Gittikçe görünme ihtiyacı azalıyor.
İspat etme, bir şey olma, bir şey yapma arzusu yavaş yavaş çekiliyor içimden.
Geriye sadece “olmak” kalıyor.
Bir çocuğun annesi,
Allah’ın “Çiçeğim” diye sevdiği kulu,
kendi hâlinde bir insan olmak…
Yetiyor.
Baskılar azaldıkça, içimde tek bir gerçek kalıyor:
Yalnızca O’na ait olmak isteği.
Öylesine sabırlı, öylesine ince ve sevgi dolu ki…
Öylesine güzel çağırıyor ki…
Usulca, alıştıra alıştıra.
Bütün yaralarımı bilerek;
bazısını onararak,
bazısını zamana bırakarak,
bazısında sadece benimle birlikte olarak…
Bunu bu kadar hissetmek, bu kadar yaşamak…
Ama ne yazarsam yazayım, yeterince anlatamamak.
“Ben’den başka yok” dedi.
“Gerisi geçici” dedi.
“Sen bakma oralarda takılıp kalanlara, gel Bana yürü” dedi.
“Ben buradayım” dedi.
Ben de sadece O’nun verdiği nefese layık olmaya çalışıyorum.
Ol dediği gibi.
İhtiyacım kadar yemek, içmek…
İhtiyacım kadar sahip olmak…
Nefes almak, yürümek, durmak, susmak, çay içmek, yazmak…
Bazen sadece içimden geldiği için secde etmek…
Bazen hiçbir şey yapmadan, sadece O’nunla olmak.
İnsanlar arasındaki koşuşturmayı, yarışı, kıyası uzaktan görmek…
Ve aslında hiçbir zaman tam olarak ait olmadığım o yerden çekilip alınmak.
Durmak.
Bakmak.
Ve içimden sadece şu cümlenin geçmesi:
“Sen bilirsin.”
Bazen O’nu yazmak bile gereksiz geliyor.
Çünkü zaten biliyor.
Ama belki bir gün bu satırları okuyup kendi hâlini anlayacak biri olur diye yazıyorum.
Allah’ın Çiçeği yazıyor…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder