Kendime Seninle bir denge kurmalıyım, El-Vedûd.
Çünkü Sen bana ne kadar yakın olduğunu ve beni ne kadar sevdiğini yaşattıktan, dünyanın da gerçekten bir oyalanma olduğunu apaçık gösterdikten sonra Sen'den başka hiçbir şeyle avunamıyorum.
Sen'den başkasına açılmak istemiyorum.
Sen'den başkasına gülmek, ağlamak, başkasıyla sevinmek istemiyorum.
Başkasına yanmak istemiyorum.
Başkasına yazmak istemiyorum.
Ne kadar yakınmışsın gerçekten.
Ne kadar güzelmişsin.
Ne kadar sevgi dolusun…
İnce, merhametli, şefkatli, koruyucu…
Ve ben ne kadar şanslıyım ki bunların hepsini birebir yaşadım.
Seni tattım.
Kokladım.
Hissettim.
Ve artık kopamaz şekilde Sen'deyim.
İyiyim, görüyorsun.
İçim sevincinle, gururunla, aşkınla dopdolu.
Beni seven yok zannederken, bir ömür Sen sevmişsin.
Düşünen yok zannederken en ince detaya kadar Sen düşünmüşsün.
Tutmuşsun.
Düşmüşüm, kaldırmışsın.
Susmuşum, kalbime konuşmuşsun.
Durmuşum, yürütmüşsün.
Koşmuşum, durdurmuşsun.
Aşk, sevgi zannedilen her duygu Sen'mişsin.
Ve bir ömür güvendiğim bütün kelimeler tam da bu yüzden yetersiz kalıyor.
Aşkı yaratana aşkını nasıl anlatırsın?
Kelimelerin sahibine hangi kelimelerle söyleyebilirsin?
Gerek var mıdır?
Sen zaten kalbimin tam orta yerinde hüküm sürerken…
Söylemediklerimi bilir, hissettiklerimi hissederken…
Ben Sen'in Çiçeğinim.
Ve hayatta en çok bunu sevdim.
Sen benim her şeyimsin.
Ne verirsen kabulüm.
Ne vermezsen başım gözüm üstüne.
Sevdin ya…
Daha ne isterim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.