24 Eyl 2014

NİYE HALA SENDEYİM?

    


 Saçları geçmişe dolanan ıslak bir kadın hüznüdür yaşamak. Uzadıkça uzayan hikayesini dinlemek istemezsin. Caddeye ancak yaprak döner kokusunu takip ederek varabilen, adı herhangi bir şey olan herhangi bir kirli çocuk sevinci. Kim ne zaman kursağına dizecek sen bile bilemezsin. Ve birkaç dudakta birden unutulduğu içindir o ıslığın her seferinde sönmesi. En aydınlık başlayan, en siyahi biten bütün sabahlar gibi. Yetişkin bir acının koynunda çocuk bir kalple sancılanmak farz et ki. Niye en olmadık zamanlarda olmayacak yerlerde düşüyorsun aklıma? Niye mütebessim bir hüzün sarılıyor seninle gırtlağıma?  Niye hala sendeyim...
 Dünyadaki en kolay şey insanı sevmektir derler. Bunun neresi kolay? Alnında ömürler çürüten, çizgilerine sitemli ihtiyar eskisi kum saati bekleyişleri. Çok okyanus benzeri çıtkırıldım bir yaralanmak altı üstü. Bilmez olur muyum usul usul sis kapladığını her hücreni. Yalnızlığı iyi ezberlenmemiş, iyi oynanmamış bir okul piyesinde hep ceviz ağacı olmak kadar sert. Yalnızlığı baki olsun diye gözlerine kar yağdırdıkları bir düş farz et. Hayata bağlanan bütün yollarına ite kaka kördüğüm, saçkıran bağırtısını dişlerine bastırmış, hıçkırdığını yutmuş yalnızlıktan ölesiye bir adam. İçgüveysi umutlarla tutunmaktan eskimiş yaşamaya. Talihine küsmüş garip fare, dağın derdi gücü bulutla. Yamaçları çiçek tutmaz olmuş işte bu yüzden. Ve sen. Sen neden olur olmaz sevdirirsin ki kendini? Neden kırlangıç olur bir yanımdan bir yanıma göçersin?  Ben niye sendeyim hala.


 Dağıtır karşı koyamazsın. Sonu var mı belirsiz bir koridorda kendi halinde sivri burun kundura adımlar. Arabesk bir hayatın isyan perdesi kapanmış. Baştan sona alkış, kıyamet. Sanat toplum için midir? Sanat sanat için midir? Bir şiir söylencesi, dağılmış toparlanmış bir kış manzarası belki de. Belki sureti aslından güzel hayal bir kadın busesi. Sanat senin için senin için sadece. Boşver gitsin. Yıllanmış bir saz gibi asılı kal duvarda. bir kanun gibi kurul ömrüme, öylece paslan. Buzlanmış kış yollarından dost meclislerine dol her gece. Her gece bir daha git. Seni bilirim. Baktığından fazlasını görürsün. Bazen bakmazsın bile. Bazen buğulanmış bir otel aynası lobide ortak kullanılan. En kuytudaki tek yataklı tek banyolu küçük, loş oda. Dağıtır. Karşı koyamazsın. Dağılırsın.


 Ve bir tabanca gibi durur yastığının altında gençlik heyecanların. Bitmiştir. Bu işte bir yanlışlık vardır ama bitmiştir işte. İskemlesi itilmiş, ipi çekilmiştir. Kiminin sıcak çorbayla, kiminin bol baharatla, kiminin iyot kokusuyla örtbas ettiği bir vahşettir. En oğul kokusunu bir cesetten aşırmış zavallı bir anne sarılması. Giydiği son gömleği bütün başka kokulardan ayırmış. Kirli sepetine atılacak çok şeyi var elbet bu hayatın ama o gömlek değil.


 Sızamaz mıyım içine, karanlık geceye sızan bir ışık gibi kapı eşiğinden? İçinde o kadarcık da mı boşluk yok? Beklesen biraz, biraz beklesen. Bir mektup gibi kaybettiğin en sevdiğinden. Gözbebeklerini pencereyle doldurup dirseklerini dayasan ya bir köşeye. Biraz beklesen birazcık. Bilsem, bir parça hissetsem. Nasıldır, neye benzer beklediğin bir şey olmak. Gelemez miyim? Ben niye gelemiyorum sana hiç.


 Ne ayyaş bir nöbet devridir o bir bilsen. En yaşanmamışından en birikmişine dek. Çirkin bir öksürmenin arkasından ta içine tükürmek kaderin mesela. Mesela unutuluş. Aslında sonsuz güzel bir şiir unutuluşu. Yaşamak nerde başlayıp nerde bittiğini bilmemek değil midir? Bu yüzden ezbere bilmez miyiz zaten iyi bittiğinden emin olduğumuz çocuk masallarını? Senin ilkbaharın gelecek olsa apaçık gelmez, gelemez. Senin ilkbaharın mahcup. Kızaran yapraklarından kopma telaşında çiçek gövdeler. Aynada kirli sakalında basbayağı harcanmış bir ömür seyreden adam. Umurunda bile değil ne verdin ne alacaksın. Seni bilirim yitirecek bir şeyin yok üstü kalsın üstü kalsın.


 Çünkü inandığı gibi istavroz çıkarıp aklı sıra şeytanı def eden saf iblis, avuçlarında duruyorsun farkında değilsin ben farkındayım. Çünkü kanında tek başına eskiyişin ve dayanılmaz yalnızlığın şiddetli işkencesi akıyor gürül gürül. Ne çare azaltmıyor kederini yüreğimin yüreğine körkütük tapınması. Ruhumun ruhuna biadı faydasız. Günaydınlarını çalmış hırsız çocuklar. Sokak lambaları kir, sokak lambaları pas. Tuzla buz olmuş umuda yeşerttiğin her ne varsa bahçende. Meğer nasıl deli istiyormuşum seni. Tabloları kara kalem aşka kesilmiş, en açık arttırma yaralardan kaldığın kadarıyla. Ne kadarsan, ne kadar kalırsan. Bu benimki en sevinçli suratına karşılığı olmayan çeki fırlatılmış yoksul bir sevdalı özleyişi. Seni seviyorum arsızlığım fena kuşatmış benliğimi. Aramaktan bile caymışım gözlerinde yitirdiğim kendimliğimi. Seni sevmişim sevmekteyim. Bir bildiğim bu.


 Kendi kendinden süzüp bana bıraktığın kadarın da aşk. Kimin fesi neyin sesi belirsiz hüznü kuruntuların. Kuduz leylek getirmesi hiç olmamış bir aşk gecesi meyvesi niyetine. Senden bana doğan hep karanlık olsun, bir sinide bir somunu paylaşmış köylü eller kutsallığıyla uzanırım ona da. Yüzün bir antik çağ heykeli hatırımda. Alnında biriken ter, dudaklarında eriyen buzul, gözbebeklerinde büyüyen endişeye mahal yok. Sen varsın. Sen en olmadık zamanlarda bile düşüverirsin aklıma. Yakıverirsin içimi. Susuverirsin ölürüm. Senin kendi kendinden süzüp bana bıraktığın kadarın da aşk.


 Ki cezası suçu karşılamayan bir şeydir sende yaşamak. Üç paralık yanlış yapıp beş paralık bedel vermektir. İçin için, kırgın kırgın isyan etmektir. Gitmektir her gün bir kere, bir valiz yapıp çok uzak bir ülkeye. Son bir bakış için dönmek geriye, gitmemek istemektir. Hilafeti yıkılmış bir din gibi öksüz kalmışlığına inat, umuda sancak dikmektir. Sende yaşamak, boynu tez elden vurulmuş bir maşuk hasretidir. Dağıtır karşı koyamazsın. Ayaklanırsın bir kez daha, daha deli daha şiddetli devrilmek için.


 Biliyorum karışılmaz Allah’ın işine, ama sen…


Sen neden…


Ürkek ve çekingen uykulardan doymamış kalkıp


Bir daha denemek için yeniden,


Kaderden,


O iştahla özlediğin hayatı söke söke  


Almak isterken,


Yorgunsun…


Yitiksin…

Yeniksin…



ve ben niye hala sendeyim söyler misin…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder