6 Oca 2016

KAVGAKIRAN S-8

BİRİNCİ TEKİL ŞAHIS


Hayal'le çok güzel vakit geçiriyordum. Onunlayken her şeyi unutuyordum. Küçücük haliyle en yakın arkadaşım olup çıkmıştı. Ödevlerini yapmasına yardım ediyordum, birbirimizin saçlarını tarıyorduk, oyunlar oynuyorduk. Annesine onu neden sokağa hiç salmadığını sordum. Başta buraya geçici olarak taşındıklarını; ama zamanla hiçbir yere kıpırdayamadıklarını, kızının bu mahalledeki insanlara benzemesini istemediğini söyledi...
Hayal de yalnızdı. Üstelik onun yalnızlığı benimkinden daha üzücüydü. Bir çocuk için sokağın ne demek olduğunu biliyordum çünkü. Başka çocukların arasına karışmanın, yollarda saçlarını savurup rüzgara meydan okuyarak özgürce koşmanın, düşüp dizini kanatmanın, eve geç kalmanın ne demek olduğunu biliyordum. Bunlar çocukluktu işte. Çocukluğu güzel yapan şeylerin ta kendisiydi... Ben de ona iyi gelmiştim ve bunu gördükçe içimi mutluluk kaplıyordu. Beni dikkatle gözlemliyor, her sözümü can kulağıyla dinliyor, bir dediğimi bir daha unutmuyordu. Birlikte çok güzel gülüyorduk biz. İki sıkı dost olmuştuk...
Ümmühan abla birkaç parça eşya vermişti bana. Öyle aman aman şeyler değil... Yine de beni düşünmesi, koruyup kollamaya çalışması, bir kardeşi, kızı gibi görmesi her şeye değerdi. Eskisi kadar olmasa da hala korkuyordum yaşadığım yerden. Sabahları kapıyı açtığımda eşiğe bırakılmış hediye kutuları buluyordum bazen. Ya bilezik ya yüzük ya oyuncak... Alıp atıyordum sokağın ortasına öfkeyle. Sonra ne yapacağını bilememenin şaşkınlığıyla biraz da korkudan ağlaya ağlaya yola koyuluyordum. 
Yalnız ve belli ki zor durumdaki bir insana yardım etmek yerine hep aynı şeyi yapıyorlardı. Ondan istifade etmeye çalışıyorlardı... Hayal'den başka kapımı çalan olmamıştı henüz. Bir ihtiyacın var mı, nasılsın, ne durumdasın diyen olmamıştı. Gördüğüm tek iletişim girişimi o saçmasapan hediyelerdi ve onların da hal hatır sormak, yardım etmek için olmadığını bilecek kadar tanımıştım hayatı...
İşten eve dönmek korkutuyordu beni bir de. Kızılay'da indikten sonra eve gitmek için yeniden otobüse binebilirdim, bense yürüyordum. O yarım saatlik tenha yolu her an başıma bir şey geleceği korkusuyla yürümek zorundaydım. Yoksa kazancımı her seferinde otobüs biletlerine harcamam gerekecekti... 
Gölgesinden bile korkan bir insana dönüşüyordum o yolu yürüdükçe. En ufak bir çıtırtıda kalbim yerinden çıkacakmışçasına çarpmaya başlıyor, içimden son olduğuna kanaat getirdiğim bir dua tutturuyordum. Korkunun insanın bünyesine çıkmamacasına nüfuz ettiğini öğreniyordum o yarım saatlerde. Çaresizliği iliğime kemiğime dek hissedince korkmanın utanılacak bir şey olmadığını... Büyümüştüm. İhtiyarlamıştım... Belki daha başka ve fazla şeyler de olmuştu bana; ama durup anlayacak kadar zamanım da takatim de yoktu.
Zamanla kimlerle karşılaşacağımı ve kimlerin tehlikeli olabileceğini kavramaya başladım. Tinerciler, sarhoşlar, karton toplayıcıları, benim gibi işten güçten dönenler bir de kendini sokağa atan yeniyetmeler vardı.
Tinerciler ve sarhoşların benimle işi yoktu. Kendi aralarında bir ahlak anlayışı benimsemişlerdi anlaşılan ve bana ilişmiyorlardı; ama çoğu kez bir sebepten birbirleriyle korkunç kavgalara tutuşmuşken yüreğim ağzımda geçip gittim yanlarından. Karton toplayıcıları ve işten dönenler ki onlara nadiren rastlıyordum, korkutmuyor hatta güven veriyordu bir nevi. Normal bir yerde yaşadığımı hissettiriyorlardı ve öyle olmayacağını bilsem bile başıma bir şey gelirse bana yardım edeceklerine inanmak istiyordum.
En kötüsü yeniyetmelerdi. Ağza alınmayacak laflarla sataşıyorlardı. Bazen bir müddet takip ediyorlardı. İçimden çoğu kez öfkeyle üstlerine saldırmak geçiyordu. Belki öldüresiye dövmek, belki öldürmek, kafalarını koparmak, dillerini kesmek... Benden sadece birkaç yaş küçüktüler aslında; ama birinci tekil şahıstım ben. Yalnızdım. Savunmasızdım.
Kapıdan girer girmez gözyaşlarım sicim gibi akmaya başlıyordu. Bu benim bütün gün sinirlerimi, hüzünlerimi, öfkemi ve dişlerimi sıkmamın alıştığım bir sonucuydu artık. Sürekli kendimi tutuyordum. Söz söyleyecek bir konumum yoktu hiçbir yerde. Okulda hocalarım, işte patronum, evime gelirken yürüdüğüm sokakta serseriler... Sadece maruz kalıyordum insanlara. Susuyor, içime atıyor ve bir gün tüm bunların biteceğine inanmak isteyerek sabır göstermeye çalışıyordum.
Eğer kapı çalınır da Hayal beni çağırırsa toparlanıyordum biraz. Yukarıda bir aile vardı. Her şeye rağmen çocuğunu seven, onu gözünden sakınan, yoksulluğa direnen, gecekondulara diklenen mert bir kadın. Sıcak çay, temiz halılar, ev kokusu ve hayal gibi bir çocuk...
İşten izinli olduğum günler okula gitmiyordum. Biraz dinlenmeye ihtiyacım vardı. O birazların hiçbiri bir bütün olup fayda etmiyordu; ama yere kapaklanmamak için her fırsatı değerlendiriyordum. O günlerde Hayal'i okuldan almaya ben gidiyordum. Okul evimize 15 dakika yürüme mesafesindeydi. Zil çalıp sınıflar dağılmaya başladığında şen şakrak çocuk kalabalığı içinden bir bakışta seçiyordum Hayal'i. Bana doğru neşeyle, ümitle, sevgiyle koşuyordu hep. Sarılıyorduk. Aramızda bir şeyler eriyordu, bir şeyler yeşeriyordu ve bir şeyler çoğalıyordu... İşin garibi o benim değil, ben onun çocuğuydum sanki. Onun bana olduğundan çok benim ona ihtiyacım vardı.
Kendimi çok halsiz hissettiğim bir gün okula gitmedim; fakat işi asamazdım Cem canıma okurdu. Öğle sularında güç bela hazırlandım. Ümmühan abla giderken Hayal'i okula bırakmamı rica etti. İki huysuz çocuk yola koyulduk. O okula gitmek istemiyordu, ben işe. Birbirimizi ve ayaklarımızı sürüyerek okula vardık. O sırada zil çaldı, çocuklar andımızı okumak için toplanmaya başladı. Hep yaptığım gibi öptüm Hayal'i ve sımsıkı sarıldım ona. Koşa koşa diğer çocukların arasına karıştı. Ben de tekrar yola koyuldum.
Akşam iş dönüşü yukarıda çay içerken Ümmühan abla çamaşır yıkamak için banyoya gitti. Yardım tekliflerimi geri çeviriyordu hep. Herkes işini yapsın diyordu. Siz dersinize çalışın yeter diyordu ve onu o zamanlar daha çok seviyordum...
Annesi yanımızdan ayrıldıktan sonra Hayal gizemli bir biçimde gülümseyip bir şeyler ima edercesine yüzüme bakmaya başladı.
- Ne oldu niye öyle bakıyorsun?
Kikirdedi. 
- Hayal söylesene niye gülüyorsun ne var?
- Bir şey diycem ama kızmayacağına söz ver, diye fısıldadı.
- Tamam söz kızmayacağım da niye fısıldıyoruz? diye fısıltıyla sordum.
- Annemin duymaması için.
- İyi bakalım fısıldarız o zaman.
Fısıltılarımız birbirine karıştıkça kahkahalarımızı zor zapteder hale geliyorduk. Sonra Hayal ciddileşti.
- Öğretmenim tenefüste beni yanına çağırdı. Seni okula getiren kız kim diye sordu. Ben de Sarmaşık ablam dedim.
İşin rengi belli olmuştu ve kızmayabileceğim türden değildi; ama kızgınlığımı Hayal'e yansıtmamalıydım.
- Sonra?
- Dedi ki öz ablan mı ben de hayır komşumuz dedim.
Öğretmenini daha önce uzaktan göstermişti çocuk heyecanıyla. Genç biriydi. Büyük ihtimalle beni o çevrede gördüğüne şaşırmıştı. Çok güzel değildim; ama bir şekilde dikkat çekiyordum işte. Ve gün geçtikçe can sıkmaya başlamıştı bu durum.
- Bi de sana bi kağıt yolladı. Çantamda getireyim mi?
- Getir tatlım, dedim içimde fırtınalar koparken. 
Hayal sıkıca katlanmış bir kağıt parçası tutuşturdu elime. Çocuk aklı ne kadarını kavrıyordu bilmiyorum; ama öğretmeninin benden hoşlanmış olması onu sevindiriyordu belli ki. Ümmühan abla çamaşıra girişmişti ve gelmezdi bir süre daha. Kağıdı açtım...
"Merhaba.Sizi Hayal'in yanında gördüm,çok etkilendim.Tanışmamız mümkün mü?Bir daha okula geldiğinizde görüşebilir miyiz?Hakan."
Sinirlerim harap olmuştu artık. Gülsem mi ağlasam mı bilmiyordum. Öğretmeninin el kadar çocuğu bulaştırdığı işe bak diyordum... 
- Ne yazıyor? diye sordu heyecanla Hayal.
- Sen açıp okumadın mı?
- Okumadım.
Hayal okumadım diyorsa bu okumadığı anlamına gelirdi, emindim.
- Hiç meleğim ne yazacak, okuldaki durumunu görüşmek istiyormuş, beni velin olarak çağırıyor.
- Hadi hadi doğru söyle.
- Valla billa öyle yazıyor, aman boş ver biz ödevlerimize dönelim daha bir sürü şey var yapmamız gereken.
Kızgındım. Kızgın. Kızgın... Dönüp dolaşıp aynı noktaya varıyordu her şey. Beş parasızdım ben! Ne bir arkadaşım ne ailemden biri ne bir yoldaş hiç kimse yoktu yanımda. En son ne zaman doya doya yemek yediğimi hatırlamıyordum! En son ne zaman üstüme arkadaş eskisi olmayan bir şey geçirdiğimi hatırlamıyordum! Böceklerle yaşıyordum, saçlarımın hatta vücudumun en son ne zaman gerçekten temiz olduğunu hatırlamıyordum; ama dönüp dolaşıp aşka meşke geliyordu iş. Niye bir Allah'ın kulu olsun halimi sormuyordu da herkes bütün yaşamlar ve koşullar birmiş gibi gönül işlerine koşturuyordu anlamıyordum. Kızgındım ve kızgınlığım her yanımı alev alev kuşatmıştı...
Bir sürü şey geçti kafamdan. Okula gidip müdüre şikayet etmek, kağıdı parçalayıp yüzüne fırlatmak, küçücük çocukla böyle bir mesaj gönderdiği için okkalı bir tokat atmak... Ama, hiçbirini yapmadım. Ne kadar kızsam da usul usul alışıyordum insanların bu hallerine. Kimse burnunun ucunu bile görmüyordu. Görenler de baktıklarını değil görmek istediklerini görüyordu. O öğretmendi ve kendini "Masumane bir tanışma istemekte ne var?" diye savunacaktı mutlaka. Ben adımın çıktığıyla kalacaktım ve bu, o çevrede başıma gelmesini isteyeceğim son şey bile değildi.
Kondumda uzun uzun düşündüm gece. Neden inat ediyordum hala neden? Ne umuyordum? Ne bekliyordum bu hayattan, ne yöne gidecekti ki? Hiçbir fikrim yoktu. Sorularım arsız soru işaretleri halinde etrafa saçıldı. Kendime sorduklarımın bile cevabını veremediğim bir paragrafına geçmiştim hayatın ve bu haddinden fazla uzundu...
Bir şeyler yazmak için boş kağıt aradığım dosyamda kara kalem bir resme rastladım. Aldım, baktım... Adil Usta'nın vesikalık fotoğrafıma bakarak çizdiği resimdi bu. Dikkatle baktım. Derin derin baktım. Saçlarına, gözlerine, burnuna, dudaklarına... Hayır bu lanet olası resimdeki ben değildim. Bu her kimse bana biraz bile benzemiyordu...
Veya artık ortada söz konusu bir ben yoktu ve artık hiçbir resmim bana benzemeyecekti... A-4 kağıdı parça pinçik ederken hıçkırıklarım kulağımda patlıyor, gözyaşlarım gözlerime benzemeyen gözlerimin üzerine damlıyordu. Bir daha ne zaman bir ben olacaktım... Olabilecek miydim? 
Bir soru işareti daha havalandı tavana. Ötekilere karışıp arsız arsız salınmaya başladı. Gözlerimi kapattım.

