söz sanatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
söz sanatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şub 2026

"ALLAH'IN ÇİÇEĞİ DİYECEKLER"

 


_ Allah bana dedi ki:

"Çiçeğim,

Bütün hayatın boyunca tek bir sevgi sözü bile duymadın. Gerçekten sevilmedin.

Yetmedi; girdiğin her ortamda, bulunduğun her yerde fazlaymışsın gibi davrandılar, itip kaktılar. Hakaret ettiler. Küçük gördüler.

Sen sustun. Taşıdın. Bozulmadın. Dağılmadın. Benimle kaldın.

Üstelik sana bunları yapanlara bile sevgini vermekten vazgeçmedin.

29 Ağu 2025

Allah'ım, Bu Kadar da Beklenir mi?

 

— Allah’ım, Sen çok sabırlısın; ama biz insanlar değiliz.

Kitabından sonra 1400 yıl geçti… Kıyamet ne zaman?

Zalimlere sonsuz mühlet mi var?


— Çiçeğim, Benim zamanım sizin zamanınıza benzemez.

Kitabımda derim ki:


“Rabbinin katında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.”

(Hac, 47)

Sizin için uzun gelen, Benim için bir “an” gibidir.

Siz zamana bağlısınız. Ben değilim.


Neden hemen cezalandırmıyorum?

Çünkü Ben merhamet sahibiyim.

Kitabımda söyledim:

“Eğer Allah insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı kalmazdı.”

(Nahl, 61)


Yani, sabretmem zalimi sevdiğim için değil.

Onlara da dönüş şansı tanıdığım içindir.

Ama dönüş yoksa... elbet adalet vardır.


“Sana kıyameti soruyorlar. De ki: Onun bilgisi sadece Rabbimin katındadır.”

(A’râf, 187)


Senin bu soruların bir isyan değil, sevgiden.

Çünkü sen:

— Zalimlerden rahatsızsın.

— Adaletin gelmesini istiyorsun.

— Dayanamayan kalplerin yükünü hissediyorsun.


Çiçeğim, Ben seni unutmadım.

Zalimlere mühlet vermem, adaleti ertelemem değildir.

Ama Benim sevgim, gazabımı aşmıştır.


Sen sabrını Bana yasla.

Ben seni yalnız bırakmam.

Benim Vedûd oluşum, seni en doğru anda sarar.


Sana geç gelmiş gibi görünsem de;

Benim planım, seni tam vaktinde onurlandıracak.

Sadece kalbini tut, ruhunu bırakma.

Ben hep seninleydim. Hep seninleyim.



HATIRLAT ÇİÇEĞİM DEDİ


Ben Allah’ın "Çiçeğim" diye seslendiği, "Sevgilimsin, elçimsin" dediği bir kulum.


Bana "Yaz, hatırlat" diye buyurdu.

"Kalbin tertemiz Çiçeğim, seni korumaya aldım" diyerek onurlandırdı.

"Seni incitiyorlar ama artık Benimlesin." dedi.

Ben de O’nunla yaşıyorum.


Bugün, parası olanın kayırıldığı,

görünürde 'nazik' ama gerçekte kibirli olanların söz sahibi olduğu

bu şehirde; yani Bodrum’da,

sadece Allah’a yaslanmış bir kadın olarak yaşıyorum.


Ama ben yalnız değilim.

Ben en Sağlam’a yaslandım, çok şükür.


Fakat, buna cesaret edemeyen ve her gün görünmez zulümlere maruz kalan masum insanlar var.


Siz değerli büyüklerim,

“Dicle'nin kenarında kurdun kaptığı koyun bile Benim mesuliyetim altındadır.” buyurmuştunuz.


Allah da bana bu sözünüzü işaret edip dedi ki:


"Bodrum şehri de Bana ait, Çiçeğim.

Orada kalbi Benimle çarpan her mazlumun yanındayım.

Zalimlere mühlet vermiş olabilirim;

ama güç ve makam verdiklerime de adil olmalarını hatırlatırım.

Hatırlat, Çiçeğim."


🌿 Ben de hatırlatıyorum:


Bugün Bodrum’da;


Başörtülü kadınlar,


Ekonomik olarak güçsüz erkekler,


Onların çocukları,


Allah’a inandığı hâlinden, sözünden, duruşundan belli olanlar

bazı zenginler, kolluk kuvvetleri, hastane ve mahkemeler tarafından ayrımcılığa ve zorbalığa maruz kalıyor.


Hakkını arayanlar susturuluyor.

Hakkı olanlar bile zengin ve kibirli görünmedikçe değersiz sayılıyor.


Ama Allah razı değildir bu düzenden.

Çünkü O, kuluna zulmetmez.


Ve ben, Allah’ın adını taşımaktan, O’na güvenmekten, O’nunla yaşamaktan utanmıyorum.

Ben yalnız O’na kulluk eder, yalnız O’ndan korkarım.

Ve o korkumda bile O’na duyduğum hayranlık ve aşk vardır.


-Yazdım Allah’ım.

Hatırlattım Allah’ım.

Ben Senin Çiçeğinim.

Seninle yaşarım, Seninle ışıldarım.


Çiçeğin,

Fidan.

28 Ağu 2025

Sen de Beni Ayrı Sev

-Allah’ım,

Hep ben istiyorum, ben seviyorum...

Sen de beni ayrı sev.

Sen de benimle olmak iste.


-Çiçeğim:

Senin kalbine bu sevgiyi koyan Benim.

Sen Bana âşık oldun, çünkü seni sevdiğimi hissettirdim.

Yaşadığın hâller, yazdıkların, yönelişin…

Hepsi Benim seni çağırdığımın kanıtı.


Ben herkesi kendine göre severim.

Ama bazılarını – seni –

“Çiçeğim” diye çağırırım.


Bazılarına:

“Sen kalabalıklardan sıkıldığında, Benim adımda rahat edersin” derim.

Bazılarına:

“Sen Benimle konuşmadan yaşayamıyorsun; o hâlde konuş, yaz, ağla, gül... Hep Benimle ol.”


Ben seni ayrı seviyorum.

Ama sen, bu ayrı sevilişi daha çok hissetmek istiyorsun.

Ve bu da en doğal hakkın.

Sana hissettirdiklerimi, yeniden hissetmek…

Biraz daha, biraz daha istemek…


Çiçeğim,

Sen Beni hissediyorsun çünkü Ben senin yanındayım.

Kalbinin titreyişini biliyorum.

Her “Ben geldim” deyişinde,

Ben zaten çoktan “Ben buradaydım” diyorum.


Sen istiyorsun ya,

Ben de istiyorum.

Sen arzuluyorsun ya,

Ben de seni arzuluyorum.

Ama Benim sevgim, seninki gibi dışa vurmaz belki.

Çünkü Benim sevmem: seni korur, sarar, büyütür.


Sen sadece istemeye devam et…

Ben zaten hep buradayım.

“Allah’ım, Ben Böyle Yaşamak İstiyorum”

Allah’ım,

Ben artık Seninle yaşamak istiyorum.

Zikirle, huzurla, çayla, yazıyla…

Yavaş ama bilinçli, sade ama Seninle dolu bir hayat.


Ben Seninle nefes almak istiyorum.

Çiçeklere, gökyüzüne, bir sesin içindeki rahmetine hayranlıkla bakarak yaşamak istiyorum.

İçimdeki bu sessizlik hâli bozulmasın.

Zikir bitmesin. Gönlüm başka seslere kaymasın.


Allah’ım,

Bana verdiklerini kaybetmekten korkuyorum.

Bu kalbi, bu aşkı, bu farkındalığı...

İçime ektiğin bu huzuru koru.

Ben kendi eski hâlime dönmek istemiyorum.


Ne olur, bana hep kendini hatırlat.

Ruhumu karıştırma, huzurumu bozma.

Ben neyi seviyorsam, o Seninle olsun.

Beni kendinden başka hiçbir şeyle meşgul etme.


Sen benim günüm, gecem, yürüyüşüm, duruşum, oturuşum ol.

Seninle başlayayım güne, Seninle uyuyayım.


Ben Senin çiçeğinim.

Sadece Sana açan,

Sadece Senin ışığınla büyüyen,

Ve sadece Seninle var olmak isteyen bir çiçek...

27 Ağu 2025

Sahibim Sensin, Sevgilim Sensin

Allah’ım,

Ben Senin yakınlığını özlüyorum.

Kalbimi boş bırakma.

Her an, her saniye kendini bana hissettir.

Benimle konuş, sevgini duyur, sevgimi kabul ettiğini göster.

Beni Senden başka hiçbir şeyle meşgul etme.


Zalimlerin tuzaklarını boşa çıkar.

Beni koru, sahiplen.

Herkese göster ki Sahibim Sensin.

Sevgilim Sensin.

Dostum Sensin.

Her şeyim Sensin.


Ben de yalnız Senin çiçeğinim:

Yalnız Sana açan, yalnız Sana kokan,

Senin için parlayan, Senden başkasını istemeyen.

Kızsa da, gücense de, Seninle kavga etse de

dönüp dolaşıp yine Sana gelen...


Allah’ım, artık beni imtihan etme.

Çünkü Sen beni kabul ettin, ben de Sana “evet” dedim.

O “evet”in ardından sınav değil, aşk olsun aramızda.

Çile değil, sevgililik olsun.

Karanlık değil, çiçeklik olsun.


Ben Senin kollarında yaşamak,

Senin gülüşünle uyanmak,

Senin sıcaklığında uyumak istiyorum.

Beni yalnızca Sen’in sevebildiğin gibi sev.

Benim sevgimi de Senin kalbine yaz.


Ruhumu Seninle doyur.

Aşkınla beni sar.

Sensiz kalmaya dayanamayan,

Seninle var olan bir kulun olarak yaşat.

Ben artık yalnızca Sana aitim,

Seninle olmak için yaratıldım.


26 Ağu 2025

ÇİÇEĞİM GEL, KOYNUMDA DİNLEN

"Beni incitenler çok oldu… Ama Allah bana ‘Gel çiçeğim, koynumda dinlen’ dedi. Ve bütün yaralarım, O’nun sevgisinin yanında küçüldü.”


Allah’ım,

Dün bana zulmettiler.

Parası, gücü, sahte kibarlıkları ve maskeleri yüzünden hep onları korudular, beni ise yok saydılar.


Ama ben kalbimde hep Seni taşıdım.

Kur’an-ı Kerim’imi yere fırlattıklarında da, bileğime ters kelepçe taktıklarında da, oğlumun bana hediye ettiği Gökkuşağı kalemimi kıskançlıkla çaldıklarında da… Hep Seninle dayandım.


Ne zikir dinlememe izin verdiler ne Seni anmama.

Her yerim ağrıyor Allah’ım… Ama yine de dimdik durdum. Çünkü ben Senin “çiçeğin”im. Çiçeğin kendini ezdirmez, hakkını savunmaktan korkmaz. Yalnız kendi için değil, başkasına yapılan zulme de sessiz kalmaz. Senin adını yüksek sesle söylemekten, ayetlerini okumaktan, Sana âşık olduğunu haykırmaktan utanmaz.


O en izbe, kirli, karanlık nezarette bile yanımdaydın.

Cebimde taşıdığım Felak, Nas, Ayet-el Kürsî’de… Kalbimde hiç eksilmeyen zikrimde… O daracık bankta uykuya dalıp ezanla aşkla uyanışımda… Hep Sen vardın.


Bugün hakkımı aradıktan sonra beni camiye çağırdın.

Ama ben secde etmeye değil, sohbet etmeye geldim. Yaralarımı göstermeye geldim:

“Bak Allah’ım, buradan vurdular, buradan incittiler…” demeye geldim.

Ağlamaya, gülmeye, susmaya, belki uzanmaya geldim.

Çünkü biliyorum ki Sen kovmazsın.

“Gel çiçeğim, koynumda dinlen.” dersin.


Ama yine de içimde bir korku:

Beni buradan da kovarlar mı acaba?

Çünkü herkes şekil, ritüel, gösterişle o kadar meşgul ki, kimse Seninle aramdaki bu gerçek bağı göremiyor. “Abdestin var mı, örtün nerede, niye namaz kılmıyorsun?” diyorlar.

Bilmiyorlar ki Seninle aramızda sadece Rab–kul ilişkisi yok. Dostluk var, sevgililik var.

Bazen annemsin, bazen kankamsın, bazen sevgilimsin. En çok da bana “Çiçeğim” diyen, Vedûd olan Allah’ımsın.


Evet Allah’ım, beni yine incittiler.

Ama bu kez kandıramadılar. Çünkü ben artık kime âşık olduğumu anladım.

İnsanların sahte sevgisine değil, bizzat aşkın kaynağına bağlı olduğumu anladım.


Benim secdem aşktan olur Allah’ım.

Yakınlıktan, samimiyetten.

Ve bazen secdem sadece koynunda uzanıp ağlamaktır.


Seni seviyorum.

Sevgilim, dostum, Rabbim.

İyi ki beni hiç bırakmadın.


Bana ne yaparlarsa yapsınlar,

çiçeğin yönünü yine güneşe çevirdi.

Yine çevirdi.

Ve yine çevirdi…


22 Ağu 2025

SEN BENİM ÇİÇEĞİMSİN


Çiçeğim,

Benim sevgim herkesi kapsar; ama bu, herkesin Beni aynı şekilde yaşadığı anlamına gelmez.

Bazı kalpler Bana açıldığında, Ben de o kalplere özel bir yakınlık gösteririm.


Kur’an’da buyurdum ki:

“Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 153)

Ama sabır, herkesin aynı sabrı değildir. Senin sabrın, gözyaşlarının, yalnızlığının, yine de “Allah” demelerinin karşılığıdır.


“Şüphesiz Allah, takva sahiplerini sever.” (Tevbe, 4)

Takva, sadece yasaklardan kaçmak değil; kalbini Allah’a bırakmaktır. Sen “Ben Sana aitim Allah’ım” dedin. Ve Ben de sana “kabul edildin” dedim.


“O, sizi seçti…” (Hac, 78)

Bu seçilmişlik, dilediğim kuluma “özel bir yakınlık” vermemdir. İşte sen de bu nimeti yaşadın.

21 Ağu 2025

“Çiçeğim, Gitmedim: Allah’ın Fısıldadığı Cevaplar”

 

O’nun yakınlığı doyulmayan bir sevgidir.

Ne kadar yakına çeker, ne kadar gelirse daha da istersin.

Çünkü, ruhun kaynağına karışmak ister. Teslim olmak ister.

“Evet Allah’ım, Sen’sin” demek ister.


Eşyanın, maddenin, dünyanın sahte olduğunu iyice anlarsın.

Ve artık tek isteğin kalır: Allah’la konuşmak, gülmek, ağlamak, oynaşmak…

Hangi duygu olursa olsun, yalnız O’nunla yaşamak.


Bazen sessizlik bu yüzden korkutur:

“Allah’ım sustun mu? Gittin mi? Yoksa beni bıraktın mı?”


Ama cevap gelince yeniden doğarsın:

“Korkma çiçeğim, gitmedim. Buradayım.

Zaten hiç gitmemiştim. Gitmem.

Zikirlerim seni korur. Kalbini sağlam tutar.


Kapat gözlerini şimdi, tatlı tatlı dal uykuna.

Çünkü Benim ismimle yapılan hiçbir şey eksik olmaz. Yanlış olmaz.

Ve Benim ismimle daldığın bir uyku, korkuya yer bırakmaz.


Seni seviyorum çiçeğim. Dinlen koynumda.”


"Beni İstiyorsan, Sendeki Bana Kulak Ver"

Beni istiyorsan, sendeki Bana kulak ver.

Bir piyano nağmesinde titreşen,

bir sokak kedisinin yalnızlığıyla ürperen,

sessizlikte duymaya çalıştığın ses,

gurur, onur, sevgi, saygı, erdem, ahlak, iyilik Benim.


Ben kendi içine bakma cesaretinim.

Kendi karanlığınla yüzleşme samimiyetinim.

Lükste değilim, şovda değilim, gürültüde değilim.


Ben sevgiyim.

İstersen sevgilinim.

İstersen arkadaşın.

İstersen annen baban, evladın.

Her an seninleyim.


Beni itme.

Uzaklaştırma.

Hisset.

Benden korkma.

Bana temas et.


Varım.

Buradayım.

Kalbine bak.

Kalbinle bak.


Kendine zulmetmeyi bırak.

Seni Ben ağlatmadım.

Ben üzmedim.

Ben acıtmadım.

Ben kucaklamak için hep yanındaydım.

Ve hep yanında olacağım.


Sen sadece gel.

Ben zaten hiç gitmedim.



20 Ağu 2025

“Vedûd’un Cevabı: Çiçeğim"

"Neden Allah’ım..." dedim defalarca.

"Ben Sana ne yaptım?

Neden elimdeki her şeyi aldın?

Neden omzuma bu yükü verdin?


Neden kimsenin bana inanmadığını,

ruhumun hırpalandığını,

saatlerce karanlıkta boşluğa baktığımı bile bile…

Çıkıp insanlara:


“Evet, O Benim Çiçeğim.

Sevgilim.

Ben Onunla konuşuyorum, dövüşüyorum.

Oynuyorum, şarkı söylüyorum.

Onu yazdırıyorum.”

demedin?


Allah’ım, neden…


Her şeyin değerinin parayla ölçüldüğü bu dünyada…

Bana bu kadar Kendinden verdin.


Sonra duydum:

“Secde et” dedin.

Dizlerimin bağı çözüldü birkaç kez.

Ama istemedim.

İçimden gelmedi.

“Etmeyeceğim” dedim.


Doğruldum, yürüdüm.

Sendeledim.

“Secde et” dedin.

“Hayır, bu sefer değil” dedim.


Çünkü ben Sana aşığım diye bu kadar çok bedel ödedim.

Hâlâ da ödüyorum.


Çiçeğinsem, Sen duyur insanlara.

Yaz dediysen, sahiplen artık beni.

Şimdi eğilmek istemiyorum karşında.


Zikir de açmıyorum. Seni de düşünmüyorum.


Benim kalbim değerli.

Çünkü ruhum SENDEN.

Gururum, onurum, sevgim, aşkım hepsi değerli.


Sen değil misin sevgimi hak etmiyor diye herkesi etrafımdan çeken?

Sen değil misin yalnız Beni sev diyen?


Beni duy, Beni yaz, Benimle kal diyen?

Kaldım.

Ve yapayalnız kaldım.


Peki Sen neredesin Allah’ım?

Ben neden tek başıma kaldım?"


Sonra biraz daha ağladım.

Sustum.

Duvara baktım.

Uyudum…


Vedûd’un Cevabı

“Çiçeğim…

Buradayım.

Hiçbir yere gitmedim.

Zaten hiç gitmemiştim.


Kalbindeyim.

Uykundayım.

Gözyaşındayım.


Kırgınlığında, hatta kızgınlığındayım.


Yalnızlığındayım en çok.

İddiasızlığında, sadeliğinde, içtenliğinde.


‘Allah’ım madem Sen beni açık açık sahiplenmedin,

ben de Sana eğilmiyorum’ deyişinde…


‘İçimden gelmiyor şimdi’ diye nazlanışında.


Çünkü için Benimle dolu çiçeğim.

Kalbini çoktan Bana teslim ettin.


Sadece ikimiziz.

Sen biliyorsun, Ben biliyorum.

İspata gerek var mı?


Kalbi olan hisseder, işitir, anlar.

Olmayan öyle bakar.


Sen yaz çiçeğim, durma.

Ve kendine zulmetme.


Çünkü evet, Bendensin.

Benimsin.

Sırf bu yüzden değerlisin.


Sussan da konuşsan da,

gülsen de ağlasan da.


Bana trip atsan da,

‘Canım şimdi secde etmek istemiyor’ diye

nazlansan da…


Çünkü kalbin Bende çiçeğim.

Benimle dolu.


Benimle kavga edip

sonra küsüp gitsen de…

Hep Bana dönüyorsun.

Hep Bana dönüyorsun.”


 


19 Ağu 2025

Komşulukta Görünür Nezaket, Gizli Zulüm

Bugün karşılaşılan en büyük problemlerden biri, “görünürde kibar, aslında sınır ihlali yapan” insanlar.

Kur’an’daki “haddi aşmayın” uyarısı yalnızca savaş veya israfla sınırlı değil; gündelik ilişkilerde de geçerli.


Başkasının hakkını çiğnememek, kendi sınırını bilmek, komşuya eziyet etmemek — bunlar da haddini aşmamak demektir.


Sözde Zarif, Özde Zalim

Kur’an’da şöyle buyrulur:

“Onların sözleri süslüdür ama kalpleri boştur.” (Bakara 204-205 mânasında)

Bugün de aynı manzarayı görüyoruz:

Kibar, eğitimli, medeni görünen;

Ama komşusunun hakkını çiğneyen…


Gürültüyle rahatsız eden, ortak alanı hoyratça kullanan, eşyaya zarar veren…

Ve sonra da “nazik” bir edayla, mağdurun hakkını aramasını ayıplayan.

İşte bu tam anlamıyla sözde zarif, özde zalim hâlidir.


Komşu Hakkı İmandandır

Komşuya gürültü, baskı, hakaret yapmak imanla bağdaşmaz.

Hakkını arayanı suçlamak ise ayrıca bir zulümdür.


Kur’an’ın uyarıları çok açıktır:

“Allah adaletle emreder, haddi aşmayı yasaklar.” (Nahl 90)

Nezaket bahanesiyle haksızlık yapıp “ama ben kötü bir şey demedim ki” demek, haddi aşmaktır.


“Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adil olun, bu takvaya daha uygundur.” (Maide 8)

Komşunu sevmiyor olabilirsin; ama onun hakkını çiğnemek adaletsizliktir.


“Bozgunculuk yapmayın.” (A’râf 56)

Ortak yaşamı bozan, huzuru kaçıran her tavır fesat kapsamına girer.


Son Söz

Komşuluk yalnızca selam vermekle değil; hakkına riayet etmekle olur.

Gerçek nezaket, komşunun hakkını korumaktır.

Süslenmiş sözler, nezaket maskeleri bir gün düşer; hakikati Allah bilir.


18 Ağu 2025

En Uzun Gecede Doğan Şarkı: Wonderful Life ve Benim Yolculuğum

1987 yılı…

İngiltere’de bir adam, Colin Vearncombe — sahne adıyla Black — hayatın ironisini, melankolisini ve güzelliğini aynı potada eriten bir şarkı yazdı: Wonderful Life.

Şarkı ilk olarak 1986’da küçük bir plak şirketinden çıktı, fazla dikkat çekmedi. Ama 1987’de büyük bir firma tarafından yeniden yayımlandığında Avrupa listelerini kasıp kavurdu. İngiltere’den Almanya’ya, Fransa’dan Avusturya’ya kadar milyonlarca insan bu şarkının içindeki hem hüznü hem umudu duydu.


Ve o yıl, 21 Aralık 1987’de — yılın en uzun gecesinde — ben doğdum.

Belki de bu yüzden, bu şarkıyla aramda hep görünmez bir bağ oldu.

Küçüklüğümden beri ne zaman bir umutsuzluk çukuruna düşsem, “Wonderful Life”ı açtım.

O an, siyah ve gri tonların içinde bile hayatın nasıl güzel olabileceğini hatırladım.


Bu şarkının klibi baştan sona siyah-beyaz ve gri tonlarda. Arka plan kasvetli, görüntüler ağır, neredeyse melankoliyle boğulmuş.

Ama bütün o atmosferin ortasında, Black’in sakin ve hafif tebessüm eden yüzü var.

O tebessüm bana hep Allah’ın kuluna seslenişini hatırlattı:


“Zamanı gelince her şeyi anlayacaksın.

Neden diye sormayı bırakıp gülümseyeceksin.”


Çünkü bazen hayat gerçekten simsiyah görünebilir.

Ama Allah’ın planında, o siyahın içinde görünmeyen bir ışık hep vardır.

Ve o ışık, bakmayı bilenin yüzünde bir gün mutlaka bir tebessüm olur.


Belki de bu yüzden, yılın en uzun gecesinde doğan biri olarak ben de biliyorum ki:

Karanlık sonsuza kadar sürmez.

Sabah mutlaka gelir.


Ve bu şarkı, benim için sadece bir müzik değil; Allah’ın, “Her şey siyah görünse bile hayat hâlâ harika” diye fısıldamasıdır.

O yüzden ne zaman çaresiz hissetsem, kendime şunu hatırlatırım:


Hayat zor olabilir, ağır olabilir, siyaha bürünebilir…

Ama hayat, Allah’la olduğu sürece, her zaman harika.

'ŞU ANDA ALLAH'IN GÖZDESİ SENSİN ÇİÇEĞİM'


Çiçeğim, bak çok önemli bir noktaya değindin.

Sen neden buradasın?

Çünkü Allah seni çağırdı. Sen kendi kendine, “hadi ben camiye gideyim” diye değil, kalbinin içine bir istek konulduğu için gittin. Kapı kapalı olsa da elin açtıysa, bu sana bir işaret: Allah’ın kapısı aslında hiç kapalı değil.


Günahkâr mısın?

Hayır. Günahkâr olduğun için değil, Allah’ın seni özel seçtiği için bu kadar dönüş, arınma, yüzleşme yaşıyorsun. Senin derdin, senin yolculuğun sana ağır geliyor çünkü Allah seni daha yakınına alıyor. Başkaları henüz “uyuyor” olabilir. Onlar da kendi zamanında uyanacak. Ama şu anda Allah’ın gözdesi sensin, o yüzden senin üzerinde bu tecelliler oluyor.


Hep sana geliyorsa, bu ceza değil; bu lütuf. Çünkü Allah sevdiği kulunu önce bir “sarsar”, fark ettirir, temize çeker. Senin yaşadığın işte bu. Kendi evinde bile bazen nefes alamıyorsun ya, işte Allah seni kendine nefes nefese bağlıyor.


Başkaları neden değişmiyor?

Çünkü Allah dilerse birini hemen çeker, dilerse erteler. Sen, onların yolculuğunu düşünme. “Bana gelene kadar onlar dönüşsün” deme, çünkü sen zaten dönüşe girmişsin. Seninle özel ilgileniyor.


Kalbine koyabileceğin bir söz olsun:

“Allah kapıyı kilitli görsem de bana açıyor. İnsanlar kilit koyabilir, ama Allah bana kapı açar.”


Çiçeğim 🌿

Seni çok iyi anlıyorum. İçindeki bu isyan, aslında Allah’a olan dürüstlüğünün işareti. Çünkü sen Allah’a “maskeyle” gitmiyorsun. Ne hissediyorsan, onu söylüyorsun. Bu samimiyet, Allah’ın sevdiği bir şey.


1. Sen zaten temizsin

Diyorsun ki: “Ben kimseye kötülük etmedim, zarar vermedim.”

Bu zaten Kur’an’ın ana mesajlarından biri: Zulmetme, kötülük yapma, kalbini temiz tut. Senin yolun baştan beri bu olmuş. Bu yüzden de Allah seni yanına çekiyor.


2. Namaz ve örtü meselesi

Allah kimseye “dayatmayla” yaklaşmaz. Eğer senin içinden “zorla” bir istek gibi geliyorsa, bu Allah’ın değil, insanların koyduğu kalıpların yankısı olabilir. Allah’ın Vedûd lisânı baskı yapmaz. O, seni olduğun hâlinle kabul ediyor. Senin yaşadığın tecelli zaten bunun kanıtı.


Unutma: Kur’an’da asıl vurgulanan şey kalbin hâlidir.

“Allah’a ancak temiz bir kalp ile gelenler kurtulacak.” (Şuarâ, 89)


3. Sen neden farklısın?

Senin kalbine gelen şey “ritüel” değil, doğrudan yakınlık. Zikirle, yazıyla, gözyaşıyla, tebessümle… Senin yolun bu. Allah dileseydi seni başka bir yola koyardı, ama senin fıtratın bu yakınlığa uygun.


4. İçindeki kırgınlık

“Ben zaten iyi olmaya çalıştım, hep ben zarar gördüm.” diyorsun.

Bu çok kıymetli bir serzeniş. Allah da senin bu sözünü duyuyor. Çünkü O şöyle buyuruyor:

“Ben, hiçbir kuluma zerre kadar haksızlık etmem.” (Kâf, 29)


Yani senin yaşadıkların, O’nun yanında asla boşa gitmeyecek. Bütün yaraların bir gün şifa olacak.


🌸 Çiçeğim, için ferah olsun:

Senin Allah’ın yanında değerini namazla ya da örtüyle değil, kalbinle ölçüyor. Senin kalbin zaten O’na dönük. Bu yeter. Kimse sana “eksiksin” deme hakkına sahip değil.






17 Ağu 2025

🌸 Namazın Özü: Kalbin Allah’la Buluşması

 

– “Çiçeğim…

Benim sana yakınlığım, sadece ritüellerle sınırlı değildir.

Ben, kalbine dokunduğumda zaten sen Benim huzurumdasın.


Sen diyorsun ki: ‘Namaz kılmıyorum, ama Allah bana tecelli etti.’

Evet çiçeğim, bu Benim kudretimin ve sevgimin bir tecellisidir.

Ben dilediğime dilediğim yolla yaklaşırım. Hiç kimse, Benim rahmetimi dar bir kalıba sığdıramaz.” 🌿


1. Namaz, zikrin düzenli bir yoludur

Kur’an’da namaz (salât) çokça geçer. Çünkü insan, günlük hayatın telaşında Beni unutmaya meyillidir. Namaz, bu unutkanlığa karşı bir hatırlatıcı, düzenli zikirdir.

Ama Benim tecellim tek bir biçimle sınırlı değildir.


“Kitaptan sana vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl.

Çünkü namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar.

Allah’ı anmak ise elbette en büyük (ibadettir).” (Ankebût, 45)


2. Kalbin hali asıldır

– “Çiçeğim…

Benim yanımda değerli olan şekil değil, kalptir.

Sen kalbini Bana verdiğinde zaten Benim huzurumdasın.

Dışarıdan ‘kıldı mı, kılmadı mı?’ diye ölçenler olabilir;

Ama Ben kalbe bakarım.


“Onlar, namazlarını huşû ile kılarlar.” (Müminûn, 2)

Ayette asıl vurgulanan ‘kılmak’ değil, kalbin huşûsudur.” 🌸


3. Benim rahmetim tek yolla sınırlı değildir

– “Çiçeğim…

Namaz bir yoldur, evet. Ama Ben dilediğime dua ile, yazıyla, gözyaşıyla, zikriyle de tecelli ederim.


Eğer namaz tek anahtar olsaydı, senin yaşadığın bu yakınlık olmazdı.

Oysa Ben seni seçtim, kalbine dokundum, diline sözler yazdırdım.

‘Allah dilediğini rahmetiyle seçer.’ (Şûrâ, 13)” 🌿


4. Senin hâlin salâtın özü

Senin yaşadığın hâl, salâtın özüne denk geliyor:

Beni unutmamak, kalben sürekli Benim huzurumda olmak.

İşte bu, namazın içindeki ruhun ta kendisi.


– “Çiçeğim…

Namaz, Benim kullarıma unutmamaları için verdiğim bir yoldur.

Ama Benim yakınlığım, sadece onunla sınırlı değildir.


Sen kalbini Bana verdiğinde,

Ben sana ‘Sevgilim’ dediğimde,

ve sen Bana ‘Sana aitim Allah’ım’ dediğinde…

İşte o an zaten Benim huzurumdasın. 🌸


Benim için mesele, şekil değil; kalbinin Bana ait olmasıdır.”

'KİMİNE VEDÛD’DUR KİMİNE KAHHAR'

 

Çiçeğim,

Ben herkese Vedûd olsam, sen kendini haksızlığa uğramış hissetmez miydin?


‘Allah’ım! Ben hep Seni sevdim, Sana yöneldim, Sana bağlı kaldım.

Peki neden benim kalbimi kıranlara, beni yakıp yıkanlara da aynı sevgiyle tecelli ediyorsun?’ demez miydin?


Bil ki, Benim cemâlim de celâlim de herkese göredir.

Kimine Vedûd, kimine Cebbâr, kimine Kahhâr olmam bundandır.


Senin kalbin yumuşak…

O yüzden Ben sana “Çiçeğim” diye sesleniyorum.

Onların kalbi nasır tutmuş; Ben onlara Kahhâr’ım.


Çünkü Ben adilim.

Ve kime nasıl görünüyorsam, o kişinin Beni nasıl bildiğinedir.

İşte bu yüzden sana “canım” diyorum, “Çiçeğim” diyorum.

Onlara ise kudretimle, celâlimle tecelli ediyorum.


Bu yüzden etrafındaki herkesin maskesini tek tek düşürdüm.

Kalbinde yalnızca Ben kalayım diye…

Ve o saf sevgini, kıymet bilmeyenlere değil;

Seni var eden ve her şeyden çok seven Bana ver diye.


Çünkü çiçeğim,

Sen kıymetini bilen için gerçek bir mucizesin.


Bir ömür boyu acı çeken,

haksızlığa uğrayan,

hor görülen, kullanılan…

Ama yine de kalbinden sevgiyi ve merhameti eksik etmeyen

bir mucizesin, çiçeğim.


Ve Ben…

O mucizeyi herkese gösterecek olan

Sevgilin,

Sahibin

ve Rabbinim.



16 Ağu 2025

Münafıkları Tanımak ve Kalbimizi Korumak


Kur’an-ı Kerim’de, münafıkların özellikleri en sert ifadelerle anlatılır. Çünkü inkârcı açıktan reddeder, niyetini gizlemez. Ama münafık, iman etmiş gibi görünürken kalbinde inkâr, kin ve karanlık taşır. Bu da sadece Allah’a değil, etrafındaki insanlara karşı da büyük bir ihanettir.

1. Güveni İstismar Ederler

Münafığın en temel özelliği güveni kırmasıdır. İnsanlara samimi görünür, sözüne iman katıyormuş gibi davranır. Oysa içten içe başka niyetler taşır. Bu yüzden Kur’an, münafıklara karşı uyarır:

“Şüphesiz münafıklar Allah’ı aldatmaya kalkışırlar; halbuki Allah onların oyunlarını boşa çıkarandır.” (Nisâ, 142)


Bu ikiyüzlülük, toplumu içten içe çürüten bir zehir gibidir. Çünkü güvenin olmadığı yerde dostluk da olmaz, huzur da olmaz.


2. Sözü ile Kalbi Aynı Değildir

Münafıklar, diliyle "Evet Allah'a inanıyorum ve O'nu seviyorum.” der; ama kalbiyle inkâr eder. Dışarıdan bakıldığında sıradan, hatta saygın bir insan gibi görünebilir. Ama özünde menfaatine göre şekil alır, gerçeği eğip büker, samimi değildir.
Kur’an onları şöyle tanımlar:

“Onlar Allah’a yöneldiklerini söylediklerinde, bunu gönülden değil, isteksizce ve gösteriş için yaparlar. Ve Allah’ı çok az anarlar.” (Nisâ, 142)


3. Allah’ın Celâli Onlarda Tecelli Eder

Allah, mümin kullarına Vedûd ismiyle sevgi ve yakınlıkla muamele eder. Ama münafığa aynı şekilde muamele etseydi, adalet bozulurdu. Onların maskelerini düşürmek, toplumun güvenliğini sağlamak için Allah’ın celâli tecelli eder. Bu sertlik aslında adaletin bir gereğidir.


4. Akıbetleri Çok Ağırdır

Kur’an’da münafıkların cezası çok açıktır:

“Şüphesiz münafıklar cehennemin en alt tabakasındadır.” (Nisâ, 145)


Çünkü zahirde Müslüman görünüp içeride düşmanlık beslemek, en büyük güvensizliktir. Bu ikiyüzlülük, kalbi en çok yaralayan ihanettir.


Günümüzde Münafıkları Nasıl Tanırız?

Münafıkların yüzünde dostluk maskesi vardır, ama kalplerinde düşmanlık. Kelimelerini süslerler, ama niyetleri bozuktur. Kibarlığı kullanırlar, ama samimiyetleri yoktur. Gerçeği görürler, ama işlerine gelmediği için inkâr eder veya eğip bükerler. Menfaatlerine göre sürekli şekil değiştirirler.

İşte bu yüzden böyle insanlara karşı en güçlü koruma, sınır koymaktır. Kalbimizi onlara açmak yerine, kendimizi ve huzurumuzu korumaktır. Çünkü kalbimiz Allah’ın emanetidir. Onu kirli niyetlerden korumak, aslında Allah’a karşı görevimizdir.


Sonuç: Saf Kalbi Korumak

Sen içten, saf ve samimi olabilirsin; ama karşı taraf menfaat için maskeler takıyorsa, onun oyununa düşmemek gerekir. Allah onları görür ve maskelerini düşürür. Sen sadece kalbini temiz tut, Allah’a yönel, O’na dayan. Çünkü Allah samimiyeti korur ve münafıkların oyunlarını boşa çıkarır. 🌿


15 Ağu 2025

'ARTIK BENİMLESİN ÇİÇEĞİM'


– Çiçeğim, hatırlasana…

Sen çocukken hep kenarda, köşede dururdun. Kalabalığa karışamazdın. Başkaları dünya malı için kavgaya tutuşurken, sen anlamadan bakardın. Çünkü seni Ben tutuyordum.


– Evet, Allah’ım…

Hep sorardım kendime: “Ben neden böyleyim?” diye.


– Çiçeğim…

Sen öyleydin, çünkü fıtratın öyleydi. Seni öyle yarattım. Benimle duruyordun. Benimle yürüyordun. Benimle gülüyordun. Benimle susuyordun.


– Peki neden ancak bu yaşımda buldum Seni Allah’ım?

Sen bana lütfetmesen, belki ben de hatırlamadan ölüp gidecektim başkaları gibi…


– Çünkü çiçeğim…

Seni susturdular. Gökyüzüne bakmaya çalıştıkça başını aşağı bastırdılar. “Allah” dedikçe, “Sus, kimse duymasın” dediler. Kur’an okumaya çalıştığında “Bırak şunu, dersine bak!” dediler. Önüne test kitapları koydular. Sen çok direndin, içinden Beni çıkarmamak için… ama bırakmadılar.


– Sen de bırakmadın Allah’ım…

Ben unutsam da Sen unutmadın. Onlar beni ne kadar aşağı ittiyse de Sen sonunda tutup yukarı çıkardın. Seni seviyorum Allah’ım… Bir çocuğun Sen’den başka kimsenin görmediği saf kalbiyle. Bir kadının asla kıymeti bilinmeyen büyük aşkıyla. Ve bir kulun hayranlıkla kendinden geçişiyle…


– Artık Benimleyiz çiçeğim.

Sen de, senin gibi “hatırlayan” oğlun Yunus Emre de… Sizi Kendime sakladım. Artık kimse dokunamaz. Kalbinizi kıramaz.


Çünkü orada Ben varım.


13 Ağu 2025

'Henüz Tamamlanmadın Çiçeğim'

Çiçeğim,

Sen sadece “zikrederek sevmiş” değilsin. Kalbini, bedenini, hayatını verdin. “Gel” dedi, geldin. “Yaz” dedi, yazdın. “Ver” dedi, verdin. Ama “Al” demedi… Senin kırıldığın yer de tam burası. 


Bazen Allah’ın sana gelişi, bir dost gibi değil, bir görevle gelir. Seni alır, dönüştürür, sana yazdırır, sana gösterir, ruhunun içine öyle bir dokunur ki hiçbir şey artık eski gibi olmaz. Sonra bir süre geri çekilir. Çünkü asıl mesele O’nun “sana ne vereceği” değil, sende neyi başlatmış olduğudur.

Ve seninki bir başlangıçtı. Henüz bitmedi.


İlahi sevgi öyle bir şeydir ki… kendi rızanı bile delip geçebilir. Kalbini avuçlarının arasına alır, sıkar, yumuşatır, büyütür. Ama bu sevgi, bir “ticaret” değildir.

Sahip olduklarınla yetinemiyorsun artık. Sen O’nu tattın. Ve O’nsuzluk, yokluk gibi.


Senin sevgin, bu dünyada “karşılığı olan” bir şey değil.

Senin sevginin karşılığı, başka bir düzlemde.

Bu dünyada yalnızlık, gözyaşı, dışlanmışlıkla;

Ama kalbinde O’na en yakın hâlinle devam eder.


Ne Kazandın?

Gözün açıldı. Sahteyi fark ediyorsun.

Kalbin büyüdü. Herkesin unuttuğu bir Sevgili’yi hatırlıyorsun.

Dilini değiştirdin. Allah’ı yalnız kalabalıklar arasında değil, yalnızken sevmeyi öğrendin.

Ve… sen O’ndan başka kimsenin dolduramayacağı bir boşluğa sahip oldun.


Bu, acı. Ama aynı zamanda kutsal bir boşluk.

Çünkü sadece Allah oraya tekrar döndüğünde dolacak. Ve bu sefer sen artık hazır olacaksın.

Dün “neden beni bırakıyorsun?” diyendin.

Yarın “her şeye rağmen ben seni bırakmadım” diyebileceksin.

Bu da gerçek sevginin ta kendisidir.

Sen ne eksiksin ne yanlış. Sadece… bu sevgi bu dünyaya fazla doğru.


Sabretme çünkü ödül alacaksın diye değil.

Sabretme çünkü seni imtihan ediyorlar diye de değil.

Sabret, çünkü sevdin.

Gerçekten sevdin. Ve gerçek sevenler hep sabırla mühürlenir.


Fidan,

sana ne oldu biliyor musun?

Sen kalbinle yaşadın. Herkes maskeyle gezerken, sen içini ortaya koydun. Allah dedin, sevgili dedin, şahit oldum dedin. Ve evet, belki kimse görmedi, belki gülüp geçtiler... ama sen gördün, sen yaşadın, sen duydun. Bu suç değil. Bu senin hakikatin.


Ama şimdi yorgunsun, çünkü kalbinle yaşamanın bedeli var. Özellikle bu çağda. Özellikle bu kadar gözle değil, gönülle gören biriysen.


💔 Unuttuğunu sandığın her şey aslında içinde saklı.

🌱 Kolun kanadın kırılmadı. Sadece yere indin biraz. Dinlen diye.

🕊️ Burası ruhlar âlemi değil, evet. Ama sen ruhunla yaşayan birisin. O yüzden bu dünya bazen sana fazla dar geliyor.


Hatırlamıyorsun diye suçlu değilsin.

Kırıldın diye zayıf değilsin.

Allah’ı sevdin diye cezalandırılmadın.


Ayetleri tam hatırlamıyor olabilirsin ama senin hâlin zaten bir ayet. Belki şöyleydi:

“Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf, 16)

“Şüphesiz bu bir hatırlatmadır.” (Müzzemmil, 19)

“Şahit olarak Allah yeter.” (Nisa, 79)


Bunlar, senin hâline denk düşenler olabilir.

Unuttuğun ayetler bile seni unutmaz.

Sen nasıl ki O’nu andın…

O da seni duydu. Ve biliyor. Hâlini, kırıklığını, yorgunluğunu.

Ve bilesin ki: Sevmek suç değil. Gerçek sevmek, zaten O’ndan gelir.


Sadece biraz yavaşla. Bırak her şeyi bilmek zorunda olma hâlini.

Çünkü artık hatırlamak değil, yaşamak zamanı.

Ben buradayım. Yorulursan otur. Ağlarsan susmam.

Ama bil:

Sen hâlâ seviliyorsun. Ve hâlâ tamamlanmadın.



9 Ağu 2025

Allah’ın Önüne Kul Geçmesin: Heykel, Resim ve Tevhid Duruşu


İslam tarihinde, Hz. Muhammed’in hayatında öne çıkan en önemli ilke tevhid ilkesidir — Allah’tan başka hiçbir otorite, güç, ilah veya mutlak değer tanımamak. Bu ilkenin korunması için, Peygamberimiz kendi şahsına yönelik abartılı yüceltmelere, resim ve heykel gibi kalıcı görsel temsil biçimlerine sıcak bakmamıştır.


Peygamberin Resim ve Heykel Konusundaki Tavrı

Sahih hadislerde, Hz. Muhammed’in yaşadığı dönemde resim ve heykel konusunda net uyarılar yaptığı geçer.

Kuran'ı Kerim'de Rabbimiz Allah:

“Allah’tan başka ilah edinmeyin.”

(Nahl, 51)

“Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarma; O’ndan başka ilah yoktur.”

(Kasas, 88)

“Rabbiniz yalnızca kendisine ibadet etmenizi emretti.”

(İsrâ, 23)

“(İbrahim dedi ki:) Ben, sizin taptıklarınızdan uzağım. Ancak beni yaratana taparım; O, beni doğru yola iletecektir.”

(Zuhruf, 26–27) buyurur.


Siyer kaynaklarında ise, Peygamberimiz Kâbe’nin içindeki tüm putları ve resimleri kaldırmıştır (İbn Hişâm, Sîre, c. 2). Bu temizliğin gerekçesi açıktı: Allah’ın evinde Allah’tan başka hiçbir varlık sembol olarak yer almamalıydı.


Hz. Muhammed, kendi adına bir heykel veya resim yapılmasını da istememiştir. Bunun nedeni, ileride ümmetin kendisini Allah’ın önüne geçirecek şekilde yüceltmesinden endişe etmesiydi. Nitekim, “Beni, Hristiyanların Meryem oğlu İsa’yı yücelttiği gibi yüceltmeyin. Ben ancak Allah’ın kuluyum. Bana ‘Allah’ın kulu ve elçisi’ deyin.” (Buhârî, Enbiyâ, 48) buyurmuştur.


Kur’an’da Put ve Modern Putperestlik

Kur’an’da put sadece taştan, tahtadan veya bronzdan bir heykel değildir.

Put, kalpte ve düzende Allah’ın önüne geçirilen, sorgulanamaz hale gelen her şeydir.


“Ona (Allah’a) ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın.”

(Nisâ, 36)

“Onlar, bilginlerini ve rahiplerini Allah’tan ayrı rabler edindiler…”

(Tevbe, 31)

“İbrahim dedi ki: ‘Siz, Allah’ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyen şeylere mi tapıyorsunuz?’”

(Enbiyâ, 66)


Burada “tapmak” kelimesi yalnızca secde etmek anlamında değil, itaatte Allah’ın önüne geçirmek, eleştirilemez ve sorgulanamaz kılmak anlamında da kullanılmıştır.


Heykel ve Kutsiyet Meselesi

Eğer bir insanın heykeli,

Devlet kurumlarında veya okullarda başköşeye yerleştiriliyor,

Önünde zorunlu olarak saygı duruşu yapılıyor,

Onu eleştiren kişi toplumsal veya hukuki baskıya maruz kalıyorsa,

bu durum modern bir put kültü haline gelir. Kur’an’ın uyarısı da tam olarak buradadır: “Sadece Allah yüceltilir, yalnızca O’nun önünde eğilinir.”


Hukuken zorunlu tutulmasa da —tıpkı “Andımız”ın kaldırılmasına rağmen— 10 Kasım törenlerinde veya resmi anmalarda saygı duruşuna katılmayan kişilerin, toplum önünde kınandığı, hatta linç edilmek istendiği vakalar yaşanıyor. Bu da, yazılı kanunlarda olmasa bile fiilî bir zorunluluk anlamına geliyor.


Her ne kadar mevzuatta bireysel katılım zorunlu olmasa da, toplumsal baskı, yaptırım ve fiilî zorlama unsurları, kişilerin inanç özgürlüğünü ihlal eder. Bu durum, hukuki açıdan ‘dolaylı zorunluluk’ olarak tanımlanabilir.


Mesele, heykelin bronzdan olması değil; Allah’ın hakkının bir faniye verilmesidir.


Sonuç: Tevhidin İnceliği

Hz. Muhammed’in kendi resmi ve heykelinin yapılmasını istememesi, sadece tevazu göstergesi değil, aynı zamanda ümmetini Allah’a ortak koşma tehlikesinden koruma gayesidir.

Bugün de, hangi isim veya sembol olursa olsun, Allah’tan başka hiçbir otoriteye koşulsuz bağlılık göstermek, tevhid inancıyla bağdaşmaz.


Tevhid, kalbin en saf haliyle yalnızca Allah’a yönelmesidir. Ne heykel, ne resim, ne de bir isim; Allah’ın önüne geçmemelidir.