4 Haz 2015

KAVGAKIRAN S-3

BENİM SUÇUM DEĞİL BU...



'Hala kıyıda köşede, çöp birikintilerinde, yol kenarlarında kaçamak bakışlarla dolanıyorsa gözlerim... Benim suçum değil bu.'

7 ya da 8 yaşındaydım. İlk oyun arkadaşım olan kuzenimle annesi bize gelmişti. Kuzenimin elinde çok güzel bir plastik bebek vardı. Sessizce onunla oynuyordu. İçim gidiyordu benim. Ver biraz da ben oynayayım desem ikiletmeden verirdi, bunu biliyordum. Ama, bütün hayatımı bir sarmaşık gibi kuşatacak olan gurur illeti, daha o yaşımda musallat olmuştu başıma. İstemedim, güzel bebeğiyle oynayan kuzenimi seyretmekle yetindim. Onlar gittikten sonra hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Etimi kesiyorlarmış gibi ağlıyordum. Ablam yanıma geldi. Saçlarımı okşadı. Neden ağladığımı sordu. Ben de o bebekten istiyorum dedim burnumu çeke çeke. Alamazdık ki. Oyuncak bebeğe gelene kadar alınması gereken çok şey vardı. Ama, çocukluk işte. Ağlıyordum. 


Ablam çaresiz, bir müddet susturmaya çalıştı beni. Ne yapsa ne etse faydasızdı. Oyuncak bebek isteyen bir çocuğu, oyuncak bebekten başka ne teskin edebilir...
 - Sana o bebekten daha güzelini yapayım? Ha? Bak bana. İstemez misin?
İstemez miyim? Hem de daha güzelini. Ona inanmadım; ama inanmak istedim. 
Başımı kaldırdım. Ağlamaya ara verdiğim ilk andı. Evet anlamında başımı salladım. Nasıl yapacaksın demedim. Sana inanmıyorum demedim. Sadece söylediği şeyi yapabilmesini istedim. 

Yaptı. Abimin asker kıyafetlerinden birini ters yüz ederken ne yaptığını bilmenin ustalığıyla gözüme bir sihirbaz gibi görünüyordu. Ters yüz ettiği elbisenin beyaz tarafına çok güzel çok narin bir bebek çizdi. Kumaşı, çizdiği bebeğe göre kesti. Her yerini her parçasını düşünerek çalışıyordu. Kestiği parçaları bebek bedeni yapacak şekilde birbirine dikti. Bebeğin vücudunu pamukla doldurup açık yerleri dikti sonra. Evdeki sarı, kalın ipli yumaktan upuzun saçlar da yaptı. Dünyalar güzeli, gülen bir surat çizdi. İşi bittiğinde ortaya çıkan şey hayatımda gördüğüm en güzel bebekti. Plastik bebeklerden daha daha güzel...

Ah çocukluk... Ah masumiyet. Ah dünyanın en zararsız hevesleri, en kolay; en tılsımlı istekleri...


Bebeğim hazırdı. Burada bitmedi ama. Bebeğimi kuzenime göstermek istiyordum. Oysa daha yeni bizdelerdi, hem anneme söylesem götüremezdi çok işi vardı. Yerimde duramıyordum. Evin arkasına gittim, bahçede bebeğimle oynamaya başladım. Mutfaktan ara sıra beni kolaçan ettiklerini görüyordum. Sonra bana bakmayı bırakıp kendi işlerine daldılar. Evlerin arkasından, bahçelerden dolana dolana teyzemlere gittim. Teyzem beni şaşkınlıkla karşıladı. Annenin buraya geldiğinden haberi var mı kızım diye sordu, var dedim. Bir şey demedi. Kuzenimle karşı karşıya oturduk. Teyzem bize meyve suyu getirdi. Meyve suyumuzu içerken kuzenim:

- Bebeğin ne güzelmiş, dedi.
- Ablam yaptı, dedim.
Meyve suyumu içtim. Gerisin geri eve döndüm sonra. 
Teyzem annemi aramış meğer. Benim orada olduğumdan haberi olup olmadığını sormuş. Merak etmemesini söylemiş. O arayana kadar kimse fark etmemiş ortadan kaybolduğumu. 
Annem azarladı beni. Dövmedi neyse ki. Bu kadarla yırttığıma seviniyordum. Bebeğimi de göstermiştim daha ne olsun... 

Kıskançlık? Değil. Çekememezlik? Yok, o da değil. O gün hissettiğim şeyin adını hala koyamadım; ama bunlar olmadığına eminim. Yoksunluk belki. Belki ama...

Zaman zaman içimde oluşan şeyi o çocuğun hissettiği şeye benzetiyorum işte. Adını koyamıyorum. Çöpte plastik bebek kolu bacağı görsem alıp birleştirmek sonra da baş ucuma koymak istiyorum. Yine öyle bir bez bebeğim olsun istiyorum mesela. Yine en çok oyuncak bebek için ağlamak istiyorum. Yine çocuk olmak istiyorum; dahası mutlu bir çocuk olmak...

Sen çok güzel bir oyuncaktın. İmkansızlıklar içinde yoktan var oluşunda mıydı sihrin? Ucu bucağı belli bir evde yıllar sonra kaybolup gitmenin sırrı uçsuz bucaksız bir dünyada, içine hapsolduğum kaybolmuşluk hissi mi? Bana ne söylemek istiyorsun? Bana ne söylemek istiyordun?


Galiba seni arıyorum. Hala kıyıda köşede, çöp birikintilerinde, yol kenarlarında kaçamak bakışlarla dolanıyorsa gözlerim... Benim suçum değil bu.


(sürecek)



16 yorum:

  1. Nasıl dokundu anlatamam. Biz de tahta çubuğa kaş göz çizer, ipten saç yapar, çaputtan elbise dolardık. Yoktu çünkü. Daha doğrusu, öncelik değildi. Mahallede durumu iyi olan bir komşu kızının ne güzel bebekleri vardı...Ama kıskanmazdık, sanırım. Kıskançlık olsaydı eğer, onun bebeklerine zarar verme düşüncemiz olurdu belki de bilmiyorum. Bize ait olmadığı halde, o bebekleri gözümüzden sakınırdık. Nasıl değerliydi, nasıl mutlu ederdi, anlatamam...Ne güzel şey çocukluk...
    Bazen alışveriş merkezlerinde bebek reyonuna geçip, aptal aptal sırıtarak bakıyorum o bebeklere. Küçük bir kardeşim olsa da alsam diyorum arkadaşlara. Benimle dalga geçiyorlar.
    Büyüyorsun; bedenen, ruhen, zihnen...Ama anıların büyümüyor, anıların hangi yaşta yaşadıysan o yaşta kalıyor...
    Tahtadan, bezden bebekle oynayan çocukları, kendi yerine koyuyorsun, elinde olmadan. Varını yoğunu veresin geliyor onlara...O çocuğun mutluluğu, senin çocukluğunu doyuruyor sanki. Asla büyümeyen anılarını mutlu ediyor. Galiba kendi çocukluğumuzu arıyoruz hepimiz, yana yakıla. Bir alışveriş merkezinin reyonlarında, küçük bir çocuğun ellerindeki çaputta, çamurdan kalelerde, yırtık pırtık ayakkabılarda, bir vakitler elimize geçmesi mümkün olmayan bileziklerde, kelebek tokalarında, müzik kutularında...Ve bizim suçumuz değil bu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazımın devamı varmış da ben yazmadan bırakmışım, sen gelip tamamlamışsın gibi hissettim. O kadar güzel ifade etmişsin. Teşekkür ederim.

      Sil
  2. Yazıda güzel yorumlarda.Kalemine sağlık 'Kalemderi' bende bir paylaşımda bulunayım.Biz de uçurtmalarımızı evde kendimiz yapardık.Uçurmak mı güzeldi yoksa kendi yaptığımız emek verdiğimiz şey mi bizi mutlu ederdi? Diye düşünmeden edemem.Şimdi ki çocuklar her şeyi hazır satın alıyorlar bence doyumsuzlukta burada başlıyor bilinçaltında.O kendi yaptığımız el emeği oyuncak bizim bir parçamız hissini uyandırır bizde bir gönül bağı oluştururdu.Kolay gelsin.İyi akşamlar :-))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım emek vermek daha güzel :) Okullar açıldığında kitap defter kaplayıp etiketleme işlerini düşündüm de onları yapmak, defterleri kitapları kullanmaktan daha özel, daha anlamlıydı. Hiç uçurtma yapmadım, uçurmadım da. Ama buna benzettim. Kesinlikle emek vererek, bekleyerek sabrederek elde edilenler daha değerli ve daha leziz. Biz çocukken eşyalarla bile aramızda gönül bağı vardı buna yürekten katılıyorum. Güzel yorumun için teşekkür ederim.

      Sil
  3. insanın içine içine işliyor yazın .Her insanın unutmayacağı çocukluk istekleri yada imkansızı yatıyor kiminin barbi bebeği kiminin batman ı kimininse oyuncak arabası ama her çocuğun ozamanki duygularını bukadar güzel ifade edecek yteneği olmamıştır çok güzel kaleme almışsın bende bunun adını koyamadım .Ama yok dürüst olayım benimki. kıskançlık oldu.:) duyguyu çok güzel vermişsin kalemine saglık Yalnız değilsin bende bakıyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok canım kıskançlık değildir o :) Değildir değildir :)) Bence her insanın unutmayacağı çocukluk istekleri olduğu için zaten, en çok çocukları anlamalı ve onları mağdur etmemeliyiz. Yetişkinler dünyasına adım attığımız andan itibaren anlıyoruz çocukluk isteklerinin aslında nasıl basit, nasıl ulaşılır olduğunu. Herkes her şey olamıyor; ama mutlaka çocuk oluyor bir defa. Çocukları anlamak zorundayız...

      Sil
  4. Çok tanıdık gldi bu duygular sanırım çoğumuzun bir bebek hikayesi var...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısınız hocam. Keşke öyle olmasa, çocuklar içinde böyle sızılarla büyümese; ama oluyor maalesef...

      Sil
  5. Önceki paylaşımlarını okuyarak geldim bu anına kadar. Anlatım yeteneğine ve kaleminin akıcılığına hayran kaldım gerçekten. Tabii ki hepimizin- bir zamanların masum kız çocukları- bir oyuncak bebek hikayesi var. Hatta bu yaşıma geldim ( yarım asrı çoktan devirdim) içimdeki çocuk hala vitrinlerde oyuncak bebek gördüğünde el çırpar neşeyle. Yanımda "bana ne yaa, bunu al noolurr" diyeceğim biri olsa utanmadan alıp oynayacağım :) Yorumları da zevkle okudum bu arada ve aynı fikirdeyim. Bizim çocukluğumuzun anılarının hala capcanlı belleklerimizi süslüyor olması sanırım oyuncaklarımızı kendi elimizle yapıyor olmamızdandı. Uçurtmalarımızı gazete kağıdı ya da naylondan yapıp tutkalla yapıştırmamız, kuyruğunu, uçarken dengesi bozulmayacak biçimde ayarlamak için saatlerimizi vermemiz, tabancalarımızı tahtadan kendimiz yapmamız ( erkek kardeşim komen oynarken evcilik oyununu bırakır ağlaya zırlaya ben de oynayacağım diye oğlan çocuklarının arasına karışırdım :)) ve daha el emeği göz nuru, çarpuk çurpuk da olsa kendi eserimiz oyuncakarımızı unutulmaz anılarımız olarak bu günlere kadar taşıdık...

    Kuzeninin bebeğini kıskanmamışsındır eminim, öyle olsa hiç zaman kaybetmeden yeni bebeğini göstermek için taa oralara kadar gider miydin tek başına. :) :) Şaka şaka :) Keşke tüm duygularımız çocukluğumuzdaki kadar masum, çocukluğumuzdaki kadar zararsız olsaydı...

    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen öyle, çamurdan bile oyuncak yapardık. Güneşte kurumasını beklemek apayrı bir heyecandı... Sanırım şimdiki çocuklar kendi oyuncaklarını kendileri yapmanın keyfine asla varamayacak...

      Kıskanmak değilmiş; çünkü kahramanımız bahsettiği kuzenini çok çok seviyormuş... Sevdiklerimizi öyle haset ederek, kötü kötü kıskanmayız bilirsiniz :) Sanırım onu söylüyor.

      Yazılarıma epey vakit ayırmışsınız, yorum yapma inceliği göstermişsiniz okuduklarınıza. Çok teşekkür ediyorum Çınar Hanım, çok mutlu oldum var olun.

      Sil
  6. Baktim uyku tutmuyor, kavgakiran serisine göz atmak istedim. Bu bölümü özellikle cok sevdim. "Oyuncak bebek isteyen bir cocugu, oyuncak bebekten baska ne teskin edebilir..." ve "Sana inanmiyorum demedim. Sadece söyledigi seyi yapabilmesini istedim" cümlelerini telefonuma not aldim. Bazen okudugum yazilarda cok begendigim seyler olunca yaparim böyle. Son kismi da kendime cok yakin buldum, ama tahmin ediyorum ki her insanin icinde var olan birsey, kimsenin kafasinin icine bakamadigim icin kesin konusamam tabi:) Kendimce simdiye ve gelecege dair umutsuz olunan anlarda, dönemlerde, insanin hayatinda tatmis oldugu ve böylece gercekliginden emin olabildigi tek mutlulugu hatirlamak, ona siginmak ve birdaha bulmayi hayal etmek olarak yorumladim. Senin yazarken ki hissiyatina, fikrine nekadar yaklasabildim bilmiyorum, kisaca kalemine saglik diyorum abla. Insanin eline kitap olarak alip okuyasi geliyor gercekten.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim yazarkenki fikrime ve hissiyatıma son derece yaklaştın :) Hatta ben anlatmak, açıklamak istesem böyle net olmazdı. "Şimdiye ve geleceğe dair umutsuz olunan anlarda, dönemlerde, insanın hayatında tatmış olduğu ve gerçekliğinden emin olabildiği tek mutluluğu hatırlamak, ona sığınmak, bir daha bulmayı hayal etmek..." Ağzına, yüreğine sağlık. Bazı cümlelerimi telefonuna kaydetmenden ne kadar gurur duyduysam, bu denli güzel bir çıkarımda bulunduğun için de o kadar sevindim :)

      Sil
  7. Bizim çocukluğumuzda bolluk bereket içinde geçmedi. Çocuksun nihayetinde imreniyorsun, istiyorsun. Ablası ne güzel yapmış mutlu oldum ben burda.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşin kötüsü de çocuklukta yokluğunu çektiğin şeylere yetişkinlikte sahip olsan bile o boşluk ve yokluk duygusu geçmiyor.

      Sil
  8. Kavgakıran'da buralara kadar geldim... Bazı anılar unutulmuyor. Küçükken annem çatal bir ağaçtan iskelet yapmış, üzerine çaput sarıp bana bir bebek yapmıştı. Bebeğimi alıp sokağa çıktım. Herkese göstermek istiyordum. Ama sokak boştu, kimsenin kapısını da çalamadım. Kös kös eve döndüm. Üzerinden 30 sene geçti, hala o kırgınlığım canlıdır...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoş geldiniz :) Çocuklukta yaşananlar hiç de öyle "Çocuktur, unutur." durumu olmuyor. Hatta tam aksi oluyor ve unutulmuyor dediğiniz gibi. Şu anlattığınız şeyi yüreğimin çocuk tarafıyla duyumsadım ve canım yandı resmen, nasıl unutabilirsiniz ki? Çocukluğa dönüş yok. Ne kadar kırıldıysak o kadar kırıkla yaşayıp ölmek zorundayız yazık ki...

      Sil