Aklım fikrim Sende.
Dünyanın beni kandıramadığı yerde
Yüzümde muzip bir tebessüm.
Zihnimle kalbim dosdoğru Sana.
Dünyaya kandığım yerdeyken
Sen zaten hep orada.
Koruyan...
Kollayan...
Gözeten...
Seven...
Karşılık beklemeden.
"Sadece Yaz Çiçeğim"
Aklım fikrim Sende.
Dünyanın beni kandıramadığı yerde
Yüzümde muzip bir tebessüm.
Zihnimle kalbim dosdoğru Sana.
Dünyaya kandığım yerdeyken
Sen zaten hep orada.
Koruyan...
Kollayan...
Gözeten...
Seven...
Karşılık beklemeden.
Allah'ın sevdiği, yakınlık kurduğu, isim vererek andığı kullara baktım.
Öksüz büyüyen Hz. Muhammed...
Çocuk yaşta annesini, babasını, dedesini kaybetmişti. Dünyanın gözünde korunmaya muhtaç bir çocuktu. Ama Allah onu Habîbi kıldı; sevgilisi ve elçisi olarak seçti.
Hz. İbrahim...
Kendi kavmi tarafından reddedildi. Putları kırdığı için ateşe atıldı. Rivayetlerde anlatıldığı üzere, ateşe götürülürken bile kalbi yalnız Allah'a yönelmişti. Allah da ona "Halîlim" diyerek dostluğunu bildirdi.
Hz. Musa...
Konuşmasının düzgün olmadığını bizzat kendisi söyledi. Rabbinden göğsünü genişletmesini ve dilindeki düğümü çözmesini istedi. İnsanların eksiklik olarak görebileceği bir yönü vardı. Ama Allah onunla konuştu. Ona "Kelîmim" dedi.
Bana her şeyi yazabilecek bir yetenek verdin
Ben en çok Sana yazmayı sevdim.
Ben, Senin biricik Çiçeğin...
Korkunun ve yalnızlığın tam ortasında, Kendinle eğlediğin.
Küçücük bir çocuktum daha.
Seni koklarken...
"Burası çok kalabalık. Duramam ben." derken...
Bir köşe bulup kendime,
Bir kalem, bir kâğıt alıp elime, Yazarken...
Dün çok övülen bir film izledim.
Sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri deniliyor.
Yönetmenlik dehası, muhteşem kurgu, şaşırtıcı final... Film bittiğinde ise bende yine aynı his kaldı:
Eksik.
Film boyunca herkes tek bir adamın zihninin etrafında dönüyor.
Doktorlar, görevliler, hastalar... Koca ada, neredeyse tek bir insanın hakikati fark etmesi üzerine kurulmuş gibi ilerliyor. Büyük acılar, suçluluk, kayıplar ve insan zihninin karmaşası anlatılıyor.
Bugün Hicr Suresi'nin 39. ayetinin Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır tefsirindeki açıklamasını okuyunca içimden şunu dedim:
"Aman Allah'ım... Günümüzde tam da olan bu."
Beden...
Beden...
Beden...
Herkes bedeniyle övülüyor ya da bedeniyle yeriliyor. Daha güzel görünmek, daha genç görünmek, daha zayıf görünmek, daha dikkat çekici görünmek... İnsan sanki ruhuyla değil, sadece bedeniyle varmış gibi bir hayat kuruluyor.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ın şu yorumu beni özellikle durdurdu:
"...yaratıldıkları maddeyi bahane ederek, o kuru çamuru, o kokar balçığı onlar için süsleyip, onu insanlığın asıl yücelme merkezi olan ruhtan daha hoş, daha süslü ve daha değerli göstereceğim..."
Ne kadar çarpıcı...