7 Eki 2014

DÜŞMECE (YILDIZ'IM İÇİN...)

Hoş geldin hoş geldin de, hiç hoş bulmadın be güzelim. Ağırlayacak denli ağır yaralardan, unutulmaya yüz tutmuş masum anılardan başka bir şey yok soframda. Bir zamanlar el birliğiyle düşü kurulmuş her ne varsa hatırında, gez dolan, şimdi hepsi tuz buz olmuş yıkıntılar arasında…

Hoş geldin güzelim hiç gitmediğin hüzün yerleşkene en kıdemlisinden. Yürek dediğin ne ki, çuldan çaputtan yana fakir, sevgiden yana zengin bir viraneden başka. Özlenmişti nicedir ev sahipliğin. Yabanlığın bile özlenmişti bilesin…


Gel gidelim şöyle bir yol geçmiş günün hatırına. Çocukluktan mı desem hiç çocuk olmamaktan mı, bir çırpıda bitivermiş hülyalı zamanlara… Haydi kulak ver. Git gide ayrı düşmenin çirkin pas gıcırtısı ve her notasında uzun uzun hüzün çalan senli benli türküler. Hatırladın mı? Hatırladın elbette.

İşaret parmağımla ıslak ıslak çevirip bir daha bakmadığım tüm sayfalardan geçtin. Beni her seferinde elinle koymuş gibi nasıl buldun hiç bilmiyorum. Öyle kaybolmuştum ki artık aramıyordum. Bir bebekle dünyayı yan yana koy, öyle kaybolmak . Anne oldun o vakit.  Alt üst edip dünya haritasını, aklımı başıma, başımı omuzlarıma koydun, UMUTtun…

Hiç hoş bulmadın be güzelim… Cam bir fanus içinde kendimi saklıyordum. Taştan sert acıdan kor, bir karıncanın eve sağ salim dönmesi gibi zor, yine de kırılabilir bir kafesin içinde. Zaman daralmaya yüz tutunca korktum, eskisini harlayıp yeni bir insan doğurdum. Yaşadığı dünyaya yaşamaz gibi bakan. Yalnızlık ceketine sımsıkı sarmalanmış, titremesi üşümekten değil korku nöbetlerinden. Bir sitemi bile yok edecek hayata, insanlara; o kadar susmuş…

Yıldız oldun o vakit. Bütün yıldızlar geceyi sever seninki başka. Anlardım az sonra gün ışıyacak, sabah dolacak karanlığa sen hikayeye karıştığında… Sen hikayeye karıştığında üç aşağı beş yukarı mutlu son.

Geceyi kuşan, semayı örtün, ayazı dost bil. Bahara küs kışa çevir yüzünü. Börtü böcek yoldaşlığı ne varsa heybendeki. Hayat diye paralan, harca elindekini. Korkma savaş kanının son damlasına dek yosmalar sultanı yazgıyla. Diren aynı anda çoktan seçmeli savaşlarında. Öldüysen iyi ölmediysen yan. İlk değilsin son olmayacaksın duvarlardan duvarlara çarpa kanayan… Ne gelen bir ışık huzmesi toy masallardaki gibi, ne giden cadı, canavar, dev… Elde var yıldız.

Hoş geldin güzelim ayarı bozulmuş yaşamak hevesime . Haklı haksız sürgünlerime ve yangınlarıma yana yana bir bitemediğim…  Zaman kavramını yitirmişliğimle meydan okuyuşuma bilmeden kime, neye… Yağmurda sek sek, güneşte saklambaç, karda koşmacaya hep.

Düşmeceye hep. Ama hep…

Hiç hoş bulmadın be güzelim. Bütün başlangıçları korkunç bitişlerle taçlandırmakta üstüme tanımam ben. Yeni  insanlar doğurmakta sevmediğim bendekilerden. Daha iyi oluyor diye değil, unutmak unutmak için… Yine de sen seversin. Geceyi kopardım dalından, yalnızlığı eşeledim. Oturdum ortasına geçmiş gitmiş günlerin. Yüzdüm yüzdüm durmadan dalgadan kaçmak için. Fırtına yüreğimde, kaçsam bile nafile. Pes ettim el altından hoyrat giden zamana.

Şarkıyı buğuladım, masalı çimdikledim. Hırpaladım bahçeyi, okyanusu kanattım. Geceyi kopardım dalından bir ısırmalık, bir bakışmalık sabaha özlemlendim.


Ölü öldü, yangın yandı, ay ayladı kış kışladı elde var yıldız…

3 yorum:

  1. her zamanki gibi gözlerim doldu benim için yazılmış hatta bu kadar güzel yazılmış bir yazıyı okuyunca... teşekkürler bitanem seni çok seviyorum

    YanıtlaSil
  2. Bugün herkes Yıldız'ı için içini döküyor sanırım :) Bize sabahı müjdelerken kendileri koyu karanlıklarda kalmayı tercih ediyorlar oysa... Yine kendimden bir şeyler bulduğum güzel bir yazıydı teşekkürler Fidancım :)

    YanıtlaSil
  3. ne güzel bir yazı olmuş ellerine sağlık cnm

    YanıtlaSil