21 May 2015

KAVGAKIRAN S-2


Tutunamadığım kaçıncı iş bu? Sayamıyorum artık. Her şeyi doğru düzgün yapmaya çalışmama rağmen aksilikler yakamı bırakmıyor. Bir aksilik olmasa, mutlaka insanlıktan nasiplenmemiş birileri çıkıyor karşıma. Alttan almaya uğraşıyorum; ama bazı şeylere göz göre göre sessiz kalınamıyor. 

Bugün yine okuldan çıkıp yorgun argın işe gittim. Ömrümün yarısı otobüslerde geçecek diye korkuyorum. Oradan oraya amaçsızca savrulan yaprak gibiyim. Otobüste tutunacak bir yer, bir demir bulmam demek; savrulmaktan kurtulmam demek sanki. Sanki yaşamanın en zor tarafı o kötü kokan, ayakta durmak için büyük beceri isteyen, havasız, insanları ve onların umutlarını, endişelerini, hayallerini de beraberinde taşıyan otobüs koridorlarında bir yerden bir yere gidebilmek. Sanki oraya ulaşmak, orada yaşanmış ve yaşanacak olan her şeyden daha önemli.

Uğradığım haksızlıkları, yaşadığım sıkıntıları bir kenara bırakmış, var gücümle çalışıyordum. Alacağım parayı hak etmekten başka derdim yoktu. İnsanlar, kimi eşi kimi sevgilisi kimi de dostlarıyla güle oynaya yemek yerken sadece yaşayabilmek, okuyabilmek için gece gündüz çalışmak zorunda olmak bile üzmüyordu beni. Aksine, kimseye minnet etmeden az da olsa kendi paramı kazanabilmem mutlu olmama yetiyordu.

Şeytan, işi gücü bırakıp benim düzenime çomak sokmaktan zevk mi alıyor nedir? Siparişi götürürken ayağım kaydı, refleks olarak tutunacak yer bulayım derken elimdeki tabak düşüp paramparça oldu. Yerlerin batması, müşterilerin dikkatli bakışları da cabası... İçimden talihime söverken eğilip kırıkları toplamaya başladım. Şefin burnumun dibinde bittiğini fark etmemişim. Kolumdan tutup kaldırdı beni.

- Dikkat etsene geri zekalı! 

Neden bağırdığını bilmiyordum; ama korkuyordum. Bir yandan kolumu sarsıyor bir yandan öfkeyle yüzüme bakıyordu.

- Kaza oldu, diye mırıldandım.
- Olmayacak efendim! Dikkat edeceksin!
- Özür dilerim, bir daha olmaz.
- Sen o kırdığın tabağın kaç para olduğunu biliyor musun? "Kendini satsan ödeyemezsin!"

Son cümlesi beynimin içinde patladı. Kendimi satsam? Kendimi satsam??!! Öfkelendim. Elimden bir şey gelmezdi, biliyordum. Parası, gücü, çalışanları vardı. Belki de bu yüzden herkese bağırıp çağırma, hakaret etme hakkı görüyordu kendinde.

- Ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun. Benimle böyle konuşamazsınız, diyebildim sadece. Bu söylediğimden alınmasını ya da ders çıkarmasını beklemiyordum. Dünyanın düzeninin bu olduğunu ve onu değiştirecek kadar güçlü olmadığımı da biliyordum. Benimki, kendi cephemde kısıtlı imkanlarımla savaşmaktı. Karşılık vermeden, direnmeden, denemeden yenilmek istememekti. Kendime saygı duymaya devam edebilmem için gereken şeydi.

Kovuldum tabii. Kovulmasaydım da orada çalışmayı sürdürmezdim zaten. Ne kadar ihtiyacım olursa olsun, altı üstü "tabakların" insan onurundan daha değerli görüldüğü bir yerde kölelik etmeyi sürdüremezdim. 

Yine işsizim, yine... En kötüsü de bu. Belirsizlik. İş bulabilmek için oradan oraya taban tepmek. Ağız kokusu çekmek. Defalarca umutlanmak, defalarca umutsuzluğa düşmek...

Ve hala bende eksik olan şeyin adını koyamıyorum. Paradan, uykudan, hatta umuttan bile daha önemli; yokluğu daha kötü olan bir şey. Daha eksik, eksikten de eksik, yerindeki boşluktan büyüklüğü anlaşılan; ama çok değerli bir sır gibi kendini bir türlü ele vermeyen bir şey. Sanki onun adını bulmak, onu bulup yerine koymaktan daha önemli, o kadar eksik...

(sürecek)

3 yorum:

  1. Böyle zor durumdaki öğrencilere nasıl ulaşılabilir ki.nasil yardımcı olunabilir. Hayatlarına sihirli bir dokunuş yapabilsek

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsanlar sadece kendi sokağına, mahallesine baksa yetecek de işte... Kimsenin kendi yaşamı dışında bir şeylere bakmaya pek hevesi yok.

      Sil
  2. Ne kadar ihtiyacım olursa olsun, altı üstü "tabakların" insan onurundan daha değerli görüldüğü bir yerde kölelik etmeyi sürdüremezdim.

    YanıtlaSil