23 May 2015

"KEDİLER NANKÖR OLUR"



Sensin nankör. Sen.

Selam. Epeydir şöyle içimden geldiği gibi, herhangi bir yazın kaygısı taşımaksızın iç dökmedim bloğuma. Bu gece, yazayım istedim. Öylesine. Öylemesine.

Paşa'yı tanıyanlar var aranızda. Tamam meşhur bir kedi değil biliyorum; ama aslında olmaması için hiçbir neden yok. Özel bir kedi. Çok özel.
Onu hayatıma katma hikayemi, kısmen de olsa, yazmıştım. Zoro'yu kaybettiğim dönemdi. Nasıl denir? Ailemden birini kaybetmiş gibiydim. Gibiydim bir kenara, gibiyim. Hala öyleyim.
Her neyse. Benim sorunum, bütün canlılara bulduğu üzere kedilere de onları sevmemek, onlara yardımcı olmamak üzere çeşitli kulplar bulabilen, varlığı safi zarar ziyan olan insan görünümlü yaradılmışlar ile ilgili. Pek hoşlanmadığım bir cümle var ki bunların ağzında sakız, dilinde pelesenk. "Kediler nankördür."
Hadi ya? Nasıl vardın bu sonuca? Sokakta ara sıra rastladığın, rastladığında da hoşt pist karışık, düşman görmüşçesine kovaladığın esnada; yani ne bileyim bir kez olsun göz göze gelmişliğin dahi yokken o kedilerin nankör olduğunu sen nasıl anladın aydınlatsana beni?
Kediler nankör olamaz. Hiçbir hayvan "nankör" olamaz. Nankör ve bilumum leş vasıflar, yalnızca biz insanlara ait. Klişe sözler bir kenara, insanın kendine, başka canlılara ve dünyaya ettiği zulmün haddi hesabı yok. 
Asıl konuya gelirsem, sizin hiç, size "ödül" getiren bir kediniz oldu mu? Benim çok oldu. Bundan önceki anlatılarımda sevgili kedilerimden ne şartlar altında ayrılmak zorunda kaldığımı yazmıştım. Onları teker teker anamıyorum elbette; ama sanırım Allah'ın bana bir lütfu olarak, Paşa'da bütün o terk etmek zorunda kaldığım kedilerimden bir parça görüyorum ve hüzünlü, garip bir neşe duyuyorum içimde. Bu yüzden Paşa'yı yazmak istedim ya zaten.
Her şeyi anlayabilen sevimli, haylaz bir şeyden söz ediyorum. Üzgün olduğunu, mutlu olduğunu, kızgın olduğunu, küskün olduğunu, her şeyi... Evin en güzel en rahat köşesine bir kez bile kurulabilmişliğimiz yok sayesinde. Sesi var sonra. İnce, nazlı, bazen abartılı bir şımarmışlıkla... Ne denli masum olduğunu bilmenin rahatlığıyla, isteyeceği en ciddi şeyin bile çocuk oyunu olduğunu anlamışlığın keyfine vara vara...
Küçük, savunmasız, yabani bir şeyken; kocaman, sağlıklı, neşeli bir kediye dönüşmenin ışığıyla... 
Bazen ağzında bir çorapla çıkageliyor. Bazen boş bir cips paketiyle. Bazen sigara paketi, bazen çikolata (paketi değil kendisi) bazen açıkçası ne olduğunu pek idrak edemediğim ıvır zıvır birtakım şeylerle. Gelişini görmeniz gerek. Ağzına tıkıştırdığı şeyden imkan bulduğu kadarıyla miyavlayarak, bir gururlu yürüyüşü, bir böbürlenmesi var ki sormayın. 
Kedilerimden birinde ilk olarak yaşadığımda bunu ciddi bir sorun sanmıştım. Biraz araştırdıktan sonra kedimin bana "ona çok iyi baktığım ve çok iyi davrandığım için" ÖDÜL getirdiğini öğrendim.
Evet evet ödül. Minnet için değil, teşekkür için değil, bir acziyet içinde değil, tamamen teslim olmuş ve benimsemiş şekilde, kendi çabalarıyla elde pardon patide ettiği birtakım şeyleri ödül olarak bana getiriyormuş.
Anne evlat ilişkisinin bile çıkara dayalı olduğunu düşünürüm ben. Koşulsuz sevgi değildir o. "Evladın" olduğu için beslediğin, sana bahşedilmiş, genlerine kazınmış bir histir o sevgi. Başkasının yavrusunu öyle sevemezsin, yalnız kendininkini. 
Oysa bir kediyi, bir köpeği, bir canlıyı sadece seversin. Hepsini seversin hatta, hepsi bir diğeri kadar masum ve özeldir çünkü. İşte bu yüzden, kedimin bana ödül getirdiğini ve dünya üzerinde kedilerin bunu NADİREN yaptığını öğrendiğimde ağlamıştım. Sevmeyi, değer vermeyi bilmeyen çıkarcı insanoğlu bir kez daha kendi çamurunu başkalarına sıçratıyor ve sütten çıkan ak kaşık gibi kasım kasım kasılıyor tebrikler demiştim... 
Kediler nankör olmaz. Sensin nankör. Sensin çıkarcı. Sensin riyakar. Sensin doyumsuz tatminsiz savurgan olan. Sensin ey insan.
Başlarda biraz engel olmaya çalıştım; ama ne yalan söyleyeyim öyle hoşlanıyordum ki o "Bak sana filancanın askısından çorap yürüttüm, al ödül getirdim hadi yine iyisin." tavrını... Ortaya bırakıp kenara çekilip aslan gibi kıvrılıp yatışını... Ses çıkarmadım sonra. Ödülümü alıp gizlice çöpe attım; ama o NADİREN yapılan güven ve memnuniyet göstergesini yüreğimin bir köşesinde sakladım hep.
Arada sorunlar oluyor ama. Mesela bir defasında gelen çorapların sürekli yeni olduğunu fark edip gözlemleyip hangi komşudan aşırdığını tespit ettikten sonra, durumu izah edip özür dileyip hepsini iade etmek gibi... Aslında bu da bir sorun olmuyor... Birlikte gülünen hoş bir anı oluyor sadece.
Sizin hiç, size ödül getiren bir kediniz olmadıysa, üzülürüm açıkçası. Bu bana kalırsa bir çocuğun sizinle şekerini paylaşmasından bile daha özel, daha anlamlı ve daha değerli bir şey. Bu, bir hayvanın güvenini, sevgisini, hatta takdirini kazanmışsınız demek. Bu, her defasında sizi neşeye boğan, keyiflendiren, muzırlaştıran masum bir tören...
Kediler nankör olurmuş... Nankör görmek istiyorsan şöyle bir aynaya bak.
Sensin nankör.
İnsanın oğlu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder