21 Ara 2016

UÇURTMA



Sonuncu yalnızlığını yaşamaya, beklenmedik bir akşam karanlığında, elinde bir demet kırmızı gül olmayarak -çünkü neden olsun ki- kuru bir merhabayla; ama gelmiş geçmiş en şaibeli gülüşle, tercih edilmiş bir ivedilikle, hani şimdi yalan olmasın fazlasıyla diken üstünde geldin

mi geldin.


YIKIyordum ben. Takdir edersin ki çok mühimdi kirlilerimi görmemen. Biraz şurdan biraz burdan biraz benden biraz daha benden, derken yakanda bir hayli şekilli, bir hayli cezbedici, kırmızı bir hayli, bir dudak izi gördüm mü gördüm. Yani bir milyon çeşidi varken gelmenin en zamansız en uygunsuz en ifrit olanıyla teşrif ettin, hem de beklemiyordum, bekleyebilemezdim çünkü dedim ya yıkıyordum ve durmadan altında kalıyordum. Kazıyordum kazıyordum bana ulaşamıyordum.


İçinden kilitli bir pencereyi dikiş yerinden açmaya çalışıyordum. Sorsaydın söyleyecektim kafamda cümleler hazırlıyordum. Anlarsın ya benim kalbim senin kalbin, senin derdin benim derdim, benim derdim benim derdim senin olsa senin derdim.

Geldin mi geldin ama bir sor bakalım niye geldim.

Sonuncu yalnızlığını yaşamaya bana gelmemiş olsaydın mesela bana değil de ana caddede ekmek parası peşinde hisli bir fahişeye gitmiş olsaydın

mesela bana gelmemiş olsaydın da süpermarketten bir kutu ciklet almaya gitmiş olsaydın mesela bana gelmemiş olsaydın da kağıt mendilci bir çocuk gibi bankta uyumaya gitmiş olsaydın mesela bana gelmemiş olsaydın da annenin mezar taşına ağlamaya gitmiş olsaydın

sonuncu yalnızlığını diyorum yaşamaya bana gelmemiş olsaydın ama ne önemi var şimdi bana geldin


mi geldin.

İnsan düşünmeden edemiyor işte bana gelmemiş olsaydın bana gel der miydim derdim. Tek başına kalma bilmediğin otellerde der miydim derdim. Mutlaka vardır ikimizin kesiştiği bir acı karıştır bir yerlerde der miydim derdim.

Seni seveceğim seni kıskanacağım seni gözümün bebeğine taşıyacağım seni öpüp koklayacağım seni kucaklayacağım seni yasaklayacağım seni bırakmayacağım seni bırakmayacağım seni bırakmayacağım

der miydim?

derdim.


İşte tam da o an, ben çocuğumuz olursa adını o zaman düşünürüz diye düşünürken, sen bir çocuğun hem sevimli hem sihirli hem sinirli adımlarıyla yüzünü yüzüme döndün. Anladım bir çocuğum oldun anladım ayak diriyordun anladım büyümüyordun. Anladım sonuncu yalnızlığını yaşamaya sokakta misket oynamaya değil göğsümde uçurtma uçurmaya emekliyordun. Anladım sarsak politik bir vücudun yatağında daha yeni ıslanmış, arzusu gırtlağında suç üstü yakalanmış, yarı çıplak yarı utangaç yarı yeni doğan şaşkınlığı üzerinde, yüzde yüz suçlu yüzde yüz masum bakınıyordun.


Ne yapsam ne etsem kurtulamayacaksam bu sebepsiz sarhoşluktan, bu belirsiz karanlıktan ne yapsam ne etsem sıyrılamayacaksam, sonuncu yalnızlığını yaşamaya salaş bir meyhaneye değil bana gelmiş bir çılgının dudaklarında, öperken, örselerken, titrerken, ürperirken, bana böyle dokundular, beni şöyle incittiler diye hırsla şikayet ederken, içinden mağrur ve kafayı fena sıyırmış bir bilge dökülürken gözlerinden, sana ne yapmış olurlarsa olsunlar artık bu sonuncu yalnızlık, bunu bende yaşayacaksın, ben seni yalnız ve tek başına ve hiç kimsesiz ve annesi yolda cansız yatan bir kedi yavrusu gibi mahzun bırakmam bırakamam bırakabilemem demek isterken... 


diyemezken diyebilemezken


sen yakandaki kırmızı dudak izini bir şehvet nişanesi gibi gururla taşıyorken... Ben seni seviyorum, seni sevmekte yaşamayı sevmeye benzer bir şey buluyorum der miydim derdim.

Sonra hiç dememişim hiç sevmemişim hiç öpmemişim gibi giDER MİYDİM giDERDİM.

Gider miydim giderdim ama bir sor bakalım niye sevdim.


YıkıYORDUM ben. Yıkıyordum çünkü ne bileyim bir cinayet romanında rastlamadım da ağır rehavetli bir akşamın belirsiz siyahında rastladım. Yıkıyordum çünkü ne bileyim uygun adım marş bir aşka benzemiyordun da geri dönüşü olmaz kocaman bir yanlışa benziyordun. Ne bileyim dişe dokunur bir şey söylemiyordun da -seni zalim- şiir gibi anlatıyordun.


Biliyordum ben. Yakanda kıpkırmızı bir dudak iziyle eskimiş bir aşktan kaçıp kurtulduğunu. Sonuncu yalnızlığını yaşamaya bir sualtı müzesine değil savurgan kalbime doğru yola koyulduğunu. Biliyordum ben daha birinci merhabada ne için geldiğini. Doğru mu bu? Yanlışsa da geldik artık diken üstündeliğini. Bir bıçakla bir ekmek arasındaki o bağla içimde düğümlendiğini. 


Sonuncu yalnızlığını yaşamaya hep kafasına göre kesip biçen bir berber dükkanına değil, bir sokak sergisine değil, bir halk otobüsüne değil, bir kış uykusuna değil, bir yalancı aşka değil... Göğsümde uçurtma uçurmaya emeklediğini.


Bana geldin mi geldin.

Seni sevdim mi sevdim.
Bizi bildim mi?
Bildim...


22 yorum:

  1. Yorum yazmak için silkelenip kendime gelmem gerekti :) Ne diyim yine döktürmüşsün, yüreğine sağlık canım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür derim, senin de okuyan gözlerine, duyan yüreğine sağlık :)

      Sil
  2. Yazıda kayboldum ama yoruma ne yazsam bilemiyorum. Ne yazsam duygularımı anlatamayacakmışım gibi geliyor. Tek kelimeyle söylersem "Harika" ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Daha ne yazacaksın :) Çok teşekkür ederim, sevgiler.

      Sil
  3. Çok değişik.
    YIKIyordum ben......................... paragrafı daha da değişik :)))
    Daha da olsa yine de okunurdu. Çok beğendim :))))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Arada değişik şeyler çıkıyor işte :) Teşekkür ederim sevgili Acemidemirci.

      Sil
  4. Yazının tadı var. Ama mecazi olarak değil gerçek bir tadı var :)

    YanıtlaSil
  5. "Ben seni seviyorum, seni sevmekte yaşamayı sevmeye benzer bir şey buluyorum" ❤❤❤

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaşamayı sevmeyi andıran insanları sevmeli...

      Sil
  6. Çook uzun zamandır kendi içimde böyle duygularla yüzleşmemiştim, toparlanmam zaman alacak:)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazının bir işe yaramış olması güzel :) Kıyıda köşede kalmış, kendimizin bile haberdar olmadığımız ne duygularımız vardır daha... Umarım fark edilebilir ve yazılabilirler :) Teşekkür ederim, sevgiler.

      Sil
  7. "Kazıyordum kazıyordum bana ulaşamıyordum."
    "İçinden kilitli bir pencereyi dikiş yerinden açmaya çalışıyordum."
    Kelimelere kattığın duygu, anlam ve his, okumayı daha da güzel kılıyor..
    Kalemine sağlık 'Söz Sanatı'..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Blog sana hasret kalmış resmen :) Senin de yüreğine sağlık. Daha sık görüşelim...

      Sil
  8. "Sonuncu yalnızlığını yaşamaya bana gelmemiş olsaydın mesela bana değil de ana caddede ekmek parası peşinde hisli bir fahişeye gitmiş olsaydın
    mesela bana gelmemiş olsaydın da süpermarketten bir kutu ciklet almaya gitmiş olsaydın mesela bana gelmemiş olsaydın da kağıt mendilci bir çocuk gibi bankta uyumaya gitmiş olsaydın mesela bana gelmemiş olsaydın da annenin mezar taşına ağlamaya gitmiş olsaydın..."

    Her kelimenle her cümlenle insanların kalbine dokunabilmek nasıl birşey?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel tabii ki :) Çok teşekkür ederim.

      Sil
  9. Yine kendimden bir şeyler bulabildiğim bir yazı, yüreğine sağlık. :)

    YanıtlaSil
  10. "İçinden kilitli bir pencereyi dikiş yerinden açmaya çalışıyordum."
    Ne derin bir cümledir bu... Ne duygulu ayrıca... Kaleminize sağlık, efendim. Harika bir yazıydı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Onur duydum ve çok mutlu oldum, teşekkür ederim :)

      Sil
  11. "Anlarsın ya benim kalbim senin kalbin, senin derdin benim derdim, benim derdim benim derdim senin olsa senin derdim." aslında tüm acı yanı, bunu içtenlikle görememeleri ve yakıp yıkarken bizden çok şey götürmeleri. Bu cümlede tüm yazınızı tüm açıklığıyla ortaya dökmüşsünüz :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazının en absürt görünen; ama aslında en çok anlam taşıyan cümlesini alıntılamışsın :) Gerçekten çok mutlu oldum, teşekkür ederim. Sevgilerimle.

      Sil