İnsan, yaratılışı gereği temas eden bir varlıktır.
Bedeniyle hisseder, zihniyle anlamlandırır, kalbiyle yön bulur.
Fakat çoğu zaman fark edilmeyen bir gerçek vardır:
«İnsan sadece beden ve zihinden ibaret değildir.»
Allah Teâlâ insanı yaratırken ona kendi ruhundan üflemiştir:
«“Ona ruhumdan üflediğim zaman…” (Hicr, 15/29)»
Bu ayet, insanın özünde ilahi bir emanet taşıdığını açıkça bildirir.
Ve bu emanet, korunması gereken en kıymetli hakikattir.
---
Hızlı Temasın Getirdiği Yüzeysellik
Bugünün dünyasında insan ilişkileri çoğu zaman hızla kurulur:
- hızlı yakınlaşma
- ani samimiyet
- sınırların silikleşmesi
İnsan, karşısındaki kim olursa olsun, beden ve zihin düzeyinde hemen bir alışverişe girer.
Fakat bu süreçte çoğu zaman ruh geri planda kalır.
Ruh devrede olmadığında:
- sınırlar bulanıklaşır
- kıyas artar
- etiketler çoğalır
- zihin döngüye girer
Ve insan fark etmeden bir karmaşanın içine çekilir.
---
Ruhun Geri Çekilmesi ve Sonuçları
Ruh merkezde olmadığında, insan:
- bedensel hazlara
- zihinsel kıyaslara
- dış dünyanın onayına
yönelir.
Oysa Allah şöyle buyurur:
«“Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.” (Şems, 91/9)»
Ruhun geri plana atıldığı bir yaşamda arınma değil, dağılma başlar.
İnsan, dış dünyada çoğaldıkça iç dünyasında eksilir.
---
Sınır: İlahi Bir Koruma Alanı
Sınır koymak, modern dünyanın düşündüğü gibi bir kopuş değil;
aksine bir koruma biçimidir.
Kur’an’da müminlerin özelliklerinden biri şöyle anlatılır:
«“Onlar boş sözlerden yüz çevirirler.” (Mü’minûn, 23/3)»
Bu yüz çeviriş:
- kaba bir reddediş değil
- bilinçli bir seçiştir
İnsan her temasın içine girmek zorunda değildir.
Her konuşmaya katılmak, her samimiyeti kabul etmek zorunda değildir.
Çünkü her temas, ruhu beslemez.
---
“Tuhaf” Etiketi ve Hakikat
Sınır koyan insan çoğu zaman:
- “tuhaf”
- “asosyal”
- “mesafeli”
olarak etiketlenir.
Fakat bu etiketler gerçeği değiştirmez.
Bu durum aslında:
«seçici bir yalnızlıktır»
Ve bu yalnızlık, bir eksiklik değil;
bir bilinç hâlidir.
---
Allah ile Olan Yakınlık
İnsan dış dünyada yalnız görünebilir.
Fakat Allah şöyle buyurur:
«“Ben kuluma şah damarından daha yakınım.” (Kaf, 50/16)»
Bu hakikati idrak eden insan için:
- kalabalık zorunlu değildir
- onay gerekli değildir
- kıyas anlamsızdır
Çünkü o bilir ki:
«asıl yakınlık, Rabbinle olandır»
---
Nefs Mücadelesi ve Farkındalık
İnsan çoğu zaman kontrol ettiğini zanneder.
Oysa çoğu davranış:
- refleks
- alışkanlık
- nefsin yönlendirmesi
ile oluşur.
Allah bu mücadeleye işaret eder:
«“Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir.” (Şems, 91/9)»
Bu arınma:
- dış dünyadan kaçmak değil
- iç dünyayı merkezlemek
demektir.
---
İlahi Koruma ve Sükûnet
Bazen Allah’ın koruması,
kulunu kalabalıktan uzaklaştırarak gerçekleşir.
Bazen bir olay, bir kırılma, bir yalnızlık hissi…
Aslında bir çağrıdır:
«“Ben buradayım.”»
Bu çağrı, kalpte hissedildiğinde insan şunu anlar:
- telaş gereksiz
- korku yersiz
- yarış anlamsız
Çünkü baki olan:
«zaten içindedir ve Rabbiyle beraberdir»
---
Son Söz
Kalbin Rabbi kalbe yerleştiğinde,
başka hiçbir şeye ihtiyaç kalmaz.
İnsan:
- az konuşur
- az temas eder
- ama derin yaşar
Ve bilir ki:
«Allah, sevdiği kuluyla beraberdir.»
---
Bu yüzden:
Sükûnet bir eksiklik değil,
bir seçiştir.
Ve bu seçiş,
ruhun korunmasıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder