevgisiyle.
Seni özlüyorum.
Hem de tam içimde olduğunu bilerek…
Ve benim de Senin içinde olduğumu bilerek.
Sabredenlerle beraber olduğunu biliyorum.
Ve bu sabrın neye olduğunu da gösterdin bana:
İnsanların hırslarına…
Yarışlarına…
Kibirlerine, egolarına…
Bitmeyen telaşlarına…
Duramayışlarına…
Gerçek bağ kuramayışlarına…