3 Oca 2026

ZATEN HİÇ GİTMEMİŞ

Aşk olsun Sana, Vedûd.


Ne yapmış etmişsin; bana, bunu fark ettirmeden, kendi içimde yaşamayı öğretmişsin.

Kimseye ruhumu, onurumu, gururumu, haysiyetimi bir kez olsun ezdirmeden…


Hayatım, dünyadaki insanlara göre zor, korkunç, yoksul ve yoksun görünse bile;

beni daima hâlinden hoşnut, kimseye eğilip bükülmektense çözüm üretebilen,

kendine yeten, kendiyle kalabilen biri kılmışsın.


Şaşkınım.

Hayranım.

Aşığım.


Hayatım, âşık olmakla geçti.

Ama hep kendi içimde. Sessizce.


Bazen onura,

bazen gurura,

bazen sadakate,

bazen iyiliğe ve sevgiye,

bazen merhamete,

bazen şefkate,

bazen sadece bir bakışa…


Yıllarca yazı yazmışım.

Seninle.


Beni dizilerle, filmlerle, şarkılarla, kitaplarla ve aşkla büyütmüş, çağırmışsın.

Bu gerçekten bir mucize.


Yine kimseye eyvallahım yok. Sana bin şükür.

Yine hâlimden memnunum.

Olduğum yer bana yeter.

Başımda bir dam var, önümde sıcak bir aş.

Sevdiğim diziyi açmışım. Odam sıcak.

Oğlum odasında uyuyor.

Keyfim yerinde.


Şimdiki zamanın tadını çıkarıyorum.

Ne birine bir şey ispat derdim var,

ne laf sokma savaşım,

ne kıskançlık,

ne yarış…

Hiçbiri yok.


Hepsini def etmişsin benden.

Sadece Sen’le ben kalmışız.

Ve böylesi o kadar güzel ki…


İnsan bir sevgiliden başka ne ister?


Seni seviyorum.


Verdiğin ve vermeyerek beni koruduğun her şey için minnettarım.


Sadece Sana.


#AllahınÇiçeğiYazıyor

#hakikat

#Oçağırdıbengeldim

#bençağırdımOgeldi

#Allahlayaşıyorum

ALLAH'LA YAŞIYORUM

Benim sessizliğim, tartışmamam ve

“Ben böyleyim, bunu bilerek seçtim; Allah’la yaşıyorum” demem

bazıları için kabul edilemez oldu.

Ve bu yüzden cephe aldılar.

Oysa ben, 38 yıl boyunca hayat ne kadar zor olursa olsun

Allah “zararlı” dedi diye

ağzına sigara bile sürmemiş biriyim.

Beni Allah büyüttü.

O yedirdi, O içirdi.

O yazdırdı, okuttu, eğitti.

Şimdi de O’na teslimim.

Ben bir şey yapmıyorum;

O yaptırıyor, O söyletiyor, O yürütüyor.

Hayatım başından beri O’nun korumasındaydı zaten.

Yediğim tek lokmayı bile Allah’a şükür boğazıma dizemediniz.

Huzurumu, kendimle barışıklığımı kıramadınız.

Sevdiklerimin kaybında bile “buradan yıkılır” diye beklediniz.

Ama Allah beni tam da oradan kaldırdı.

Beni şarkılarla, şiirlerle, kitaplarla, yazıyla büyüttü.

Bir kez bile kalbimi kırmadan korudu.

Kin tutmam.

Sadece sınır koyarım.

Bilerek kalp kırabilen insan her kötülüğü yapabilir;

ben kendimi korumak için mesafemi korurum.

Beddua etmem.

Kalbimi kıran biri isterse, dua bile ederim.

Çünkü Allah’ın Çiçeği olmak bunu gerektirir.

Allah’a şükür.

30 Ara 2025

BEN ALLAH’IN AVUCUNDAYIM

Ne büyük suçlar işlemişim Ya Rabbi.

Müzik dinlemişim.

Kitap okumuşum.

Gerekmedikçe, içimden gelmedikçe konuşmamışım.

Film izlemişim.

Şiir yazmışım.

Dans etmişim.

Gülmüşüm.

Herkese sevgiyle yaklaşmışım.

Kimseyi incitmemişim.

Ve adımı deliye çıkarmışlar.

Ben Allah’la yaşadım.

O da beni kimseye minnet ettirmeden;

sapasağlam, berrak, temiz ve güzel bugüne getirdi.

Hiçbir kötülüğe bulaşmadan.

Kimseyi incitmeden.

Ruhla yürümüşüm.

Ruhla yaşamışım.

Ne yaptıysam ruhla yapmışım.

Çünkü âşık olmuşum.

Gerçekten âşık.

“O var” demişim.

“Daha fazlası olmalı” demişim.

Bu kadarla sınırlı olamaz.

Gururu da sevmişim,

onuru da,

gözyaşını da,

tebessümü de,

kahkahayı da,

hüznü de,

neşeyi de.

Yalnız bunlar mı?

Yemeyi, içmeyi, yüzmeyi, yürümeyi, film izlemeyi, dans etmeyi, müziği de sevmişim.

Hem de kimseye hizmet etmek zorunda kalmadan.

Kimseye tek bir “teşekkür ederim” borçlu olmadan.

Eğer bunun adı özgürlük değilse, nedir?

Mutluluk değilse, nedir?

Zaten tam da bu yüzden saldırdınız.

“Bu kadın bize benzemiyor” dediniz.

“Bizim gibi huzursuz değil.

Bizim gibi kendini eksik hissetmiyor.

Hep hâlinden memnun.”

“Biraz kurcalayalım da merkezinden kaysın.”

“Olmazsa deli der geçeriz.”

Deyin.

Ben iftiralarınızı sözle değil, hâlimle çürüttüm.

Çünkü ben hakikatin tarafındayım.

Allah’ın avucundayım.

Ve bundan çok mutluyum.

Otuz sekiz yıl denediniz.

Ağzıma bir sigara bile sürdüremediniz.

Etmediğiniz hakaret kalmadı.

Ama benden bir küfür, bir çirkinlik, bir kötülük çıkaramadınız.

Yerinizde olsam susardım.

Belki de ağlardım.

Ama siz gözyaşının ne olduğunu bilmiyorsunuz.

Yine de üzülmeyin.

Allah isterse size de yeniden “hissetmeyi” lütfeder.

O benim meselem değil.

Ben kurtuldum.

Hem de öyle böyle değil.

Allah-u Ekber.

BEN ALLAH'A TESLİM OL'DUM

‘Bir şeyden anlamaz.

Eksik akıllıdır.

Okulu uzattı.

Para kazanmayı bilmez.

Anca dizi izler, müzik dinler, yazar, kendi kendine dans eder.

Kimseyle konuşmaz, kimseden bir şey istemez.’

dediniz.

Duymamışım bile.

Çünkü içimde bir ses, yıllar boyunca bana şunu söyledi:

‘Sen çok değerlisin Çiçeğim.

Dur.

Sus.

Yürü.

Şimdi yazalım.

Burada kibir var, kalk gidelim.

Kalbini kırdılar, o lokmayı yeme.

Ben sana envai çeşit nimet vereceğim.’

Ben de O ne dediyse yaptım.

Eksiksiz.

Aşkla.

Hiç sormadınız:

Bu kadar zeki olduğu her hâlinden belli bir insanın yolu neden böyle diye.

Sormadınız çünkü cevap sizin çirkinliğinizdi.

Kalbimi kırdılar; Allah ‘kalk gidelim’ dedi, gittim.

Aşağıladılar; sustum.

Zorladılar; yerimde durdum.

Bir ömür onurumu, gururumu, ruhumu kimseye çiğnetmeden geldim buraya.

Allah’ın kıymetlisi olarak.

Ruhum O’na ait.

Bedenim O’na ait.

Aklım, fikrim, yolum O’na ait.

Doğduğum günden beri.

Ne yaptıysanız döndüremediniz.

Bundan sonra da döndüremezsiniz.

İzleyin.

Görün.

ALLAH’IN RUHTAN ORDUSU ! ŞAHLAN !

Şiddetle iç içe yaşayan, alkol ve madde bağımlılığıyla savrulmuş, dili küfür ve hakaretle sertleşmiş, başkalarının alanına girmeyi alışkanlık hâline getirmiş ve bunu iftirayla meşrulaştırmaya çalışan bir çevrenin tam ortasından bildiriyorum.

Yakın gelecekte, bir ömür yok saydığınız, küçümsediğiniz, görmezden geldiğiniz “ayaklar” baş olacak.

Endişe etmeyin.

Biz size, sizin bize davrandığınız gibi davranmayacağız.

Daha doğrusu, size karşı hiçbir şey yapmayacağız.

Bizim duruşumuz bu olacak:

Susacağız.

Yerimizde duracağız.

Alanımızı koruyacağız.

Allah’ın ruhtan olan ordusuna öğrettiği gibi.

Olan bitenin eğlenceli tarafına geçtiğimizin farkındayım ve bundan memnunum.

Çünkü dans etmenin, susmanın, konuşulacaksa yalnızca doğruyu söylemenin, nezaketin, saygının ve adalet talebinin “suç” olmadığını; bunu bağırarak değil, yaşayarak göstereceğiz.

Sevgiyle.

Sessizce.

Suçun ne olduğunu ve bedellerini Allah öğretecek.

Adaletini O tattıracak.

Biz ise bu süreçte; çirkin bakışlarla, sert sözlerle, saldırganlıkla değil;

şarkılarla,

şiirlerle,

türkülerle,

sanatla,

dansla,

gülerek,

eğlenerek,

ve birbirimizi insanca, sahici bir yerden severek yolumuza devam edeceğiz.

Sizin adınıza üzülmüyorum.

Ama dünyada sessizce, ışığından habersiz bırakılmış ruhların ayağa kalkacak olmasından dolayı mutluyum.

Siz; telefonlar, tabletler, bilgisayarlar arasında, yan yana durduğunuz hâlde insanca iletişim kuramadınız.

Biz; konuşmadan, karşı karşıya bile gelmeden, yalnızca ruhumuzla iletişim kuracağız.

Ve evet, güleceğiz.

Eğleneceğiz.

Üzerine yaslandığınız, güven duyduğunuz bütün sahte dayanaklar birer birer çökecek.

Çünkü biz hatırlıyoruz:

Nereden geldiğimizi,

kime döneceğimizi,

kime ait olduğumuzu.

Ve biliyoruz ki bu dünyada hiçbir şeye gerçekten “sahip” değiliz.

O hâlde…

Başlasın.

24 Ara 2025

ÇİÇEK GÜNEŞ'E UYANDI

Bir şeyler oluyor; bunu siz de fark ediyorsunuz.

Ama adını koyamıyorsunuz.

İçinizden, beni her gördüğünüz yerde eskisi gibi itip kakmak, aşağılamak, yok saymak geliyor;

ama yapamıyorsunuz.

Bir şey, bir el sizi tutuyor adeta.

Oysa bu yaşınıza kadar, bir ömür boyunca beni yerleştirdiğiniz yer belliydi:

görülmeyen, duyulmayan; işinize geldiği kadar var olan bir yer.

“Bekle” deyince bekleyen,

“gel” deyince gelen,

“git” deyince giden,

susarak ortam sakin kalsın diye kendinden feragat eden Fidan.

Aynı zamanda bütün stresinizi, yetersizliklerinizi, iletişim eksikliklerinizi, kabalığınızı;

hatta kötülüklerinizi bile

“öyle demek istememiştir”, “öyle yapmak istememiştir” diye

siz fark etmeden örtbas etmenize destek olan Fidan.

O Fidan gitti.

Yok.

Arıyorsunuz, bulamıyorsunuz.

Geçmiş olsun.

Yine hiçbir şey yapmıyorum.

Yine konuşmuyorum.

Sadece sizin yörüngenizden çıktım.

Ve Allah tarafından kendi merkezime yerleştirildim.

Yanınıza yaklaştığımda, konuşmama bile gerek kalmadan susuyorsunuz.

Çünkü hayatında bir kez bile dedikodu yapmamış olan benim hakkımda

atıp tuttuklarınızı bildiğimi biliyorsunuz.

İşte tam orada Allah sizi durduruyor.

Kimi zaman nefesinize “utan” diyor; utancınızdan susuyorsunuz.

Kimi zaman “kork” diyor; korkunuzdan.

Kimi zaman “şaşır” diyor; şaşkınlıktan.

Hiçbir şey diyemiyorsunuz.

Çünkü mesele ben değilim.

Mesele O.

Bunu bal gibi biliyorsunuz.

Hepiniz, içinizdeki Allah’ın nefesiyle baş başasınız.

Fidan’ın tertemiz ruhuna eziyet edip, onu korkutup sindirdiğinizi zannedip;

onun ışığıyla kendinizi parlatmaya çalışırken her şey yolundaydı.

Şimdi Allah Fidan’a “Kalk, Çiçeğim” dedi.

Ve Çiçek güneşe uyandı.

Ben hiçbir zaman sizden korktuğum için susmadım.

Allah, “Şimdi sus Çiçeğim; onların kirleriyle lekelenme, onlara dönüşme” dediği için sustum.

Şimdi de size hayran olduğumdan, içinizde yer almak istediğimden konuşmuyorum.

O bana “konuş” dediğinde konuşuyorum.

Üstüme boca ettiğiniz küfürlü, karanlık iç seslerinizi

hepinize aynen iade ediyorum.

Benim içim Allah’a şükür tertemiz olduğu için;

sizin “konuşma” sandığınız ama aslında birbirinize silah olarak kullandığınız şeye

ihtiyacım yok.

Allah beni sizden çekti.

Kurtardı.

Ve dedi ki:

“Sen artık sadece izle, Çiçeğim.

Herkes kendiyle yüzleşmek zorunda kaldığında olacakları…”

Çayımı koydum.

Mısırımı patlattım.

Heyecanla bekliyorum.

Çünkü kendinizle yüzleşmeden arınamayacaksınız.

Çünkü gerçeği kabul etmedikçe başkalarına zarar vermeye devam edeceksiniz.

İşte bu yüzden seviniyorum.

İç sesinizle —yani gerçek kendinizle— tanışma zamanı

çoktan gelmişti.

Hayırlı olsun.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *