25 Eki 2015

KAVGAKIRAN A-6

FOTOĞRAF...



Nasıl çizersem çizeyim tatmin olmuyorum. Fotoğrafta gördüklerimi kağıda dökemiyorum sanki. Silip çiziyorum… Silip çiziyorum… Tekrar silip tekrar çiziyorum…

Lanet grip tam da gırtlağıma çökecek zamanı buldu. Başım böyle ağrımasa, burnum inatla akmasa, boğazımda yumruk kadar bir şey canımı bu denli yakmasa daha iyisini yapabilirdim belki…

Her anımı bu fotoğrafa bakarak geçirmek istiyorum. Dünüm, bugünüm, yarınım küçücük bir fotoğrafa nasıl da sığıvermiş… Uzun, siyah saçlarını arkasına atmış; bir tutamını yukarıdan ufacık bir tokayla tutturmuş. İri, siyah gözleri kısık. Usulca soluna bakıyor bir şeyi görmeyi çok istermiş ve göremiyormuş gibi. Siyah bir balıkçı kazak var üzerinde. Tebessüm etmiş. Zoraki… İçtenliksiz… Hatta yalandan…

Tüm hayatımı bu fotoğrafa bakarak geçirmek istiyorum… 

Sabah ilk iş olarak annemi doktor kontrolüne götürdüm. Neyse ki merak edilecek hiçbir şey yokmuş. Öğleden sonra ise aniden bastıran hastalığıma rağmen misafirliğe gelmiş yeğenlerimi de yanıma katıp semtin neredeyse tüm fotoğrafçılarını gezdim. Amacım, daha rahat ve daha güzel çizebilmek için fotoğrafı büyütmekti; ancak vesikalık olduğu için istediğim boyuta geldiği takdirde her detayın dağılacağını söyledi hepsi…

Annem küçük bir fotoğrafı karşıma alıp hasta halime aldırmadan ciddiyetle çizmemden anlamış olsa gerek. Bir yandan üzerimi örtüyor, bana nane limon getiriyor diğer yandan da fotoğraftaki kızın ne kadar güzel olduğundan söz ediyor. Neyse ki şimdilik özel bir durum olup olmadığını sormadı; çünkü verecek bir cevabım yok kendi duygularımdan başka.

Çocuklar iki yanımda ilgiyle beni seyrediyor, arada da fikir veriyorlar. Azarlıyorlar desem daha doğru…

--   Amca burnu benzemedi.
-   Amca burası böyle mi ya baksana!
-   Amca saçında toka var görmüyor musun!
-   O tarafa bakmamış ki!

Onların çocuksu heyecanına benim aşk acemiliğim karışıyor… Çocuk yüreklerinin bembeyaz sularında bu çizgilerin benim için ne kadar önemli olduğunu anlıyor ve kim bu kız diye sorma gereği bile duymadan yalnızca iyi çizebilmem için destek olmaya çalışıyorlar… Küçük arkadaşlarım…

Resim çizmek bugüne dek yalnızca sıkıldığımda kendimi oyalamak için yaptığım bir şey olmuştu. En çok da askerde nöbetteyken çizmiştim. Gazetede, dergide gördüğüm güzel kadınların resimlerini çizerdim. Bunu cinsel bir açlığın etkisiyle değil, yalnızlık hissiyle dolup taştığımdan, bir gün hayatıma girecek olan kadını ete kemiğe büründürme isteğimden dolayı yapardım.

Hep uzun, siyah saçlı kadınları çiziyordum çünkü. İri gözleri olanları. Özellikle de boş boş bakanları değil, bakışlarında birçok anlam bulduklarımı…

Ve bunu biliyordum ben… İçimde bir yerlerde bir ses hep o resimlerdeki hayali, bir gün karşımda buluvereceğimi söylüyordu. Hiç beklemediğim bir anda değil hep beklediğim anlardan birinde… Hiç beklemediğim bir yerde değil, nefes aldığım her saniye neresi olduğuna aldırmadan beklediğim yerlerden birinde…

O fotoğrafla saatler geçirdiğimin farkına bile varmamışım. Annem yemek getirdiğinde bir rüyadan silkinir gibi silkindim. Son rötuşları da yaptıktan sonra kutsal bir şeyi kaldırır gibi hürmetle kaldırıp dosyaya koydum. Dosyayı da özenle çekmeceye yerleştirmemin ardından kalp çarpıntıları içinde uykusuz geçeceğini o andan itibaren bildiğim uzun bir geceye doğru yola koyuldum… 

***** 

Sabahı sabah ettim. Artık işe gitmiyordum sanki. Bir mabede gider gibi şevkle, saygıyla, iştahla koşuyordum mutfağıma. Her yerde Sarmaşık’ın izleri vardı çünkü. Tabaklarda, çatallarda, kaşıklarda, sandalyede, masada, tezgahta. Şu bardakla su içti az evvel. Yukarı çıkarken duvara dokundu. Masaya ismini karalamış… Konuşurken hep şu köşeye yaslanıyor örneğin… Her yerde bir iz.

Resmi kimsenin görmesini istemediğimden dolaplardan birinin üstüne kaldırdım gider gitmez. Saatler vardı işe gelmesine. Geçmek bilmeyen saatler… Sakız gibi uzayan, insanı zıvanadan çıkaran, oyunbaz saatler... Her saniye biraz daha heyecanlanmama, terlememe sebep olan korkunç saatler…

Bütün umudum bu resimdi. Bir bağdı aramızdaki. Sarsılmaz bir köprü inşa edebileceğim bir bağ. Ona ulaşamıyordum bir türlü. Konuşurken, yüzüne bakarken... Hep başka bir yerde gibiydi. Bulunduğu her yerde herkes ille de bir eksikti. Gözlerinin çukurlarındaki ışıklar, sesinin titrek koyları ele veriyordu hep. Ulaşamıyordum…

Tek istediğim “Seni seviyorum.” diyebilmek ve bir şans elde etmekti. İşte bu resim o umudun ta kendisiydi. Sabaha kadar bin çeşit tepki canlandırmıştım zihnimde. O her zamanki ulaşılmazlığıyla gelecek, bütün ilgisizliğiyle bana bakacak, beni görmeyecek; ama uzattığım resmi eline alıp baktığında gözleri ışıldayacak ve mutluluk içerisinde boynuma atılacaktı…

Saçmalama Adil.

En güzel olan kurgu en saçma ve imkansız olanı.

Elbette boynuma atlamayacak ya da yanağıma bir öpücük kondurmayacaktı. Biliyordum bunu; ama hayali bile güzeldi.

Ya da mutfağa iner inmez bana doğru yürüyecek ve çok meraklı çok heyecanlı bir şekilde “Adil Usta nerede benim resmim?” diye soracak. Ben de gururla resmi ona uzatacağım. Alıp hayran hayran seyrettikten sonra bana teşekkür edecek. Onu yemeğe davet edeceğim ve çorap söküğü gibi sürecek her şey…

Bu ve buna benzer birçok senaryo kurguladım, gerçekte olanı hariç…

Geldi işte… Kitaplarını ve çantasını bıraktı, koşar adımlarla yukarı çıktı tekrar. Mısır tencerelerini getirip yıkadı uzun uzun. Merhaba bile dememişti bu kez… Hay aksi şeytan.
Ve yine koşar adımlarla işinin başına gitti. Bu, yemeğe dek aşağı inmeyeceği anlamına geliyor. Kalbimden bir mızrak geçti sanki; ama umutsuzluğa düşmek yok. Belli ki Cem’den azar işitti. Moralini bozan bir şeyler olmasa mutlaka selam verirdi. Eminim, canı sıkkın. Birazdan, yemeğe indiğinde resmi soracak ve görünce de neşesi yerine gelecek… Evet evet öyle olacak, başka ne olabilir ki.

-   Serhat ne işin var senin o tarafta! Bulaşıkhaneye geç kalabalık etme burada.
-   Usta bu ne sinir sabahtan beri. Bir şey yapmıyorum dolanıyorum öyle.
-   Git yerinde dolan, şu tabağını da al masadan. Hatta ufak tefek eksikler var baharat maharat. Bi koşu al gel.
-   Ya usta alırız acelen ne?
-   Müşteri senin keyfini mi bekleyecek? Git diyorsam git.
-   Tamam sinir yapma gidiyoruz. Ne lazım söyle.

Serhat da gitti. Baharatçı buraya uzak. O sırada belki biraz konuşuruz… Tabii aşağı inerse…
Bekledim. Aklımı bir türlü işime veremiyordum, sabrımın sınırlarındaydım üstelik. İnsene hadi. Hadi insene artık yemeğe. Acıkmadın mı? İnsan resmini merak etmez mi? Ne yapıyorsun o arabanın başında öyle!

Yukarı, mısır arabasının başına gittim. Patronların hoşuna gitmeyecekti o yoğunluğun ortasında mutfaktan ayrılmam; ama o an hiçbir şeyi umursamıyordum bir tek şey dışında.

-   Sarmaşık Hanım?
-   Efendim?
-   Yemeğe inmiyor musunuz sonra işten güçten fırsat bulamazsınız.
-   Tamam usta geliyorum.

Onu bu kadar uzak hissettiğimde fark etmeden “siz” demeye başlıyordum… Biraz da kırgınlığımı göstermek için tabii. Tavşan dağa küsmüş…

Son zamanlarda personel için patates ve pirinç pilavından başka yemek çıkaramıyordum. Malzeme yoktu, almıyorlardı. Eldekilerle bunlar yapılıyordu. Garsonlar, komiler, Serhat hatta ben bile bundan şikayetçiydik; ama onun mızmızlandığını hiç görmemiştim. Severek yiyordu yemeğini. “Cem istediğini sipariş et, dükkanla anlaşmalıyız demedi mi sana? Ne yapayım ne istersin?” dediğimde reddediyor, hepimizle birlikte aynı yemeği yiyordu. İçim eziliyordu onu patates pirinç kaşıklarken görünce. Biraz anne oluyordum biraz baba. Büyümüş, ihtiyarlamış, kocaman halleriyle küçük kız çocuğumdu sanki. Onu sessizce yemeğini yer görünce bütün gerginliğim, kırgınlığım uçup gitmişti yine…

-   Resmi sormuyorsun?
-   Resim mi? Ne resmi?                 

İşte bunu kurgulamamıştım. Hiç hayal etmemiştim…

-   Hani bana fotoğrafını vermiştin karakalem resmini çizeyim diye?
-   A sahi… Kusura bakma lütfen, gerçekten unutmuşum. Çizdin mi?
-   Çizdim.
-   Görebilir miyim?

Nezaketen sorulan bir görebilir miyim… Görebilirsin tabii. Görebilesin diye hasta yatağımda saatlerce kalem oynattım…

İçimden bir sürü kuş göç ederken dolabın üstündeki dosyayı alıp Sarmaşık’a uzattım. A-4 kağıdı çıkardı, iki eliyle tutup şöyle bir baktı resme. Gözlerinin bebeğinde ışık yanmadı. Her santimini ezberlediğim fotoğrafındaki gibi zoraki bir tebessüm kondurdu dudaklarına, yarım yamalak…

-   Eline sağlık usta, çok güzel olmuş.

dedi ve kağıdı dosyaya koyup masaya bıraktı. Kalktı, ellerini yıkadı. Kuruladı alelacele. Dosyayı aldı ve gitti.

Geride kırılmış umudum, aşkım, bir fotoğraf bir de ben kaldık…


(sürecek)









25 yorum:

  1. Adil'in sanırım biraz daha zamana ihtiyacı var. Sarmaşık da zor bir süreçten geçiyor. Yoksa bu tertemiz sevgiyi görmezden gelemezdi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru :) Adil de bunu bilmediği için üzülüyor haliyle...

      Sil
  2. Hiçbir zaman beklediğimiz gibi olmaz ama bu en kötü en üzücü senaryo olmuş :( oldukça başarılı bir hikaye..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiçbir zaman beklediğimiz, hayal ettiğimiz gibi olmaz maalesef. Adil'in biraz fazladan beklediği, istediği gibi olmamış :) Teşekkür ederim beğenmene çok sevindim. Bir bütün halinde bakmak istersen Kavgakıran etiketinden ulaşabilirsin.

      Sil
  3. Nasıl unutur adam hasta hasta o kadar emek vermiş.Yazık çok üzüldüm.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsanlık hali, unutmuş işte :)

      Sil
  4. Bu yazini, daha dogrusu bu bölümü okuyunca , "Kavgakiran" basligi da daha öncesinde birkac yerde gözüme takilinca bunun bir öykü serisi oldugunu anlayip (hic birsey kacmaz benden, cok zekiyimdir):)) hemen etiketi aradim buldum (dedim ya hani):) ve en basindan okudum hikayeyi. Hizli gectim, aslinda daha detayli bir sekilde en bastan okumam lazim, daha sakin bir zaminimda.
    Bircok yorumu bile okudum (yorumlari okumayi da cok severim):)

    Hep böyle bir yazma kabiliyetim olsun isterim oldum olasi. Gipta ettim size... "cok güzel, cok mükemmel bir anlatiminiz var" demek yetersiz ve siradan kalacak. Hani demistim ya bir yorumumda size "buram buram edebiyat kokuyor yazilariniz " diye? Iste tam da böyle hissediyorum herseferinde. Dokunuyor, sürüklüyor ve etkiliyor....

    Bu "Kavgakiran" adinda bir kitap olacak degil mi? Lütfen olmali:)

    Elinize ve o sahane hayal gücünüze...en önemlisi, yüreginize saglik.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne kadar güzel bir yorum ve ne kadar ihtiyaç duyduğum bir sırada... Öncelikle çok, çok teşekkür ederim. Baştan okumanız çok gurur verici. Zaman bulduğunuzda detaylıca da okursunuz inşallah :) Ama, iyi bir okuyucunun şöyle bir okumasının da gayet yeterli olacağını kendimden biliyorum, bu nedenle zaten okuduğunuzu düşünüyorum. İnşallah kitap olur bir gün neden olmasın. Bir fırsat, uygun bir zemin denk gelirse olur tabii ki. Yazacak daha çok şeyim var çünkü :) Bu güzel yorum için tekrar tekrar teşekkür ederim. Sevgi ve saygılarımla.

      Sil
  5. Adile uzuluyorum uzulmesine de Sarmasika da kizamiyorum ki... Tam boyle ince ince planlarsin da o plan sekteye ugrar ya iste o his cok tahammul sinirlarini zorlayan bir his :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değil mi ama ya... Ben de kızamıyorum hiç; çünkü dediğin gibi o sekteye uğramanın arka planı var, görünmez engelleri, hesap edilmemiş sebepleri var, var da var :) Tabii, o sekteye uğrama hissini de es geçemeyiz. İki taraf için de üzücü.

      Sil
  6. En güzel bölümlerden biri olmuş bana göre.Kitap olursa daha önce okumuştum demem hemen alırım haberin olsun.Kalemine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tabii, kitap olunca okuyacak insan da lazım :) Aklımda bulunsun :) Teşekkür ederim, beğenmene sevindim.

      Sil
  7. Blog kesf etk geliyorum bloguma beklerim takipteyim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba hoş geldiniz, takipleştik sizinle zaten :) Kalemderi olarak listenizdeyim, görüşmek üzere.

      Sil
  8. Adil'in bu heyecanının kursağında kalmasına üzüldüm ama Sarmaşık bu güzel sevgiyi fark edip karşılık verir diye umuyorum.Ona da hak vermek lazım çok zor bir hayatı var aşka meşke ayıracak zamanı yoktur belki de.Yine şiir gibi bir yazı olmuş edebiyata doyuyor insan kalemine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, aşka ayıracak zamanı da, enerjisi de yok gibi :) Adil sabırlı olmalı, bakalım ilerleyen bölümler ne gösterecek... Beğenmene çok sevindim, teşekkür ederim :)

      Sil
  9. Blogunuzu takipteyim benim blogumada beklerimm.. sevgilerr..
    http://setenayileguzellik.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Setenay, hoş geldin. Bloğunu izlemeye aldım, görüşmek üzere :)

      Sil
  10. Çok güzel yazıyorsun. En az iki saattir blogundayım. Öykünün okuduğum ilk bölümleri de dahil olmak üzere bütün bölümlerini yeniden okudum. Profesyonel bir kalemden, usta bir kalemden çıkmış bir roman okuyor gibi zevkle okudum. Ne güzel betimlemeler, ne şahane benzetmeler... Ve bir aşk ancak bu kadar güzel anlatılabilir. Bayıldım. Yazmalısın, bir gün çok iyi yerlerde olacaksın,
    eminim.

    Kalemine yüreğine sağlık.

    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hep övülmeyi bekleyen biri değilimdir; ama bazen gerçekten tıkanıyorum ve artık yazamıyor muyum diye endişelenmeye hatta korkmaya başlıyorum. İşte o çok kritik sıralarda bu kadar güzel, bu kadar destekleyici sözler okumak yenilenmemi sağlıyor ve o tıkanma anlarında geri dönüp bunları tekrar tekrar okuyorum. Yani aslında sadece yorum yazmadınız, görüşlerinizi belirtmediniz. Eğer bir gün gerçekten yazarak bir yerlere ulaşacaksam, beni durduğum ve düşmek üzere olduğum yerde tazeleyip yine yola çıkardınız. Çok teşekkür ederim.

      Sil
  11. Emeğinize sağlık blogunuzu yeni keşfettim ve çok keyif aldım :)
    Benimde bloguma uğrarsanız sevinirim sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoş geldiniz, bloğumu beğendiğinize çok sevindim. Ben de sitenizi ziyaret ettim, görüşmek üzere :)

      Sil
  12. Sarmaşığın o kadar derdi korkusu var ki.Resim mi kalır aklında. Adil de çok belli edemiyor ki zaten.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Unutması gerçekten de çok doğal. Dediğin gibi, o kadar derdi, korkusu var ki...

      Sil
    2. Unutması gerçekten de çok doğal. Dediğin gibi, o kadar derdi, korkusu var ki...

      Sil