15 Kas 2014

ARAYIŞ

 Hüzün geceye soyundu. Adım adım bekleyişin saf çığlığı parladı aynanın buğusunda. Beyin ölümü gerçekleşen her yılgı bu süreçten geçti. Hayal yıkıcılar dünyanın dört yanına dağıldı ve fırtına başladı.

 Fırtınayı ilk ben gördüm. Şiir mısraları gibi etrafa dağıldı toz duman. Bütün masalara davetsiz icabet edip tekme tokat kovuldu mekanlardan. Çok kabartma tozu kattık ama olmadı. Umutların kenarları yanık içleri hep boş kaldı.

 Ay işe koyuldu. Şarkısına eşlik edecek sarışın bir çocuk diledi geceden. Gece beyazladı. Efkarına ortak aradı yıldızlık. Kaymadan kaymaya istemek zorunluluğu, belki de zifiri bir doygunlukta alışılmış bir yalnızlık. Kurgusu hatalarla yüklü her senaryodan fırlayan o yırtıcı hüzün bakışı. İnanacağımız geldi o an. O an, tutup inanacağımız.

 Ezan başladı. Uykudan kalkmanın en güzel olduğu saat. Sabah işe koyuldu. Şafak atmaya yakın yeni bir masal başladı. Acının ışık hızına yakın bir hızla dağıldığı zamanlar. Çok anne yakarışlar avuçlardan semaya. Hiçbir duanın engelleyemeyeceği ölüm karanlıkları. Ve herkesin durmak zorunda olduğu o durak. Ve masallar artık işe pek yaramayan.

 Kan aktı. Aktı biliyorum oluk oluk üstelik. Sevdalı bir kadın içlendi pencereden dışarı. Gözlerinden süzülen yaş toprağa bereket kattı. İnip inip kalkan göğsü yaralı bir kuş feryadı. Uçmak istediği yerler hep kendinden çok uzak. Ve hep çok yorgun umuttan umuda bitap kırılgan kanatları. Acımız büyük. Acımız, mezarda bıraktığımız herkes ölü olana kadar.

 Çiçek açtı beklerken. Yağmurdan istifade yeşillendi usulca. Biraz biraz büyüyen umutlara şöyle bir baktı. Su katlandı, düş toplandı giderken. Giderken en çok sabrından ve kadınlığından bıraktı. Yeşilinden bıraktı.

 Su, kıyıma koyuldu. İçinden geçirdiği ne varsa birer birer yıkadı. Uzak bir yukarıdan hasarlı bir kuş süzüldü suya. Damla damla ıslandı. Ayaklarının değdiği her noktada yeni bir çiçek, yeni bir aydınlık açtı. Ağaçların dalları maviye buyur edercesine eğildi. Eğildi. Ve eğildi…

 Yorulanlar oldu. Yorulmaya fırsat bulamadan ölenler. Yürüyenler oldu. Yürümemek için direnenler. Çölün dumanla birleştiği yatakta kaygısızca günahlar işleniyordu. Defteri dürülmüş olanların aymazlığıyla vuruşuluyordu Tanrı’yla. Şeytanla iş birliği yapmaya gerek yoktu. Şeytanın bile yapamayacağı kötülüklerle doluydu dünya. Çölün dumanla birleştiği yatakta soğuk bir sevişmeden arda kalan utanç sessizlikleri…

Bitmek bilmedi. Başladığı gibi de kalamadı. Perdeleri sıkı sıkıya kapalı ve kapıları sonuna kadar açık… Bütün kaybettiklerinin hatırına ağır bir iç geçirdi. Bitkinin suya doyduğu noktada güneşe açlığını hissetti. Başladı ve sürdü delice. Kanırta kanırta sevdi hep. Kanaya kanaya sevdi. Ölesiye öldüresiye sevdi. Bu deli yalnızlık ondan.

Bu bir sırdı. Açık etmemeliydik. Hedef göstermemeliydik. Herkes yaptıklarıyla beraberdi. Kiminin yanında terk etmişliği, kiminin terk edilmişlik; kimimiz birçok eş parçaya bölünmüştük kimimiz yapayalnız ama hala tek parça…

Sokakların kardeşliğe çıktığı başka bir şehir bulmak içindi bu arayış. Hep yüründü. Hep yere düşüldü ve hep… Acımasızca bulamayış.

Ben bir hikaye anlattım.

İnanıp inanmamayı

sana bıraktım…


2 yorum:

  1. Sokakta insanların yanından geçip giderken yaşadıklarını görmezden geliyoruz oysa hepsi bir acının izini taşıyor.

    YanıtlaSil