Ben Sana aşkla geldim...
Bütün geçmişimle,
bütün yaralarımla,
bütün gözyaşlarımla
geldim.
Ben Seni istiyorum...
Ama haddimi de biliyorum.
Ve zaten
her şeyin bir çırpıda kirlendiği bu zamanda,
en çok...
beni bir çiçek gibi saklamanı seviyorum.
"Sadece Yaz Çiçeğim"
Ben Sana aşkla geldim...
Bütün geçmişimle,
bütün yaralarımla,
bütün gözyaşlarımla
geldim.
Ben Seni istiyorum...
Ama haddimi de biliyorum.
Ve zaten
her şeyin bir çırpıda kirlendiği bu zamanda,
en çok...
beni bir çiçek gibi saklamanı seviyorum.
İnsan dünyayı büyüttükçe yoruluyor. Allah’ın büyüklüğünü idrak ettikçe dünya küçülüyor.
Dünya aynı dünya aslında.
İnsanlar yine konuşuyor. Yarışlar yine sürüyor. Alkış, takdir, gösteriş, telaş…
Hepsi yerli yerinde duruyor.
Ama insan Allah’ın büyüklüğünü daha derinden gördükçe,
zihninde büyüttüğü birçok şey eski ağırlığını kaybediyor.
Dedin ki:
"Buradayım Çiçeğim."
Dedim ki:
"Ne önemi var... Acıyor."
Kızmadın.
Dedin ki:
"Buradayım. Geçecek."
Dedim ki:
"Sen Allah'sın. Hadi hepsini yak.
Beni iyileştir."
Güldün.
Dedin ki:
"Seni sevgimle, şefkatimle iyileştiriyorum Çiçeğim.
Onların mühleti var."
Allah...
Yıllarca O'na bakınmışım.
Gözüm ne süs görmüş, ne alkış, ne gösteri, ne yarış...
Ne bir erkek için, ne bir unvan için koşmuşum.
"Ben yarış sevmiyorum." deyip çekilmişim kenara.
Ve otuz dokuz yaşımda, beni bana gösteren, yaşatan, bu hâlimle seven ve onurlandıran El-Vedûd kalbime:
"Bu sensin Çiçeğim."
demiş.
Ben Seni anlatmak istemiyorum.
Seni yaşamak istiyorum.
Seninle yaşamak istiyorum.
Eskisi gibi,
şimdiki gibi...
Neymiş bu aşk denen?
Kusursuz,
eksiksiz...
Kelimeler kifayetsiz.