4 Eki 2014

UMUDA GÜZELLEME


Zamanın dört nala geçip gitmiş olması kimin umurunda? Kimin umurunda unutuluşun kekremsi tadında kaybolmak? Bağbozumu zamanları, bacağı kırık taylar, bardakta soğuyan çay kimin umurunda… Şekilsiz hüzünlerde, afili bir tek başınalıkta da doyulmaz mı hayata? Ya umut? Umudu kimin yüreğinden sökebilirsin…

Yarından düne kalan, dünden ilk asırlara, sokağın başında o ilk heyecanla sevdiği kızı bekleyen masum bir çocuk bakışı. Bir şiir sorgulanışı demirin örselenmesi gibi şiddetli. Bütün kapıları çekilip çıkılmış bir ev ne kadar seninse ancak o kadar senin. Düşün ki suya hiç unutmaman gereken bir yazı yazıyorsun. Düşün ki kadehte ruj izi dünyaya bırakabildiğin  tek şey. Yaşıyorum diyorsun. Kendisinden her gün gidilen bir hayatla ne kadar yaşamaksa ancak o kadar…
Çok mecbur kalınırsa üstünde parmak izi aranan ölü bedenler gibi. Hani hangi tabelayı takip etsen hep aynı mezarlığa çıktığını anladığın o çıldırtan saniye. Bütün bekleyişlerin anlamsızca sıfıra birleştiği kocaman bir boşluk… En Mona Lisa gülüşünü takınıp varoşça çemkirdiğin bir tezatlar bütünü… Sonunu çıkmaza bağlayacak yollarda inadına yürüdüğün çok dikenli bir yolculuktasın herkes gibi. Bitti derken haydi baştan başlasın istediğin rengi solmuş bir hikaye…
Geceyi böldüm kaç parçaya olduğunu bilmeden. Islaklığı karanlığı saran damlalar döktüm boşluğa. Ortalıkta sabahın köründe bas bas bağıracak simitçi çocuk sesleri… Hikayesi yazılmaya en elverişli; ama hiç yazılmayacak olan süzgün, sürgün, yorgun çocuk sesleri. Geceyi böldüm oturdum kesişimin kan revan çizgisine. Unuttum desem yalan unutmadım güz sancılarında kıvranışını yürek denen hasır altı gizemin. Boğulurcasına öksürdüğüm yine de tükürmediğim bir düğüm taşıyorum usumda usanmadan. Umudu kimin yüreğinden sökebilirsin…
Haylaz bir güneş misali bir görünüp bir kaybolan, bir kaybolup bir daha görünmeyen… Gelişini pencere pervazlarında sonsuz özlemlerle beklediğin,  aslında hayalinden bile çekindiğin yürek çarpıntısı kalp yarası suretler arasında yalnızca biri… Geceyi böldüm ve her parçasında kanlı bir satır gezinmekte. Az sonra dehşetli bir kabustan sıçrayacak olan kadının şakaklarından ve dün gece çirkin bir terk edilişin koynuna bırakılan adamın alnından dökülen ter damlası, her damlada başka bir teslimiyet, başka bir bitkinlik. Kimin umurunda aşka dair komplo teorileri? Cinayetler, faili meçhuller hatta göz göre göre gelenler kimin umurunda?
Düşün ki dünya yüzünde kalan son şarkıyı ezberinde bulamamışsın, söyleyecek sözün yok. Düşün ki yarım kalmışsın. Ve azap…
Siz bana hatırlanmaması gerekenleri unutmakta, ben size unuttuklarınızı hatırlamakta ve birileri de bize yaşamakta yardım etsek, daha demin cüzdanımızda olan şimdiyse kim bilir hangi elin haritasındaki o tek fotoğrafı bulsak… Baksak… Rüzgarın önüne katılıp gitmekte olan bir yaprağa benzeyip ya da kağıdın üstünde gönlünce at koşturan ucu sivri bir kalem… Ya da birimizden birimiz geceyi böldükten sonra umutları toplasa elde var keder… Çıkarsak siyahları beyazların içinden. Hep bacağı kırık taylar mı? Bir kere de biz vurulsak…
Bir gün,
Bir hikaye yazmak istediğini düşün.
Hiç kimse okumasın diye yazmaktan vazgeçmişsin,
Hiç kimse okumadı diye de küsmüşsün insanlara.
İşin aslı sen yorgunsun kovulmuşsun unutulmuşsun
Boğulmuşsun bulunmuşsun gömülmüşsün bile mesela.
Yaşamak bu belli mi olur? Sevmek bu.
Umudu kimin…
Yüreğinden söküp alabilirsin???
Ve kimin,
Şarkısından çıkarabilirsin sessizliği çıkaramazsın.
Çıkaramaz-sın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder