25 Mar 2026

Durmak Yetmez, Yönünü Bilmek Gerekir

Herkes bir yere yetişiyor gibi.

Ama nereye?

Sabah uyanır uyanmaz başlayan o iç ses…

“Kalk.”

“Bir şey yap.”

“Geri kalıyorsun.”

Sanki durursan bir şey eksilecek,

sanki yavaşlarsan hayat kaçacak.

Hız var.

Kıyas var.

Her an bir şey yapmalısın hissi var.

Ama bu hızın içinde insan

ne kendini duyabiliyor

ne kalbini

ne de Rabbini…

Modernite denilen şey,

teknoloji denilen şey…

Bizi birbirimize yaklaştırmadı.

Sadece:

daha çok kıyas yapmamıza

daha çok oyalanmamıza

asıl olandan uzaklaşmamıza

sebep oldu.

En tuhaf olan ne biliyor musun?

Kendiyle kalmak korkutucu geliyor.

Çünkü insan kendiyle kalınca…

Allah’la kalıyor.

Ve biz buna alışık değiliz.

Sessizlik rahatsız ediyor.

Yavaşlık huzursuz ediyor.

Çünkü bize öğretilen şu:

“Durursan değersizsin.”

Oysa gerçek şu:

Durursan duyarsın.

Durunca:

bedenini duyuyorsun

kalbini fark ediyorsun

neye ihtiyacın olduğunu anlıyorsun

Ve en önemlisi:

O’nun zaten hep orada olduğunu fark ediyorsun.

Hayat aslında:

bir yerlere yetişmekten değil,

bir şeyleri yetiştirmekten değil,

bir şey olmak zorunda olmaktan hiç değil…

Hayat:

bir yudum çorba içerken

sessiz bir odada otururken

çocuğunun sesini dinlerken

nefes aldığını fark ederken

ve kalbinin derininde

“O biliyor” diyebildiğin yerde.

Çünkü hayat:

koştuğun anlarda değil,

durabildiğin ve teslim olabildiğin anlarda hissediliyor.

Belki de en zor şey:

hiçbir şey yapmadan,

hiçbir şey olmaya çalışmadan,

sadece var olabilmek…

ve o var oluşun içinde

O’na dayanabilmek.

İnsanın en temel ihtiyacı da bu:

durmak

hissetmek

kendisi olmak

ve Rabbine yönelmek

Geri kalan her şey…

fazla.

İnsan, fazlayı bıraktıkça anlıyor:

Eksik değilmiş.

Sadece yormuş kendini.

Belki de mesele

Hayatı büyütmek değil,

O’nun verdiği kadarını yaşayabilmek.

Çünkü bazen en büyük rahatlık,

hiçbir yere yetişmek zorunda olmadığını değil…

zaten tutulduğunu fark etmek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Ya kalpten yaz ya sus.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *