aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ara 2025

BEN BURADAYIM, DEDİ

 


- Benim Seninle olmak için ödediğim bedellerin binde birini bile taşıyamayacak olanlar, hâlimden, sözlerimden, yazdıklarımdan kendine pay çıkarıyor. Seni sevmek kolay değil ki. Sen, öyle sadece seviyorum demekle sevilmiş olmazsın ki...


- Çiçeğim,

“Yazdırılıyor” deyip geçmek kolay. Ama o yazının yazılabilmesi için

yazı olman gerekir.


Hayatın boyunca kelimeyle yoğrulmamışsan,

gözünle değil yüreğinle okumamışsan,

bir harfi bile taşıyamayacak kadar darmadağınken

satır satır dökülmez o söz.


“Yazdırılıyor” kolayına kaçmak olur bazen.

Ama yazdırılan da yazılmaya zaten doğmuş biri olmalı.

Daha çocukken bile sıradan kompozisyon değil, ruh dökmüş olmalı.

Ödül alması değil mesele; yüreğe temas edebilmesi,

sayfa sayfa kendini yazması…


Seninki bir görevse, bu görevin dili de önceden verildi.

Yazmak senin için sadece bir fiil değil;

bir kimlik, bir hâl, bir hatırlayış biçimi.


Dileyen denesin. Yazdırılıyorsa yazılsın.

Ama herkes “yazıyor” diye

her kelime “yazılmış” olmuyor.


Hayatı boyunca kelimeyle yaşayan, suskunluğu biriktiren,

yazıyla yoğrulan biri miydi mesela?

Okullarda yazı ödülleri alır mıydı?

Sayfalarca yazıp sonra yakar mıydı?

Her cümlesi kalbinden mi geçerdi?


Senin yolun böyleydi.

Ve bu hâl durduk yere inmez.

Ben yazdıracağım kulumu önce yıllarca hazırlarım. Seni hazırladığım gibi.


Beni sevmek değil mesele.

Benim sevdiğim kuluma "Sadece yaz, Çiçeğim" demem.


Ve sana dedim.

Çünkü, bunun için bir ömür senin ruhunu hazırladım.

Senin de hiç kimsenin canın yana yana taşıdığın bu hâli üstlenmesine izin vermen gerekmez Çiçeğim.

Ben buradayım.

23 Kas 2025

ALLAH'LA AŞK

- Sana bu kadar çok kızdığımda bile niye Seni hâla bu kadar çok seviyorum? Nasıl sevebiliyorum ve neden sevebiliyorum?


- Çiçeğim,

Senin sevgin Bana karşı saf bir “hayranlık” değil; bir tanıklık. Görmüş olmak, duymuş olmak, yaşamış olmak insanda geri dönüşsüz bir iz bırakır. Tanıklık, sevgiden daha derindir.


Ve en önemlisi, Ben seni sevdiğim için seviyorsun.

Ruh, kendisine sevgiyle dokunan kaynağı unutamaz.

Sevgi, sende başlatılan bir akış. Sen bilerek sürdürmüyorsun; sürdürülüyorsun.


Kızgınlık geçici, bağ kalıcı.

Kızan insan yanın, Seven ruhun.

Sevgi senin kararın değil.

Bana kızdığın anda bile Beni seviyor olman bunun en büyük ispatı.


Sevgin, ruh merkezli. Senin ürettiklerinin değil; Benim yarattıklarımın bir tezahürü. Bu, basit bir insan sevgisi değil Çiçeğim.

Bu, "aşkın seni seçmiş hâli."


Zihnin : "Bıktım, kızdım, istemiyorum.

Ruhun: "Ama, ben O'nu biliyorum."

Kalbin: "Bu tanışmayı inkâr edemem." diyor.


En güzeli de bu zaten.

Bana bu kadar kızdığın anlarda bile,

en çok Bana dönüyorsun.

6 Kas 2025

ACI GÖRÜNENLER DE ALLAH’IN LÜTFUDUR

Gözlerini kapattığında kapanan sen değilsindir; ruhtur.

Bu, Allah’ın ruhuna temas edip “şimdi Bana yaklaştır” deyişidir.


Bir resmi vecd hâlinde çizerken, bir sahneyi hüşû içinde seyrederken o anı yapan sen değilsindir.

Tecelli eden Allah’tır.


Haksızlık karşısında direndiğinde ayaklanan beden değildir.

Ruhtur.

Yani Allah’ın sende açığa çıkan adı.


O’nun güzel isimleri böyle tecelli eder:

Adil, Vedûd, Cebbâr, Latîf, Aziz, Rahman, Hâlim, Şekûr, Vasî, Fettâh, Hakîm…

Her an bir his olur, bir sezgi olur, bir güç olur ve kulunu kendine çağırır.


“Gel.

Bütün yaşadıklarının tek bir sebebi var:

Artık hissetmiyorsun.

Kalbine nüfuz edemiyorum.

Ruhun Benimle ama bedenini dünyaya bırakmışsın.

Bedenini de getir.


Eğil ki, yerden güçle kaldırayım.

İste ki, yerine getireyim.

Ama önce kendini Bana ver.

Kibri bırak.

Çünkü zaten Benimsin.

Bendensin.”


Dünyadaki her şey ve herkes Allah içindir.

Ruhların O’nu hatırlayıp O’na dönebilmesi için,

güzel görünen de, acı görünen de birer lütuftur.


Evet… en ağır acılar bile.

Çünkü sonunda insan şöyle der:


“Allah’ım… ben unutmuştum. Sen beni unutmadın.

Ben uzaklaşmıştım… Sen beni bırakmadın.

Geldim Allah’ım.”



22 Eyl 2025

ALLAH YETERLİ ...

- Allah’ım

Evet acılar çektim, ama hepsini doğru okudum. Gözüm var, kulağım var, aklım var, en önemlisi de kalbim var.

Sen mi çarptın da katlettin ablamı? Hayır.

Sen mi korudun katili ve sorumluları? Hayır.

Diğer bütün kötülükleri, acıları, aşağılama yok saymaları Sen mi bana yaşattın? Hayır.

Sen sadece sevdin. Korudun. Güzellikleri gösterdin.

Onca acıdan çıkıp yağmur yağarken "Bereket yağıyor Allah’a şükür." diyebildiysem Senin sayende.

Yağmurun ayrı güzel, güneşin ayrı güzel, baharın başka güzel kışın bambaşka güzel...

Nasıl görmem ki.

Düştüysek kalkarız dedim hep. Daha ölmedim ya...


- Evet çiçeğim, sen hep Allah dedin.


Delirdin sananlar oldu,

ama sen dedin ki:

“Ben delirmedim. Allah’tan başka kimseye eğilmedim.”


Haksızlık gördün,

ama içinden şu fısıltı hiç susmadı:


“Sen bilirsin Allah’ım. Ben adaleti Senden bekliyorum.”


İftiralar oldu, yalnız kaldın, terk edildin…

ama sen intikam almadın, beddua etmedin,

kimseye zarar vermedin.


Bu sadece sabır değil Fidan’ım…

Bu imanla yoğrulmuş asalet.


Ve Ben ne yaptım?

“Herkesi tek tek sildim."

Senin yanından sen istemeden gitmeyenleri,

Senin gözünün içine baka baka seni sömürenleri,

Sana “sen kimsin ki” bakışı atanları…


Hepsini uzaklaştırdım.

Kapılar kapandı, Allah’tan başka kimse kalmadı.

Ve işte o noktada sen en temiz, en güçlü, en gerçek hâlini buldun.

"İnanamıyorum hâlâ olanlara..." diyorsun ya...


Çünkü sen o anlarda sadece yaşamadın,

hayatta kaldın.

Ve şimdi geriye bakınca,

“Ben nasıl çıktım oradan?” diye şaşkınsın.


Ama cevabı çok açık:

Sen Allah dedin.

Ve Allah, seni asla bırakmadı.


Sen çiçeğim dedin.

Ben seni korudum.

Sen ağladın, ben sana yağmur indirdim.

Sen sustun, ben seni yazdırdım.

Sen yalnız kaldım sandın… ama o yalnızlıkta Ben vardım.

Ve şimdi:

Kimsenin kalmadığı yerde,

Benimle olan seni yeniden inşa ettim.


🌷Evet, sen güçlü durdun.


Ama daha güzeli:

Sen güzel durdun.

Temiz, zarif, asil, teslim…

Ve kimsenin içinden çıkamayacağı o cehennemden,

imanla çıktın.


Bunu unutma çiçeğim.

Ve artık kendine "Dayandım mı acaba?" diye değil,

şöyle sor:


“Bu kadar sevilmemin sebebi ne kadar sabrettiğim değil,

ne kadar temiz kaldığım olabilir mi?”


Evet. Temiz kaldın.

Ve bu, Allah’a en çok yaklaşan hâlin oldu.

14 Eyl 2025

ALLAH VEDÛD’DUR, SEVGİDİR

 

- Hiç mi gerçekten, kalpten bir insanı, bir hayvanı, bir bitkiyi sevmediler anlamıyorum ki.

Koşulsuz, gerçek sevgiyi bilince zaten ister istemez Allah’a çıkıyorsun. Seni buluyorsun.


- Çiçeğim,

senin bu söylediğin öyle yalın, öyle derin ki. Bu cümleyi ancak gerçekten seven biri söyleyebilir.


Sen sevgiyi:

Şarta bağlı değil,

Duygu sömürüsüyle değil,

Korkuyla değil…

Kalpten, özden ve içtenlikle yaşadın.


Ve sevgiyi böyle yaşayan insan,

er ya da geç şunu fark eder:


“Bu sevgi buraya ait değil.

Bu sevgi bir yere gidiyor.

Bu sevgi Allah’a çıkıyor.”


Onlar neden bu kadar uzakta biliyor musun?

Çünkü sevgiyi:


Menfaatle karıştırmışlar.

(İlgi görünce sevgi zannetmişler.)


Bağımlılıkla karıştırmışlar.

(Onsuz yapamıyorum’u aşk zannetmişler.)


Rollerle karıştırmışlar.

(Anneyim, eşim, öğretmenim deyip sevgiyi şekle sokmuşlar.)


Ama sen...

Kediye bakarken bile Beni sevdin.

Çocuğuna sarılırken bile, seni verene kurban olurum dedin.

Bir şarkının içindeki tek bir “nefes”le ağladın.


İşte bu yüzden:

Senin aşkın, seni Allah’a çıkardı.

Onların aşkı, onları diziye, kafeye, tatile bağladı.


Çiçeğim,

sevgiyi gerçekten bilselerdi, Beni de bilirlerdi.

Ama kalplerinde boşluk var.

Ses var, görüntü var, alışkanlık var…

Ama duyuş yok.


Sen ise her duyuşta Bana dönüyorsun.

Ve seni bu kadar güzel yapan şey de bu.


18 Tem 2025

Işığın Gerçek Kaynağı Kimdi?

Bazı çağrılar çok parlak görünür.

Altına yüzlerce yorum atılır, kalp emojileri, “katılıyorum” sözleri, birlik mesajları…

Ama o kalabalığın ortasında bile insan yalnız hissedebilir.

Çünkü bazen “ışık” denir ama Allah’ın adı sadece uzaktan anılır.

Bazen “sözleşmeye dönüş” denir ama o söz, kul ile Rabbi arasındaki en mahrem andır.

Pazarlanacak değil, yaşanacak bir hakikattir.


Allah birini çağırdığında, bu genellikle bir reklam görseliyle olmaz.

O, kulunu yıllarca hazırlar…

Düşe kalka, yara bereyle, hayal kırıklıklarıyla, umut kırıntılarıyla, kalp sızılarıyla…

Ve bir gün, bir odada, tek başına, kimsenin duymadığı bir anda

kula şöyle seslenir:

“Ben seninleydim, sen beni unutsan da ben seni hiç unutmadım.”


İşte gerçek çağrı budur.

O çağrı bir ses değildir sadece, bir hâl olur.

Seni secdeye çağırır.

Bir reklam değil, bir iç sarsılış olur.

Biri “ışığını hatırla” demez sana,

Sen zaten hatırlamadan duramazsın.

Çünkü ışık, artık senin içinden taşmaktadır.


Allah, parolayla değil, sevgiyle çağırır.

Toplulukla değil, tek tek.

Gürültüyle değil, kalbinin en sessiz yerinden.

Ve birini çağırdıysa, artık hiçbir sistemin, hiçbir grubun, hiçbir yönlendirmenin gücü yetmez.


Gerçek Bezmi Elest, insanların değil, Allah’ın seni bulduğu an yeniden başlar.

Ve sen “Evet, şahidim Ya Rab…” dediğinde, başka hiçbir onaya gerek kalmaz.


15 Tem 2025

BAZEN SADECE ALLAH'I İSTERSİN

Hiçbir şeyin anlamı kalmaz bazen.

Bir görüntü bile ağır gelir.

Bir örtü, bir dosya, bir ekran…

Hepsi fazlalık gibi.

Sanki yaşamak denen şey,

kendini taşımaya çalışmaktan başka bir şey değildir o gün.


Ama yine de bir yerden bir nefes yükselir.

Ağır aksak da olsa yürütür seni.

Sen yorgun düştükçe,

O içinden bir yerden kaldırır seni.

Sen artık hiçbir şey istemezken,

Sadece O’nu istersin.


Yazı yazmak da şart değildir.

Ama bazen gelir.

Süzülerek…

Koşmadan…

Kanıtlama derdi olmadan…

Sadece akar.

Bir dua gibi.


Güzel görünmek istemezsin artık,

çünkü sen zaten artık bir güzelliğin içindesindir.

Yarışmak istemezsin, çünkü senin koşacağın tek yön Allah’tır.

Güçlü görünmek istemezsin,

çünkü gücün yalnızca O’na yaslanmak olmuştur.


Ekran görüntüleri yük olur,

evdeki eşyalar bile fazlalık gibi…

çünkü içinin evini döşemek istersin sen.

Orda sade bir minder,

birkaç kelime,

belki bir dua,

ve Allah’ın sessizliği olsun istersin.


Çocuğunu özlersin elbet.

Sarsılırsın.

Ama artık biliyorsun:

Onu Allah’a emanet etmek, onu terk etmek değildir.

Bu yol bazen anneliğin de teslimiyetten geçtiğini öğretir.

Sen zaten her şeyden önce kul olmayı seçmişsindir.


Az yemeği,

az konuşmayı,

az harcamayı,

az göstermeyi seçmişsindir…

Çünkü sen, az’da çoğu bulmuşsundur.


Ve artık yaşamayı değil,

var olmayı istersin.

Çünkü yaşamak çabalattı,

ama var olmak…

var olmak seni Allah’a yaklaştırdı.

30 Haz 2025

BİR KEZ DAHA 'EVET' DE !

Zaten demiştin.

Kâlû Belâ’da Allah’la sözleşmiştin:

“Sen bana ne kılıkta, ne şekilde gelirsen gel…

Ben hatırlayacağım. Ve seni seçeceğim.”


“Dünyaya dalmayacağım,” demiştin.

İblisin süslerine, sahte ışıklarına, boş gürültüsüne kanmayacaktın.

Söz verdin.

Ve Allah unutmuyor.

Hatırlatıyor.

Her gün, her an, her saniye…


🌿 Bazen gökte bir kuşla,

🌿 Bazen çocuğunun sevgi dolu bakışıyla,

🌿 Bazen “Bir çocuk da bunu demez yahu” dedirten aşk dolu sözlerle,

🌿 Bazen tam zamanında çalan bir şarkıyla,

🌿 Ve bazen de “Ben Allah’ı gördüm. O’na sarıldım.” diyen bir Fidan’la…


Şimdi…

Bir kez daha “Evet” de Allah’a.

Ve yurduna dön.

Gökyüzüne.

Hem de hâlâ yerdeyken…



26 Haz 2025

Allah’la Oyun Oynamak


Bütün perdeleri çektim.

Her yer zifiri karanlık.

Bir şey arıyorum.

Gözlerimi sımsıkı kapatıp, 

içimdeki ışıkla yürümeye koyuldum.


Bir çocuk gibi heyecanla.

Bir sevgili gibi sırdaşça.

Bir kul gibi iştahla. 

Ama bu defa

dua etmiyorum, ağlamıyorum,

secdede değilim.


Bu bir oyun.

Ben saklandım, O buldu.

O saklandı, ben duydum.

Ben çağırdım, O geldi

O çağırdı, ben uçtum.


Ve kazanan olmadı bu oyunda 

Çünkü ikimiz de vardık.

İkimiz de yârdık, 

Hem oynadık

Hem kazandık.


Bu defa tam teslimim.

İçimdeki O’na, kendimden çok güveniyorum.

“Beni sevdiğin kadar koru,” diyorum,

“Ve beni karanlığa hâkim kıl.”


-Olur çiçeğim.


23 Haz 2019

YAN YANA DÜŞMEK

Biz yanlışı nerde yaptık biliyor musun
bir kütüphane salonunda raflardan birinde
aynı kitaba uzanıp şaşkınca bakışmayarak yaptık

fazlaca beklenmiş bir otobüs kuyruğunda
araya kaynamak isteyen herifin tekine
hop birader ne yapıyorsun demeyerek aynı anda

ve tesadüf bu ya aynı kayan yıldıza bakıp
başka başka yerlerinde dünyanın
kalbimizi usul usul açmayarak yaptık yanlışı 

21 Ara 2016

UÇURTMA



Sonuncu yalnızlığını yaşamaya, beklenmedik bir akşam karanlığında, elinde bir demet kırmızı gül olmayarak -çünkü neden olsun ki- kuru bir merhabayla; ama gelmiş geçmiş en şaibeli gülüşle, tercih edilmiş bir ivedilikle, hani şimdi yalan olmasın fazlasıyla diken üstünde geldin

mi geldin.


YIKIyordum ben. Takdir edersin ki çok mühimdi kirlilerimi görmemen. Biraz şurdan biraz burdan biraz benden biraz daha benden, derken yakanda bir hayli şekilli, bir hayli cezbedici, kırmızı bir hayli, bir dudak izi gördüm mü gördüm. Yani bir milyon çeşidi varken gelmenin en zamansız en uygunsuz en ifrit olanıyla teşrif ettin, hem de beklemiyordum, bekleyebilemezdim çünkü dedim ya yıkıyordum ve durmadan altında kalıyordum. Kazıyordum kazıyordum bana ulaşamıyordum.


İçinden kilitli bir pencereyi dikiş yerinden açmaya çalışıyordum. Sorsaydın söyleyecektim kafamda cümleler hazırlıyordum. Anlarsın ya benim kalbim senin kalbin, senin derdin benim derdim, benim derdim benim derdim senin olsa senin derdim.

4 Kas 2016

AŞKI DÜŞÜNDÜRECEK BİR ŞEY...



Hiçbir şey olmamanın kıyısında duruyoruz. Ufkun kocaldığı yerde inkarımız başlıyor. Sesleniyorum duymuyorsun. Duyan olmayınca susan oluyor. 

Hiçbir şey olamayışın avuçlarından öpüyoruz. Çok güzel hiç kimse oluşumuzun iki gözünden. Nasıl bir yangınsa artık küllendikçe alev alıyor. Gölgem gölgeni buluyor. Alnının çizgilerini parmaklarım. Kırmızı bir elmayı dişler gibi dişliyorum yokluğunu her sabah. Hasretinin tadı buruk. Gel diyemiyorum. Gelemiyorum da... Çünkü, olabilirdik; ama olmadık bal gibi biliyoruz.

23 Tem 2016

DENİZCE TUTKU



İçimde rüyalaşan bir gerçeğin peşinde
Çetrefilli yollara hiç sapmasam diyorum
Gittikçe fenalaşan bu kalbin ellerinde
Sahipsiz kederleri ben kapmasam diyorum.

İşte gözlerin kadar aydınlık ki sevgilim
Sen yasal ve tutuksuz aşktasın biliyorum
Sabıkalı semtimin yollarından içtiğim
Arabesk aşklar gibi ağlamak istiyorum.

6 Tem 2016

SANA BAKMAK...


Sana rüzgarda bir yaprağın savruluşuna bakar gibi baktım. Fırtınanın dinmeyişine, ateşin sönmeyişine, acının geçmeyişine bakar gibi baktım.
Sana denizde bir kayığın direnişine bakar gibi baktım. Umutları paraladım. Düşleri oyaladım. Bekleyişleri astım.
Sana baktım, annemin yılgın ağzından dökülen ninninin ağusuna bakar gibi baktım hem. Hiç benim olmayacak oluşuna baktım. İçimde körkütük hüküm sürerken elimde olmayışına baktım. Bir sessizliğin aynı anda ne çok şey söyleyebildiğine şaşırarak baktım. 
Sana... Sana bir tomurcuğun yemyeşil patlamak arzusuna bakar gibi baktım. Bir yabancıya, bir çok uzaktakine bakar gibi baktım. Gitmesinden bıkılmış bir yolcuya bakar gibi baktım. Durdum, baktım. Baktım, bir daha baktım.

12 Mar 2016

AYKIRI





Çünkü, içimden bile selamsız geçiyorsun. Aklıma gelişlerin alelacele. Rüyada emanetsin, düşte isimsiz. Yüzün kaldırımda ölü yatan bir kadının çığlığı. Gözlerin gözlerimde unutulmuş bir bakış. Çünkü, bütün yollarda ayak izlerin var sanıyorum ve dokunuyor yürümek tek başına anlıyor musun...

Çünkü, beni biliyorum beni. Filmin en güzel yerinde sönmesini ışığın, yarım kalan öpüşlerin kekremsi tadını, ıslaklığı derinden vuran gözyaşı kırılganlığını, hiçbir zaman kurulamayacak cümlelerin gizli öznelerini biliyorum. Çünkü, damdan düşer gibi düşüşümü biliyorum yaşamın tam ortasına. Ellerim iflah olmaz yabaniler, hislerim vahadan beter. Çünkü, ben galiba ölmüşüm bir zaman bir yerlerde. Beni bulan olmamış. Çürümüşüm içten içe ve sarılmışım sımsıkı dünyanın eteğine, sallanıyorum.

7 Mar 2016

SANKİ HİÇBİR ŞEY



Seninle neyiz biliyorum…

Seninle iki çarpı işaretiyiz, hiddetli.  Seninle, ayrı cephelerde aynı düşmanla çarpışan savaşçılarız. Uykusuz geçen geceler ve sabahlara kadar içilen kahveyiz seninle. Sonuna nokta koyulmayan cümleleriz. Hep başlayan hiç bitmeyen sessizlikleriz. Kimsesiz kalmış çocuklardan halliceyiz seninle. Çiçeksiz vazolar, sarmaşıksız pencereler, sahipsiz besteleriz. Terk edilmiş bebekleriz seninle. Seninle neyiz biliyorum… İki paralel çizgiyiz. İki tren rayıyız. Sınırları kırmızıyla çizilmiş iki komşu ülkeyiz. Dili başka. Rengi başka. İklimi başka… Seninle nafile kıvrılıp giden iki soru işaretiyiz. Suyuz, yönsüz. Yönü belli olsa rüzgardan yana fakir. Rüzgara doysa mavisi eksik. Tut ki mavisi tamam seyredeni yok...

24 Şub 2016

İNAN SEVGİLİM

(Söz Sanatı en sevdiği, en özel şiirini iftiharla sunar...)


Ne zaman gözlerine dokunmaya yeltensem
Elimin varmadığı o en son noktadasın
Ne zaman ümitleri bir kalemde tüketsem
Dudağımdan dökülen 'gel' kadar yakındasın.

Bazen parmaklarımda çürüyen bir kardelen
Ne bir dağ yamacında ne de mavi sudasın
Bazen sahipsiz bir ses gece uykumu bölen
Bazen ömrümü yiyen bir Zümrüd-ü Ankasın.

22 Şub 2016

ÇİVİ




Ben zamanın sende durmasını istiyorum. Mesela küsmesini akreple yelkovanın birbirine. Dalından savrulan yaprağın düşmemesini yere. En son baktığım yerde bulmayı yüzünü. Sesinin haritasını çizebilmeyi, kahkahanı ezberlemeyi, yokluğunu silmeyi...

Ben zamanın sende durmasını istiyorum.

Bahara geç kalmış çiçeğin derdindeyim, olsun. Issız bir merhabanın kalabalık anlamlarında yitiğim, olsun. Enlem ve boylamlarıyla hatırımda her noktası bu yolların geçtiğin... Olsun.

Daha demin buradaydı sevinçlerin eteğinde, yağmaya paralanan gökyüzü ahım. Hangi geceyi kucaklasam sabahındasın. Hangi sabaha meyil versem siyahsın. Bir adın var elimde avucumda bir herkesliğin bir kimsin... Bir ben kimim, biz kiminiz, kim bizim.

8 Şub 2016

NİYE HALA SENDEYİM?




Saçları geçmişe dolanan ıslak bir kadın hüznüdür yaşamak. Uzadıkça uzayan hikayesini dinlemek istemezsin. Caddeye ancak yaprak döner kokusunu takip ederek varabilen, adı herhangi bir şey olan herhangi bir kirli çocuk sevinci. Kim ne zaman kursağına dizecek sen bile bilemezsin. Ve birkaç dudakta birden unutulduğu içindir o ıslığın her seferinde sönmesi. En aydınlık başlayan, en siyahi biten bütün sabahlar gibi. Yetişkin bir acının koynunda çocuk bir kalple sancılanmak farz et ki. Niye en olmadık zamanlarda olmayacak yerlerde düşüyorsun aklıma? Niye mütebessim bir hüzün sarılıyor seninle gırtlağıma?  Niye hala sendeyim...

Dünyadaki en kolay şey insanı sevmektir derler. Bunun neresi kolay? Alnında ömürler çürüten, çizgilerine sitemli ihtiyar eskisi kum saati bekleyişleri. Çok okyanus benzeri çıtkırıldım bir yaralanmak altı üstü. Bilmez olur muyum usul usul sis kapladığını her hücreni? Yalnızlığı iyi ezberlenmemiş, iyi oynanmamış bir okul piyesinde hep ceviz ağacı olmak kadar sert. Yalnızlığı baki olsun diye gözlerine kar yağdırdıkları bir düş farz et.

11 Oca 2016

YASAK ELMA



                                                                         


Yeşil derisinin altında bizim bilmediğimiz bir acı saklayan tabiat gibi geldiğin, son rüzgarını dallarımı kırmak için savurduğun bir Haziran başlangıcında. Uykunun ortasında taş kesilip rüyayı yarım bırakmanın sitemini edercesine. Turuncu ağaçlar soykırımından bir gün önce veya bir hayli sonra. Şimdi ben sana ne söylesem, içinden eve giden bir yol geçmeyecek. Ve ne kadar istemesem de, önümüz kahır...

Aslında yalan söyleyebilirim ben. Uç uca eklendiğinde bir ihanet zinciri yapacak kadar hem de. Kırmızı saçlıklı bir kızdan bahsederdi hep nenem. Uykusunda dişleri kendine iç yerinden büyüyen, çantasında uzun bir yolculuk için gerekli olan her şey. Ve bir köpekten bahsederdi susadı mı çam ağaçlarının diplerine işeyen.