12 Eki 2014

"YAZMASAM DELİ OLACAKTIM"



"Söz vermiştim kendi kendime: yazı bile yazmayacaktım. yazı yazmak da hırstan başka ne idi ? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kağıt kalem aldım, oturdum. Ada'nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım." Sait Faik Abasıyanık/Haritada Bir Nokta

Usta öykücü Sait Faik'in bu nöbetini bilmeyen, bu tutku dolu cümlelerinden haberi olmayan var mıdır? Varsa onlar adına gerçekten üzülürüm. Sahip olduğumuz tek yaşamda yapmasam deli olacaktım diyebileceğimiz neyimiz var acaba? Kaç kişinin var ya da...

Ben de gecenin bu vaktinde, gözlerim okumaktan fazlasıyla yorgun olmasına rağmen kendi "Yapmasam deli olacaktım." hikayemi anlatmak istiyorum. Belki zor geçen uzun yıllardan sonra, geçmişimdeki güzel anıları beynimin ücra köşelerinden çıkarmaya başladığımdan, belki de zaman gerçekten de her şeyin; ama her şeyin ilacı olduğundan yapmasam deli olacağım şeyleri, bir zamanlar ne kadar zor olsa da yaptığımı anlatacağım.
Okuma yazmayı söktüğü ilk günden beri eline geçen okunaklı her şeyi su içer gibi okumuş biriyim ben. Tabii o yaşlarda Cin Ali ve Ayşegül serisi ile başlayan okuma serüvenim günden güne renklenerek ve okumaya olan tutkum şiddetlenerek arttı. Çocukluğuma dair en net hatırladığım yüz Canan Öğretmenimin yüzüdür. Bulunduğum sınıfın derslerine girmemesine rağmen, okumaya olan tutkumu görüp okul sonraları eşiyle kaldığı lojmana çağırır ve kapıda elime okumak üzere kitaplar tutuştururdu. Benim için masal gibiydi okunacak yeni bir kitapla dönmek eve. Sihirdi. Başka bir dünyanın eşiğinden içeri adım atmak demekti. İçimde bir yerlerde ancak kelimelerle doldurulabilecek büyük; çok büyük bir boşluk vardı sanki. 

Öyle ki, daha ilkokul ikinci sınıfta olmama rağmen bir gün Hüseyin adındaki öğretmenim öfkeyle sınıfa gelmiş beni kolumdan tutup başka bir sınıfa götürmüştü. Ablaların abilerin olduğu bir sınıftı bu. Elime bir kitap vermiş, Oku kızım!" diye gürlemişti. Ben ne olduğunu anlamadığım halde okumaya başlamış, okudukça da o masalın basamaklarını teker teker çıkıp bulunduğum zamandan ve mekandan  kopmuştum bile. Bir müddet okuduktan sonra "Tamam kızım yeter." demişti ve ben olanı biteni anlamaya çalışırken tüm sınıfı paylamaya başlamıştı. "Bakın bacak kadar kız nasıl kusursuz okuyor, siz hala heceliyorsunuz!" diye kızıyordu öğrencilerine. Şaşkındım. Okumak gibi bir şey nasıl kötü yapılabilirdi? Nasıl yapılamazdı? 


Sonra yakın bir arkadaşım ve ablası... Okumayı sevdiğim oranda, kitap bulmakta güçlük çekiyordum. Bu konuda en büyük destekçim onlardı. Sahip oldukları her kitabı benimle paylaşıyor, hatta bir iki gün sonra geri götürdüğümde kısa zamanda bitirmiş olmama şaşırıyorlardı. Oysa içimdeki boşluk, okudukça dolup kapanacağına, günden güne büyüyor derinleşiyordu. Beynim bir girdaptan farksızdı. Karşısına çıkan her kitabı, her okunası şeyi sürükleyip bünyesine hapsediyordu. Küçük bir karton kutu bulmuş, içine güç bela edindiğim kitaplarımı koymuştum. 


Hiç kimse 1'den 15'e kadar benim o günlerde saydığım gibi iştahla sayamaz... Kutunun içinde 15 kitap olduğu gün gibi ortadayken, onları tekrar tekrar saymanın verdiği zevki bugüne dek hiçbir şeyde bulmuş değilim. 1, 2, 3, 4... 15. Tam 15 kitap. Bana ait olan tam 15 kitap...


