26 Şub 2016

DÜŞKIRAN-6

ZİNCİRİN İLK HALKASI


Çareyi bir gazete ilanında buldum.
"Güvenilir, yaşlı bayandan öğrenciye kiralık oda."
Babamla konuşmuş, her zamanki gibi ne denli zorda olduğumu anlatamamış, geçimsiz ve uyumsuz olmakla itham edilmiştim. Ama, bıçak kemiğe dayanmıştı artık. Kimse benim için bir şey yapmıyorsa, ben kendim için yapacaktım.
İlandaki numarayı aradım. Emlak ofisine uğrayıp yüz yüze görüşmemiz, şartları uygun bulursam yaşlı hanımla tanışmak üzere eve gitmemiz gerektiğini söyledi telefonun diğer ucundaki ses. Alelacele not ettim adresi. Adı geçen yer hakkında hiçbir şey bilmiyordum; ama öğrenirdim.
Çıkmak için hazırlanıyordum ki Filiz "Okula mı?" diye sordu
- Okula gitmiyorum. Kiralık oda bakmak için emlakçıya gidiyorum.
- Sarmaşık ciddi olamazsın. Lütfen saçmalamayı keser misin, üçümüz bir olur hakkından geliriz Tülin ucubesinin.
- Tek sorun o değil sen de biliyorsun. Okula o kadar uzağım ki bir türlü uyum sağlayamıyorum. Hiçbir şeyden haberim olmuyor, bambaşka bir dünyada gibiyim. Notlarım berbat, üstüne yurttaki problemler eklenince dayanacak gücüm kalmadı.
Doğru söylediğimi biliyordu. Üstelemedi.
- Şimdi gitmene izin veriyorum; ama akşam bu konuyu sakin kafayla bir daha konuşacağız.
- Konuşacak bir şey yok Filiz, uzun uzun düşündüm. Burada kaldığım her gün her şey daha kötüye gidiyor.
- Tamam, git görüşmeni yap, akşam bana sonucu haber verirsin.
- Tamam.
- İyi şanslar.
Her şeye rağmen seviyordum Filiz'i. Hiçbir zaman olamayacağım türde biriydi çünkü. Rahattı, neşeliydi, insanları idare etmeyi ve her durumda kendini korumayı biliyordu. Bunu kavga etmeden yapmayı da... Ondan başka hiç kimsem yoktu zaten. Beni dinliyordu, önemsiyordu, bu bile yetiyordu onu sevmem için.
Pırıl pırıl bir ümitle koyuldum yola. Kira bedeli uygundu. Büyük şehirlerde öğrenciler için böyle alternatifler olduğunu biliyordum. Yalnız yaşayan kadınlar hem öğrencilere destek olmak hem de gelir elde etmek için evinin bir odasını kiraya veriyordu. Anlaşılır bir durumdu bu.
Karla ilk kez bu şehirde karşılaşmıştım. Ama, daha şimdiden güzel şeyler canlanmıyordu gözümde ismiyle beraber. İlk intibası çirkindi. Bir sonraki de. Bir sonraki de. Şimdiki de ve bir sonraki de sanırım...
Karlara bata çıka yürümeye koyuldum. Evlere baktım. Hepsine, teker teker. Bir kapıdan içeri giren bir insana rastlamak, onun bilmediği bir hikaye başlaması demekti beynimde. Kapılar sahiden ayırıyor muydu bizi birbirimizden? Duvarlar yeterince koruyor muydu? Ya korunmamız gereken şey duvarların içinde, kapıların üstümüze kapandığı taraftaysa? O zaman ne oluyordu?
Evimi düşündüm. Özlemiyordum. Bütün uğraşım bir gün gerçek bir eve sahip olmak ve hasret kaldığım her sıcak duyguyu o evde tadabilmek içindi. Ama, daha çok yolum vardı. Biliyordum.
Otobüs oldukça dik ve uzun bir yokuşu çıktıktan sonra bana söylenen durakta indim. Sıkı sıkı kavradığım kağıttaki adresi insanlara sorarak buldum. Burası bir emlakçıdan çok küçük bir kulübeye benziyordu. Girişteki tabela da olmasa yanlış geldiğime ikna olarak gerisin geri dönecektim.
Uzun boylu, zayıfça, esmer bir adam karşıladı beni. 
- Sizinle telefonda konuştuk değil mi? Hoş geldiniz, ben Medet.
Aşırı bir coşkuyla elimi kavrayıp sıktı. Yanında kıvırcık saçlı, kendisiyle aynı boylarda, uzun sivri yüzlü biri daha vardı. Ona baktığımı fark edince:
- Bu da iş ortağım Reha, dedi.
Arkadaşıyla da tokalaştıktan sonra bana gösterilen yere geçip oturdum. İçerisi dışarıdan göründüğü gibi soğuk ve küçük değildi. Dört köşede de saksı içinde çiçekler, duvarda boydan boya tablolar vardı ve radyodan çok sevdiğim bir şarkıcının sesi dağılıyordu ortamıza.
- Üşümüşsünüzdür. Ne içersiniz? Ne ikram edelim size?
- Çay varsa içerim.
- Çay? Çay olmaz olur mu? Bizde çay demek her şey demek.
Abartılı konuşup abartılı davranıyordu. İçten içe tedirgin oluyordum. Reha Bey çayları getirdikten sonra konuşmaya başladık. Nerede kaldığımı, okulumun nerede olduğunu, nasıl bir yer aradığımı anlattım. Tabii bunların yanı sıra ekonomik olması gerektiğini söyledim. Bu defa bütünüyle alaycı bir tavır takınıp siyah gözlerini gözlerime dikerek söze girdi:
- Ama, hanımefendi siz de çok şey istiyorsunuz.
- Telefonda bana bu ilanın benim için biçilmiş kaftan olduğunu söylememiş miydiniz?
- O zaman okulunuzun neredeyse şehir dışında olduğunu bilmiyordum. Sizin aracınız yok mu?
Baktım. Gayet ciddiydi.
- Eğlence mi arıyorsunuz siz kendinize? 
- Yoo ne münasebet. Ben kendim sizin kampüsün hemen yanındaki okulda okudum da arabamla gider gelirdim. Aslen fizikçiyim ben. Evim de buranın tam karşısı. Evin altında gördüğünüz büyük dükkan bizim. Ama, orayı kullanmıyoruz. Bu küçük, şirin yeri yaptırdık kendimize.
Bende tuhaf insanları çeken bir şey mi vardı? İyice merak etmeye başlamıştım. Nerede garip, anlaşılmaz, dengesiz biri var kendimi karşısında buluyordum. 
- Beyefendi bana bunları neden anlatıyorsunuz?
- Sohbet ediyoruz canım.
- Canım?
-  Lafın gelişi.
Buraya gelirken yanımda getirdiğim ümidi kaybetmek istemiyordum.
- Peki, tamam. Biraz ilanda bahsi geçen kiralık odadan söz edebilir miyiz?
- Oğlunu kaybetmiş bir tane teyzemiz var yaşlı. Melek gibi bir kadıncağız. Koca evde tek başına sıkılıyor, eşi de vefat etmiş. Yanına düzgün, aklı başında bir kız öğrenci istiyor.
- Tamam ben talibim oraya.
- Bu işler böyle pat diye olmaz ki. Bi gidelim, teyzeyle tanışın, odayı görün, sonra.
- Şimdi gidelim o halde.
- Şimdi olmaz.
- Neden?
- Reha Bey'in işleri var.
- Sizinle gidelim o zaman?
- Dükkana siz mi bakacaksınız o sırada?
- Peki beni buraya ne için çağırdınız?
- Çok fevrisiniz küçükhanım. Konuşalım tanışalım diye çağırdım.
Gerilmiştim. Yurda elim kolum boş dönme olasılığı canımı acıtmıştı. Kısa bir sessizlikten sonra:
- Ama, sizin güzel hatırınız için bir iyilik yapacağım. Buyurun bilgisayardan size odayı gösterelim. Beğenirseniz ben teyzeye kefilim. Ona da size kefilim derim, olur biter, dedi.
- Sahi yapar mısınız bunu?
- Aslında yapmam da bir defaya mahsus yapalım bakalım.
Düpedüz eğleniyordu. Benimle konuşmaktan keyif aldığı ortadaydı. Her tavrını her sözünü ciddiye alıyordum çünkü. Muzip çocuklar gibiydi. Tedirgin oluyordum evet; ama anlam veremediğim bir biçimde de gülmek istiyordum. Fotoğraflara baktım. Küçük, temiz bir odaydı. İçinde yatak, televizyon ve masa vardı. Bina metro istasyonuna yakındı. Okula gidiş gelişimi bir nebze de olsa kolaylaştıracaktı bu. 
- Beğendim odayı, dedim beğenmeme lüksüm varmış gibi.
- Evrak işleri malum. Komisyonu rica edebilir miyim?
- Komisyon mu? Bundan söz etmemiştiniz?
- Bana öpücük vermeyi mi ummuştunuz siz?
 Reha öksürdü. Kısık sesle : "Suyunu çıkarma Medet." dedi. Söylediği şeyin şaka olduğunu anlıyordum; ama ben böylesine güç bir durumdayken karşımda bu denli neşeli ve alaycı olunmasını hazmedemiyordum.
- Şimdi sözleşmeyi imzalasam, parayı sonra getirsem? Memleketten gönderecekler de.
- Burasının yardım kurumuna benzer bir hali mi var acaba?
- Yok tabii de... Bilseydim...
- İşinizi kolaylaştırmak için elimizden geleni yapıyoruz; ama bu kadar da olmaz ki.
- Medet Bey niye bağırıyorsunuz?
Bağırıyordu evet. Biraz sonra da sanki az önce bağıran benmişim gibi gevşiyor, yeniden o alaycı adam olup çıkıyordu. 
- Sizin gibi bir küçükhanıma nasıl bağırırım ben? Şaka yapıyorum şaka. Tamam buyurun imzalayalım sözleşmeyi.
Fikri sabittim. Tek istediğim o odaya sahip olup yurda öyle dönmekti. Elime tutuşturulan uzun metni okumaya koyuldum. Birkaç dakika ancak geçmişti ki:
- Hepsini okuyacaksanız ben sabah geleyim, dedi.
- Dörtte birini mi okuyayım?
- Bildik prosedür işte, boşa yorulmayın diye dedim.
- Evet, ama ben hiç prosedür bilmiyorum. İzin verirseniz yorulmak istiyorum.
- Akşama kadar sizi bekleyelim yani?
- Beş dakikada bitiririm korkmayın.
- Ben niye korkayım? Burada tepenin birinde bizim gibi iki hödükle izbe bir dükkanda oturan küçükhanım sizsiniz. Ama, siz de korkmayın biz güzel insanlarız.
- Sizi korkunç bulmuyorum, sadece biraz şey buluyorum.
- Ney buluyorsunuz?
- Ukala.
- Ben mi ukalayım?
- Evet biraz öylesiniz.
- Sizi tanımadığım halde bu kadar yardımcı olmaya çalışıyorum ve ukala oluyorum öyle mi?
Bir tiyatro salonunda gibiydim. Geldiğimden beri aynı vücutta başka başka ruhlar seyrediyordum. İtiraf edeyim ki ilgimi de çekiyordu bu durum. Şimdi saf öfkeydi. Yüzü kızarmıştı. Gülmüyor, güldürmeye çalışmıyordu.
- Ben ukalaysam herhalde benimle iş yapmak istemezsiniz! deyip elimdeki kağıtları kaptı ve parça pinçik olana kadar yırttı.
Reha, benim bilmediğim bir şey biliyormuşçasına yanına koştu. Kolunu tutup "Kızın ne kabahati var Medet saçmalama, deminden beri ileri geri konuşuyorsun yalan değil." dedi.
- Biz hanımefendiye yardım etmek için olmadık işlere girelim adımız ukala olsun?
Konuşsam mı konuşmasam mı bilmiyordum. Aklım da gözlerim de un ufak olmuş sözleşmedeydi. 
- Çıkın gidin burdan! diye bağırdı en son. 
Ben insanların bu hallerine yabancı değildim. Sinirlenirlerdi. Neye sinirlendiklerini anlamazdım. Bağırır çağırırlardı. Kabalaşırlardı. Demek çoğu böyleymiş diye düşündüm. Üzüldüğüm tek şey sözleşmenin yırtılmasıydı. Yine o cehenneme dönecektim. Yine Tülin'in sataşmalarıyla uğraşmak zorunda kalacaktım. Yine sigara dumanlarıyla örtülmüş bir gece hıçkıra hıçkıra ağlayacaktım. Yine ders çalışamayacaktım, yine uyuyamayacaktım ve yine berbat geçecekti sınavlarım...
Yanaklarımdan usul usul süzülen gözyaşlarımı silmek bile istemeden, sadece bir saat önce umutla girdiğim kapıdan, birkaç yıllık yorgun olarak çıktım... 
Kar yağıyordu...
Yağmasa şaşacaktım...

(sürecek)








16 yorum:

  1. müthiş yazmışsın gene. keşke bitmeseydi dedim...

    YanıtlaSil
  2. "Bir kapıdan içeri giren bir insana rastlamak, onun bilmediği bir hikaye başlaması demekti beynimde.Kapılar sahiden ayırıyor muydu bizi birbirimizden?Duvarlar yeterince koruyor muydu?Ya korunmamız gereken şey duvarların içinde, kapıların üstümüze kapandığı taraftaysa?O zaman ne oluyordu?" Çok çok çok güzel... Roman tadında cümlelerin peşinde sürüklenerek okudum. Kalemine sağlık!

    YanıtlaSil
  3. saliha butakın26 Şubat 2016 22:03

    medet ilginç birisiymiş

    YanıtlaSil
  4. Kalemine sağlık devamını beklerim ♥

    YanıtlaSil
  5. Medet harbiden tuhaf biriymiş okurken çok ama çok öfkelendim ona.İnsanlar nasılda bencil ukala ve çirkin oluyorlar ve bunu da şirinlik sanıyorlar.Uzun olmasına rağmen çok akıcı sürükleyici yazı olmuş cümleler çok usta yazarın kaleminden çıkmış gibi.Kalemine sağlık devamını ivedi bekliyorum:)

    YanıtlaSil
  6. Karakterlerin isimlerini seçmendeki inceliği fark etmiyorum sanma. Adil,Sarmaşık,Medet.Az çok bişeyler anlatıyor hepsi hakkında.İşler gittikçce ilginçleşiyor.Beklemedeyiz kalemine sağlık

    YanıtlaSil
  7. Ne demek aracınız yok mu ya? ay nasıl sinir oldum. Aracı olsa sorun eder mi kız düşüncesizliğe bak. Kendisi zengin heralde, herkesi de zengin zannediyor.

    YanıtlaSil
  8. Sanki kendisinden bir medet umuluyormuş gibi Medet'teki ukalalık. Cık cık cık...

    YanıtlaSil
  9. Devamını tahmin ettiğimi sandığım her seferinde beni şaşırtıyorsun o yüzden kesin yorum yazmak istemiyorum. Sadece beğenerek okuduğumu devamı için sabırsızlandığımı bil.

    YanıtlaSil
  10. Güzel akıcı sıkılmadan okudum sizi de bloğuma beklerim bende orada kendi romanımı paylaşıyorum şiirlerimi ve düşüncelerimi paylaşıyorum

    YanıtlaSil
  11. Çok sinir bozucu bir adam..insanın sabrını deneyen türden..

    YanıtlaSil
  12. Çok içten ve sanat dolu bi yazın var soluksuz okuyorum

    YanıtlaSil
  13. Şimdi bu bölümü de okuyunca keşke Mesajı göndermeseymiş dedim.Medet güven vermedi çünkü bana.Çok güzel...Kalemine sağlık canım..:)

    YanıtlaSil
  14. Kız kendine bir umut yer arıyor. Ukalanin yaptığına bakın ah ah..

    YanıtlaSil
  15. Adama küfür ettim dur bir bölüm daha okumadan yatamam:/

    YanıtlaSil