Ben geldim El-Vedüd.
Dönüyorum dolaşıyorum, bakıyorum Sen'in kapıdan başka yok.
Keşke beni kendi ayaklarımla yürümeye bırakmasaydın.
Halimi görüyorsun.
Her gün hem seviyor hem kızıyorum Sana, şimdi ben bu kadar yakınlıktan, sarhoşluktan, teslimiyetten, aşkla tutulmaktan sonra kendi ayaklarımın üstünde ne yapacağım?
Nereye yürüyeceğim?
Hangi oyuna katılacağım?
Oynayamıyorum ki zaten.
Yaz dedin, Benimle konuş dedin, tamam.
Ama, yetmiyor?
Kalbinde Ben olan insanlarla konuş dedin.
Ona da tamam.
Ama, insan tepeden tırnağa ruh olduğunu bir kez anladı mı,
bir ömrü böyle geçirdiğini gördü mü ayakları toprağa değse bile hiçbir şey aynı olmuyor.
Bir yanım Seninle gülüp eğlenmekte inatçı, bir yanım hasretinden yaralı.
Bir yanım bana böyle dokunduğun için gururlu, bir yanım beni terk etmişsin gibi sitemli.
Biliyorum Çiçeğim dedin, sen başka türlü yaşayamıyorsun dedin.
Yalan varsa kaçıyorsun. Kibir varsa duramıyorsun. Haset varsa konuşamıyorsun, baskı varsa yazamıyorsun.
Ve beni hayatım aynen devam ederken özgürleştirdin.
Ama, sanki Seninle olduktan, Seni öylesine yaşadıktan sonra zorlanacağımı da hesaba katmalıydın değil mi?
Kattın da belki.
Beni dağıttın. Ve o dağınıklığın orta yerinde derleyip toparladın.
Beni özgür kıldın.
Şimdi gönlünce, özgürce sevebilirsin Çiçeğim dedin.
Ben yine Seni seçtim.
Sevmek, özlemek ve yanmak için.
Çiçeğin Seni çok seviyor El-Vedüd.
Ve çiçeğini böylesine seven bir Rab olduğun için kalbi şükürle dolu...
Özlem de göğsümün madalyası olsun. Ne yapalım...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.