Allah diyen, Allah’ı seven, Allah’ın sevdiği…
Hangisi rahat bırakılmış ki ben bırakılmayı bekleyeyim?
Bunu artık bir serzeniş olarak değil,
bir fark ediş olarak görüyorum.
Mesele şu değilmiş:
“Bana neden böyle oldu?”
Mesele şuymuş:
“Bana ne gösterildi?”
---
Evet…
Bu dünyaya, kurulu düzene, insan ilişkilerine artık eskisi gibi bakamıyorum.
Çünkü görüyorum ki:
- İnsanların çoğu refleksle yaşıyor
- Öğrenilmiş davranışlarla hareket ediyor
- Gerçek bağ sandığımız şeyler çoğu zaman yüzeyde kalıyor.
Ve en önemlisi:
«Merkezde Allah’ın bakışı değil,
insanın nefsi var.»
---
Bunu idrak ettikten sonra
anlaşılmamayı da anlıyorum artık.
Çünkü ben de artık:
- alışılmış kalıplara sığmıyorum
- herkesin anlam yüklediği şeylere aynı anlamı veremiyorum
- güç, üstünlük, gösteriş… bunları konuşmaya değer bile bulamıyorum.
---
Evet, eğitimliyim.
Evet, donanımlıyım.
Evet, isteseydim bu sistemin içinde bir yer edinebilirdim.
Ama istemedim.
Çünkü kalbim başka bir yere yöneldi.
---
Allah ne verdiyse onunla mutlu oldum.
Şükrettim.
Sevdim.
Beğendim.
Kimseyle kıyaslamadım.
Yarışmadım.
Ve en önemlisi…
Kalbimde kötülük olmadığı için
kendimi saklama ihtiyacı da duymadım.
Olduğumdan farklı görünmek,
“uygun” olmak için şekil değiştirmek…
Bunlar bana ait değildi.
---
Kızgın değilim.
Kırgınım.
Ama aynı anda mutluyum da.
Çünkü beni teselli eden var:
El-Vedûd.
---
Kalbime şöyle diyen:
«“Ben buradayım, Çiçeğim.”»
«“Sana yapılanları görüyorum.”»
«“Nasıl bugüne kadar seni koruduysam, yine Ben koruyorum.”»
---
İşte hakikat bu.
Ne evler…
Ne arabalar…
Ne zoraki ilişkiler…
Ne ego savaşları…
Hiçbiri.
---
Sadece O.
---
Ve anladım ki
Allah bana bu hakikati
bir şeylere dayanabileyim diye göstermedi.
---
O’nu, sınırlı ve eksik olanlarda aramayayım diye gösterdi.
---
Çünkü gerçek sevgi:
- değişmez
- eksilmez
- şartlı değildir
---
Ve bu…
Sevgiden.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder