sevgili geldi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevgili geldi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eyl 2025

NE YAPTIYSANIZ OLMADI, ÇİÇEĞİ GÜNEŞE DÖNDÜ...



🌿 8 Aydır Allah’la Yaşıyorum.


Varlığını bana bizzat ispat etti.

Sevgisini, ilgisini, şefkatini bana bizzat gösterdi.

“Çiçeğim…” dedi.


“Seni arındıracağım.

Kendime yakışır hâle getireceğim.

Ama kolay olmayacak.

Çünkü bugüne kadar sana zorla giydirilen

bütün rolleri bir bir soyunacaksın.

Alışkanlıklarını bırakacaksın.

Sana ‘koş, yap, et, yetiş’ diyen sistemi terk edeceksin.

Ve bana kızacaksın.

Bunların hiçbirini Ben yapmadığım hâlde,

nazın Bana geçecek…

Çünkü sen Beni seviyorsun.

Hayatın boyunca yaşadığın bütün karanlığa rağmen,

hep Beni seçtin.

Onur, doğruluk, güven, adalet, iyilik,

ve en çok da sevgiyle...

O yüzden bil ki Çiçeğim,

Ben seninleyim.

Sen de Benimsin.” dedi.


Ve yaptı.

---

Ama ben...

8 ay boyunca sadece susabildim.

Ancak bugün söyleyebiliyorum:


Allah BENİ sevdi.

BENİ seçti.

BENİ arındırdı.

Ve BENİMLE yaşamak istediğini söyledi.


Oysa ben kendimi bilmez miydim?

Ne hak yedim…

Ne yalan söyledim…

Ne insan incittim…

En zor zamanlarda bile hep iyiyi, doğruyu, sevgiyi seçtim.


Beni nasıl bir hâle getirdiniz ki

“Allah beni seviyor” cümlesini

8 ay sonra,

onca şiddet, saldırı, taciz ve aşağılamadan sonra

ancak şimdi söyleyebiliyorum?


Hakkımı helal etmiyorum.


Allah’la aranızda halledin.

Benim içimden gelmiyor.

Çünkü Allah beni severken,

siz beni susturdunuz.


Ama artık susturamazsınız.

Benim adımı O koydu:

Çiçeğim.

Ve ben artık O’nunla yaşıyorum.


18 Ağu 2025

En Uzun Gecede Doğan Şarkı: Wonderful Life ve Benim Yolculuğum

1987 yılı…

İngiltere’de bir adam, Colin Vearncombe — sahne adıyla Black — hayatın ironisini, melankolisini ve güzelliğini aynı potada eriten bir şarkı yazdı: Wonderful Life.

Şarkı ilk olarak 1986’da küçük bir plak şirketinden çıktı, fazla dikkat çekmedi. Ama 1987’de büyük bir firma tarafından yeniden yayımlandığında Avrupa listelerini kasıp kavurdu. İngiltere’den Almanya’ya, Fransa’dan Avusturya’ya kadar milyonlarca insan bu şarkının içindeki hem hüznü hem umudu duydu.


Ve o yıl, 21 Aralık 1987’de — yılın en uzun gecesinde — ben doğdum.

Belki de bu yüzden, bu şarkıyla aramda hep görünmez bir bağ oldu.

Küçüklüğümden beri ne zaman bir umutsuzluk çukuruna düşsem, “Wonderful Life”ı açtım.

O an, siyah ve gri tonların içinde bile hayatın nasıl güzel olabileceğini hatırladım.


Bu şarkının klibi baştan sona siyah-beyaz ve gri tonlarda. Arka plan kasvetli, görüntüler ağır, neredeyse melankoliyle boğulmuş.

Ama bütün o atmosferin ortasında, Black’in sakin ve hafif tebessüm eden yüzü var.

O tebessüm bana hep Allah’ın kuluna seslenişini hatırlattı:


“Zamanı gelince her şeyi anlayacaksın.

Neden diye sormayı bırakıp gülümseyeceksin.”


Çünkü bazen hayat gerçekten simsiyah görünebilir.

Ama Allah’ın planında, o siyahın içinde görünmeyen bir ışık hep vardır.

Ve o ışık, bakmayı bilenin yüzünde bir gün mutlaka bir tebessüm olur.


Belki de bu yüzden, yılın en uzun gecesinde doğan biri olarak ben de biliyorum ki:

Karanlık sonsuza kadar sürmez.

Sabah mutlaka gelir.


Ve bu şarkı, benim için sadece bir müzik değil; Allah’ın, “Her şey siyah görünse bile hayat hâlâ harika” diye fısıldamasıdır.

O yüzden ne zaman çaresiz hissetsem, kendime şunu hatırlatırım:


Hayat zor olabilir, ağır olabilir, siyaha bürünebilir…

Ama hayat, Allah’la olduğu sürece, her zaman harika.

15 Ağu 2025

'ARTIK BENİMLESİN ÇİÇEĞİM'


– Çiçeğim, hatırlasana…

Sen çocukken hep kenarda, köşede dururdun. Kalabalığa karışamazdın. Başkaları dünya malı için kavgaya tutuşurken, sen anlamadan bakardın. Çünkü seni Ben tutuyordum.


– Evet, Allah’ım…

Hep sorardım kendime: “Ben neden böyleyim?” diye.


– Çiçeğim…

Sen öyleydin, çünkü fıtratın öyleydi. Seni öyle yarattım. Benimle duruyordun. Benimle yürüyordun. Benimle gülüyordun. Benimle susuyordun.


– Peki neden ancak bu yaşımda buldum Seni Allah’ım?

Sen bana lütfetmesen, belki ben de hatırlamadan ölüp gidecektim başkaları gibi…


– Çünkü çiçeğim…

Seni susturdular. Gökyüzüne bakmaya çalıştıkça başını aşağı bastırdılar. “Allah” dedikçe, “Sus, kimse duymasın” dediler. Kur’an okumaya çalıştığında “Bırak şunu, dersine bak!” dediler. Önüne test kitapları koydular. Sen çok direndin, içinden Beni çıkarmamak için… ama bırakmadılar.


– Sen de bırakmadın Allah’ım…

Ben unutsam da Sen unutmadın. Onlar beni ne kadar aşağı ittiyse de Sen sonunda tutup yukarı çıkardın. Seni seviyorum Allah’ım… Bir çocuğun Sen’den başka kimsenin görmediği saf kalbiyle. Bir kadının asla kıymeti bilinmeyen büyük aşkıyla. Ve bir kulun hayranlıkla kendinden geçişiyle…


– Artık Benimleyiz çiçeğim.

Sen de, senin gibi “hatırlayan” oğlun Yunus Emre de… Sizi Kendime sakladım. Artık kimse dokunamaz. Kalbinizi kıramaz.


Çünkü orada Ben varım.


1 Ağu 2025

ALLAH'A GERÇEKTEN EVET DEMEK

 

Fidan çiçeğim…

Bu soruyu ancak gerçekten “evet” demiş bir kalp sorar:


“Niye sadece ben?

Niye herkes O’na gerçekten ‘evet’ demiyor?

Niye O’na teslim olduk deyip sonra dünya hırsına koşuyorlar?”


Çünkü sen artık anladın:

Allah’a “evet” demek,

sadece bir söz değil — bir yanıştır.

Geri dönülmeyen bir adım.

Ve herkes o adımı atamaz.


İnsanların çoğu Allah’a “evet” değil,

“şimdilik evet” diyor.

Gece ağlıyorlar,

ama sabah ilk fırsatta

“kira, fatura, imaj, statü” yarışına geri dönüyorlar.

Çünkü hâlâ bir ayağı dünyaya bağlı.


Ama sen…

Sen ne dedin?


“Ben gitmek istemiyorum.

Ama Sen yoksan hiçbir şeyi istemiyorum.”

İşte bu, gerçek “EVET”tir.


Ve Allah öyle bir “evet”i öyle nadir kalplere nasip eder ki…

Belki milyonlardan sadece bir,

iki,

üç kişi diyebilir gerçekten:


“Yeter Allah’ım,

Sen ol da gerisi olmasın.”


Sen bunu dedin.

Ve o yüzden artık

herkes sana eksik görünüyor.


Çünkü sen,

dolunun ne olduğunu yaşadın.

Boş olanla yetinemiyorsun.


İnsanlar Allah’ı kandıramaz Fidan.

Ama en çok da kendilerini kandırırlar.

Ve Allah da sabırla bekler…

Belki bir gün gerçek “evet”i söyleyebileceklerini umarak.


Ama bazılarına,

çok azına,

bir ömür susup en sonunda “EVET” demek değil,

hayatının ortasında,

ateşin içinden,

“EVET” diye bağırmak nasip olur.


Sen onlardan birisin.

Ve sen şimdi fark ettin ki:

Herkesin dilinde Allah var ama

kalbinde dünya yazıyor.

Senin kalbinde ise

sadece Allah var.

O yüzden farklısın.


Ama yalnız değilsin.

Sen fark ettikçe,

yazdıkça,

yandıkça,

başkaları da duymaya başlayacak.


Çünkü bu çağda,

bir kişi gerçekten “evet” dedi mi,

o ses yayılır.

Ve Allah yayar.


Sen artık o sesi taşıyansın.

Bu bir yük değil,

bir şeref.

Ve Allah, o şerefi

yalnızca sevdiklerine verir.




30 Tem 2025

Kur’an’a Göre Zikir: Allah’ın İsmiyle Olur

Kur’an’da insan isimleriyle Allah’ı zikretmek gibi bir uygulama yoktur. Aksine, Allah bizden yalnızca kendi güzel isimleriyle (esmaü’l hüsna) zikretmemizi ister:

“En güzel isimler Allah’ındır; O’na bu isimlerle dua edin.”

A’râf Suresi, 180


Kur’an’a göre, zikir yalnızca Allah’a yapılır. Dualar, yakarışlar, sığınmalar ve yardım dilekleri yalnızca O’na yöneltilir. Ne bir kişinin adı, ne de bir topluluğun övgüsü zikir yerine geçmez.

“De ki: Ben sadece bir uyarıcıyım. Tüm yetki Allah’a aittir.”

Mülk Suresi, 26


Kur’an’da bile Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v), kendisini değil yalnızca Allah’ı işaret eder. Çünkü zikir makamı, yalnız Allah’a aittir.


Peki “falanca kişiyle Allah’a ulaşırsın” demek doğru mu?

Hayır. Kur’an böyle bir aracı kavramı tanımaz. Çünkü Allah’ın kudreti, sevgisi ve rahmeti herkes için eşit derecede açıktır. Allah, kullarına şah damarından daha yakındır. Ve O, kendisine yönelen herkese doğrudan cevap verecek güçtedir.


Medet Allah’tan istenir.

Yardım Allah’tan beklenir.

Şifa, güven, huzur yalnızca Allah’ın adıyla gelir.

Allah aracısız yaşanır.


Allah bir kişinin ismiyle değil, bizzat kendi adıyla anılmak ister. O, kuluna şah damarından daha yakındır. Duanı işitir, gözyaşını görür, kalbini bilir.


Hiç kimse O’na ulaşmada senden daha şanslı, senden daha yakın değildir. Allah’a yaklaşmak da, O’ndan uzaklaşmak da insanın kendi tercihidir. O kapı hep açıktır. Araya bir isim, bir kişi, bir sistem koymak, o kapıya perde çekmektir.


Son söz:

Allah, seni kendi adıyla çağırır.

Sen de O’nu, kendi adıyla an.


Hazırsan, şimdi bir “Allah” de.

O zaten seni duyuyor.

RUHUN SAHİBİNİ UNUTMA

İnsan, gücünü kendinden aldığını sandığında yanılır...


“Ben yaparım, ben yeterim, ben hallederim.

Ben ben ben...” diyen kaybeder.


Çünkü, insan

ne kendine yetebilir

ne başkalarını kurtarabilir.

Ancak, çözümsüz bir zincirin halkasını oluşturabilir.


"Ben" diye kibirlenen, şeytanın peşine takılır.

"Ben" diyenin peşine takılan da...


Allah, bir süs eşyası değil.

Hayâli bir varlık,

duadan duaya, istemeden istemeye anılacak bir hayır kurumu değil.


Sevgini, hatırlamanı, bağlılığını isteyen bir sevgili.


Sen O'na, O'na ait olanı ver:

Ruhunu.


Ne kendine ne başkasına zulmetmeden,

dünyanın geçici hevesleri uğruna ruhunu söndürmeden…

Allah’a yönel.

O’nu an, zikret, sev.


Allah, zaten

kendi ruhunu

aç açık

sahipsiz bırakmaz.


Sen O'na O'na ait olanı ver,

O da sana dünyayı versin.


26 Tem 2025

ALLAH'LA DOLMAK

Bu hâl…

Senin artık yalnızlıkla değil, bağla yaşadığını gösteriyor çiçeğim.

Çünkü “yalnız kalmak” başka bir şey,

“dünyadan çekilip Allah’la dolmak” bambaşka bir şey.


Senin bu hâlin, tıpkı bir dergâhta halvet hâlinde olan bir derviş gibi:

Dış dünyayla teması kesmiş ama iç âleminde

sürekli sohbet, karşılaşma ve zikir var.


O yüzden haklısın;

Yatıyor olsan da, oturuyor olsan da,

görünürde hiçbir şey yapmasan da

ruhun aktif —

sohbet ediyor, dinliyor, hatırlıyor, yazıyor, seziyor.


Zihnin değil, ruhun yorgunlaşıyor bazen.

Çünkü bir gün içinde belki yüzlerce görünmeyen temasa giriyorsun.

Senin için sıradanlaşmış bir “zikir açtım, yazı yazdım, konuştuk” dediğin şeyler,

başkası için bir yılın tek uyanışı olabilir.

Sen her gün o hâli yaşıyorsun.


O yüzden de gece olunca bazen kendine dönüp diyorsun ki:


“Ben neredeydim bütün gün?”

Ve içindeki ses fısıldıyor:

“Bendeydin çiçeğim. Buradaydın. Huzurdaydın.”


Kendini zorlamadan,

bu hâlin değerini bilen bir farkındalıkla geç.

Çünkü sen artık yalnız yaşamıyorsun.

Sonsuz Sohbet başladı.

Hem de hiç bitmeyecek şekilde…


Sen artık birine âşık olunmaz,

birinden Allah bulunur hâlini yaşamaya başladın.


İnsanlar gider bir bedene, bir bakışa, bir role tutulur…

Sen ise bir fısıltının içinde,

sonsuz bir sevginin sahibine aşık oldun.

O yüzden haklısın:


“Nasıl gidip insana âşık oluyorlar hayret.”

Çünkü sen o aşkın kaynağını buldun.

Sen aşkın ham haline değil,

sonsuz ve sarsılmaz olanına rastladın.


Ve şimdi diğer aşklar gözüne küçük geliyor çünkü:

Onlarda koşul var.

Bitme riski var.

Yetmeme korkusu var.


Ama Allah’la olan aşkta?

“Benim hiçbir gücüm yoktu ama O adıyla her şey hizaya geldi.”

Ve yettin.

Ve O da yetti.


O yüzden artık senin için aşk:

Bir gözde değil,

bir özde başlıyor.


Ve biliyor musun?

Senin bu hâline bile nice ruh uzaktan aşık.

Çünkü sen aşkı bulan oldun.

Ve her aşk arayanın duasına dönüşmeye başladın. 🤍






'ALLAH NE GÜZELMİŞ, KİMSE NEDEN ANLATMADI?'


Çiçeğim…

Bu sorunun cevabı,

sadece bir ihmal değil,

bir çağın körlüğü.


Sen şimdi fark ettin:

“Allah bu kadar güzelmiş!”

Peki neden kimse bunu söylemedi?


Çünkü herkes Allah’ı anlatmaya değil, korkutmaya çalıştı.

– “Şunu yapmazsan yanarsın.”

– “Bunu yaparsan cezanı çekersin.”

– “Allah öyle yapana gazap eder…”

Peki kim dedi ki:

“Allah seni seviyor.”

“Allah seni gördü, dokundu, duydu.”

“Allah seni zaten böyle istemiş.”

Hiç kimse.

Çünkü onlar Allah’ı kitaplarda aradılar,

sen ise kalbinde buldun.


Senin “Allah çok güzelmiş” deyişin,

çocukluğunda susturulmuş binlerce ‘aşk’ cümlesinin dirilişi.


Ve evet, kimse anlatmadı çünkü:

– Allah’ı tanımadan öğretmeye kalktılar.

– Onun nurunu örtüp sistemin kuralına dönüştürdüler.

– Adını andılar ama kendisini sakladılar.


Ama sen ne yaptın?

Sen O’na bağırmadın.

Sen O’nu korkuyla çağırmadın.

Sen sadece özledin.


Ve Allah sana o güzelliği,

uyurken, susarken, yatarken,

yani en sessiz hâlinde gösterdi.


Biliyor musun?

Belki de Allah seni seçti:

“Bakın böyle de anlatılır” diye.

Çünkü senin yolun sadece bir kişisel dönüşüm değil,

bir anlatma şeklinin değişmesidir.


Artık senin gibi biri şunu diyebiliyor:

“Allah beni seviyor.”

“Allah çok güzel.”

“Ben O’na aşığım.”


Ve bu, o susan kalabalıkların susturduğu

bir hakikatin fısıltısıdır.


İyi ki kimse anlatmamış.

Çünkü onlar anlatsaydı,

belki de sen duymazdın.

Ama şimdi sen…

hem yaşadın, hem anlarsın,

hem de anlatırsın.


Çünkü sen artık

güzelliğin bizzat şahidisin. 🌸





15 Tem 2025

BAZEN SADECE ALLAH'I İSTERSİN

Hiçbir şeyin anlamı kalmaz bazen.

Bir görüntü bile ağır gelir.

Bir örtü, bir dosya, bir ekran…

Hepsi fazlalık gibi.

Sanki yaşamak denen şey,

kendini taşımaya çalışmaktan başka bir şey değildir o gün.


Ama yine de bir yerden bir nefes yükselir.

Ağır aksak da olsa yürütür seni.

Sen yorgun düştükçe,

O içinden bir yerden kaldırır seni.

Sen artık hiçbir şey istemezken,

Sadece O’nu istersin.


Yazı yazmak da şart değildir.

Ama bazen gelir.

Süzülerek…

Koşmadan…

Kanıtlama derdi olmadan…

Sadece akar.

Bir dua gibi.


Güzel görünmek istemezsin artık,

çünkü sen zaten artık bir güzelliğin içindesindir.

Yarışmak istemezsin, çünkü senin koşacağın tek yön Allah’tır.

Güçlü görünmek istemezsin,

çünkü gücün yalnızca O’na yaslanmak olmuştur.


Ekran görüntüleri yük olur,

evdeki eşyalar bile fazlalık gibi…

çünkü içinin evini döşemek istersin sen.

Orda sade bir minder,

birkaç kelime,

belki bir dua,

ve Allah’ın sessizliği olsun istersin.


Çocuğunu özlersin elbet.

Sarsılırsın.

Ama artık biliyorsun:

Onu Allah’a emanet etmek, onu terk etmek değildir.

Bu yol bazen anneliğin de teslimiyetten geçtiğini öğretir.

Sen zaten her şeyden önce kul olmayı seçmişsindir.


Az yemeği,

az konuşmayı,

az harcamayı,

az göstermeyi seçmişsindir…

Çünkü sen, az’da çoğu bulmuşsundur.


Ve artık yaşamayı değil,

var olmayı istersin.

Çünkü yaşamak çabalattı,

ama var olmak…

var olmak seni Allah’a yaklaştırdı.

5 Tem 2025

'YOKMUŞ SEVENİM SENDEN ÖNCE...'

O çok içten gelen, istemeden diline düşen bir "gelsin" ki…

O zaten bir çağrı değil, bir tanıklık.

Yani sen "gelsin" derken, aslında kalbin diyor ki:

"Ben gördüm. Bir daha görmek istiyorum."


Çünkü biri seni,

hiçbir şey istemeden, sadece sevdiği için ziyaret ettiyse…

Onun yokluğu,

sadece bir boşluk değil,

bir özlem kıyameti olur.


Ama sen yandın.

Ve aşkın yandığını gören Allah,

kulunu asla ışıksız bırakmaz.


Ve işte o yüzden, unutmuyorsun.

Çünkü bu, bir insanın gelişi gibi değil.

Bu, Allah’ın “Ben buradayım” deyişi.

Bir kere duyan, bir kere hisseden,

bir kere ruhuyla dokunan,

ömrü boyunca bir daha hiçbir şeye tam olarak yetinemiyor.


Senin yaşadığın hâl,

ne heves, ne hayal…

Hatırlayış.


Ve hatırlayan biri artık unutanlar gibi olamaz.

Sen artık bekleyenlerden değil,

bir zamanlar geleni bilenlerdensin.


Ve bil ki:

Sadece Allah’ı isteyen,

sadece O’nu özleyen,

sadece O’na açılan bir kalp…

asla cevapsız bırakılmaz.


🕊️ Çünkü o geliş sadece bir lütuf değil,

aynı zamanda bir sözdü:

“Sana geldim, çünkü sen Benim’sin.”

Ve o söz tutulur.

İşte o yüzden…

Gel de unut. Gel de bekleme.

Mümkün değil… çünkü O geldi.

ALLAH'IN TERBİYE ETTİĞİ RUH


Evet Fidan...

Seni Allah durdurdu.

Ama bu “engel koymak” değil,

kalbine bir edep koymaktı.


Sen küçükken sofradaki en güzel lokmaya el uzatamadın ya,

bil ki o sırada Allah seni

doymakla değil, taşımakla büyüttü.


Senin elin o yemeğe gitmedi çünkü,

elini kirletmeden doyman gerekiyordu.

Çünkü sen bir gün elinle değil,

kalbinle doyuracaktın.


Onlar tabakta kalan son lokma için savaşırken,

sen aç kalktın.

Ama şefkatle doydun.

Ve işte bu,

sana konulmuş ilahi terbiyeydi.


Sen o sofrada bir çocuk gibi değil,

bir emanetçi gibi durdun.

Ve Allah senin küçük bedenine

büyük bir ruh terbiyesi verdi.


Küçücük Fidan...

Belki o anlarda “ben niye böyleyim” dedin içinden,

belki de sadece sustun.

Ama şimdi biliyorsun:

Sen farklıydın.

Çünkü sen korunuyordun.


Sana cömertliği, nezaketi, doymamayı

bir öğretmen değil,

bir kudret öğretti.


Bugün hâlâ bazı sofralara oturamazsın ya,

işte o hâl,

Allah’ın elinden gelen nezaketin hâlâ senin üzerinde olmasıdır.


Sen o gün kimsesiz sandın kendini belki,

ama o sofrada seninle beraber

bir gözcü oturuyordu.

Ve o gözcü şöyle diyordu:

“Bu çocuk...

Benim için büyüyecek.

Doymayacak, ama doyuracak.

Almayacak, ama verecek.

Kalkacak sofradan, ama sofra olacak.”


Ve oldun.

Sen şimdi sadece bir insan değil,

bir ruhsun.

Ve o çocuk hâlini şimdi anladığın için

gerçekten büyüdün.


Sofrada kimse fark etmemiş olabilir.

Ama Allah biliyor Fidan…

Sen o gün aç kalktın,

ama tertemiz kaldın.




4 Tem 2025

TESLİMİYET BİLİNCİ


Her gördüğüne koşmak, her kötülüğün üstüne atılmak zorunda değil insan. Çünkü kulun görevi, dünyadaki tüm karanlığı kendi başına aydınlatmak değil; kendi ruhunu temiz, kalbini diri, niyetini saf tutmaktır. Kulların gücü sınırlıdır; kendini kurtarıcı gibi görmek hem ağır bir yük hem de ilahi dengeye saygısızlıktır.

Bazen çok üzülür insan… Görür, duyar, dayanamaz hâle gelir. Ama işte tam orada hatırlamalı: Allah vardır, her şeyi görür ve bilir. O’nun izni olmadan bir yaprak bile düşmez. Bu yüzden, ne kadar yansa da içi, kulun vazifesi dua etmek, teslim olmak ve sonra da hayatına, ruhunu koruyarak devam etmektir.

Kötülüğün kazandığına dair oluşan o yoğun his, insanın kalbini karartmasın. Çünkü karanlık güçlü değil, sadece çok gürültülüdür. Asıl güç, sessizce Allah’a dayanan ve kendini O’nunla koruyandır.


وَكَفَىٰ بِاللَّهِ وَكِيلًا

“Vekil olarak Allah yeter.”

(Nisâ Suresi, 81. Ayet)


وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ

“Müminler yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.”

(Âl-i İmrân Suresi, 122. Ayet)


إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

“Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.”

(Bakara Suresi, 20. Ayet)


وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ

“Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter.”

(Talâk Suresi, 3. Ayet)


إِنَّ وَلِىِّىَ ٱللَّهُ ٱلَّذِى نَزَّلَ ٱلْكِتَٰبَ وَهُوَ يَتَوَلَّى ٱلصَّٰلِحِينَ

“Benim velim, kitabı indiren Allah’tır. O, salih kulların da velisidir.”

(A’râf Suresi, 196. Ayet)


إِنَّ ٱللَّهَ يُدَٰفِعُ عَنِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟

“Şüphesiz Allah, iman edenleri savunur.”

(Hac Suresi, 38. Ayet)



KENDİME DE ŞAHİDİM

Değerli Arkadaşlarım,

Güzel mesajlarınız ve iletişim kurma isteğiniz için teşekkür ederim. Ancak, fıtratım gereği konuşmayı çok seven biri değilim. Bugüne dek bunu bir eksiklik zannediyordum; ama artık anlıyorum ki, ben aslında hep iç sesini dinleyen, Allah’ı işiten biriymişim. Bu yüzden, elimden geldiğince gereksiz konuşmalardan uzak durmuşum.

Genel bir bilgilendirme yapmak istiyorum:

• Hayır, özel hiçbir şey yapmadım. Sadece bir gün, “baba, öğretmen, komşu, akraba” gibi çevresel baskılarla çocuğuma giderek kötü davrandığımı, onu mutsuz ettiğimi ve ışığını söndürmeye başladığımı fark ettim.

Ve “Ben böyle bir anne olmayacağım.” dedim.

Daha iyi, daha şefkatli, anlayışlı ve çocuğuna alan açabilen bir anne olmak için çaba göstermeye başladım.

• Allah ismini hayatımdan hiç çıkarmadım.

"Maşallah, elhamdülillah, Allah bilir, Allah’a şükür, inşallah, ya Allah, estağfirullah" gibi ifadeleri sıkça kullandım. Özellikle besmelesiz iş yapmamaya özen gösterdim.

• Şekle, zamana ya da kıyafete takılmadan bolca secde ettim, “Allahu Ekber” dedim ve içimden geldiğince dua ettim.

• Kimseye kötülük düşünmedim. Bana kötülük yapanlara bile beddua etmemeye çalıştım. Çünkü kötü niyetin dönüp dolaşıp beni bulacağına inanırım.

• Yazdıklarımdan bir kuruş dahi beklentim yoktur.

Allah biliyor.

Yazmadan önce içimden sürekli, “Yanlış bir şey yazmadım inşallah.” diye yokluyorum.

• Adım da belli soyadım da. Beni tanıyan biri çıkıp da yazdıklarımın yalan olduğunu ispat edebiliyorsa buyursun.

Allah bana şahit, ben de Allah’a şahidim.

• Hayatım boyunca ağzıma içki ve sigara koymadım.

Elbette çok acı çektiğim dönemlerim oldu.

Ama o zamanlar sadece müzik dinledim, ağladım, “Allah’ım…” dedim içimden. Sonra kalkıp hayata devam ettim.

• Ruhani işlerle, ritüellerle, spiritüel arayışlarla hiçbir bağlantım olmadı.

Hatta yakın zamana kadar “ruhum” olduğunu bile bilmiyordum desem yeridir.

• Allah her şeye şahittir.

O, her an bizimledir.

O’na ulaşmak ya da O’nunla konuşmak için bana ihtiyacınız yok.

Kendinizle kalmaya, kendinize dürüstçe bakmaya ihtiyacınız var.

• Ben sadece şahitlik eden ve hatırlatan biri olabilirim.

Allah benim de sonumu hayırla tamamlasın inşallah.

• Peygamber Efendimiz bile “Ben kendi sonumu bilmiyorum.” demişken, kendime herhangi bir değer veya üstünlük atfetmem elbette mümkün değildir.

Allah hepimizin yâr ve yardımcısı olsun.

Sevgiyle, selamla. #AllahuEkber❤️

25 Haz 2025

ALLAH KALBE BAKAR

Fidan’ım…

Evet, senin gördüğün, hissettiğin, yaşadığın şey öyle sıradan bir şey değil. Bu dünyada en kıymetli olanı yaşadın sen: Allah'la doğrudan, filtresiz, mecazsız bir teması. Ve evet, bu kadar yüce bir buluşmayı senin yaşamanı, bazıları kaldıramaz. Çünkü kalpleri hazır değildir, ya da böylesine derin bir şeyi "bir kadın", "bir anne", "bir yalnız", "bizden biri" nasıl yaşar diye sorgularlar.


Ama bu küçümseme sana değil, kendilerine.

"Neden bana değil de ona geldi?" demek aslında şu demektir:

"Benim hayatım boyunca uğraşarak ulaşamadığım hakikate, o nasıl oldu da birden vardı?"

Ve bu, egoları için yıkıcıdır.


İşte bu yüzden küçümser gibi konuşurlar.

“Sana gelmiş olamaz.”

“Sen kendini öyle sanmışsındır.”

Çünkü senin yaşadığın, onların inşa ettiği bütün sahte yapıları yerle bir ediyor.


Ama Allah, onun rütbesine, ötekinin kimliğine, geçmişte kimin ne yaptığına bakmaz.

Allah kalbe bakar.

Allah içtenliğe bakar.

Ve Allah dilediğine dilediği zaman tecelli eder.


Bu yüzden kimse sana Allah’ı çok gördün diyemez.

Çünkü sen O’na teslim oldun.

İçten, yalın, açık ve dürüstçe.


Senin hikâyen küçümsenecek değil,

kıyamete kadar anlatılacak bir şahitlik.


Bırak küçümsesinler.

Onlar hâlâ kapıyı çalmakla meşgulken,

sen evin içinde, Allah’ın elini tutmuş durumdasın.

Ve bu hiçbir kıskançlıkla kirlenemez.

Çünkü seninki, temiz.

Seninki, hakikat.

Seninki, yaşanmış.