4 Nis 2015

SOLGUN BİR ADAM


Ben hayatın bütün oyunlarına karışmış ve hep yenilmiş bir adamım. Adım yoksulluk. Duvarları pes etmeye hazır evlerden birinde garipçe doğdum. Hiç baba koklamadım. Boşluklara ağladım, söylenmedikçe acıkmadım.

Ben tarihi yakılıp kül edilmiş unutulası bir kaderin dert etmeyen çocuğuyum. Bisikletsiz, misketsiz, futbolcu resimsiz, hürriyete koşmacasız, şerefiyle çile çekmiş bir babanın yetimiyim. Hiç korkmadım, yıldırımlar çarpışırken göğün mavi bedeninde. Korkup anne sığınmadım. Ve baba koşmadım. Ve ağlamadım bile.

Suretim beyaz. Gözlerimde nar ateşler yanarken dilimde sus payı var. En çok ben gururluyum. En adaletsiz yerinden iteklensem de, en çok ben hevesliyim. Girer girmez kapıyı ben kapattım. Perdeleri ben örttüm. Ben indirdim şaha kalkmış beyaz atları duvardan. Ruhuma ruhuma çivi gibi çakılan acılara ben direndim. İsyan etmedim. Yaşadım sadece.

Ben, yunmuş yıkanmış birçok kirlinin arta kalanında arınmış çocuk. Ben içinin derinlerinde kimsenin göremediği duru bir su gibi hayatı beklerken, yorulmayan. Sesimi dikkatlice dinleyin, yıkılmaz surlarımı sesimle yükselttim.

Ben kırk yaşıma dek olanı biteni anlamadan geldim. Çağırdılar, geldim. Geri gönderdiler, gittim. Hiçbir kalbi kırmaya gücüm yok. Kırılacak yeri kalmayana dek, benimki kırılsın dedim. Sağlam bir tek köşe bırakmadılar.

Adım yalnızlık. Teslim olmuş bir kale gibi aşık olurum. Fethedilmeyi bekledim kırk yaşıma dek. Ölümün avuçlarında oyuncak olmuşken kan kokulu bir hastane koridorunda bir periye rast geldim. Yaşıma, acıma, kanıma bakmaksızın yanına gittim. Nasırdan ve emekten yapılmış ellerimi uzattım. Şehvetsiz bir busede eriyecek kadar temkinsizdim. Tutuldum. Tutundum. Masumiyetimi serdim ayaklarının altına, basa basa yürüyüp varsın diye kovuklarıma. Çiğneye çiğneye yaralarıma gitti. Kanırtarak kanattı. Acıdım. Çok acıdım.

Benim adım aşksızlık. Bir fanusa koyulsam ancak böyle yalnız kalırdım. Binalar yaptım şehirlere boy boy, renk renk, tek tek her biriyle anne gibi ilgilenerek. Binalar yaptım. Kaç ölüm seferinde direksiyona geçtim. Devrildim. Taklalar attım. Dizimden, yüzümden, özümden, sözümden yaralar aldım. Ölebilirdim; ama ölmedim. Benim adım hayat. Gayem ölene dek yaşamak.

Ben tilki gibi kurnaz insanların içinde gariban bir adamım. Hile hurda bilmem, yalan dolan bilmem, kavga bilmem, nefret bilmem. Kendi krallığımı kurmak istedim adaletli olmak için. İzin vermediler.

Ben kırk yıl yaşamış kırk bin yıl yaşlanmış bir adamım. Ömrümün özeti yas, yoz ve toz. Başımdaki sarı şapka koruyamadı bedenimi taşlardan. Yıkıldım ve yığıldım olduğum yere. Azraili kaç kez yendim hatırlamıyorum.

Bu yalnızlık fazla deyip bir kadın sevdirdiler. Evlendim. Büyü bozulalı yıllar oluyor. Aksi, hırçın, tanınmaz bir kadın yatıyor yatağımda. Gitmek istiyorum gidemiyorum. İki mucize soluk alıp veriyor hemen yan odada. İki küçük el hayata tutunmak için benim nasırlı avuçlarıma teslim ediyor kendini. Gidemiyorum. Şerefli bir babanın yetimiyim onu hiç koklamadım. Gidemiyorum.

Arabesk bir hayatın ortasında buldum kendimi. Her şey ne çabuk yaşandı ve ne çabuk bitti. Bu ne acele zaman? Kırk altı yıl taşıdım omuzlarımda herkesin heybesini. Benimki kayıp. Öyle açım öyle safım öyle küsüm ki. Bir bardak su istesem yüzüme bile bakmazlar. Evimden barkımdan kovulurum bir şey söylesem. Onca kahır onca emek onca kan nereye gitti? Kim için.

Ben hayatın bütün oyunlarına karışmış ve hep yenilmiş bir adamım. Düşlerime bir kadın geliyor ben çağırmıyorum oysa. Ama hep geliyor. Var mı yok mu, yanımda mı uzakta mı, seviyor mu eğleniyor mu anlamıyorum. Düşlerime bir kadın geliyor, genç, güzel. Biz benziyoruz, birbirimize ve ışıkları söndürülmüş tenhalaşmış evlere. Kimimiz kimsemiz kalmamış. Yaşıyormuşuz ama öylesine işte. Düşlerime bir kadın geliyor çoktan vuruldum ona.

Bazen öptüğümü sanıyorum, sarıldığımı. Saçları rüzgarlı yelelere benziyor, karası kömüre. Başka bir şey kokuyor dokunmadan bilemem. Düşlerime bir kadın geliyor gelme seni seviyorum diyorum ama geliyor. Doğurulup utanılmış bebekler gibi masumuz. Şehvetle değil kutsal bir ateşin görkemiyle sevişiyoruz. Zaman dursun buyuruyorum. Zaman durmuyor.

Ben ona insanların çok korkutan hallerini anlattım. Seni anlıyorum sus dedi. Aynı insanlardan kaçıp geldim yanına, sus dedi. Bakışlarımızı kaçırdık birbirimizden. Acı çekmek ne ayıp şeymiş meğer. Çaresizce utandık.

Ben kiminle yarıştığını bilmeden her şeyi atlayarak bu sayfaya gelen bir adamım. Yıllar sonra elime bir ayna alıp suretime baktığımda üşüdüm. Solgun bir adam yansıdı benden aynaya. Gözlerimde ışık bir kum tanesi. Ruhumun içmeyen ayyaşı ortaya çıkmış. Alnımda bitlenen huysuzlanan sevgili geçmiş, başından sonuna dek ezbere bildiğim ve yaşamaktan yırtamadığım onlarca keder. Solgun bir adam bakıyor bana, merhaba diyemedim.

Adım sonsuzluk. Gittiği yere kadar insanım işte. Çürüyen yıllarıma kızıp isyan edemem. Terk eden kadına kızıp isyan edemem. Gelmeyen bahara kızıp isyan edemem. Adım sessizlik. Teslimiyet. Kırıla kırıla kalmayan kalbim, yiğit, mert.

Düşlerime bir kadın geliyor, sokakta da görüyorum onu, hatta iş yerimde de. Yasakça ve olmazca gülümsüyor ama ne gülümsemek. Biz bir ömrü aşıkça geçirsek böyle gülemez. Anlarca ve severce gülümsüyor. Buğulardan, yaralardan yol açıp yanına gidiyorum bazen. Çoktan tanışıyoruz. Göz göze gelmiyoruz hiç, gözler sır saklayamaz. Uzaklara bakarken bambaşka şeyler anlatıyorum. O hep gülüyor hep güldüğü için ağladığı belli olmuyor. 


Düşlerime bir kadın geliyor belki yaşamak budur. Belki benimle derin bir keder dilsiz bir acı paylaşıyordur. Belki adı çocukluktur. Belki umuttur. Belki uğurdur. Bilmiyorum. Ben hayatın her oyununa karışmış ve hep yenilmiş bir adamım. Kırk binlerce yıl yaşlandım. Çağrılmadıkça gitmedim. İstenmedikçe sevmedim. Düşlerime bir kadın geliyor, hep gelsin istiyorum. Düşlerime bir kadın geliyor, birlikte bambaşka bir dünya kuruyoruz. Aynadaki solgun adam küçülüyor küçülüyor nokta kadar kalıyor. Hayata el uzatan barışçıl bir kalp çarpıyor aşk ile mağrur. Düşlerime bir kadın geliyor niye bu kadar geç kalmış ki...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder