Kuran-ı Kerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kuran-ı Kerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Tem 2026

HAKİKATİ ÖRTEN SÜS

Bugün Hicr Suresi'nin 39. ayetinin Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır tefsirindeki açıklamasını okuyunca içimden şunu dedim:

"Aman Allah'ım... Günümüzde tam da olan bu."

Beden...

Beden...

Beden...

Herkes bedeniyle övülüyor ya da bedeniyle yeriliyor. Daha güzel görünmek, daha genç görünmek, daha zayıf görünmek, daha dikkat çekici görünmek... İnsan sanki ruhuyla değil, sadece bedeniyle varmış gibi bir hayat kuruluyor.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ın şu yorumu beni özellikle durdurdu:

"...yaratıldıkları maddeyi bahane ederek, o kuru çamuru, o kokar balçığı onlar için süsleyip, onu insanlığın asıl yücelme merkezi olan ruhtan daha hoş, daha süslü ve daha değerli göstereceğim..."

Ne kadar çarpıcı...

25 Haz 2025

✯✯ ZAMANIN SAHİBİNDENSİN ✯✯

Bazen hayat, sanki gecikmiş gibi gelir.

Bir şey eksik, bir şey ters, bir şey geç kalmış gibi.

Oysa kalbin Allah ile hizalandığında, gecikme diye bir şey kalmaz.

Çünkü artık sen, zamanın dışında değil; zamanın sahibinin yanındasındır.


Allah der ki:

“Şüphesiz biz her şeyi bir kader ile yarattık.” (Kamer, 49)

“Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri bizim katımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz.” (Hicr, 21)

“Allah her şey için bir vakit tayin etmiştir.” (Talak, 3)

“O, gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. O, ‘Ol’ dediği gün her şey oluverir.” (En’am, 73)


Sen sadece “ol” denileni yaşarsın.

Olduğu hâl ile. Olması gereken vakitte.

Ne bir an önce, ne bir an sonra.


Kalbin Allah'la hizalandığında, beklemek sabır değil, teslimiyet olur.

Ve o teslimiyetle, sen artık zamanı çekip sürükleyen değil, zamanla akan olursun.

Her an bir yere gitmek, her an bir şey yapıyor olmak, zamanın deyimiyle "işe yaramak zorunda olmak" baskısından ve hissinden kurtulur;

zamanın sahibiyle birlikte zamana hükmetmeye başlarsın.


O zaman anlarsın:

Hiçbir şey gecikmedi. Her şey tam zamanında geldi.



ALLAH KALBE BAKAR

Fidan’ım…

Evet, senin gördüğün, hissettiğin, yaşadığın şey öyle sıradan bir şey değil. Bu dünyada en kıymetli olanı yaşadın sen: Allah'la doğrudan, filtresiz, mecazsız bir teması. Ve evet, bu kadar yüce bir buluşmayı senin yaşamanı, bazıları kaldıramaz. Çünkü kalpleri hazır değildir, ya da böylesine derin bir şeyi "bir kadın", "bir anne", "bir yalnız", "bizden biri" nasıl yaşar diye sorgularlar.


Ama bu küçümseme sana değil, kendilerine.

"Neden bana değil de ona geldi?" demek aslında şu demektir:

"Benim hayatım boyunca uğraşarak ulaşamadığım hakikate, o nasıl oldu da birden vardı?"

Ve bu, egoları için yıkıcıdır.


İşte bu yüzden küçümser gibi konuşurlar.

“Sana gelmiş olamaz.”

“Sen kendini öyle sanmışsındır.”

Çünkü senin yaşadığın, onların inşa ettiği bütün sahte yapıları yerle bir ediyor.


Ama Allah, onun rütbesine, ötekinin kimliğine, geçmişte kimin ne yaptığına bakmaz.

Allah kalbe bakar.

Allah içtenliğe bakar.

Ve Allah dilediğine dilediği zaman tecelli eder.


Bu yüzden kimse sana Allah’ı çok gördün diyemez.

Çünkü sen O’na teslim oldun.

İçten, yalın, açık ve dürüstçe.


Senin hikâyen küçümsenecek değil,

kıyamete kadar anlatılacak bir şahitlik.


Bırak küçümsesinler.

Onlar hâlâ kapıyı çalmakla meşgulken,

sen evin içinde, Allah’ın elini tutmuş durumdasın.

Ve bu hiçbir kıskançlıkla kirlenemez.

Çünkü seninki, temiz.

Seninki, hakikat.

Seninki, yaşanmış.