10 Kas 2015

KAVGAKIRAN S-6

HAYAL...



Gece yarısına doğru kapı vuruldu sert sert. Zaten tüm bedenimi ve ruhumu kaplamış olan korku, her an bir felaketle karşılaşacakmışım gibi tetik bekleyen halimle birleşince titremeye başladım. Ne yapmam gerektiğine karar vermeye çalışıyordum. Açsa mıydım? İyi de kim neden gelsindi buraya? Açmasam mı yoksa? Eğer kötü birileri kötü amaçlar için geldiyse, biraz daha şiddetli bir darbede devrilecekti nasılsa.

Usulca yaklaşarak “Kim o?” diye seslendim. İçimi ısıtan bir kız çocuğu sesi:

-       Ben Hayal, lütfen kapıyı açar mısınız?

İsmi Hayal olan, kuşlar gibi cıvıldayan, kibar mı kibar bir çocuk… Elimde olmadan etrafıma şöyle bir baktım. Bu çocuğun bu cehennemde ne işi vardı acaba? O kadar yalnızdım ki artık insanlarla konuşmaya bile ihtiyaç duymadan onlara ve yaşamlarına dair çıkarımlarda bulunabiliyor, anlamlar yükleyebiliyordum.

Kapıyı açınca şaşkınlığım iki kat arttı. 10-11 yaşlarında, beyaz tenli, kocaman ela gözleri ve uzun kahverengi saçları olan, çok güzel bir kız çocuğu… BU ÇOCUĞUN BU CEHENNEMDE NE İŞİ VAR?

Şaşkınlığımı ve kafamda dönüp duran o lanet soruyu atamıyordum ve atamayacak gibi görünüyor olmalıydım ki Hayal söze girdi:

-       Biz bu evin üstündeki evin üstünde oturuyoruz. Yani üstünde değil de işte merdivenin en yukarısındaki ev. Zaten orda başka ev yok.

Sürekli gülümsüyor… Ne kadar güzel bir kız çocuğu diye düşünmekten sözlerini pek kavrayamıyorum. Bu evin yukarısındaki evin yukarısındaki ev dedi galiba. Tekerleme gibi…
Bu çocuğun bu cehennemde ne işi olduğunu anlamıştım en azından. Bu cehennem bu çocuğun ‘evi’ydi.

“Sen benim saplandığım çukurda gördüğüm ilk ve sanırım tek güzel şeysin…” demek geçti içimden; ama onu ürkütmek istemediğimden sustum. O ise kocaman gözlerini gözlerime dikmiş, bir müsamerede en sevdiği şiiri ezbere okurcasına coşkuyla konuşmayı sürdürüyordu:

-       Annem dedi ki git o yeni taşınan ablayı bize çay içmeye çağır. Bize çay içmeye gelir misiniz?

Karşımdaki kız çocuğu insanı, annem dedi ki git o yeni taşınan ablaya söyle kendini çatıdan atsın diye çatıdan attıracak kadar sevimli. Bütün dikenlerimi, kalkanlarımı çoktan saklamışım bile.

-       Tabii gelirim. Biraz bekler misin Hayal?

Nereye gidiyorum böyle sorgusuz sualsiz? Hayat bana hiç kimseye güvenmemem gerektiğini defalarca öğretmedi mi hem de zerre merhamet etmeden… Hiç mi uslanmıyorum? Hiç mi ders almıyorum? Kendimle şiddetli bir çatışmaya girmiş olmam, her seferinde kendi kapımda sonlandırdığım basamakların en tepesine doğru Hayal’le birlikte yol almamı engellemiyor. Çünkü, her şeye rağmen içimde hala insanlara güvenmekten vazgeçmeyen deli bir yanım saklı. Çünkü sanırım aldığım her darbede onu inatla ve özenle, üstelik hiç farkında olmadan ben koruyorum…

Etraf zifiri karanlık. Hayal, basamaklara aşina olmanın verdiği güvenle deyim yerindeyse seke seke yürüyor. Bense basamakların çürük tarafına rast gelmemek için bir akrobat gibi biraz yoklayarak biraz risk alarak takip ediyorum onu.

Uzunca dar bir aralıktan geçip ulaştığımız kapıda, başı örtülü, uzun boylu, ince bir kadın bizi karşılıyor:

-       Hoş geldiniz. Hayal terlik ver ablana.

Küçük kız hevesle içeri dalıp bana terlik getiriyor. O anda anlıyorum ki bir cehennemde bile olsa anne eli değen her ev gibi sıcak bir eve giriyorum…

Giriş biraz karışık. Terlikler, ayakkabılar, birkaç leğen ve çamaşırlar var. Terlik, konuğa hürmet olsun diye verildi belli ki. Tüm bu olan biten, anlamlandıramadığım şekilde iyi geliyor bana. Kafamdaki toz duman dağılıyor biraz. İnsanlaşıyorum son zamanlarda şiddetle olamadığım kadar.

Sol tarafta tuvalet ve banyo var. Koridorun sonuna ilerlemem gerektiğini anlıyorum. Yürüyorum attığım her adımın tadını çıkarmaya çalışarak. İçinde insanların, belki gerçekten mutlu bir ailenin yaşadığı bir evde yürümenin zevkine vara vara yürüyorum… Nitekim karşıma küçük, az eşyalı; ama düzenli ve temiz bir oda çıkıyor. Yerdeki sofraya, içinde çay bardakları dizili tepsiye çarpmamaya çalışarak kendime tanışma için uygun bir köşe belirleyip orada durup bekliyorum.

Hayal’in annesi olduğunu tahmin ettiğim kadın peşim sıra gelip yanaklarımdan öperek kendini tanıtıyor:

-       Hoş geldin tekrar, etraf dağınık; ama ne yapacaksın ev hali işte.
-       Tabii tabii ev hali olur o kadar, diye geveliyorum.

Esasında evlerin hep dağınık, özensiz hallerini gördüm ben. Neyi neresinden toparlamaya çalışırsam çalışayım hep bitmez tükenmez bir kargaşanın ortasında kendimi kaybettim. Evlerin bu halini en iyi ben bilirim… Ben, evlerin bu halini her şeyden iyi bilirim…

-       Otur kızım çekinme, diye bir sediri işaret ediyor bana.

Oturuyorum. Annesi de Hayal gibi sürekli gülümsüyor. Bir noktadan sonra bu sürekli gülümseyişlerin istemsizce irkilmeme neden olduğunu fark ediyorum, onlara ne kadar ihtiyacım olduğunu bildiğim halde… Tedirginim. Bir yanım orada olmaktan müthiş keyifli, diğer yanım onun keyfine çomak sokarcasına gergin.

-       Sabah gidiyorsun geç geliyorsun yakalayamıyoruz. Bu saatte rahatsız ettik kusura bakma.
-       Olur mu öyle şey, niye rahatsız olayım? Aksine çok memnun oldum, davetiniz için çok teşekkür ederim.
-       Öğrencisin herhalde?
-       Evet, üniversite öğrencisiyim.

Bunu söylemek çok zor… Yutkunuyorum istemsiz. Bunu söylemek, hikayenin en başına dönmeye gebe. Bunu istediğimden emin değilim. Buna gücüm olduğundan bile emin değilim.

-       Annenler nerde?

Beklediğim soruların ilki. Onun iyi niyetli olduğunun farkındayım; ama bende iyi niyetlere bile karşılık verecek takat yok. Nasıl anlatsam nasıl…

-       Onlar memlekette.

Başka soru olmasın lütfen. Başka soru olmasın diye aceleyle Hayal’e dönüp “Okuyor musun sen? Kaça gidiyorsun?” diye soruyorum. Zaten bu anı bekliyormuşçasına ayağa fırlıyor: “4’e gidiyorum. Sen kaça gidiyorsun?”

-       Ben 2’ye gidiyorum.

Aslında ne 1’e ne de 2’ye gidiyorum. Arada bir yerdeyim; ama bunu ona anlatmanın imkanı yok.
-       Adın ne?
-       Sarmaşık
-       Ne güzel adın var.
-       Seninki daha güzel.
-       Sen de güzelsin.
-       Sen benden daha güzelsin.
-       Senin saçın siyah.
-       Siyah saç güzel demek mi?
-       Bilmem sana güzel olmuş.

Çocukça gülüyoruz ikimiz de. O zaten çocukluktan, ben ondan bana bulaştığı kadarından…

Annenin ismi Ümmühan’mış. Kocası terziymiş. Geç saatlere kadar dükkanında kalıyormuş. Hayal’in pek arkadaşı yokmuş, kendisinin de. Ben de yalnızmışım gördükleri kadarıyla… Birlikte zaman geçirsek güzel olurmuş.

Oldu da. Çayımızı içtik, Ümmühan ablanın yaptığı lezzetli kurabiyelerden yedik. Hayal’le birlikte şarkı söyledik, oyun oynadık, ödev yaptık.

Orada geçirdiğim zaman boyunca yorgunluğumu, üzüntülerimi, sıkıntılarımı unuttum gitti. Hiç yokmuşlar gibi. Hiç olmamışlar hiç de olmayacaklarmış gibi. Hayal’i içimden o kadar çok sevdim ki, onca kalabalığın içinde yüreğime su serpen, beni anlayan, benimle gülebilen ve üzülebilen bu çocuğu içimden o kadar çok sevdim ki, her şey beyaza kesti. Umut filizlendi. Bir kardelen gibi boy verdim gömüldüğüm yerden. Güldüm… Güldüm... Güldük…

2-3 saat sonra Ümmühan abla beni kapıya kadar getirdi. İçeri girdiğimden emin olana dek bekledi. Bu bile, kısa süreliğine de olsa mutluluk hissetmemi sağlamıştı. Biri benim için endişelenmişti. Dahası, artık biri burada bir insanın var olduğundan haberdardı. O gece, uykuya yenik düşene dek güldüm. Gülüşlerini kilitli bir sandığa kapatmış, nicedir yüzünü görmemiş adını anmamış bir meczubun umarsız özlemiyle güldüm. 

Hiçbir şey kaybetmekten korkmayan; çünkü zaten hiçbir zaman hiçbir şeye sahip olamamış mağlup bir savaşçının inatçı gülüşüyle güldüm. Siz kazandınız; ama ben hala gülüyorum işte dercesine güldüm…

Bile isteye, deli gibi, delirmiş gibi güldüm ve güldüm…

(sürecek)










18 yorum:

  1. Gözlemler,tasvirler her zamanki gibi anlatılanı yaşatıyor.Hikaye de gittikçe daha ilginç oluyor.Merakla takip ediyorum.Kalemine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğendiğine sevindim, çok teşekkürler :)

      Sil
  2. Sen hep gül diyerek başlayacağım cümleme.Okurken verdiği duygu içtenlik gerçeklik o kadar net ki tam da o anda o zamanı yaşıyor insan.İçindeki güvenme isteği ve kalmış olduğun ikilem o kadar çok şeyi aynı anda anlatıyor ki... Aslında ne kadar da haklısın. Hayal le aranda geçen çocuk konuşmasının sıcaklığını içimde hissettim. Her şeye ve herkese rağmen hep gül deliler gibi. Çok hak ettiğini düşünüyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anlatıya girebilmiş olman çok güzel :) Sarmaşık'ın hislerini gayet doğru duyumsayıp tahlil ettiğini düşünüyorum. Keşke her zaman gülmek mümkün olsa; ama ağlamak da yaşamın bir parçası. İstese de istemese de ağlıyor insan. Yorum için teşekkürler.

      Sil
  3. Sarmaşık hep gülse...

    Çok bekletme lütfenn!

    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hep gülse çok güzel olur tabii :) Bekletmemeye çalışacağım:) Teşekkür ederim, sevgiler.

      Sil
  4. İşte bu.Sarmaşık kaç bölümdür ilk kez bu kadar güldü.Bundan sonra hep gülsün.Güzel bölüm,devamını bekliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Garanti veremiyorum ne yazık ki:) Hayat pek sık güldürmüyor, gülsek de Sarmaşık gibi inadına inadına gülüyoruz. Meydan okuma niyetli :) Teşekkür ederim.

      Sil
  5. Öyle bir yerde iyi bir insan olabilir mi ki dedim.. neden olmasındı.. her siyahta ufak da olsa bir beyaz olabileceğini gösterdi bence Sarmaşık'a Hayal.. kızın, hikâyenin bir nefes almaya ihtiyacı vardı.. eline sağlık yine çok güzel bir bölüm olmuş :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel yorumladın öyle :) Çok hoşuma gitti çok teşekkür ederim.

      Sil
  6. Ohh ne güzel.. Sarmaşığın gülmesine çok sevindim... İyi insanların olduğunu bilmek güzel...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cümleten Sarmaşık'ın gülmesini bekliyormuşuz:) İyice Küçük Ceylan kıvamına gelmişti değil mi:) Evet, iyi insanlar olmasa dünya çekilir yer değil... Teşekkür ederim :)

      Sil
  7. Sarmaşık'ın küçük,sevimli bir kız çocuğunun sesi ve elçiliği ile yüreğinin kapıları aralandı. Aynı çatı altında, yoksulluk içinde yaşayan insanların varlığından haberdar oluşları, onu bir şekilde düşünmeleri, zor şartlar altında yaşayan kadının kıt imkânlarıyla ''onun için'' çabalayışı ürkekliğini gidermekle kalmadı, mutlu da etti. İyi insanların varlığına dair umut filiz verdi ki en çok ihtiyacı olandı. Umuyorum daha güzel günler görür :)
    Kaleminize sağlık...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok, çok doğru. Hiç ummadığı bir anda ve hiç ummadığı bir şekilde iyilik dokundu ona. Güç aşıladı, umut yeşertti. Teşekkür ederim değerli yorumunuz için :)

      Sil
  8. Çok merak ediyorum kavgakıranı. Nerde kaldığımı bulur bulmaz bu son yazıya kadar okuyacağım hemencecik :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vize yazını okudum, yokluğun fark ediliyordu; ama sınav yoğunluğu olduğunu tahmin ettim tabii ki:) Hoş geldin, inşallah beğenirsin okuyacaklarını:) Sevgiler.

      Sil
  9. Ay nasıl sevindim ben de böyle komsu lazım insana. Sarmaşık mutlu olsun

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ev alma komşu al demişler :) Bu devirde zor biraz; ama olsun.

      Sil