18 Ara 2015

KAVGAKIRAN A-8

ADİL OLMAK...


Hayatımın fırsatını yakalamıştım. Ya bu oyunun istediğim gibi bitmesini sağlayacaktım ya da kısa süre sonra gitmek zorunda kalacağım yere gidip geri kalan  hayatımı "Acaba?" diye sorup "Keşke..." diye üzülerek geçirecektim.

O akşam uykuya dalana dek, ne yaparsam en doğru hamleyi uygulamış olacağımı düşündüm. Olayları akışına bırakacak zamanım yoktu. Üstelik her gün her an biraz daha çok seviyordum. Hayatımda ilk defa kaderci değildim, kaderin getireceklerini bekleyip onlara razı olmayı istemiyordum ve Sarmaşık'la birlikte yaşamak, yaşlanmak için gerekirse kadere karşı duracaktım.

Planım şuydu: Bir süre direndikten sonra oyunu kazanmasına izin verecek, en kısa zamanda da onu yemeğe götürüp aşkımı ilan edecektim. Sevgimin  ne kadar büyük ve gerçek olduğunu görünce duygularıma karşılık vereceğine yürekten inanıyordum. O benim dönmemi ben de onun okulunu bitirmesini bekleyecektik. Sonra evlenip bir ömür boyu mutlu olacaktık...

Sabah işe uçarcasına gittim. Ayaklarım yere basmıyordu. Kurduğum hayale hapsolmuştum adeta. Zaman ve mekan kavramlarım aşka ayarlıydı artık. Onun geldiği an, onun olduğu yer... Saatin kaç olduğunu Sarmaşık'ın geldiği andan hesaplıyordum. Nefes aldığımı, yaşadığımı, mutfağıma ayak bastığı zaman fark ediyor, kalbimin yerinden çıkacakmış gibi çarpmasından anlıyordum...

Bir karınca gibi çalıştım. Artık hiçbir iş ağır değildi sanki. Aşk ve umut dünyayı güzelleştirmiş, insanları iyileştirmişti. Patronların ne diyeceğine aldırmadan personel için çok güzel yemekler yaptım. Öğle yemeği, yan yana ya da karşı karşıya oturup iki çift laf edebilmek demekti. Önemliydi...

Sarmaşık her zamanki saatinde geldi. Bitkin bir hali vardı. Alışmıştım bu haline. Gittikçe rahatlayacağını, kendisini üzen, yoran her neyse biraz sonra ondan uzaklaşacağını, konuşmaya hatta gülmeye başlayacağını biliyordum. Çantasını, kitaplarını bıraktı. Mısır tencerelerini yıkadı. Arabasının başına gitti.

Renk vermemeye çalışıyordu belli ki. O, yukarı çıktıktan sonra Serhat'a sıkı sıkıya lades hakkında tek söz bile etmemesini tembihledim. "Tamam usta lafı mı olur?" dese de ikimiz de "söz etmemenin" pek de onun yapabileceği bir şey olmadığını biliyorduk.

Yemek için bir araya geldiğimizde haşarı bir çocuk gibi gülmekten alamıyordum kendimi. Sarmaşık renk vermemekte kararlıydı anlaşılan. Yüzünde, lades tutuştuğumuza dair hiçbir iz yoktu. Böylelikle gevşememi sağlamayı umuyordu. Onun unuttuğunu düşünüp rahatlayacak sonra da ben unutuverecektim.

Lokmalar boğazımızdan midemize indikçe ona kazanma keyfini yaşatmak için sabırsızlanıyordum.

- Sarmaşık Hanım tuzu rica edebilir miyim?

Bilerek onun hep oturduğu tarafa bıraktığım tuzu.

- Buyur usta.

Ağırdan aldım. Tuzluğu tutarken elim eline değdi. Kısacık, dışarıdan bakınca anlamsız, sıradan görünen, benim için kutsal bir an. Elim eline değdi ve saç tellerimden ayak tırnaklarıma dek ürperdim...

"Ladesss!"

diye bağırmasını bekledim; fakat bir şey demedi.

Serhat güldü. Ben de güldüm. Sonra sessizce yemeğimizi yedik. Acaba unutmuş muydu yoksa iyice unutmam için bana zaman mı veriyordu? İlerleyen saatlerde anlayacaktık.

Yemekten sonra hepimiz işimizin başına döndük. Serhat "Usta sen lades desin diye gözünün içine bakıyorsun; ama kızda tık yok. Hatırlatayım istersin?"

- Hayır dedik ya oğlum. Numara yapıyor o şimdi. Güya unutmuş gibi davranıp bana unutturacak.
- Gerçekten unutmuş olmasın da.

Olabilirdi tabii. Olsun, ben o hatırlayana kadar lades demem nasılsa...

Yine de, resmini çizdiğim günden sonra ikinci bir unutuş beni incitirdi elbette. Biliyordum ve için için unutmamış olmasını diliyordum.

İş yoğunluğunu atlattıktan sonra yukarı çıktım. Sarmaşık iskemlesinde oturmuş, dikkatle yoldan geçenlere bakıyordu. Hemen seslenmedim. Dar koridordan dışarıya açılan kapıda durdum. Bir sigara yaktım. O sokağı seyrediyordu, ben onu seyretmeye koyuldum. Onu böyle kısa zamanda hem de ilk gördüğüm andan beri bana bu kadar sevdiren şey neydi? Bir yenidoğan şaşkınlığıyla süzmeye başladım her yanını. Saçlarına, omuzlarına, dünyanın bir köşesinde kaybolmuşçasına üstüne sinen mahzunluğuna baktım. Parmaklarına baktım. Sırtına baktım. Ensesine baktım. Kirpiklerine dek baktım. En çok da yüreğine baktım. Yüreğimden yüreğine adı konulmamış bir yol süzülüyordu, geçtim o yoldan yüreğine gittim. Onu bu kadar seviyordum; çünkü bu kadar seviyordum onu işte. Sevgi mantıklı bir açıklama gerektirmiyordu. Sevginin açıklamaya ihtiyacı da yoktu.

Sigaranın izmaritini yere fırlatıp "Sarmaşık Hanım bakar mısınız?" diye seslendim.

- Efendim Adil Usta?
- Aşağıya 2 büyük mısır alabilir miyiz?
- Nasıl olsun?
- Kafanıza göre yapın bir şeyler.
- Tamam, birazdan getiriyorum.

Mısırı uzatırken hatırlar artık. Aşağı inince Serhat'a 2 büyük mısır için bozukluk hazırlamasını söyledim. Ne de olsa okul harçlığını çıkarmaya çalışıyordu, Cem maaşından keserdi yoksa.

10-15 dakika kadar sonra Sarmaşık indi. Elindeki bardakları Serhat'a uzattı. Serhat başıyla beni işaret edip "Ustaya verir misin şimdi bulaşığa geçiyorum." dedi. Aferin çocuk, işte böyle. Sarmaşık benim olduğum ocağın başına gelerek "Buyurun, bol baharatlı yaptım. Müşteriler böyle çok güzel olduğunu söylüyor." deyip bardakları uzattı. Ellerimi önlüğüme silerken ona zaman veriyordum. Bir yandan da yüzüne dik dik bakıyor, bakışlarımla aklım sıra oyunu ima ediyordum.

Yok, hatırlamıyordu. O kafanın içinde neler vardı Allah'ım, zehir gibi çalışan bir beyni olduğunu bilmesem aklından şüpheleneceğim... Ne diye her şeyi unutup duruyor o zaman!

Bardakları almadım. Lades dedirtmek istiyordum. Yalnız başına hayatla savaşırken bir de kendime yemek ısmarlatmak istemiyordum. Serhat, yüzümden hayal kırıklığımı okumuş olsa gerek bulaşıkhaneden seslendi:

- Usta unutmuş unutmuş.

Unutmuş... Unutmuş...

Sarmaşık bu "Unutmuş" kelimesinin ardından, unutmaması gereken bir şey olduğunu hatırladı ve unutmaması gerekenin ne olduğunu bulması da zaman almadı.
Bardakları tekrar uzattı:

- Buyurun, soğuyacak.
- Evet?
- Duydun. "Unutmuşum."
- Daha bitmedi.
- Böyle olmaz. Oyunların kuralları vardır.
- İlle de kurala mı uymalı?
- Kural varsa uymalı. Kural "Unutan kaybeder." di. Ben unuttum.
- Ben de unutmuştum. Şimdi hatırladım. O zaman benimki de sayılmaz.
- Bilerek kaybetmeye çalışıyorsun.
- Ne münasebet, adil olmaya çalışıyorum.
- Adil olmak istiyorsan kaybettiğim bir oyunu sürdürmeme izin vermezsin.
- Kural belli. Kim önce söylerse. İkimiz de bir şey söylemedik daha. Hem ben de unutmuştum. Kazanmak isteseydin kazanırdın.
- Kazanmayı hak etmediğim bir oyunu kazanmak istemiyorum.

Meselenin uzadığını gören, dahası sanki başka şeylerden konuşuyormuşuz hissine kapılan Serhat söze girdi:

- Tamam tamam hakem benim, bu sayılmaz. Unutmuş gibi yapmak yok, herkes doğru düzgün oynasın.

Hakemin sözünü dinledik. Bardakları aldım. Ben aklımda demedim, o da lades demedi. Sıfıra sıfır. Altı üstü bir oyunu böylesine ciddiye alacağını nereden bilirdim? Başkası olsa ona sunulan kazanma fırsatını çoktan seve seve kabul etmiş, lades deyip oldu bitti'ye getirmişti. Yapmadı. Kazanmasını sağlamaya çalıştığım için kızdı üstelik.

Bir oyun... Bir oyunu bile acı gerçek gibi yaşayacak ne oldu sana?

Serhat'ın verdiği parayı alıp hızlı hızlı, deyim yerindeyse burnundan soluyarak yukarı kaçtı. Kaçtı evet. Benden mi, oyundan mı, kendinden mi bilinmez...

(sürecek)







21 yorum:

  1. Yorulmuş Sarmaşık.. Basit bir oyundan bile zevk alamayacak kadar yorulmuş. Ama anlıyorum ki Adil sabırlı ve çok seviyor.. Yoksa iş fırsatını tepip, Sarmaşığın yanında kalmayı mı tercih edecek.. Bilemedim şimdi. Benimki sadece bir tahmin.

    Sarmaşık'ın sevip sevmediğini anlayamadım. Belki sevgi var da çok derinlerde. Belki de sevmek sevilmek kadar doğal ve masum bir duyguyu bile yaşayamayacak kadar yorgun.
    Sanırım bu düğümü Adil çözecek. Sevgisiyle çıkaracak Sarmaşık'ı boğulduğu o kuyulardan..
    Hikayenin duygusundan çıkamadım. Ondandır bu kadar yazışım..:)
    Sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sen bir tanesin ne diyeyim. Yazdıklarımın keyfine varıyorum sayende. Sarmaşık yorgun, Adil aşık ve sabırlı. Sarmaşık seviyor mu sevmiyor mu bilinmiyor. Oyun bile oynayamayacak kadar bezgin ve ciddiyetinde hayatın. Hele o düğüm'lü cümle yok mu :)) Hepsi çok doğru. Bu denli özenli olduğun için çok teşekkür ederim, sevgiler.

      Sil
  2. Adil adına çok üzüldüm bu bölümde."Bir oyunu bile acı gerçek gibi yasayacak ne oldu sana?" Ne kadar derin bir soru olmuş.Adil'in duygularını nasıl işlemişsin öyle insanın içine içine işliyor.Gerçek aşk işte bu olsa gerek diyor insan.Aşkını kıskanıyor kendini yerine koyuyor, yaşıyor okuyan. Tebrik ederim kalemine yüreğine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sarmaşık'a kızacaksınız gibi görünüyor evet :) Onun da geçerli sebepleri var oysa. Bölüm bölüm değil bütün olarak bakmak gerek sadece. Adil için bir amaç doğrultusunda küçük bir oyun olan şey, Sarmaşık için bütün hayatı temsil eden bir savaş belki de. Ve böyle bir savaşa girdiğini dahi unutacak kadar savaşmakla meşgul. Kendine de bu yüzden kızıyor zaten. Beğendiğine sevindim, çok teşekkürler sevgiler :)

      Sil
  3. Yaşasın yeni bölüümm diye başladım okumaya :)

    Ahh! çok hırpalamış hayat bu kızcağızı. Yoksa Hiç mi ilgilenmiyor Adil'le :((

    Yine en meraklı yerinde kaldı. Bekleyeceğiz ne yapalım :)

    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoş geldiniz :) Maalesef, baya bir hırpalanmış Sarmaşık. Şimdilik pek de ilgilenir görünmüyor Adil'le. Dediğiniz gibi bekleyelim bakalım neler olacak :) Sevgiler benden...

      Sil
  4. Cabuk bitmesin diye yavas yavas okudum inanir misin?:) Her cümlenin tadini cikara cikara.

    "..en cok da yüregine baktim."
    "Bir oyunu bile aci gercek gibi yasayacak ne oldu sana?"

    Her yazinda , okurken yavasladigim ve hosuma gittigi icin birdaha okudugum en az birkac tane cümlelerin oluyor hep. Bu yazidaki "en"lerim de bunlardi:)

    Gel de simdi birdaha ki bölümü bekle...hoff:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Çabuk bitmesin diye yavaş yavaş okumak" benim de severek okuduğum kısımlarda yaptığım bir şey. Çok güzel bir iltifat, aldım kabul ediyorum:)) Geciktirmemeye çalışıyorum Kavgakıran'ı merak etme:) Beğendiğine sevindim, teşekkür ederim.

      Sil
  5. Bazı insanlar oyunlarla eğlenemeyecek kadar gerçek hayatı bilir Sarmaşık bana o insanlardan biri gibi geldi.Onun hissettiklerini hissettim.Adil Bey kaderine karşı çıkmaya hazırsa demekki çok seviyor. Sevgi neleri neleri çözmez ki?Öyle akıcı anlatmışsınız ki kaçla göz arasında bitirdim.Kaleminize sağlık sözünü tam olarak hak ediyorsun gönül rahatlığıyla kalemine sağlk.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle "Bazı insanlar oyunlarla eğlenemeyecek kadar gerçek hayatı bilir." Sarmaşık da onlardan biri ki ne girdiği oyunu hatırlıyor ne de sonrasında o oyundan keyif almayı becerebiliyor... Sevgi, gerçek sevgi, lafta olmayan GERÇEK sevgi birçok şeyi çözebilir bence de. Güzel sözlerin için çok teşekkür ederim. Sevgiler.

      Sil
  6. offff 'Bir oyunu bile acı gerçek gibi yaşayacak ne oldu sana '' çakıldım orda,bekledim bu nee ,bir daha okudum,bir daha okudum...Çok sarsıcı bir cümle...Kelimelerin gücüne inanan biri olarak yine hayran oldum...

    Bir de Özdemir Asaf'ın bir dizesini hatırladım hep :'' sen bana bakma ben senin baktığın her yönde olurum ''

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam ne güzel yazmışsınız ne güzel ne uygun dizeleri de anımsatmışsınız :) "Sen bana bakma ben senin baktığın her yönde olurum" bu dizelerden daha özetleyici bir şey olamazdı burada :) Beğendiğinize çok sevindim, siz beğendiyseniz güzeldir diye düşünüyorum tereddütsüz :) Sevgiler.

      Sil
    2. Adil'in aşkı tam bu dizedeki gibi...bile isteye lades olmak istemesine ne demeli...Ama Sarmaşığın derin acılarını aşk iyileştirecek mi bakalım

      Sil
  7. Hayatın sorumluluğunun omuzlarında olması bazen büyük yük olur insana. Bir. Sekılde çaresizlik hissettim sarmaşıkta sanki kafası başka yerde ama gönlü Bambaşka yerde olmak ister.

    Ahmet Uluçayı filminde kullandığı arka plan üzerine bir Sürü felsefik cümlelerle dolu yorumlar gelmişti adam düşündü dedi ki aslında sadece yeşil olsun istedim ;) belki cok farklı duygularla yazdığın metinler kaç Gönül'de ne kadar farklı elbiselere bürünüyor.

    2. Bölümü beklemekteyim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sarmaşık çaresiz evet ve tam da dediğiniz üzere anı yaşayabildiği pek söylenemez. Mecburiyetlerini sürdürüyor, mekaniksel bir devinim bir nevi... Anekdot çok güzelmiş :) Buradan yakalayan olursa sizin vesileniz ile söylemiş olayım Kavgakıran'ı yazmaya başlayalı 7-8 ay oluyor, epey bölümleri var öncesinde. Kategori kısmından ulaşılabilir bakmak isteyen olursa. Ziyaretiniz için çok teşekkür ederim Deniz Hanım... Çok mutlu oldum, sevgiler.

      Sil
    2. Katagorılere bakıyım o zaman. Bırsey okumaya başlarken cok sıkılırım cok zor başlarım ama öncesini sonrasını merak eder bitirene kadar okumaya çalışırım

      Sizin de kaleminize saglık.

      Sil
    3. Teşekkür ederim :) Okuyan gözlerinize, değerlendiren ellerinize sağlık.

      Sil
  8. Merhabalar.

    Bu sefer hikayenin duygusallığına hiç girmeden hikayenin bu bölümüne verdiğiniz isim ile hikayede adı geçen kahramanların arasındaki bir lades oyununda Adil'e her şeye rağmen, "lütfen adın gibi adil ol!"mu dememiz gerekiyor. Belki de her konuda adil ol, diye uyaracağımız zamanlar da mı gelecek acaba? Bekleyip göreceğiz bakalım.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Bey hoş geldiniz :) Adil Olmak bir yönde sözünü ettiğiniz manada evet, daha çok da Adil'in kendisi olmak anlamında :) Adaletsizliği kendine uyguluyor; ama tabii bu onu haklı çıkarmaz. Haksızlığı kendimize dahi etsek haksızlıktır bu nedenle de Adil adil olmalıdır :) Teşekkür ederim ziyaretiniz için. Selamlar, saygılar.

      Sil
  9. "Hep onun oturduģu yöne koyduģum tuzluģu" diyor ya Adil, kendimi gördüm inan ki. Böyle şeyleri ben de çok hesaplarım biliyor musun? Ve hep de ters teper :) Üzülüyorum bu Adil'e.. Aslında Sarmaşık'a olayı bütünüyle degerlendirdigimde hak veriyorum çokça. Çünkü ona bir oyunu bile acı gercek gibi yasayacak kadar neler oldugunu biliyoruz biz, Adil henüz bilmese de:) Tüm bunları bile bile genlerimize islenen mutlu sonlu hikaye görme hevesi ugruna Sarmasık'ın aşkın büyülü dünyasına apansızca kendisini kaptırmasını beklemek büyük bencillik olur. Çünkü o henüz ruhunu saran zehirli sarmaşıklarından arınmadı.Zamanı var...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah yazık kıyamam sana ya :) Her konuda böyle ki bu. Uzun uzun plan yaparız, düşünürüz, kurgularız; olan bitenin kafamızdakiyle zerre ilgisi yoktur :) Adil'e üzülmekte haklısın. Beklediği, istediği gibi olmuyor hiç. Kim üzülmez ki :( Mutlu sonlar güzeldir, böylesi bir dünyada mutlu sonları duymaya tabii ki hakkımız var... Ayrıca Sarmaşık'a olgunlukla yaklaştığın için teşekkür ederim :) Yoksa bu gidişle Sarmaşık'ı harcayacaklar matmazel :)

      Sil