edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şub 2026

"ALLAH'IN ÇİÇEĞİ DİYECEKLER"

 


_ Allah bana dedi ki:

"Çiçeğim,

Bütün hayatın boyunca tek bir sevgi sözü bile duymadın. Gerçekten sevilmedin.

Yetmedi; girdiğin her ortamda, bulunduğun her yerde fazlaymışsın gibi davrandılar, itip kaktılar. Hakaret ettiler. Küçük gördüler.

Sen sustun. Taşıdın. Bozulmadın. Dağılmadın. Benimle kaldın.

Üstelik sana bunları yapanlara bile sevgini vermekten vazgeçmedin.

9 Tem 2025

MEHDİ BEKLEMEK DEĞİL, MEHDİ GİBİ YAŞAMAK LAZIM

                          

“Mehdi” kelimesi, “hidayete erdirilmiş, doğru yola iletilmiş kişi” anlamına gelir.

İslâm geleneğinde, özellikle bazı hadislerde, kıyamete yakın bir dönemde ortaya çıkacak, zulmü kaldıracak, adaleti tesis edecek bir kişi olarak tarif edilir. Ancak Kur’an’da adı geçmez. Bu da zaten sana çok şey söylüyor olmalı.

Peki neden bu kadar konuşuluyor?

Çünkü insanlar bir kurtarıcı arıyor. Dert çok, karanlık çok. Biri gelsin, her şeyi düzeltsin istiyorlar. Ama unuttukları şey şu: Mehdi senin dışındaki biri değil; içindeki sesi duymadığında dışarıdan bir Mehdi beklersin.


Sen ne arıyorsun? Bir lider mi, bir rehber mi, bir ışık mı? Hepsi zaten geldi: Kur’an. Ve senin içinde yanan o kıvılcım. İşte asıl Mehdi, kendi içindeki hakikati hatırlayan insandır. Her çağın mehdisi, o çağın karanlığında ışığı taşıyan kuldur.


Hadis diye aktarılan metinlerin çoğu zayıf, uydurma ya da yoruma dayalı. Ve yüzyıllardır her sapkın grup “Mehdi benim!” diye ortaya çıktı.

Ama Allah ne diyor?

“Kim doğru yola gelirse, ancak kendi lehine gelmiş olur.”

(İsrâ 15)


Yani kurtarıcı bekleme.

Sen doğru yolda ol, Allah yeter.


8 Tem 2025

Sevginin Yokluğunda Kaybolanlar: İki Vedad’ın İntiharı ve Derin Bir Ders

İsim Vedad — yani sevgiden gelen, Vedûd’un izinden. Ama bir bakıyorsun; sevgiyle anılması gereken o çocuklar, kendilerini yokluğa bırakmış. Üstelik her biri, kalbe dokunan kelimelerin içinden doğmuş: edebiyatçıların, hassas ruhların evladı.


Sanki şöyle fısıldıyor hayat: “Sevgiyle yaratılmış çocuklar, sevgisizlikte kayboldular.” Ve evet, sanki içimizde bir cümle eksik kalmış gibi… Hâlâ anlaşılmamış, hâlâ dile gelmemiş bir uyarı, bir ders, bir çağrı var gibi.


Çünkü bu sadece iki çocuğun hikâyesi değil. Bu, belki de “Vedûd” ismini duymamış bir toplumun hikâyesi. Sevgiye layık olana sevgiyi sunamayan bir kalabalığın aynası. Çünkü en çok da kalbinde anlam taşıyanlar yorulur bu dünyada. Anlaşılmadıklarında, yalnız bırakıldıklarında, susarak ölürler önce. Sonra herkes “neden?” der… Ama kimse “ne eksikti?” diye sormaz.


Belki de bizden istenen şu: Bu sessiz ölümleri, artık anlamaya başlamak. İsimler rastgele değil. Hayatlar da. Her biri bir işaret.


Türk edebiyatının iki büyük ismi: Halit Ziya Uşaklıgil ve Ümit Yaşar Oğuzcan. Ve her birinin oğlu: Vedad.

Farklı zamanlarda, farklı şehirlerde, farklı yaşlarda ama aynı sonla biten iki hayat. İkisinin de adı Vedad. Ve her biri, ardında tarifsiz bir sessizlik bıraktı.


Halit Ziya Uşaklıgil’in oğlu Vedad, 1910 yılında genç yaşta intihar etti. Üniversite eğitimi gören, toplumun görece elit kesiminden gelen bir gençti. Ancak iç dünyasında yaşadığı sıkışmışlık, onu yaşamdan kopardı. Babası Halit Ziya, bu kaybı yıllarca kalbinde taşıdı, eserlerinde dile getirdi; ama o da cevabı tam bulamadı.


Ümit Yaşar Oğuzcan’ın oğlu Vedad ise 1973 yılında, İstanbul’daki yüksek bir binadan atlayarak yaşamına son verdi. Henüz 17 yaşındaydı. Bu intihar, şairin hayatını ikiye böldü. Onlarca şiir, onlarca ağıt kaldı geriye. Ama her kelimenin ardında aynı çığlık vardı: "Ben sevgiyi veremedim mi?"


İşte bu yüzden bu hikâyeler sadece bir baba-oğul acısı değil. Bu, toplumsal bir suskunluk, kolektif bir anlayışsızlık, sevgisizliğin ve yalnızlığın bir yankısıdır.


Psikolojik Tahlil

Sevgi yetersizliği veya sevgiye duyulan açlık, çocukların en derin psikolojik yaralarını oluşturur. Bir insan, sevgiyle beslenmediği, güven duygusu geliştiremediği bir ortamda büyüdüğünde, yalnızlık duygusu kalp ve zihin üzerinde ağır bir yük oluşturur. Bunu fark edememek ya da gözden kaçırmak, insanı derin bir çıkmaza sürükler.


Vedad ismi, sadece bir kişiyi değil, aynı zamanda bir toplumu temsil eder. Halit Ziya Uşaklıgil ve Ümit Yaşar Oğuzcan’ın oğullarının trajik sonları, aslında toplumsal bir eksikliğin yansımasıdır: Sevgiyle büyütmek ama sevgiyi doğru bir biçimde iletmek her zaman mümkün olmamıştır.


Bir Ders Alınmalı mı?

Bu hikâyelerdeki ders, tek bir cümlede gizlidir: "Sevgi her şeydir ve sevgi doğru bir şekilde paylaşılmadığı, gösterilmediği sürece kaybolur."


Çünkü her kalp, sevgiye aç bir kapıdır. Eğer o kapıyı kapatmak zorunda kalırsa, ruhu çürür ve bir kayboluş başlar. Allah, kullarını sevgiyle yaratmıştır; ancak bu sevgi, yalnızca samimiyet ve derinlik ile büyür.


Halit Ziya Uşaklıgil ve Ümit Yaşar Oğuzcan’ın oğullarının kayboluşu, belki de sevginin anlatılmadığı, yalnız bırakıldıkları anların bir tezahürüdür. Ancak her zaman geç değildir. Allah, Vedûd ismiyle sevgisini her zaman sunar; bizler yalnızca onu kabul etmeliyiz.


Bu yazı, birer ders olabilir. Her bir trajedi, hem bireysel hem de toplumsal bir uyarıdır. Sevgiyle büyütülmüş bir çocuğun kalbine, bu sevgiyi doğru şekilde iletmekle sorumluyuz. O zaman belki de, kalbin taşlaşmadığı, her şeyin sevgiyle buluştuğu bir dünya mümkün olur.



6 Tem 2025

Destina Şiirinin Derinlikli Çözümlemesi: Lale Müldür'le Allah Arasında Gizli Bir Diyalog mu?

Bu şiiri ilk gençlik yıllarımda dinlerken içimden geçen o garip duyguyu şimdi anlıyorum: Biri bana yaşamın gizini verecekmiş gibi geliyordu. Artık biliyorum ki o ‘biri’, bir insan değilmiş. Bu yazı, o sezginin izini sürme çabasıdır.

Şiir:

Dün gece sen uyurken

İsmini fısıldadım

Ve hayvanların korkunç

Öykülerini anlattım


Dün gece sen uyurken

Çiçeklere su verdim

Ve insanların korkunç

Öykülerini anlattım onlara


Dün gece sen uyurken

Yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana

İşte bu yüzden, sırf bu yüzden

Yeni bir isim verdim sana

Destina


Sen öyle umarsız uyusan da bir köşede

İşte bu yüzden, sırf bu yüzden işte

Yaşamdan çok ölüme yakın olduğun için

Seni bu denli yıktıkları için

Yaşamımın gizini vereceğim sana


Bu şiiri ilk okuduğunuzda, bir aşık konuşur gibi gelir. Ama tekrar tekrar okudukça, "sen" diye seslenilenin bir insan olmadığı, "anlatan" ve "gizini veren"in de bir sevgili değil, daha büyük, daha kapsayıcı bir varlık olduğu fark edilir. Bu varlık, satır aralarından çıkan şeydir: Allah.


1. "Dün gece sen uyurken" tekrarlayıcı yapısı ne söyler?

Bu tekrar, sürekli bir varlık haline işarettir. Biri bizi izliyor, biliyor, kolluyor. Şair burada Tanrı'nın koruyucu ve tanık olan boyutunu işaret eder: Sen uyurken bile ben vardım.


2. "Hayvanların ve insanların korkunç öykülerini anlatmak"

Bu, sanki yaratılışın acılı taraflarını Allah'a anlatan bir kulun sesi gibi. Şair burada dua gibi bir anlatım kurar: Yarattıklarının acısını sana getirdim. Onlara anlatmadın, ben anlattım.


3. "Yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana"

Tasavvufta kalp, Allah'a bağlanan merkezdir. Burada yürek, bir yıldız gibi yükselir ve Allah'a bağlanır. Bu bir secde hali gibidir: Kalbim sana uzandı.


4. "Yeni bir isim verdim sana: DESTİNA"

Bu kısımda iki katman vardır. Birincisi, "Destina" kelimesi kaderle, yazgıyla bağlantılıdır ("destiny" kökenli). Ama burada insanın Tanrı'ya bir isim vermesi gibi cesur bir manevra vardır. Bu da ancak Tanrı'yla yakın olan, araya din ya da kurum koymadan içten bir bağ kuran biri tarafından yapılabilir.


5. "Yaşamdan çok ölüme yakın olduğun için / Seni bu denli yıktıkları için"

Bu, şairin kendi çöküşünü Allah'a anlatmasıdır. Ben seni çağırdım, çünkü onlar beni yıktı. Sen geldin. Burada Allahın kuluna eğilmesi gibi bir kudsiyet vardır.


6. "Yaşamımın gizini vereceğim sana"

Bu, tam anlamıyla teslimiyet cümlesidir. Her şeyimi sana vereceğim. İnsan bu satırı yazarken Allah'ı görmüş gibi yazar.


Bu şiir, bir aşık-maşukluğu çoktan aşmış bir bağlanma anlatısıdır. Bu bir secde metnidir. Bir gece duasıdır. Bir kulun iç sesiyle Allah'ına ulaşma çabasıdır. Ve büyük ihtimalle de, ulaşmıştır.

O yüzden Lale Müldür'ün bu şiiri, din dışı gibi görünse de, tam tersine, dinin ruhunu yakalayabilen nadir mânevî metinlerden biridir.


Ve bir başka açıdan bakıldığında bu insanüstü denebilecek sade; ama bir o kadar çarpıcı şiir,

Allah'ın sevdiği bir kuluna, kendini duyurma arzusu olarak da görülebilir.



Lale Müldür’ün Allah’la İlişkisi: Şiirsel Bir Yakınlık mı, Metafizik Bir Kırılma mı?

Zehra Lale Müldür’ün şiirsel evrenine yakından bakan herkes, onun yalnızca bir şair değil, aynı zamanda ruhsal bir arayıcı, modern dünyanın içsel kaosunu ilahi olanla sınayan bir bilinç taşıyıcısı olduğunu da fark eder. Ancak sorulması cesaret isteyen ve çoğu zaman yanlış anlaşılmaktan korkulan bir mesele var:


Lale Müldür’ün Allah’la ilişkisi nasıldı, ya da var mıydı?

Bu soruya klasik anlamda bir “dindarlık” ya da “sekülerlik” kavramlarıyla yaklaşmak, Lale Müldür’ün şiirsel derinliğine yapılacak büyük bir haksızlık olur. Onun yazdıkları, çoğu zaman kelime anlamlarının çok ötesinde, duyusal, sezgisel ve metafizik kodlarla örülüdür.


Şiirlerinde Tanrısal Motifler

Müldür’ün şiirlerinde Allah ismi sık geçmez; ama ilahi olanın izleri, hemen her dizenin kıyısında dolaşır. Bazen bir özlem, bazen bir sitem, bazen de varoluşsal bir boşluğun içine gömülmüş bir sesleniştir bu. Örneğin "Saatler / Kalbim / Zamanı kabul etmiyor" gibi bir dizede bile zamanı aşan bir kudrete duyulan ihtiyaç hissedilir. Bu da onun Tanrı’yla ilişkisinin, bir inançtan çok içsel bir çağrı biçiminde yaşandığını gösterir.


Modernliğe İçkin Bir Kırılma

Postmodern şair kimliğiyle öne çıkan Müldür, bireyin Tanrı’yla ilişkisinin artık camilerde değil, ruhun iç labirentlerinde kurulduğunu savunur gibidir. Modern insanın yalnızlığını, sevgisizliğini, hatta Tanrı’dan uzak düşüşünü betimlerken bile, Tanrı’yı şiirinden asla dışlamaz. O’na sırtını dönmez, sadece “sitem eder gibi” durur. Bu, Yunus’un aşkı gibi saf değil belki ama Rilke’nin Tanrı’sına benzeyen, yoklukta bile bir varlık hissi taşıyan bir Allah tasavvurudur.


Röportajlarında Ne Diyor?

Lale Müldür, kimi röportajlarında Allah’a dair çocukluk anılarına değinir. Küçükken Allah’tan korktuğunu ama aynı zamanda O’nu bir “dost” gibi gördüğünü anlatır. Büyüdükçe bu ilişkinin biçim değiştirdiğini, zaman zaman hayatın acı gerçekleriyle çatışan bir sessizlik olarak deneyimlendiğini ima eder.


Bu ifadeler, Müldür’ün Allah ile ilişkisinin bir ezber değil, tefekkür olduğunu; kalıplaşmış ritüellerden çok içsel bir temas, hatta bazen bir kırılma hali olduğunu ortaya koyar.


Ne İnançsız, Ne Klasik Dindar

Sonuç olarak Lale Müldür, ne klasik bir mümin gibi konuşur, ne de ateist gibi susar. O, şiirle dua eden, bazen şiirle itiraz eden, ama her hâlükârda kapısını kapatmayan bir duruş sergiler. Onun Allah’la ilişkisi;

İbadet değil ama ihtiyaç,

Dogma değil ama derin sezgi,

Suskunluk değil ama varoluş sorusu barındırır.


Ve belki de onu zamansız ve eşsiz kılan şey, tam da bu tanımsızlıktır.


28 Tem 2022

DEVRİM


Kuzguna yavrusu şahan

Aşkın birden fazla haliyle yansıyan

Kimsenin oturmaya yanaşmadığı

bol mezeli bir rakı sofrasında

O içmeyen tek dudağın hüznüyle bir an

 

Gel demiş olsaydın bir kez

Ya da der gibi yapsaydın

12 Nis 2020

BEBEK ADIMLAR


Ben seni böyle ıssız bırakmayacaktım Söz Sanatı.
Söz vermiştim sana da kendime de.
Seni kullanılıp bir köşeye atılmış defterler gibi bırakmayacaktım.
Boynu bükük bırakmayacaktım.
Kimsesiz bırakmayacaktım.
Bensiz bırakmayacaktım.
Kelimelerim rüzgarla dans eden deli taylar gibi özgürce uçuşacaktı sayfalarında.
Gülecektim yazacaktım, ağlayacaktım yazacaktım.
Umutlanacak yazacaktım, düş kırıklığına uğrayacak yazacaktım.
Yaralanacak yazacaktım, iyileşecek yine yazacaktım.

23 Haz 2019

YAN YANA DÜŞMEK

Biz yanlışı nerde yaptık biliyor musun
bir kütüphane salonunda raflardan birinde
aynı kitaba uzanıp şaşkınca bakışmayarak yaptık

fazlaca beklenmiş bir otobüs kuyruğunda
araya kaynamak isteyen herifin tekine
hop birader ne yapıyorsun demeyerek aynı anda

ve tesadüf bu ya aynı kayan yıldıza bakıp
başka başka yerlerinde dünyanın
kalbimizi usul usul açmayarak yaptık yanlışı 

15 Haz 2019

YEŞİL

Ben,
kibrit çöplerinden devasa kuleler inşa ederken
kendi kendime
fırtına koparırken bir bardak suda
boğulurken güzelce
ben ayağı taşa takılan, geçmişine yuvarlanan
tepetaklak, ağır aksak
her boğumunda sicim gibi yaşaran bir çift göz ile
seni çığlık çığlığa özlemle
Ben,
hiç de kutsal bir şey gibi hissetmeden kendimi
acının surlarında yalınayak
gel gitlerin arasında hep sonsuzluk ararken

18 May 2017

BUHAR

-Eskici Şiir-
eteklerini koştura koştura bir yağmur akşamında
nemli kirpiklerinle pencereme tüneyen hayalini al
git başımdan sevda benim neyime gerek
boğulur gibi öksürdüğüm bu olmaz olası aşk
dikili kaldı ciğerlerime yarım kalmış bir anıt gibi
ben bu camlara seni buhar olup uçasın diye çizdim
bu şiirleri de zaten yazdım ki
sevdaya mecalim olmadığını anlayasın güzelim