Sen o kadar güzelsin ki
İnsanlardan gelen bin derdin ortasında
Sen'den gelen tek bir damla yetiyor
Çiçeğinin aklını başından almaya.
Sen kusursuz bir sevgilisin.
Büyüleyicisin.
Her yerde, her şeydesin.
Bendesin.
"Sadece Yaz Çiçeğim"
Sen o kadar güzelsin ki
İnsanlardan gelen bin derdin ortasında
Sen'den gelen tek bir damla yetiyor
Çiçeğinin aklını başından almaya.
Sen kusursuz bir sevgilisin.
Büyüleyicisin.
Her yerde, her şeydesin.
Bendesin.
Dogtooth'u izlerken Lanthimos'un dünyasında şu soru çok güçlü:
“Bize öğretilen şey gerçekten doğru mu?”
Ben bir adım daha soruyorum:
“Peki öğrendiğimiz şeyin yanlış olduğunu fark ettikten sonra nereye gideceğiz?”
Dogtooth burada çok iyi bir teşhis koyuyor.
Yönetmen aileyi öyle uç ve kapalı bir hale getiriyor ki ilk bakışta “Bu nasıl bir dünya?” diyoruz. Ama biraz düşününce o dünyanın dışarıdaki dünyadan bütünüyle farklı olmadığını fark ediyoruz. Sadece ölçeği küçültülmüş ve mekanizma görünür hale getirilmiş.
Aile, dünyanın bir minyatürü gibi.
Benim hüznüm
Sen'den ayrı olmanın hüznüymüş
Ve hep buymuş meğer.
Kalabalıkların ortasında benim burda ne işim var diye sorgulayışlarım
Etrafıma birini bir şeyi arar gibi bakışlarım
İçimin dehlizlerinde kaybolmuşçasına susuşlarım
Çünkü kalbimin sessizliğinde Sen'i duymak isteyişim
Hep yokluğundanmış.
Yok sandığım varlığın
Kuşatmış tüm hücrelerimi
Gittikçe kocalan bir bedenin tam içinde
Anne diye ağlayan bir çocuğun mahzunluğu
Ve sevgilim Sen neredesin diye kavrulan bir kadın
Duruyormuş benliğimde.
Film daha başından bana huzursuz bir iç dünyanın ürünü gibi geldi. İnsanların yalnızlığı, sevgisizliği, bağ kuramaması, birbirine ulaşamaması çözülmeye çalışılıyor ama çözüm yine insanı insana zorlamakta aranıyor.
Ödül, ceza, baskı, eşleştirme, süre, av, dönüşüm…
Her şey var; sevgi yok.
İnsanlar teknolojiyi, sistemi, düzeni kurmuşlar. Her şeyi kontrol edebileceklerini düşünüyorlar. Kimin kimle eşleşeceğine, ne kadar yalnız kalabileceğine, hangi özelliğin “uygun” olduğuna, hatta insanın hangi hayvana dönüşeceğine karar verebileceklerini sanıyorlar.
İnsan aklıyla çok şey yapmış ama giderek ruhunu, kalbini, merhametini kaybetmiş gibi.
Kaybettiği şeyi de yine kontrol ederek geri kazanmaya çalışıyor.
Oysa insan kendi iç dünyasını bile bütünüyle yönetemiyor.
Kur'an'ı okudukça insanın en çok hayran kaldığı şeylerden biri, Allah'ın kendini bize tanıtış biçimi oluyor.
O'nu tanımaya başladıkça korkudan çok hayranlık, hayranlıktan çok sevgi, sevgiden de öte bir yakınlık hissediyor insan.
Kur'an'da Allah'ın isimlerinden biri el-Vedûd'dur.
Vedûd, sadece "seven" demek değildir. Aynı zamanda sevilmeye en layık olan demektir.
Ne güzel bir isim...