(sürecek)


43 yorum:

  1. Ferideyle Munise geldi aklıma,Hayal ve senin arandaki sevgi onu çağrıştırdı bana...Bir de sarılırken yeşeren ve çoğalan şeyler çok hoşuma gitti...Demek bir de muallim Bey çıktı ortaya,bakalım nasıl sonuçlanacak bu beğeni :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siz yazınca baktım da evet küçük kız-abla ilişkisi bakımından benziyor sahiden :) Valla muallim beyin ilgisinden pek hoşlanmamış gibi; kimsenin kendisini bir insan olarak görüp yardım etmeyişinden, sadece karşı cins olarak ilgilenilmekten yakınıyor zaten... Ama, tabii bakalım ileride neler olacak :)

      Sil
  2. Sarmaşık gelmiiiş ♥_♥ keşke burda olsa yarenlik ederiz birbirimize :) Hayali de çok sevdim ayrıca, sanki ben sarılmış gibiyim ona :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aah ah yarenlik edilecek bir arkadaş Sarmaşık'ın en ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, keşke olsaymış o dediğin :)

      Sil
  3. Empati kurmayı öğretmişlerdi küçükken bana. O günden beri kadınların acılarını içimde hissederim. Hayatı var eden varlığın, hayatını bu denli kabuslar içinde yaşaması...
    Bu durumu anlatmaya kelamım yetmez. Keşke artık acıları değilde mutlulukları omuzlayabilsek.
    Aziz Nesin'in sözleri gelir hep aklıma.

    Bir kadına ne verirseniz verin, onu daha da büyük hale getirir...
    Ona sperm verirseniz, size bir çocuk verir;
    ona bir ev verirsiniz,size bir yuva verir;
    ona sebze verirsiniz, size yemek verir.
    Ona bir gülücük verirsiniz, size kalbini verir.
    Ona bir şarkı söyleyin ,size Konser verir,
    Kendisine verileni çarpıp çoğaltarak geri verir...

    Bu yüzden ona çamur atarsanız, karşılığında bir bataklıkta boğulmaya hazır olun...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel yazmışsınız ve size kadınlarla empati kurmayı öğreten o anne, baba veya her neyiniz oluyorsa o kişi ne güzel insanmış... Çok teşekkür ederim.

      Sil
    2. Keşke senin gibi erkekler daha fazla olsa Emre Bozkuş. Güzel insan.

      Sil
    3. Mahçup ettiniz beni, teşekkür ederim. Güzellik bakan gözdedir.

      Sil
    4. Bayildim Aziz Nesin'in bu sözlerine, bayildim!

      Sil
  4. Bak senn bir de öğretmen ha :) Sarmaşık sessiz ve uzak durdukça ilgi çekiyor olmalı. Ayy, ama yazık Adil'e ne çok bekledi ilgisini çekebilmek için... Du bakalım neler olacak. Fazla bekletme lütfenn :)

    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Muhtemelen bu sebepledir :) Adil'e yazarken ben dahi üzülüyorum :( Bakalım neler olacak, arkası yarın ya da öbür gün ya da en kısa zamanda nasipse:) Teşekkür ederim, sevgiler.

      Sil
  5. Hayal kim? En son okuduğum bölümden sonra baya gelişmeler olmuş sanırım. En yakın zamanda tamamlamam lazım. Çok merak ettim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sarmaşık'ın kaldığı gecekondunun üst taraflarında bir konduda yaşayan ailenin kızı Hayal :) Çok şey kaçırmış değilsin ama merak etme.

      Sil
  6. Yazını görünce hemen kalktım bilgisayarın başından. Bi koşu gidip çayımı aldım geldim. İçine dalıp, özümseyeceğim bir yazı vardı karşımda. Bir fincan çay buna çok iyi eşlik ederdi. Öyle de oldu...:)

    Sarmaşık'ın bu hali beni çok üzüyor. Ama O'nu tanıdım artık. Çok güçlü olduğunu biliyorum. Yine üstesinden gelecekti o yarım saat eve dönüşlerin.... Hıçkırıp, ağlayıp sonra da hiç bir şey yokmuş gibi çıkacaktı Hayal'in yanına.. Güçlü olmak bunu gerektirir.. Bir çocuğu üzmemek gerek. Onun umut dolu, hayal dolu, muzur gülüşleri olan dünyası öyle kalmalıydı.

    Ama öğretmen beye çok öfkelendim. Davranışını doğru bulmadım. Öğretmenin gözünden baktım; olmadı. Hayal'in gözünden baktım; olmadı. Sarmaşık'ın gözünden baktım; olmadı.. Her açıdan yanlış.. Sarmaşık'ın bu olaya çok takılıp kalacağını zannetmiyorum. Kafasındaki onca dertten buna sıra mı gelir..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Senin yorumunu okuyunca da ben kalkıp bir bitki çayı aldım. Neden bitki çayı? Çünkü, siyah çay-kahve komasına girebilirim o yüzden dengelemeye çalışıyorum:)) Ne kadar uğraşırsam uğraşayım Sarmaşık'ın tam olarak ne halde olduğunu ve neyle hatta nelerle boğuştuğunu anlatamıyor gibiyim. Öyle hissediyorum işte ve üzüyor bu beni. Ama, senin yazdıkların genelde kurtarıcı oluyor, hislerimi toparlıyor, sana ulaştığımı hissediyorum hep. Yeri gelmişken bu nedenle teşekkür ederim. Kesinlikle haklısın, takılıp kalacağı bir olay değil. Sorun değil. Sorun her defasında sadece "kadın" olarak görülmesi ve bir ilişki beklentisi içine girilmesi. İnsan olarak görülmemesi, 19 yaşında yardıma ihtiyacı olan bir genç olarak görülmemesi... Öğretmen mevzusu biraz da bunu vurgulamak içindir. Güzel sözlerin için çok teşekkür ederim. "Yazını görünce kalkıp çay aldım." Daha ne isterim ki Allah aşkına? Zaman ayırmışsın, dikkatini vermişsin, içine girmişsin, her yönüyle değerlendirmişsin... En güzeli de yazıya ÇAY layık görmüşsün:)) Sevgiler.

      Sil
    2. Çay-kahveye bitki çayını tercih etmek doğru seçim. Ben de alışmalıyım sanırım..:)
      Bence Sarmaşık'ın ne halde olduğunu net şekilde anlatabiliyorsun. Çünkü ben yazıyı okurken gözümün önünde de görebiliyorum onu.. Yaşıyormuşçasına hissedebiliyorum. Bu yüzden kaygı duymadan yaz bence..

      Sil
    3. Bunu dikkate alıyorum :) Rahatladım, teşekkür ederim.

      Sil
  7. İnsanlar böyle işte sarmaşık hiç sorunları görmezler yardım etmezler...iyi ki Hayal var kız ona güç veriyor arkadaşlık ediyor ne güzel.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle maalesef, ama ya alışıyoruz ya da çoktan alıştık:) Hayal de olmasaymış dayanılır yanı kalmayacakmış sahiden. Teşekkür ederim, sevgiler.

      Sil
  8. Bir çocuğun gözünden, yüreğinden yazılan bölümleri sevdim ben en çok. " Bir çocuk için sokağın ne demek olduğunu biliyordum ben" diye başlayan bölümler. Çok gerçekçi anlatılmış. Öğretmenin davranışı eğitimde "ceza" konusu olur. O notu Hayal mi götürmeliydi, tartışılır. Ama kurgu tabii.
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru. Öğretmenin yaptığını veya bir benzerini öğrenci yaptığında bu bir ceza konusu olur. Hoş karşılanmaz, düzeltilmesi gereken davranış sınıfına sokulur; tam da bu sebepten ayıp yapılan. Eğitecek olanların hala eğitime ihtiyacı olduğunu görmek... Normalde bunu açık açık yazmam; ama şu an öyle gerektiğini düşünüyorum. Notu Hayal götürdüğü için Hayal'in götürdüğü yazılı :) Kavgakıran özel bir yazı dizisi. Kurgu, bir metinde anlatıcı istemediği ve özellikle katmadığı halde ne kadar bulunabilirse o kadar var. Değerli yorumunuz için teşekkür ederim, sevgiler :)

      Sil
  9. Erkekler bir seçim yaptıysa eğer gözlerine mil çekilmiştir. Onları mantıklı davranışlar içinde göremeyiz bir müddet. Aptalca işler yapabilirler. Bu arada bu paylaşımınla yeniden hayatı sorguladım. Sevgi, şefkat ve merhameti bir arada hissettiren bir metin. Şimdiden bir kitap projesi yapılsa isabetli olur. Hayırlısı diyelim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bakıldığında toplumdaki çoğu çarpıklığın temelinde bu var zaten. Yaptıkları yanlış da olsa "Erkekler böyle işte." diye bir normalleştirme söz konusu. Bu yazı veya sizin için söylemiyorum genel konuşuyorum. Erkek ya da kadın değil insan var bence ve insanların yükümlü olduğu doğrular var. Yorumunuz için teşekkür ederim, evet hayırlısı diyelim kitap konusunda da.

      Sil
  10. Belki de Hakan'ın güçlü hisleri, göz yaşları ile hayata karşı direnç kazandığına inanmak istediğim birinci tekil şahsa iyi gelecek. Neden olmasın. Aynı muhitin birbirine benzer gençlerinin onurlu ve dik duruşları güzel bir öykünün devamı olabilir. Burada, otoriter patron Cem ve Adil Usta faktörünü de gözardı edemiyorum elbet.:)
    Ben de heyecanla devamını beklemedeyim. dostlukla...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biz sizle yeni takipleştiğimiz için doğal tabii :)) Hakan denen şahıs konuk oyuncu gibi bir şey. Hikayenin önceki bölümlerinden anlaşılacağı üzere esas kahraman Adil :) Aslında genel olarak yanlış algılanan bir detay oldu bu Hakan kişisi. Yani neden bilmem okuyanlar kızın rezil ötesi yaşam koşullarına, yalnızlığına, bitik ruh haline odaklanmak yerine bu vatandaşın ilgisine kaydı ve hatta bu ilgiyi şirin buldular garip biçimde. Oysa o kadar zor koşullarda yaşayan birinin ki kendisi hayattan bezmiş neredeyse, bu tarz şeylerden keyif almak bir kenara iğreneceğini hesaba katmak gerekir. Zira aşk temel gereksinimlerden sonra gelen bir şey. Sarmaşık'ın hayatında bu anlattığım dönemde aşk akla pek gelmiyor. Tabii dediğim gibi siz 25-26 bölüm filan sonraki bir bölümü okudunuz, sözüm size değil. Genel itibariyle bölümlere vakıf olup yanlış algılayanlara. Yazdığım şeyi böyle uzun uzun izah etmek de çirkin oldu; ama ne yapalım. Hakan denen arkadaş çok gereksiz biçimde öne çıktı yaptığı yanlış olduğu halde üstelik. Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim, dostlukla :)

      Sil
    2. Evet, hikayenin önceki bölümlerini okumadığım için yanlış bir algı detayının içine düşmüş olabilirim.:) Ancak konduları çok iyi bilen birisi olarak, şimdiki aceleci, her şeyi yıpratan gençlik için önemli bir öngörümü tekrarlamak isterim: " Aşk " yeryüzünün en değerli yadsınamaz kutsal bir duygusudur. Gereksinimdir. Yani lüks değil, olması gerekendir. 1960 Fransız özgürlük hareketinin yansımalarının acımasızca ezildiği süreçler ve sonradan psikolojik operasyon algılarıyla iyice yobaz-laştırılan, cinsel kimlikleri ötekileştirilen toplumun yeni nesil gençliği maalesef çok şanssız. Yeme, içme kadar doğal olan en güzel duyguları sınırsızca yaşamaları için bilinçlenmeleri ve özgürleşmeleri en büyük dileğimdir. Şimdi daha önceki bölümleri bulup, okumak için bana biraz izin verin genç dostum.:)

      Sil
    3. Dün 1 saate yakın eski yazılarınızı okudum ve bu genç yaşınıza rağmen kelimelerle profesyonel bir edebiyatçı gibi oynamanıza hayran kaldım. Lütfen bunu abartılı bir yorum gibi algılamayın. İçten duygular-ımdır.

      Size ve ailenize çok güzel bir hafta sonu dilerim.

      Sil
    4. Hiç öyle anlamam Mehmet Bey, aksine gurur duyarım. Siz hayat ve edebiyat konusunda benden daha deneyimlisiniz. Görüşlerinizi gayet ciddiye alır, önemserim. Üstelik de elinde yazabilmekten başka şeyi kalmayan birine söylenebilecek en güzel sözlerdir bunlar. Sağ olun.

      Sil
  11. Oy oy her bölümde sarmaşığa birileri asılıyor :( içkinde HAKLI ona her bakan o gözle BAKIYOR demek ki. Sahip olabileceği tek kimlik erkeklerin belirledikleri bir konum olacak galiba :( yine de zorluklara rağmen dik durması takdır edilesi. O ÖĞRETMEN de kendi görüşseymiş en azından çocuğa kağıt vermek de ne :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sarmaşık'a özgü bir durum değil ki, erkekler genel olarak karşı cinsi ne yazık ki insan olarak görmüyor. Direkt ilişki kurulacak kişi olarak algılıyor. Ayrıca "Sahip olabileceği tek kimliğin erkeklerin belirlediği bir konum" olabileceği kanısına nereden vardınız pek anlayamadım.

      Sil
    2. O bir Kanı degıl sonuna galiba yazmışım yani çevre Tarafından hep bu yönde baskı görmesi kadının hayatında baskı oluşturuyor bu da onun hosuna gitmiyor ve dik durmasını takdir ettiğimi yazmışım. ÇOĞU kadın böyle bir durumda mücadele etmeyi degıl Evlenip rahat etmeyi tercih ediyor maalesef ve burdaki karakter bu Baskıya karsı direniyor. Neyse

      Sil
    3. Demek ki özen gösterip biraz daha dikkatli yazmamız, düşüncemizi daha doğru bir biçimde ifade etmemiz gerekiyormuş. Çünkü, açıkçası kurduğunuz o cümleden saydığınız bu anlamlar çıkmıyor.

      Sil
  12. yorum yazmayacaktım dayanamadım.Amma uçkuruna düşkün milletiz şöyle bir yazı dizisinde gidip sadece Sarmaşığa şu asılmış bu asılmış öbürü aşık olmuş başka dikkatimizi çeken şey yok.Hikayenin seninle kocanın gerçek hikayesi olduunu açık yazarsan dikkatli yorum yaparlar bence böyle saçma yorumlarla karşılaşmazsın.Kız yalnızım parasızım okumaya çalışıyorum diyor milletin bi tek gördüğü kim ona asılmış.Kavgakıranı ilerde kitap olarak görecez bundan şüphem yok yazıyı okuyan da yalnız bi kız gördümü hemen başına musallat olan erkek müsvettelerine laf etsin sarmaşığa değil.yine güzel bölümdü kalemine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla ne desem boş. Özenle, dikkatle okuyan dediğin çıkarımlarda bulunabiliyor. Şöyle bir bakan, okumuş olmak için okuyup yorum yazmış olmak için yazan da kendi ilgi alanlarınca yazıyor ne yapayım. Neyse, teşekkür ederim. Sadık ve iyi niyetli okursun, değerlisin.

      Sil
    2. "Uçkur" konusunda Zeugma'ya hak veriyorum. Konu o değil, ben de can sıkıntısından o ifadeyi yanlış bulduğumu yazmayı es geçmişim.

      Sil
    3. Ya ben senin üzüldüğünü bildiğim için öyle dedim.özür diliyim mi burdakilerden?Uçkur demiyelim koskoca yazıda hep aşk konusuna odaklanıyoruz demek istedim.Sorry arkadaşlar.

      Sil
    4. Kusura bakmayın Rahatsız ettiğim için. Bu hikayenin bu Bölümü'nde sarmaşığım ihtiyacları ve hal hatrı sorulmadığı halde üstüne bir de hediyelerden ve Öğretmenin ona karsı ilk tepkisinden benim hissettiğim kadının kendi olması dışında onun sadece Kadın olarak görülmesi idi. Bu da kadının toplumda sarmaşığım da sokakta korkarak yürümesi, onunla henüz iletişime girmemiş bir Öğretmenin hemen onu bir ilişki kurabileceği bir kadın olarak görmesi ayrıntıları bana o yorumu yazdırdı. Üstelik yazıda Sarmaşık hediyelerden de zaten rahatsız. Özür dilerim yorumdan dolayı oysa bütün Yazıyı be hatta Yorumları bile özenle okuyarak yazmıştım

      Sil
    5. Burada yazdığım, yazacağım herhangi bir yorum; ''geri zekalı'' yerine konulup ''Millet'' öznesi altında UÇKUR'ların SAÇMA'ların uçuştuğu cümleler eşliğinde eleştiri bombardımanına uğrarsa Sorry kurtarmaz, söyleyeyim...

      Sil
  13. Yazılarını okurken özellikle gecenin dingin bir zamanını seçiyorum. Özellikle Sarmaşık'ı okurken. Yukarıda bir yerlerde gözüme ilişti. Onu tam olarak anlatamıyor gibi hissettiğini söylemişsin. Buna kesinlikle itiraz ediyorum. Duygularını harmanlayıp söze döktüğün, aktardığın her detay onu her zerresiyle anlatıyor. Okurken tamamen Sarmaşık olmak gerek. Tam ve kesintisiz bir empatiyle ilerlemek gerek. İşte o zaman Sarmaşık ne hissediyorsa aynısını hissediyorsun.
    Başlarda geçen ve sabah eşikte bulduğunu söylediğin o kutular var ya, çok fazla gerdi beni. Kim olduklarını bulup kurşuna dizesim geldi, o kadar diyeyim... Ya yeni yetmeler? Ağızlarını yüzlerini dağıtasım geldi. Hayat dört bir yandan tüm ağırlığıyla üzerine binmiş, minicik bir kızdan, Hayal'den başka tek güzel şey olmayan tek başına bir genç kız...
    Diliyorum ki penceresi farklı güzelliklere açılmaya başlasın...
    Kalemine, yüreğine sağlık, diyorum.
    Sevgiyle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yalnız, asılanlara ben de kızdım. Bunu belirtmek Sarmaşık'ı sevmek ve sahiplenmek duygusuyla mı alakalı yoksa hata mı, iyi düşünmek gerek.
      Buraki yorumları ''uçkur'' vb tanımlarla eleştirmek çok daha yanlış kanımca.

      Sil
    2. Seni kurtarıcı meleğim ilan ediyorum Zeugma :) Resssmen ilaç gibi geldin. Düşünüyorum düşünüyorum işin içinden çıkamıyorum. Yani sürekli vurgulanan şey bu kızın genç ve yalnız olduğu. Dolayısıyla kapısına ıvır zıvır bırakan, yolda peşine takılan, görünce hemen "sevgili" edinmeye çalışan tiplerden korktuğunu anlamak bu kadar zor olmasa gerek. Kapısını kırıp zorla eve mi girerler, yolda bir kenara çekip tecavüz mü ederler, öldürüp bir köşeye mi atarlar... İşte bunlardan korkuyor kız ve hala tutup bana dişi halleri ve de erkek egemen zihinleriyle bu durumdan hoşlandığı ya da bu durumun kendi tercihi, isteği olduğu yönünde şeyler yazıyorlar... Ben de tereddüt ettim haliyle "Anlatamıyor muyum acaba???" diye. O kadar güzel yorumlamışsın ki ve tabii yukarıda da Renkli Pasta Sepeti aynı şekilde, mutlu oldum. Çok teşekkür ederim, iyi ki varsın.

      Sil
  14. Bir kızın tek başına yaşaması ne kadar zor . Muallimin niyeti iyi belki de ama çocukla gönderilir mi. Ne korku dolu anlar yaşamış biri olarak Sarmaşık erkeklere güvenemez ki haklı olarak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında zor olmamalı; ama bizimki gibi bir toplumda yalnız bir kız, başına ne gelirse gelsin kendi sorumlu ilan edilir. Bu yüzden de zor... Özellikle Sarmaşık koşullarında yalnız bir kız için büsbütün zor :(

      Sil