2 Eki 2014

İYİ Kİ ONLAR VAR


Çabalarsın. En olmayacağı zamanlarda bile küçücük bir ümit için. İnsan hayatta her şeyini kaybetse bile neyi kaybetmemeli diye sordum kendime biraz önce.  Neyi kaybederse kaybolmuş demektir artık? Sahi neyi? Sordum cevap veremedim hala…
 Hayatınızda bir sürü hayal kırıklığı varken en büyüğünün hangisi olduğuna karar vermeniz zor oluyor çünkü.  Bunu ölçmeye yarayan bir birim, bir tartı cihazı yok.  Dedim ya çabalarsın. Çabalamaktan başka bir şey gelmez zaten elinden. Savaşımın uğruna bile saygı göreceğini sanırsın. Sanırsın ki bazı şeyler gerçekten de eski Türk filmlerindeki kadar hala güzel ve değerli…

Neden herkes şikayetçi aynı şeylerden? Hiç durmadan birbirimizin suratına bakıp zamanın ne kadar kötü olduğuna ve her şeyin nasıl da bozulduğuna dair homurdanıyoruz.  Hepimiz birbirimizden berbat haldeyken üstelik… Ama neyi kaybetmemeliyiz? Neyimizi? Hayatımızın neresindeki bir şeyi? Bizdeki mi ya da? İçimizdeki mi?

Ben kendi adıma söyleyecek olursam inandıklarımı savunmayı kaybetmek istemedim hiç. Doğru olduğunu bildiğim şeylerin peşine takılmayı. Hissettiklerimi örtbas etmeden apaçık konuşmayı. Ve bunların hiçbirinden bir fayda görmedim desem kim inanır bana? Yine de hala bu saydıklarımın benim için neden değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez kanun hükmünde düşünceler olduğunu anlayamıyorum. Kazandım sandığım her sıra, kaybetmişim çünkü. Çünkü, tarifini yapamadığım bir şekilde doğrular hep geriye atıyor insanı. Elinde avucunda eski Türk filmlerinden başka bir şey kalmıyor sonra. Bir zamanlar aynı benim gibi inanan, mücadele eden, seven, üzülen ve mağlup olmaktan korkmayan insanlar varmış diyorsun. 

Bu yüzden Kemal Sunal’ın gülüşünün hiç eskimeyişi. Türkan Şoray güzel; ama en çok bu yüzden güzel. Cüneyt Arkın en çok kavganın orta yerinde karizmatik. Hülya Koçyiğit sevdiğinin peşi sıra ölürken masum. Tarık Akan hep çapkın; ama o kadına tutulana kadar işte… Aşklarından tutun da kavgalarına kadar körkütük gittikleri için yani. Yani Kadir İnanır deyip geçmeyeceksin, her karede başka bir özlem şimdi…

Neyi kaybetmemeliydik ve kaybettik biz? Bazıları için herkesin kaybettiği ve kaybettiğini bile unuttuğu bir şeye sahip olmanın ne anlamı var? On yıllar sonra çocuklarımızın, torunlarımızın yine eski Türk filmleri seyredeceğini ve bizim gibi hüzünleneceğini bilmek üzücü.  Yüzü geçmişe dönük çocuklarla mı kuracağız biz geleceği? Neden sanki tek bırakabildiğimiz katkımızın bile olmadığı bir avuç yeşil çam…

Çabalıyorsun ya işte, boşa çabalama artık. Ben çok çabaladım. Tanıdığım bir sürü insan çok çabaladı. Daha neyi kaybetmemeleri gerektiğini bile bulamadan kaybetti birçoğu… Bu yüzden her akşam başka evlerde başka marka televizyonlarda, dev olsun cüce olsun bütün ekranlarda aynı kareler dönüyor. Herkesin elinde son model bir cep telefonu ve tablet varken, hala gözlerimiz dolarak Cüneyt Arkın’ın kılıç tutan kolundaki saate tebessüm ediyoruz… Bin kere aynı filmi seyrediyorsun da bir Allah’ın kulu çıkıp sen ne yapıyorsun demiyor, diyemiyor… 

Hepimiz sözüm ona neon ışıklı şehirlerin ışıl ışıl ışıldayan aktörleri aktrisleriyiz, bi kasılmamız bi poz kesmemiz var ki sormayın gitsin. Sonra bir bakıyorsun akşam bastırıp bir hüzün çökmeye başlayınca ortalığa, her evden bir Kemal Sunal gülüşü, bir Türkan Şoray kahkahası, bir Hülya Koçyiğit ağlaması… 

Onlar ağlasın, onlar gülsün, onlar sevsin sevilsin, öyle hissedelim yaşadığımızı…Bırak bir Hulusi Kentmen’e rastlamayı, en kötümüz Aliye Rona, Erol Taş kadar kötü olsun razıyız diye dualar eder olmuşuz… Gülmemiz ağlamamız, kahkahamız bile gerçek değil ben hala soruyorum işte neyi kaybetmemeliyiz diye…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder