27 Oca 2017

DÜŞKIRAN-28

KAN REVAN



Sen bir insana olan inancını kaybetmenin ne kadar ağır olduğunu bilir misin Adil? Ben Medet'e olan inancımı kaybettiğimde öğrendim. Tanrı'ya olan inancımı kaybetmedim; ama herhalde ondan daha ağırdı.
Beni bir çırpıda başka birine dönüştürecek siyah günler başlamıştı. Ya da geceler mi demeliyim? Evet evet. Bütün gülüşlerimi, bütün umutlarımı yüzümden söküp alacak lanet geceler.
Medet içkiden kopamıyordu. Oynamaktan yorulmuş, kendini de beni de kandırmaya çalışmaktan bıkmıştı. Birbirimize olan sevgimiz içki karşısında çok güçsüz kalıyordu. 
İlk akşamlar bütün toyluğumla ve heyecanımla yemek yapıyor, özenle sofralar kuruyordum. İçmeye gittiğini bile bile bekliyordum onu. Her zaman sarhoş gelmiyordu. Suçluluk duymasına ve bana karşı öfkeyle dolmasına engel olmuyordu bu. Her şeyin farkındayken hiçbir şey konuşamayan iki yasaklı gibiydik. "Ben yedim güzelim." diyordu. Ben yedim'den çok, güzelim acıtıyordu canımı. Ne sesi ne tınısı ne de duygusu eskisi gibiydi. Bana her baktığında içmemesi gerektiğini, bir söz verdiğini ve o kahrolası sözü hiçbir zaman tutamayacağını hatırlıyordu. Öfkesi yüzüne, gözlerine o kadar yansıyordu ki neredeyse ellerimle tutup bu da neyin nesi diyecektim.
Beni ilk kez öldüresiye dövdüğü gecenin sabahı kendimi okula zor attım. Zaten hiç arkadaşım yoktu, kimse tarafından görülmemeyi dileyerek sınıfın en arkalarında bir yere  iliştim. Hangi dersti, kim ne anlatıyordu, neden buradaydık bilmiyordum. Yüzüm, kollarım, kemiklerim sızlıyor; ama hiçbiri kalbim kadar acı vermiyordu. Tek düşünebildiğimse bunu hak edecek ne yaptığımdı.
Bitmek bilmeyen birkaç saatin ardından herkesin çıkmasını bekleyip sınıftan çıktım. Medet'i tam karşımda bulacağımı elbette bilmiyordum. Onu görünce dizlerim titremeye, vücudum karıncalanmaya başladı. Varlığından korkmaya başlamışken bir yandan da karşımda duruyor olmasına nasıl olup da sevinebildiğimi aklım almıyordu.
Başımı çevirdim. Yanından geçip gitmek istedim. Kolumu tuttu. Kulağıma eğildi. 
- Konuşalım, dedi.
Kolumu ondan kurtardım. Birkaç adım atmıştım ki seslendi:
- Konuşalım! 
Yürüdüm. İnsan nereye gideceğini bilmeden ne kadar yürüyebilir? Sadece yürüyordum. Medet'in ayak sesleri takip ediyordu beni. Ayak seslerinin kesilmemesini istiyordum. Yanlıştı; ama istiyordum işte. Yine kolumu tutmasını, yine kulağıma eğilmesini, yine konuşalım demesini istiyordum.
Derken ayak sesleri kesildi.
- Sen de terk et Sarmaşık! Sen de kaç!
Onu orada öylece bırakamazdım. Bırakmak istemiyordum çünkü. Henüz pes etmemiştim. Durdum. Medet suçlu bir çocuk gibi ağır ağır yanıma geldi. Okulun kafeteryasına gidip oturduk. Hiç konuşmadan kahvaltı ettik. Hiç konuşmadan birkaç çay içtik. Hiç konuşmadan camdan dışarıyı seyrettik.
Sonra çenemi tutup yüzümü inceledi. İçinden kendine savurduğu küfürleri duydum. Sonra ben onun çenesini tuttum, yüzünü inceledim. Üzüm gözleri hala sevdiğim gibiydi. Alnının boşluğu, hiçbiri aykırı bir yöne gitmeyen terbiyeli saçları, öperken bulutlarda gezdiğimi sandığım küs dudakları, yüzünün çizgileri, her şey yerli yerindeydi. Derken gözlerim ellerine takıldı. Ben Medet'in ellerini çok severdim. İnce, uzun parmaklı elleri, her şeye rağmen tükenmeyen yaşama coşkusunun, çocuk sevincinin, umudunun bir simgesi gibiydi. Elleri şiir yazardı, elleri bana dokunurdu, elleri mümkün bir hayalin kapısını aralardı. Oysa şimdi...
- Şimdi sana ne söylesem anlamsız olacak. Ben bir şey söylemeyeyim; ama sen de benden vazgeçme Sarmaşık...
- Neden okula geldin?
- Seni görmem gerekiyordu. Yaptıklarım gözümün önüne gelince yerimde duramadım.
- Herkes gördü.
- Utanıyor musun benden?
- Gelmeseydin sessizce çıkıp gidecektim. Şimdi bana ne olduğunu anlamayan kalmamıştır.
- Bir şeyler yapmak ister misin? Sinemeya gidelim ya da lunaparka? Sen söyle ne yapalım?
- Eve gitmek istiyorum. Her yanım ağrıyor.
Eve gittik. Hastaymışım gibi baktı bana. Çorba yaptı, saçlarımı okşadı, film seçti; ama anlamıyordu. Ben hasta değildim. Kırılıp dökülmüştüm. Gripmişim gibi davranmasının faydası yoktu. Yine de bir şey, bir duygu ondan kopmamı engelliyordu. 
O gece son olmadı. Eve sarhoş geliyor, sarhoşluğu yüzünden kendine öfke duyuyor, karşısına çıkmamak için ne kadar çabalasam da beni bulup bir sebepten dövüyordu. Yaralarım kapanmadan yenileri açılıyordu. Artık utancımdan okula gitmiyordum. Okula gidiyorum diye çıkıyor, şehir kütüphanesinde bir kabine saklanıp dişlerimi etime bastıra bastıra ağlıyordum. Medet o gecelerin sabahlarında yaralarıma merhem sürüyordu. Ben evden çıkarken cebime birkaç büyük banknot koyuyordu ve bunu yapmakla ne umuyordu bilmiyordum. O paralardan tiksiniyordum. Her defasında evden uzaklaşır uzaklaşmaz parça pinçik edip fırlatıyordum.
Ailem, okuldaki insanlar ya da başka herhangi biri... Hiç kimse bir yıldız gibi kayıp gitmekte olduğumun farkında değildi. Bu farkındasızlık değil miydi beni Medet'e sığınmak zorunda bırakan? Bu farkındasızlık değil miydi fırtınanın ortasında çürük bir sala sarılmama neden olan? Hepsinin karşısına geçip teker teker yüzlerine tükürmek istiyordum.
Dehşet dolu bir gecenin ardından Medet'in cebime koyduğu banknota bu kez sıkı sıkı sarıldım. Evden yine okula gidiyorum diye çıktım. Bu kez kütüphaneye değil otogara gittim. Ne olursa olsun buna son vermek gerekiyordu, gücüm kalmamıştı. Memlekete bir bilet aldım, otobüsün kalkmasına 1 saat vardı. Kafeye oturup beklemeye koyuldum.
Gururum, onurum, umudum, hevesim, arzum hiçbir şeyim kalmamıştı. Telefonumu çıkardım. Mesajlar kısmına geldim. "Ben pes etmemek için çok direndim. Sen pes ettirmek için çok  savaştın. Sen kazandın Medet." yazıp gönderdim. Evle bulunduğum yer arasında en az 1 saat mesafe olmasından cesaretle yapmıştım bunu. Medet'in mesajımı alır almaz ne yaptığımı anlayacağını ve otogara geleceğini de hesaba katmamıştım.
Çok şiddetli bir kavga ettik. İnsanlar bizi seyrediyordu. Medet kolumdan sürüklemeye çalışıyor bense gitmemek için çırpınıyordum. Onca insanın içinden yalnızca bir kadın "Beyefendi polisi arıyorum, hanımefendiyi derhal bırakın!" dedi. Medet kadına dönüp "Karım o benim karım! Seviyorum onu! Hiçbir yere gidemez." diye bağırdı. Haklıydı. Ne kadar sevildiğimi kan toplamış gözlerimden, morarmış göz altlarımdan, yaralı dudaklarımdan, acı içinde oluşumdan, gözyaşlarımdan ve haykırışlarımdan anlıyordu herkes. 
Medet beni bırakmadı. Zorla eve götürdü. Artık bir şeyler söylemeye, beni bir şeylere ikna etmeye gerek de görmüyordu. Sevdiğim adamla bu adamın başka kişiler olduğuna inandırmıştım kendimi hep. Ama, zaman geçtikçe yanıldığımı görüyordum. Kendimi kandırmıştım, onunla olabilmek için... Bunu kabullenmeden de kurtulmamın imkanı yoktu.
İçkiyi seçmişti. Benden vazgeçmiyordu; ama beni seçemiyordu. Oysa ben vazgeçmiştim. Bir yandan ona olan aşkımı içimde boğmaya uğraşırken bir yandan da bu cendereden kurtulmak için güç toplamaya çalışıyordum. 
Medet'e olan inancımı kaybetmiştim. Bedenim ayrı ruhum ayrı kan revan içindeyken, bir aşkı bir inancı sürdürmek kolay değildi...

(sürecek)






18 yorum:

  1. Çok güzel başladı, devamını bekliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2015'te başlamıştım; ama başlarken bu kadar uzun olacağını düşünmemiştim :) KAVGAKIRAN etiketiyle hepsi bir başlıkta bulunabilir. Beğendiğinize sevindim, teşekkür ederim :)

      Sil
  2. Bir şeye inanmanın matematiksel boyutu olup olmaması önemli değil, ona olan itimat ve beslediğin ümittir desek yeridir. Bir gün yirmidört saat; bunun beyazı da var siyahı da var. Beyazında kalbimizi ışıtan, ruhumuzu ısıtan güneimiz, siyahında içine çekildiğimiz bir dolunayımız var. Yaşadıklarımız hayır da, şer de olsa hayata ve hakiikate dair bir bakışımız var. Yine de bizi üzen ve tahammül sınırlarımızı aşan sükutu hayallerimiz var.
    ..........
    Çünkü o senin medet'indi. Nefes alış verişindi. Sabahları doğan güneşin, geceleri ay ışığında sarınıp büründüğün yıldızlarındı. O senin Medet'indi."İmdaaaat !.." dediğinde, yanınrda bitiverenindi.
    .........
    İnsan son raddesine kadar sevdi mi bir kere et ve kemik gibidir. Sevdi mi bir kere ruh ve beden gibidir. Sevdi mi bir kere sevdiği tanrı ve tanrıçe gibidir. İnsan yeter ki sevsin; taş olan yüreklerin bile eridiğini bilirsin. Sevgi öyledir işte; bir yudum suya, bir lokma ekmeğe şükredersin.
    ........
    Bir kere inancını yitirdin mi, o an bitersin. Yüreğine batan, acıtan, tuz buz olan cam kırıkları gibisin. Et ve kemik, ruh ve beden birbirinden ayrılır. Gece ve gündüz birbirinden ayrılır. Bir seçeneğin vardır artık; sadece karanlık karabasan gecelerin insafına kalırsın. Ama unutma "Ey iyi insan!.. sen yeniden doğarsın.

    .....................................
    * Medet demek;
    kelime olarak,
    kurtaran demektir.
    İmdat dediğinde
    yanında oluveren demektir.
    Darda kaldığında
    sana sevgi, şefkat ve merhamet
    besleyen demektir.
    Seni karanlık dehlizlerden.
    çıkmaz sokaklardan
    çekip çıkartan demektir.
    .....................................
    *Hiçbir yazı boşa ve boşuna yazılammıştır.
    Senin yazdıkların gibi. Hakikatin bir penceresi.
    ben de yorum yazmadan duramadım.
    Sen yaz ki; biz feyzalalım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir insanın bir insana olan inancını kaybetmesi, direncini sonuna kadar kullandığı anlamına geliyor. Ne acı... Kıymetli yorumunuz için teşekkür ederim sayın Profösör.

      Sil
  3. Yine ne güzel yazmışsın. :)
    Kalemine sağlık.

    YanıtlaSil
  4. Of çok etkileyici bir solukta okudum ellerinize sağlık. Birine mecbur olmak, gidecek hiçbir yerinin olmaması, o çaresizlik ne kadar zor. Bu aşkın sonu nereye gidecek çok merak ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsana tamiri neredeyse imkansız hasarlar bırakan bir durum. Gerçekten zor. Çok teşekkür ederim sevgili Öykü Molası :)

      Sil
  5. Hayatın gerçeklerini çarpıcı bir dille yazıya dökmüşsün. Kalemine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayatın gerçekleri hep acı oluyor niyeyse :) Teşekkür ederim.

      Sil
  6. Sarmaşığın bunu hak edecek ne yaptım diye düşünmesine gerek yok. Kimse şiddet görmeyi hak etmez daha doğrusu bir insanın bir canlıya şiddet göstermesi asla hak olamaz. Sürükleyici ve etkileyici buldum devamını bekliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru söylüyorsun Selincim. Sarmaşık henüz hayatın çok başında, en derin yaraları sevdiği ve güvendiği birinden alınca kendine bunu sormadan edemiyor. Elbette şiddet göstermek hiçbir koşulda hak olamaz, şiddet görmek de hak edilmiş olamaz. Beğendiğine sevindim, teşekkür ederim.

      Sil
  7. "Hiç kimse bir yıldız gibi kayıp gitmekte olduğumun farkında değildi."

    En güzel yıldızlar böyle sessizce kayar. Kimse fark etmez, o zaman kadar defalarca yardım çığlıkları atsalar da duyulmaz. Kendimi bulduğum satırlardı, lütfen yazmayı bırakma. yüreğine sağlık..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel özetlediniz. "O zamana kadar defalarca yardım çığlıkları atsalar da duyulmaz." Bir engel çıkmazsa sonuna kadar yazıp bitirmeyi planlıyorum. Beğendiğinize sevindim, çok teşekkür ederim.

      Sil
  8. Sürükleyici olmuş. Devamını bekliyoruz :)

    YanıtlaSil
  9. Kendimi maalesefki fazlasıyla bulduğum bir yazı.Çok çok çok etkilendim ve şuan kelimelerle anlatamıyorum kendimi ifade edemiyorum.Sevdiğim adamla bu adam bambaşka kişilerdi..Çok doğru..
    Vucudun acısı geçiyorda o kalpteki acı ve kırıklık varya sanki ölsem bile geçmeyecek gibi.Günün herhangi bir saatinde birdenbire sanki içime koca bir taş oturmuş gibi yüreğimde duyduğum o acı..Kaçsan kaçamıyorsun gitsen gidemiyorsun.Sevdiğimi i zannettim acaba..Ah yüreği güzel insan gecenin şu saatinde varya sen bitirdin beni..Artık yüzüne baktığımda gördüğüm tek şey acı Ve hiçbirşey şey eskisi gibi değil artık.Gururum onurum inancım sevgim saygım nerdeler bilmiyorum.Çoğu zaman kendime acıyorum.Sonra diyorum ki yapma bunu acınacak sen değilsin ki..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Söze nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Gelişine başladım ben de. Diğer yazıya yazdığın yorum da gösteriyor ki acı çekmiş insanlar, adı koyulmamış ortak bir dil konuşuyor. O dilin içinde acı çeken her canlının halinden anlamak da var. Yalnız kendinin değil bir başkasının acısını da duymayanlar ise birinci kalite birer zalim oluyorlar. Sana sadece şu kadarını büyük bir rahatlıkla söyleyebilirim ki o saydıklarının hepsi sende duruyor. Gururun, onurun, kendine inancın, kendine saygın, seni sen yapan ve güzel olan her şey duruyor. Zamanı gelince teker teker hatırlatacaklar sana varlıklarını. Okuduklarıma bakarak bu kadar yazma hakkı buldum kendimde sadece. Seni üzdüğüm için üzgünüm, sanki yeterince şey için üzülmüyormuşsun gibi...

      Sil