deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ara 2016

UÇURTMA



Sonuncu yalnızlığını yaşamaya, beklenmedik bir akşam karanlığında, elinde bir demet kırmızı gül olmayarak -çünkü neden olsun ki- kuru bir merhabayla; ama gelmiş geçmiş en şaibeli gülüşle, tercih edilmiş bir ivedilikle, hani şimdi yalan olmasın fazlasıyla diken üstünde geldin

mi geldin.


YIKIyordum ben. Takdir edersin ki çok mühimdi kirlilerimi görmemen. Biraz şurdan biraz burdan biraz benden biraz daha benden, derken yakanda bir hayli şekilli, bir hayli cezbedici, kırmızı bir hayli, bir dudak izi gördüm mü gördüm. Yani bir milyon çeşidi varken gelmenin en zamansız en uygunsuz en ifrit olanıyla teşrif ettin, hem de beklemiyordum, bekleyebilemezdim çünkü dedim ya yıkıyordum ve durmadan altında kalıyordum. Kazıyordum kazıyordum bana ulaşamıyordum.


İçinden kilitli bir pencereyi dikiş yerinden açmaya çalışıyordum. Sorsaydın söyleyecektim kafamda cümleler hazırlıyordum. Anlarsın ya benim kalbim senin kalbin, senin derdin benim derdim, benim derdim benim derdim senin olsa senin derdim.

13 Eyl 2015

HARAMZADE


Çözüldü büyüsü eski şarkıların. Aşklar ihtiyarladı. Zorba yaralar açıldı her yanımızda. Üstümüze başımıza yalnızlık sindi. Çok vurulduk. Çok düştük. Mezarsız karıştık toprağın siyah kanına.

Adımları birbirine dolaşan aceleci insanlar, dur durak dinlemeden sömürdü ışığını gökte güneş yerde sevdanın. Payına koca bir hiç düşen yetim çocuklar gibi sığındık köşemize. Çektiler çıkardılar. Uzun namlulu tüfeklerin bir ucunda çocukluğumuz öbür ucunda yarınlarımız. Yarınlarımız çocukluğumuza nişan aldı. 

Her şey delice suskun. Bağıran ne varsa yabancımdır. Haykıran ağızlar düşman. Doğumundaki sancıdan bilmeliydim sonsuz bir gam taşıdığını karnında senelerce. Suretinden bihaber kara yağız, zift eniği, uygunsuzca hiç kimsesiz... Ne mevsimlerden bir yoldaş edinebilmiş ne senelerden. Git demişler hep, kimse bir gel dememiş. 

28 Oca 2015

İNSANLIĞININ ZEKATINI VERMEK


Her yan ışıklarla çepeçevre sarılı. Sokaklar bakmaya doyulamaz oyuncak bebeklerle dolu. Evlerimiz, iş yerlerimiz, otomobillerimiz süs püs içinde. Bitkin ellerle her gün yeni baştan yalnızlığı dokuyan bu eller bizim.

Sokaklar tatminsiz kahkahalarla çınlıyor. Öfkesine amade erler yoluna ne çıkarsa yakıp yıkıyor. Kurak bir gelecek hazırlıyoruz döllerimiz için. Gökyüzünü kurşunlasak bu kadar delemezdik. Mavisini boşanan siyahını kuşanan bu kederli sema, bizim eserimiz.

Yataklar yaman soğuk. Güneşin dehşetli ısıttığı yeryüzü, soğuk. Isı kalbe değmiyor. Bedenimizi açtıkça üşüyoruz, birbirimizden habersiz kat be kat giydiriyoruz yüreğimizi. Nafile. O hep üşüyor.

Dertleri toplasak bir keder etmeyecek. Ölürcene acı çekmeye değecek bir iğne ucu kadar bile sıkıntı yok aslında. Yüksek ökçelere, kırmızı rujlara, ipek elbiselere gizledik hepsini. Ve saten kravatlara ve altın kol düğmelerine ve şık boyun bağlarına.

21 Eki 2014

YILDIZLAR NEREYE GİTTİ?



Hiç kimse görmedi mi?
Yıldızlar
Gökyüzünün gece süsü, ruhumun şiirleri, her gece semada tespih taneleri gibi oraya buraya saçılmış, kimi parlak kimi sönük yıldızlar,
Hiç mi kimse görmedi?
Niye yarışıyoruz betonları yükseltmekte, anlamıyorum. Niye ille de göğü delmek için gökdelenler?
Her yer taş. Göğe güvercin salsanız hürriyete varamaz.
Her yer beton.