1 Eki 2014

İNTİHAL


Affedilemeyecek tek hırsızlık çeşidi budur bana göre. Ekmek çalan bir insanı affedebilirsin, ihtiyaç duymuştur çünkü. Doldurması gereken bir boşluk vardır ortada yani. Yankesiciyi affedebilirsin, meslek edinmiştir çalmayı artık. Yaşamını bu şekilde sürdürüyordur. Banka soyan birini bile affedebilirsin; çünkü bu ve benzeri durumlarda ortada bir yoksunluk vardır, dünyanın hakimi para söz konusudur, yaşamaya devam etmek, bir gereksinimi karşılamak söz konusudur.


İntihal öyle mi ya? Bir başkasının düşüncelerini, duygularını, sözlerini, tespitlerini çalıp sana aitmişçesine sunmak hangi gereksinimi karşılamak üzere yapılabilir? Kişilik yoksunluğundan da öte bir hırsızlık çeşidi nazarımda. “Benim söyleyecek sözüm yok, benim düşüncelerimin bir değeri yok, benim kelimelerim benim çalışmalarım beş para etmez. O yüzden başkasınınkileri çalıp imzalıyorum.” anlamına gelmiyor mu bu?   
Aslında o kadar olgun olabilsek de, bu acziyete düşen kişiye öfke değil merhamet duysak, acısak. Üzülsek yani içinde bulunduğu bu aşağılık psikolojisine. Kabul görmek, beğenilmek için ne kadar aşağılara düşebildiğine bakıp üzülsek haline. Ama insanız ve o kadar olgun olmak belki de ancak dervişlerin, ermişlerin harcı. Üstelik hiç kimse sizi, yalnızca sizin dimağınızdan, hislerinizden, beyninizden dökülebilecek birtakım eserleri, sözleri çalan birilerine öfkelendiniz diye suçlayamaz.

İnternet sonu olmayan bir okyanus misali, dünyanın diğer ucundaki insanlara bir tık’la saniye içinde ulaşabiliyorsun.  Ne kadar kalabalık o kadar tedirginlik. Hiç kimse, belki de başkasına göre berbat ötesi şeyler ortaya koymuş dahi olsa, emeklerinin çalınmasını, duygu ve düşünce dünyasına tecavüz edilmesini istemez. O yüzden, yaşadığımız coğrafyadaki olumsuzlukları da göz önünde bulundurarak önlemimizi almak, yani testi kırılmadan önce harekete geçmek en iyisi. Yapılabilecek çok şey var. Noterde eser tasdik ettirme devri artık kapandığı için sahiplen.com'a üye olarak eserlerinizi ilk o anda ve o bilgisayarda oluşturuldukları üzere onaylatabilirsiniz. Eserlerinizi üşenmeyip el yazısıyla yazabilir ve o ilk taslağı muhafaza edebilirsiniz. Ya da eserlerinizi yayımladıktan hemen sonra birer kopyasını iadeli taahhütlü olarak adresinize gönderebilir ve zarfı açmadan, meydana gelebilecek olası bir hukuki durum esnasında kullanmak üzere bekletebilirsiniz.

Birileri duygu ve düşünce çalmaktan utanmıyor diye biz neden bu kadar zahmete giriyoruz diye düşünebilirsiniz. Çok da haklısınız. Ama ne yazık ki dünya üzerinde böyleleri her zaman vardı ve var olmaya da devam edecek. Yani işin özü ne yaparsak yapalım, ne kadar korursak koruyalım bu ayıbı yapmakta sakınca görmeyen şahıs yine çalacak, yine çalacak. Bu durumda da olan oldu deyip arkamıza yaslanmak yerine yapabileceğimiz şeyler var.

Diyelim ki bahsettiğimiz kadar düşkün canlılara rast geldik ve eserlerimizin çalındığını fark ettik. Ardını bırakmayın arkadaşlar. Sahip çıkın, hesap sorun. Sitenizde bir utanç duvarı oluşturun ve yapılmış olan hırsızlığı ekran görüntüleriyle sergileyin. Duyurun. Bu ülkede insanlar “düşünce suçlusu” sıfatıyla demir parmaklıklar ardında ömür çürütüyor. Bedeli bu kadar ağır olabilen bir olguyu aşırmanın cezası da bir o kadar büyük olmalı değil mi? Düşüncenin suçlusu ceza alıyorken, hırsızının elini kolunu sallaya sallaya ortada dolanması doğru olur mu? Yapılacak çok şey var. Benim gücüm yetmez, uğraşamam, değmez diye düşünmeyin. İfşa edin, şikayet edin yapın bir şeyler. Çalmaktan utanmayanların karşısında sessiz kalmaktan utanın asıl, sesinizi yükseltmekten değil.

En nihayetinde bir sonuç alamamak da var; ama kişiliğine, mahremine, duygu ve düşünce alemine sonuna kadar sahip çıkmış bir insan olarak yaşamaya devam etmenin saygınlığı da var. Evet bu ülkede adalet ancak paradan yana şanslı olanlarla yakından ilgileniyor; fakat gözünüz korkmasın. Suç duyurusunda bulunmanız yeterli, şahsi dava açmak istiyorsanız da ekonomik durumunuzun avukat tutmaya elverişli olmadığını ispatınız halinde barodan avukat tahsis etme hakkınız var. Unutmayın ki siz şikayetçi olmasanız dahi intihal, tespit edildiği takdirde suç teşkil eden ve dava unsuru olan bir meseledir.

Konuyla ilgili, özellikle blog yazarları açısından gayet aydınlatıcı, Sayın Avukat Şamil Demir tarafından kaleme alınmış yazı için: http://www.samildemir.av.tr/2008/11/blog-yazarlarinin-telif-haklari/

3 yorum:

  1. Merhabalar (Google+'ı hala çözemedim oradaki cevaptan emin olamadığım için buraya da yazıyorum) Amelya ile Tina'ya hikaye yazan arkadaşlar yorum kısmına yazdılar hikayelerini
    http://www.gelincikzamanlari.blogspot.com.tr/2014/09/amelya-ile-tinaya-hikaye-bulma-etkinligi.html
    işte bu adrese, olmadı
    gelincikzamanlari@gmail.com adresine mail de gönderebilirsiniz
    yazarsanız çok sevinirim merakla bekliyorum
    sevgiler...

    YanıtlaSil
  2. O siteye girip bakacağım yararlı bir yazi olmuş çok teşekkürler

    YanıtlaSil
  3. Özgün olmak varken neden insanlar taklit eder ya da fikir hırsızlığı yapar anlamıyorum...Ölü Ozanlar Derneği kitabında bir cümleyi çook beğenmiştim ,sonra o söz hayat felsefem oldu,öğrencilere de benimsettiğim o söz : ORMANDA GİDERKEN KARŞIMA İKİ YOL ÇIKTI ,BEN EN AZ AYAK İZİ OLANDAN GİTTİM.....Sevgiyle kal

    YanıtlaSil