1 May 2015

KAVGAKIRAN A-1

                                        "YARIN OLA HAYROLA"


Bodrum’dan geleli 2,5 ay oldu. 2,5 aydır yeni evin eksikleriyle uğraşıyorum. Cebimdeki para iyice suyunu çekti. Bir an önce işe girip çalışmam gerek. Biz sizi ararız’lardan bıktım usandım. Annem belli etmiyor; ama alışmakta zorlanıyor buraya. Ne de olsa toprak kadını. Beni yalnız bırakmamak için köyünü, evini, bağını bahçesini bıraktı. Büyük şehrin derdi de büyük olur elbette. Allah utandırmasın…
                                                       
                                                                               ***
Şimdilik abimlerde kalıyoruz. Çoluk çocuk cümbür cemaat yuvarlanıp gidiyoruz. Annem sofradan aç kalkıyor, anlıyorum. Rahat edemiyor kadıncağız oğlunun evi olsa da. Bugüne dek sebzesini meyvesini bahçesinde yetiştirmiş, dalından koparıp sofraya getirmiş, ineğini sağmış, peynirini yoğurdunu kendi yapmış, nasıl rahat etsin? İşe başlayıp biraz belimi doğrultayım, evimize geçeriz. Kapısını kendi açar kendi kapar, acıkır yer yorulur yatar, kafası rahat ihtiyarlık günlerinin tadını çıkarır…
                                                       
                                                                               ***

İş bilmediğimden değil; ama bu şehirde çevrem olmadığından güçlük çekiyorum. Buralar tatil yörelerine hiç benzemiyor. Özellikle yeme içme anlayışları çok farklı. Kendine has bir yeme kültürü yok buradaki insanların. Biraz şuradan biraz buradan, biraz ev yemeği biraz hızlı yemek… Dünya mutfağı hizmeti sunan çok yer yokmuş. Onlar da çok mecbur kalmadıkça usta değiştirmiyorlarmış. Doğrusunu söylemek gerekirse arkanı koruyup kollayan, seni eşe dosta öneren sağlam bir dayanağın yoksa böyle şehirlerde işin zor. Sanatını sergilemek bir yana, sana sunulan şartları kabul etmezsen güç bela geçindirecek bir iş bile bulamıyorsun. Yine de kendime güvenim tam. Bir yerden başlayayım, nasılsa ustalığımı gösterir gönlümce bir dikiş tuttururum…
                                                       
                                                                                ***
Bugün yol üstünde bir kafenin vitrininde eleman aranıyor ilanı görüp daldım içeri. Şefi çağırdılar. Orta boylu, biraz toplu, güleç yüzlü, konuşkan bir adam. Daha önce nerede çalıştığımı sordu. Çalıştığım yerleri saydım. Her mutfağı bilirim, işimin ehliyimdir dedim. Mutfağı ne yapacaksın senin işin salonla, demez mi.
-       Ne demek ne yapacaksın? Benim işim mutfak. Dünya mutfağı aşçısıyım ben,
deyince güldü. Meğer eleman derken garsonu kastediyorlarmış.
-       Dur bakayım nerelerde çalıştım dedin sen?
Saydım yine çalıştığım yerleri.
-       Baya da iyi mekanlarda çalışmışsın. Gözüm tuttu seni. Gerçekten işinin ehli birine benziyorsun. Biz de mekanı genişletmeyi düşünüyorduk. Ustamız işe güce yetişemiyor zaten. Vardiyalı sisteme geçeriz. Sen yaz bakayım telefon numaranı buraya.
     Kağıda telefon numaramı yazdım. Patronlarla görüşeyim ben seni ararım; ama yüzde doksan ararım, dedi. Yüzde doksan ararım dese de biz sizi ararız’ların başka bir çeşidi gibi göründü gözüme. Ne abimin ne de yengemin laf ettiği var. Yine de dokunuyor insana başkasının evinde kalmak. Arasa iyi olur. Bizim ufaklığın proje ödevi varmış. Mukavvadan ev yapacağız. Gideyim de onu halledelim bari. Yarın ola, hayrola…

(sürecek)

4 yorum:

  1. Merhabalar.

    Okuduğum bu bölüm, "Kavgakıran" isimli uzun hikayenizin ilk bölümü olsa gerek. Dünya mutfağı aşçısı birinin zorlu bir hayat mücadelesinin konu edileceği uzun bir hikaye olacağa benziyor. Kaleminize ve yüreğinize sağlıklar dilerim.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Bey hoş geldiniz. Doğru tahmin :) Biraz uzun bir hikaye olacak gibi. Çok teşekkür ederim.

      Sil
  2. Birinci bölümü buldum nihayet kalemderi. Telefondan zor oluyor ama yoruldum. Hikaye Adille başlıyor şaşırdım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Telefondan baktığını bilmiyordum. Genelde uzun yazıyorum zor oluyordur senin için.

      Sil