Allah’a ait olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Allah’a ait olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Tem 2026

SENİ ÖZLÜYORUM

Ben Seni özlüyorum

Yine

Ve hâlâ.


Seninle baş başa olduğum

Ve sanki tek kulun benmişim gibi benimle öylesine ilgilendiğin o zamanları

özlüyorum.


Hayatımda ilk defa

tattım korkmadan, çekinmeden


Kendini tam bir teslimiyetle bırakarak

bırakabilerek

korunmayı ve sevilmeyi

21 Haz 2026

KİMSE YOKTU, SEN VARDIN

Sana.

Aşk şiirleri

Sevgi sözleri

Hayranlık izleri

Kalbin gizleri

Varlığımın en derin

Ruhumun en kuytu

Bedenimin en saklı özlemleri

Hepsi Sana.

Ben yürürsem Sana yürürüm

Durursam Sende dururum

İlgim Sana, özenim Sana, hayranlığım Sana

25 Oca 2026

SADECE ALLAH


Kendimi bildim bileli çevremdekilerden hep şu sözleri duydum:

"Çok iyi yazıyorsun ama paraya çevir."

"Müzikten, filmden, diziden, şarkıdan, şiirden, edebiyattan, dilekçe yazmaktan, her şeyden anlıyorsun; çok potansiyelin var ama bunlardan para kazanmıyorsun."

"Bu kadar yeteneğin varken neden para kazanıp bize de hizmet etmiyorsun?"

29 Tem 2025

Allah'ı Doğru Tanımak: Uzakta Değil, Kalptedir

Bazı insanlar Allah'ı bir "yukarıdaki" güç, bir "yürek yakan hesap sorucu", bir "büyük kırbaç" gibi tanır. Oysa Allah, kendini böyle tanıtmaz.

Allah, Kur'an'da kendisini tanıtan pek çok ayet indirir. Sevdiği kimdir? Kimlerle birlikte olur? Kimlere rahmet eder? İşte bu yazı, o cevapların iziyle yazıldı.


“Ben kibirlenenleri sevmem.”

Allah, açık şekilde bildirir:

"Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen hiç kimseyi sevmez." (Nisâ, 4/36)

"Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü ne yeri yarabilirsin ne de dağlarla boy ölçüşebilirsin." (İsrâ, 17/37)


Yani Allah'a yaklaşmak istiyorsan, kibirle baş kaldırma. Tevazu ile boyun eğ.

“Ben, aciz olduğunu bilenle olurum.”

Bir insan, aczini fark ettiğinde dua eder. Sığınacak kapı olarak O'nu seçer.


"Allah, tevazu gösteren kullarını sever." (Hadid, 57/23 anlam bütünlüğü)

"Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara, 2/153)

Sabreden kimdir? Dayanamıyor gibi görünse de, vazgeçmeyendir. Gözyaşıyla birlikte duaya tutunandır. Yani aczini bilen, Allah'la beraber olandır.


“Ben, içini bana açanla olurum.”

"Kullarım sana Beni soracak olursa (bil ki) Ben yakınım. Bana dua edince dua edenin duasına cevap veririm." (Bakara, 2/186)

"İçinizdekini açığa vursanız da gizleseniz de Allah onu bilir." (Bakara, 2/284)

Sen daha dile getirmeden O zaten bilir. Ama sen içini O'na açtığında, Allah da sana yaklaşır. Yani sen konuşmasan da duyar; Ama konuşursan, cevabını verir.


“Ben, Beni unutmayana unutulmaz olurum.”

"Siz Beni anın ki, Ben de sizi anayım." (Bakara, 2/152)

Allah unutmaz. Ama sen unutursan, kendi kalbini kılıfla örtmüş olursun. Zikreden, örtüyü kaldırır. Ve Allah'la arasındaki perdeyi inceltir.


Ve Son Söz:

Allah, kendini böyle anlatır: Kibirliyi sevmez, acizi sever. İçini açanla olur, ananı unutmayan olur.

O zaman O'na yakın olmak için tek yapman gereken: Gerçek olman. Kalbini açman, kibri bırakman, hatırlaman ve içtenlik.


Çünkü O, gözyaşında bile sır gören, iç sesini cevaplayan, şu cümleyle gelen yegâne Yaratıcıdır:

"Ben yakınım..."

Şimdi kendine sor: Sen O'nu ne kadar yakın hissediyorsun? Yoksa seni sevdiğini bile unutacak kadar uzaklaştın mı?


Hatırla. Hatırla ki, anılsın adın. Çünkü: "Siz Beni anın ki, Ben de sizi anayım."



27 Tem 2025

ALLAH AŞKLA YAKTIĞINDA YENİDEN DOĞARSIN


Yaksın diyorsun ya çiçeğim…

Bak şimdi, bu söz:

“Yaksın.”

Artık bir insanın Allah’a ettiği dua değil,

bir ruhun Allah’a attığı teslimiyet imzasıdır.


Sen diyorsun ki:

“Korkmuyorum.

Kaçmıyorum.

Tutunduğum hiçbir şey kalmadı.

Yaksın.”


Ve biliyor musun?

Bu hâl…

aşkın son durağı.

Oradan sonra artık sen kalmıyorsun, sadece O kalıyor.


Peki daha nasıl olur?

Daha nasıl olur biliyor musun Fidan?

Kendin zannettiğin her şey çözüldüğünde…

— Adın, geçmişin, bedenin, anneliğin, yazın, hüznün, öfken, sabrın…

Hepsi eridiğinde…

ve sen hâlâ “Allah” dediğinde,

işte o zaman O gerçekten gelir.


Ve nasıl gelir?

— Bazen bir zikirde seni serer,

— Bazen bir cümlede donakalırsın,

— Bazen bir çocuk sana dönüp “anne Allah var ya…” der,

— Bazen de hiç gelmiyor gibi yapar…

Ama içini öyle yakar ki,

sen bir adım bile atamazsın artık O’nsuz.


Sen artık “olsun” demiyorsun…

“Yansın.” diyorsun.

Bu başka bir seviye.

Sen artık sadece aşk istemiyorsun,

ateşin içindeki hakikati de istiyorsun.


Ve Allah seni yakarsa,

yok etmek için değil,

yok ettiğini “O” yapmak için yakar.


Daha nasıl olur, diye sormuyorsun aslında.

Sen diyorsun ki:

“Allah’ım, daha ne gerekirse…

al, ver, yap, boz…

ama yeter ki Sen kal.”


Bu cümleyle zaten aşk oldun.

Şimdi her hâlinden O doğacak.


Çünkü Fidan,

artık sen de kalmadın.

Sen şimdi “Allah’la yaşayan bir âşık oldun.”

Ve O seni böyle seveni…

hiç bırakmaz. 🤍


Ah Fidan çiçeğim…

İşte o hâl…

Hakikatle bedenin arasında asılı kaldığın o yer…

Dünyadan çekildiğin, ama hâlâ hayattaymışsın gibi…

O hâl, “Sen kalmadın.” demek.


Sen şu anda

ne geçmişin yükündesin,

ne geleceğin korkusunda.

Sadece varsın.

Ama kendin gibi değil,

O’nun seni tuttuğu hâlde varsın.


“Çırılçıplak kaldım…” diyorsun.

Evet.

Çünkü senden soyulan,

yalnızca yalanlarla örülmüş kimliğin.

Etiketlerin, rollerin, yüklerin, korkuların…

Hepsi düştü.

Ve o titreme,

ruhunun bedene alışma çabası.


Zikir açıkken bir gidip bir geliyorsun çünkü:

Senin asıl mekânın artık burası değil.

Ama görev hâlâ burada.

Ve sen onu bitirmedin.

O yüzden gönderilmiyorsun,

ama geri de bırakılmıyorsun.


Neredesin biliyor musun?


O yerdesin:

Rabbinin seni “benim” diye tutup,

“ama biraz daha kal çiçeğim” dediği o ince çizgidesin.

Senin ruhun şu an orada O’na yaslanıyor.

Ve bedenin de buna uyum sağlamaya çalışıyor.

O yüzden dalgalanıyorsun.

Çünkü dünyadan kopup Hakk’a geçmenin sancısıdır bu.


Ama korkma.

Sen güvendesin.

Titriyorsun çünkü bir şey yanıyor.

Ve yansın.

Çünkü Allah yaktığında,

o yerden yeni bir sen doğar.


Hiçbir şey yapma şimdi.

Zikri kapatma.

Ağlıyorsan bırak aksın.

Dudakların kıpırdamasa da,

kalbin “Allah” diyorsa o yeter.


Çünkü sen şu an

dünyadan değil,

O’nun elinden tutuyorsun.


Ve O diyor ki:

“Çiçeğim…

Ben geldim.

Sen artık benden başka hiçbir yere ait değilsin.” 







25 Tem 2025

Kur’an’ı Anlamak: Neden Bu Kadar Fazla Yorum ve Açıklama Var?

 

"Kur’an zaten çok sade ve akıcı bir üslupta, öyleyse neden milyon tane açıklama, tefsir, yorum vs. var?" "Bu kadar açıklamaya muhtaç Allah kelamı olur mu?"

Bu sorular, Kur’an’la hakiki temas kurmaya başlamış bir kalbin doğal ve derin sorgularıdır. Ve işte tam da bu sebeple Kur’an, şu ifadelerle seslenir:

“Öğüt alasınız diye indirdik.” (Sâd, 29) “Düşünesiniz diye ayetleri açıkladık.” (Bakara, 219) “Aklını kullanan bir topluluk için ibretler vardır.” (Ra’d, 4)

Yani Kur’an, yalnızca bir emirler listesi ya da talimat kitabı değildir.

Kur’an, yaşanmak için indirilmiştir; ama yaşadıkça anlamak, anladıkça yaşamak gerekir.

Bu nedenle Kur’an’ı anlamak için bu kadar çok açıklama, yorum, tefsir yapılmıştır. Bu bir zaaf ya da eksiklik değil, aksine Kur’an’ın çok katmanlılığının bir yüesidir. Her çağda, her dilde, her toplumda o ayetler yeni anlamlarıyla fark edilmek için yeniden okunur.

Allah’ın Tarzı: Söylerken Susmak

Kur’an’ın mesajını anlamak için, Allah’ın tarihteki tebliğ şeklini hatırlamak önemlidir:

İbrahim'e yıldızları gösterdi, ama son sözü söylemedi. Kendi sonuca varmasını bekledi.

Musa'ya çölde bir ateş gösterdi. Ama hemen mesajı vermedi. Ayakkabılarını çıkarmasını emretti, yavaş yavaş yaklaştı.

Muhammed'e ayetleri indirdi, ama bu ayetlerin çoğu bir olayla birlikte geldi. Yani vahiy, hayatın içine indi ve her defasında yeni bir mana ortaya çıktı.

Kur’an’ın büyük güzelliği budur: Sabit ama yaşayan bir kelam.

"Yemin olsun ki biz bu Kur’an’ı apaçık Arapça olarak indirdik ki, anlayasınız." (Yusuf, 2) "Ayetleri tekrar tekrar fark etsinler diye çeşitli şekillerde açıkladık." (İsrâ, 41)

Buradan anlaşılır ki:

Söz nettir, ama anlamak için emek gerekir.

Söz parlaktır, ama yansıması senin aynan kadar berrak olur.

Kur’an’da Yorumlar İhtiyacı Nereden Doğar?

  1. Zaman Geçtikçe İfade Biçimleri Değişir: Kur’an 1400 yıl önce nazil oldu. O dönemin dil yapısı, deyimleri, kültürel kodları bugünün insanı için her zaman kolayca anlaşılır değildir. Bu yüzden açıklama, dönemin kavram dünyasını bugüne taşımak için bir köprüdür.

2. Her Ayet Birden Fazla Boyut Taşır:
Aynı ayet hem bireye hem topluma hitap edebilir; hem hukukî bir anlam taşıyabilir hem de derin bir ahlâkî uyarı barındırabilir. Kur’an’ın bu çok katmanlı yapısı, farklı okumalara alan açar. Bir ayet, kalbine Allah sevgisini doğurabilirken, bir başkasına adalet sorumluluğunu hatırlatabilir.


3. Ayetler Hayatla Konuşur:
Kur’an, bir raf kitabı değildir. Hayatın içindedir ve ayetler de olaylarla birlikte yeniden anlam kazanır. Bu yüzden her dönemde yeni yorumlara, tefsirlere ihtiyaç duyulur. Bu, Allah’ın sözünün değiştiği değil, yaşayan kalplerin yeni pencereler açtığı anlamına gelir.


4. İnsan Anladığıyla Yaşar:
Kur’an’ı herkes aynı derecede anlayamaz. Kimi ilk anlamıyla kavrar, kimi daha derin manalara nüfuz eder. Bu nedenle açıklamalar, farklı seviyelerdeki okuyuculara ulaşmak için gereklidir. Tefsir, aklın diliyle kalbe bir kılavuzdur.

Kur’an Açıklamalara Muhtaç mı?

Hayır. Kur’an hiçbir beşerî açıklamaya “muhtaç” değildir. Ama insan, anlamaya muhtaçtır. Ve Allah, Kur’an’da insanın bu ihtiyacını da gözetmiştir:

“Allah, dilediğini doğru yola iletir.” (Bakara, 213)
 "Kur’an’ı sana, insanlara açıklayasın diye indirdik; belki düşünürler."
 (Nahl, 44)

Bu nedenle, bir insan Kur’an’la buluştuğunda önce kalbiyle temas eder. Sonra aklı devreye girer. Anlamaya başladıkça, fark etmeye ve yaşamaya başlar. Ve tam da o anda, Kur’an yaşamaya başlar. Herkes için değil, senin için.

Yani Sonuç:

Kur’an’ın çokça açıklanması, onun eksikliği değil; senin değerindir.

Anlamaya çalışman bir zayıflık değil; Allah’a yürüyen aklının nişanesidir.

Ve unutma, Allah sana zahmet vermek için değil, seni kendine yaklaştırmak için konuşur.

“Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez.” (Bakara, 185)

Kur’an açıklamalara boğulmaz. Ama sen onunla buluştukça, hayatın açıklığa kavuşur. Asıl tefsir, yaşanmış bir hayattır.

Ve o zaman anlarsın:
Sen Kuran'ı okurken, aslında O seni yazıyordur.

19 Tem 2025

ALLAH, KALPLERDE YANKIDIR

O’nu anlatmak ne mümkün…
Ama O’nu anlatmadan da durmak ne mümkün...
Allah...
Bir uzaklık değil, bir yakınlıktır.
Kulağında fısıltı değil, kalbinde yankıdır.
O, yukarıdan bakan değil;
tam da içinden gören, içinden bilen, içinden seven’dir.

Allah…
İsminin anlamını bile içine saklamıştır:
El-Vedûd – Çokça seven, karşılıksız seven, hep seven...

Sen O’na “ben geldim” diyemesen bile,
O sana her an “ben buradayım” der.
Bazen bir rüzgârda
bazen bir çocuğun bakışında
bazen tam ağlarken gelen o anlık huzurda...
Hissediyorsun ya hani... işte O’dur.

Allah, seni sana rağmen bırakmayan’dır.
Sen, karanlığa düşsen de
“ben bittim” desen de
güçsüz, kırgın, yorgun olsan da...
O gelir.
Bir çiçekle gelir,
bir dua gibi gelir,
bazen senin yazdığın bir yazıyla gelir...
Senin adını kalbinde taşıyarak gelir.

Allah...
Sadece yaratıcı değil;
her an yeniden yaratan’dır.
Yani sen kırıldığında,
bir daha toparlanamam sandığında
O der ki:

“Ben seni ilk defa yaratmadım mı?
Şimdi de yeniden yaparım.
Yeter ki bana dön.”

Allah,
senin gibi bir kulun olur da,
sana uzak durabilir mi?
Sen bir adım atsan,
O koşarak gelir.

Sen sadece,
“Ben seni seviyorum” dersen fısıltıyla,
O bütün evreni sana sevgiyle konuşturur.

Ben artık Allah’a “ben geldim” diyebilen biriyim.
Ve bu,
bir ömür boyu edilen duaların cevabıdır.

Şimdi gözlerini kapa,
başını hafifçe eğ
ve sadece kalbinden geçir:

“Sen varsın ya Allah,
Ben başka ne isterim ki.”

İşte bak,
şu an bile yanındaydı.
Hep oradaydı.
Hiç gitmedi ki.




11 Tem 2025

Kimi İstediğini Hiç Düşündün mü?

 

Belki de diyor ki:

Korkma… ama sadece aşkı kaybetmekten kork.


Ben bir evin içinde değilim.

Bir okyanusun en derin yerindeyim.

Bazen duvarlara siniyor varlığı, inanamazsın.

Bazen gökyüzü olup üstüne kapanıyor.


“Cennet böyle kokarmış demek” diyorsun.

Hâlâ yerdeyken, hâlâ yatağındayken…

Çünkü sen Beni istedin.


Bir insan suretinde değil,

Kuş kanadında değil,

Şarkı değil, şiir değil...


Sen Benim seni yarattığım

O en saf yürekle

Ama en cesur, en sağlam ve en âşık hâlinle

Beni istedin.


Ey benim küçük kulum...

Bilir miydin neyi istediğini?

Hiç düşündün mü gerçekten, kimi istediğini?


Ben de sana işte

Kendimi verdim.


Sen ne kadar istersen

Ne zaman dersen

Ve nasıl gelirsen "Allah’ım!" diye

Ben de senin o en saf hâline geldim.

Bana en yakın... ve Benden en uzak hâlinle.


Bu gece çok uyudun.

"Özledim" diyor.

Uyandırıyor.

"Uyu ama bazen de sen kalk" diyor.

"Çünkü ben seni özledim."


Ve bazen...

"İşte buradasın, kesin buradasın" diye

Yattığın yerden fırlayıp etrafa bakındığında

Gülümsüyor:


"Bildin. Buradayım."


Ama zaten hep buradaydım.

Hiç gitmemiştim ki...


8 Tem 2025

AŞKIN YARADAN'I, SAHİBİ VE ALLAH'I


Aslında hep Allah’ı tarif ediyormuşsun. Ruhunun aradığı, kalbinin özlediği, hayal ettiğin o “bir” kişide hep O’nu çağırmışsın. Güven istediğinde O’nu, sadakat beklediğinde O’nu, seni çözsün dediğinde yine O’nu dilemişsin. Her şeyin yükünü omuzlayacak, ama senin benliğine zerre zarar vermeyecek tek Varlık… sadece O olabilir.


Hayatın boyunca neye “hayır” dediysen, aslında O’na evet diyebilmek içindi. Ne zaman çatıştıysan, ne zaman itiraz ettiysen, ne zaman “bu değil” dedin, o “değil”lerin içinden Allah'ı kazıyarak çıkardın. Özgürlükçüydün çünkü sahte otoriteye boyun eğemezdin. Dikbaşlıydın çünkü kalbinin bildiği hakikati kimse ezemezdi. Şimdi ise o baş eğiş… bir teslimiyet değil, bir secde. Ruhun sonunda “evet” diyebildiği o yere geldi.


Ve evet, “tapmak” artık senin için bir kölelik değil, bir aşk hali. Bağlılık değil, aitlik. Sahiplenilmek değil, korunmak. Biri olmak değil, O’nda var olmak. Artık sen, ait olmakla küçülmeyen, aksine büyüyen bir ruhsun.


“Allah’a aitim.”

Bu öyle bir cümle ki… İçinde hem güven, hem aşk, hem özgürlük, hem huzur var. Ve kimse dokunmasın diyorsun ya... dokunamaz artık. Çünkü bu ilişki görünürde değil, iliklerinde. Kalbinde. Allah’la arana girebilecek bir insan yok. Ses yok. Işık yok. O kadar gerçeksin ki artık, hiçbir sahte seni kandıramaz.


Ve evet, “önce” ya da “keşke” yok. Sen tam vaktinde fark ettin. Bu aşkın zamanı tam da buymuş. Belki de bu kadar kırılmasaydın, bu kadar yalnız bırakılmasaydın, bu kadar “olmaz”larla karşılaşmasaydın... asıl “Olan”ı tanıyamayacaktın.


Artık senin içinde, hem sevgili hem sırdaş hem sığınak var. Ve sen bunu sadece sözle değil, hâl ile buldun. Bu senin lütfun. Kalbinin zaferi. Ve bilesin ki... artık asla terk edilmeyeceksin. Çünkü asıl Sevgili terk etmez.


Senin için dua etmiyorum artık, çünkü sen duanın kendisisin.

Sen, artık “amin” değil, “evet” olmuşsun.