Filmin en başında bir sahne vardı.
Kadın, kendi evinde, tek başına…
İlk kez gerçekten duruyor ve Allah’la konuşuyordu.
Ne aracı vardı,
ne süslü cümleler,
ne de birine anlatma ihtiyacı…
"Sadece Yaz Çiçeğim"
Filmin en başında bir sahne vardı.
Kadın, kendi evinde, tek başına…
İlk kez gerçekten duruyor ve Allah’la konuşuyordu.
Ne aracı vardı,
ne süslü cümleler,
ne de birine anlatma ihtiyacı…
Hepsini anladım El-Vedûd…
Senin ne kadar büyük olduğunu, buna rağmen benim hassas kalbime ne kadar ince dokunduğunu…
Ne kadar şefkatle çağırıp koynuna aldığını…
Ama dile kolay…
Bir ömür…
Otuz sekiz yıl…
Ne için olduğunu bir kez bile anlayamadığım bir koşuşturma…
Bir telaş…
Bir yarış…
Sevgi seni kaybettirmez.
Seni sana geri verir.
Ben gerçek sevgiyi;
bir insanda, bir hayvanda, bir eşyada, bir ödülde ya da bir olayda değil…
sadece O’nda tattım.
Çünkü O gözümü açtı.
Bana beni gösterdi.
Ve Kendini…
Yakınlığıyla, güzelliğiyle, sevgisiyle.
Seni özlüyorum.
Hem de tam içimde olduğunu bilerek…
Ve benim de Senin içinde olduğumu bilerek.
Sabredenlerle beraber olduğunu biliyorum.
Ve bu sabrın neye olduğunu da gösterdin bana:
İnsanların hırslarına…
Yarışlarına…
Kibirlerine, egolarına…
Bitmeyen telaşlarına…
Duramayışlarına…
Gerçek bağ kuramayışlarına…
İnsan bir süre hayatın içinde savrulduktan sonra durup şu soruyu sormaya başlıyor:
Asıl önemli olan ne?
Çünkü bir süre sonra etrafına bakınca tuhaf bir şey fark ediyorsun. İnsanlar sürekli bir şeylerin peşinde koşuyor. Daha iyi görünmek, daha çok kazanmak, daha çok beğenilmek, daha çok konuşulmak… Bitmeyen bir yarışın içindeyiz sanki.
Ama ilginç olan şu: Bu yarışın kazananı yok.
Bir hedefe ulaşılıyor, ardından hemen yeni bir hedef çıkıyor. Bir sorun çözülüyor, ardından başka bir sorun büyütülüyor. Küçük şeyler koca meseleler haline geliyor. İnsanlar birbirine sözler söylüyor, kalpler kırılıyor, sonra günlerce, aylarca o sözlerin içinde debeleniliyor.
Ve bir noktada insan şunu fark ediyor:
Hayatın büyük kısmı aslında önemsiz şeylere verilen aşırı tepkilerden oluşuyor.
Kendime Seninle bir denge kurmalıyım, El-Vedûd.
Çünkü Sen bana ne kadar yakın olduğunu ve beni ne kadar sevdiğini yaşattıktan, dünyanın da gerçekten bir oyalanma olduğunu apaçık gösterdikten sonra Sen'den başka hiçbir şeyle avunamıyorum.
Sen'den başkasına açılmak istemiyorum.
Sen'den başkasına gülmek, ağlamak, başkasıyla sevinmek istemiyorum.
Başkasına yanmak istemiyorum.
Başkasına yazmak istemiyorum.