Zaman beni acıktırmaktan başka bir şeye yaramıyordu. Çoğu sınava ders çalışmak yerine kitap okuyarak giderdim. Sınav öncesi arkadaşlarım kızardı bana "Ne rahatsın sen." diye. Rahat değildim aslında, rahatsızdım. Elimdeki kitabı bir türlü bırakamazdım ki başka şeylere odaklanayım. Türkçe kitaplarını bile içinde okuma parçaları var diye severdim. Okumak benim için uyumaktan, yemekten, içmekten daha öncelikli bir ihtiyaçtı.


"Okumasam deli olacaktım..."


Sabah 6'da okula gitmek için uyanması gereken ben, kitabımdan ayrılamadığım için 3'te ancak girebilirdim yatağa. Ama tatlı bir uykusuzluktu bu benim için. Önemsizdi. Uyumasam hatta ve hatta nefes almasam bile olurdu, razıydım; ama okumasam deli olacaktım işte...


Teneffüslerde, hatta derslerde bile okuyordum. Öğretmenlerimin çoğu biliyordu bunu; ama ses etmiyorlardı. Birçok şeyden uzaklaşmanın yoluydu okumak benim için. Gitmeden gitmekti, ortadan kaybolmadan kaybolmaktı. Kendini yoğurup yeniden şekillendirmekti. Okumasam deli olacaktım; okudukça da deli oluyordum aslında...


Bir kitabın ne ifade ettiğini ben size anlatamam. Bir kitap sadece sayfalardan oluşan bir nesne değil. En iyi arkadaşımız filan değil, eğlendiren düşündüren oyalayan bir şey değil. Bir kitap, sonunun nereye varacağını bilmediğin bir yolda yürümek demek. Nefes almak, dikenlere basa basa ilerlemek demek. Kanamak; ama yürümek demek... Anlatamam işte, anne demek bazen. Baba demek, kardeş demek. Var olduğunu hissetmek, hayata bir iz, suskun bir işaret bırakmak demek. Anlatamam, anlatamıyorum da...


Okudukça mutsuz oluyordum; ama dünyadaki hiçbir şeye değişmeyeceğim bir mutsuzlukla... Büyüyordum çünkü. Anlamaya başlamıştım. Ya kitaplar yalan söylüyordu ya biz yalandık. Ya kitaplar üçkağıtçıydı ya biz sahtekardık. Satırlarla hayatlar birbirine benzemiyordu...


Yine de okudum. Önümde bir okyanus duruyordu; ama ben sadece ruhumun genişliğince içebiliyordum o okyanustan. Kızıyordum. Zaman yoktu, hayat başka şeylere sürüklüyordu insanı. Yine okudum. Gittiğim her yerde olanca yabanlığımla tanıdık gördüğüm bir tek şey vardı çünkü. Kitap. Nerede duracağımı, ne zaman yorulacağımı bilmiyordum üstelik...


Nereden aklıma geldi gecenin bu vakti ben de bilmiyorum. Bir şeyler yazmak için yatağımdan kalkıp kendimi yine bir kitabın başında bulduğum için belki de. Belki de bütün hayatımı onlara esir etmekle iyi mi yoksa kötü mü yaptığımı geç de olsa merak ettiğim için... Sorguladığım için... 7,15 derece miyop gözlere başka nasıl sahip olur ki insan? Başka nasıl kendini satırlardan başka bir şey göremeyecek hale getirir? Böyle işte... "Okumasam deli olacaktım..."


Şimdi, durup düşününce, dünyayı olanca çıplaklığıyla görüp gördüklerini bir türlü sevemeyen geçimsiz tarafımın onların eseri olduğunu anlıyorum. Yazmayı kendinde en doğal bir hak olarak gören ve bir şeyler yazmaya başladığında soluklanmadan sayfalarca yazabilecek olan ellerimin de tabii. Yalnızlığa açılan kapıyı kırmak pahasına açmak için insan üstü bir çaba gösterdiğimi fark ediyorum. Açtığımı, girdiğimi ve kendimi kilitlediğimi de...


Birçok şey değişti. Birçok şey yerine yenilerini bırakarak veya bırakmayarak gitti ya da bitti. Kitaplarım, kağıtlarım ve kalemlerim duruyor yerinde. Belki de bu yüzden, benim onlarla olan ilişkime yabancı bir nefes ilişip değmek istediğinde, çılgın bir öfkeye sürükleniyorum. Yaşım 27. Böyle koca bir ömrü, çocukluğundan değil neredeyse bebekliğinden beri aynı sevgiliye adamış olan bir insana yakışır gibi. Bunun anlaşılabilmesi için yüreğimin ve beynimin açılıp nasıl olacak bilmiyorum ama incelenmesi gerekiyor, başka yolu yok.

Bir sevgi, bir bağlılık gözle görülebilirse şayet, ancak benimki görünür çünkü. Hala defter defter yazı yazan, raf raf kitap okuyan, bunlara değil yaşamına bir şey katmak, kendinden sayısız şey götürdüğünü bilmesine rağmen sırt çeviremeyen, kapris yapamayan ben... Hayat bana çok cömert davranmadı. Yorgunum. Tek atımlık barutum var desem abartmış olmam. Yine de, iki adım ötede düşüp öleceğimi bilsem bile, okuyan okuyan, yazan yazan ben...


Okumasam, yazmasam deli olacağım... Benden aldıklarının yanında verdikleri devede kulak kalsa bile, sahip olduğum tek ömrü onlara harcamaktan hala cayamıyorum. Bunun adına tutku mu yoksa başka bir şey mi deniyor? Hasta mıyım, zehirli mi, bağımlı mı? Bilmiyorum. Ama ne ruhumu ne benliğimi alabiliyorum onlardan. Gidemiyorum. Geç kaldığım için değil, yüreğim istemediği için gidemiyorum.


Şimdi o küçük kız burada, yanımda olsa ona "Bu kadar kapılma kitapların, kağıtların dünyasına. İleride sana hiçbir faydası dokunmayacak." der miydim acaba? Hayatını yer yüzünde geçer akçe olmayan bir hayal dünyasına hapsolmak için harcıyorsun der miydim? Cevabı gece biliyor, ben bilmiyorum...


Bir şiir hücum ediyor aklıma apansız.


"BİR SEVİYİ ANLAMAK BİR YAŞAM HARCAMAKTIR.

HARCAYACAKSIN..."

Gözlerimden önce yüreğim kanatlanıyor Asaf'ın satırlarına... 

Okumasam deli olacağım...

8 yorum:

  1. Yazını gece okudum, ancak yorum yazabiliyorum. Her seçimimizin elbette bize kazandırdıkları olduğu gibi bizden götürdükleri de var. Ancak, sen iyi ki hayatını kitaplara ve kağıtlara adamışsın. Yoksa, bu harika yazıları nasıl okuma şansımız olurdu? :)
    Bir de yorum bırakırken "beni bilgilendir" kutucuğu çıkmıyor. Bu nedenle eğer yazına tekrar bakmamışsam cevabından haberdar olamıyorum. Ayarlarına bakabilir misin zahmet olmazsa sana :)

    YanıtlaSil
  2. Kitaplar insana çok şey katar,her şey için bir şeyleri feda etmek gerekir.Seninki en iyi sebeplerden biri bence.

    YanıtlaSil
  3. Ve şu an tam Sait Faik Abasıyanık Son Kuşlar ı okuyordum.Onun yazısından alıntı yaptığını görünce çok sevindim :))

    YanıtlaSil
  4. Duygularınızı ne güzel ifade etmişsiniz sevgili Fidan Güler, okumanın yeri ayrı onun yerini hiç bir şey dolduramaz ama ben de "Örmesem deli olacaktım" sevgiler:)

    YanıtlaSil
  5. öğrencilerimin hepsine okutmam lazım zannımca :)

    YanıtlaSil
  6. Ben de okumasam deli olacaktım, yazmasam da...Bu dünyada geçirdiğimiz gün sayısı aynı, kitaplara bakışımız, onlarla kurduğumuz bağ da belki aynı. Ömrünüzün sonuna kadar durmadan yazacağınıza eminim ama sakın blogda yazmayı bırakmayın. Çünkü ben her yazdığınızı okumak istiyorum :))

    YanıtlaSil
  7. Blogunuzda bir yazı, bir yazı daha okuyum derken kendimi buralarda buldum:) Fırsat buldukça daha eski yazılarınızı da okuyacağım. O kadar güzel duygularınızı, düşüncelerinizi ifade edip, bunu karşı tarafa hissettirmekle kalmıyor, yaşatıyorsunuz. Ben bu küçük kız çocuğunu okurken, yaşadım sanki...Herbir yazınız su gibi...Ne kadar uzun olursa olsun, insanı yormadan, sıkmadan, bir solukta okunuyor. Gerçekten bunun adı "söz sanatı". Kaleminize sağlık. Sevgiler...

    YanıtlaSil
  8. Simdi de yazmani bekliyoruz:))

    YanıtlaSil