5 Ara 2015

KAVGAKIRAN S-7

İÇERİDEKİLER/DIŞARIDAKİLER



Sürekli evlere bakıyorum. Meraklı, şaşkın, istemeden de olsa tacizkar bakışlarla her yanını süzüyorum evlerin. Balkonlarını ayrı, duvarlarını ayrı, pencerelerini ayrı, bacalarını, demir parmaklıklarını, çitlerini, bahçelerini, rengini, boyutunu, duruşunu… Uzun uzun…

Bu şekilde, içlerinde olup bitenlere ilişkin daha çok şey kurabiliyorum kafamda. Odanın birinden diğerine koşturan mutlu çocukların ayak seslerini duyabiliyorum ve gülüşmelerini. Birbirine sıkıca sarılan insanlar görüyorum sonra. Dumanı tütmekte olan çay bardakları, hepsi her gün biraz daha anlam ve değer kazanan eşyalar… Üstünde kavgasız, gürültüsüz lezzetli yemekler yenen ahşap masalar görüyorum. Rengarenk duvarlar, beyazın içine kapanıklığını ya da siyahın matemini değil, hayatı çağrıştırıyor ne güzel. Eksik veya fazla bir şey yok. Herkes ve her şey yerli yerinde.

Dünyanın çirkin kaosuna dahil olmadan önce sevgiyle kuşanarak güç toplayan ve büyük ihtimalle birçoğu ne kadar zengin olduğunun farkına varamayan şanslı insanlar onlar…

Böyle yürüdüğüm için başıma bir iş gelecek diye korkuyorum. Açık unutulmuş bir çukura düşüp ölmem olası. Aşırı hızla yaklaşan bir aracı görmeyip altında kalabilirim. Bir binanın tepesinden aşağı düşen ağır bir cisim getirebilir eceli bana. Hiçbiri olmasa bakışlarım bu mutlu insanları rahatsız edebilir ve biri bir gün çok da nazik davranmayabilir bu yüzden…

Önemi yok. Kendimi evlere bakmaktan alamıyorum. Uzun zamandır tek hayalimin içinde insanca yaşamaya yetecek kadar eşyanın ve yürek ısıtacak ölçüde sevginin, saygının bulunduğu gerçek bir evde yaşamak olduğunu hiç kimseye anlatamayacağımı bilsem de bu hayali kurmaktan ve dalıp gittiğim o tatlı dünyada kaybolmaktan vazgeçemiyorum… Hayallerimi –doğrusu yalnızca hayalimi- olsun almasınlar benden. Kime ne zararım var sanki…

Dışarısı kötülük, yalnızlık ve endişeden ibaret. Sabahın ilk ışıklarıyla yürümeye başlıyor, akşamın zifirisine dek bana ne kazandırdığına dair hiçbir fikrim olmayan yorucu ve korkutucu bir koşuşturmanın içinde usul usul tükeniyorum. Gözlerimi kapattığımda karanlığın içinde beliren tek şey beni mutlaka çiğneyip tükürmeye niyetli, içine alıp öğütmeye çalışan deli kalabalıklar…

Bir de sesler var tabii.  Anlamsız sesler patlıyor kulaklarımda. Ne kadarı gerçek ne kadarı hayal ürünü seçemediğim zamanlar oluyor. Bu koca şehrin ortasında kaybolmuşluk hissiyle oradan oraya koşturuyorum. Herkes gibi davranmaya, konuşmaya hatta gülmeye zorluyorum kendimi; ama olmuyor…

Baktığım her ev yüzüme bir gerçeği çarpıyor sanki. “Ben onlardan birine sahip değilim.” O zırhlı süvarilerce beklenen şatolar gibi korunaklı evlerden birine sahip değilim ve eminim ki gidip birinin kapısını çalıp karşıma çıkan ilk kişiye bu duygularımdan söz etsem, size karışmayı çok isterdim desem kendimi bir akıl hastanesinde bulacağım…

Hayır benim aklımdan zorum yok. Aklım bir sürü karmaşık şeyi aynı anda kavrayabiliyor ve çözebiliyor. Bir şey ne kadar karmaşıksa gözüme o denli basit ve cazip görünüyor. Her karmaşanın içine girip onu çözecek isteğim, istidadım var. Ancak hayatımın belirli bir noktasından sonraki karmaşa benim kontrol edebileceğimden çok daha fazla ve daha şiddetli. Bana bırakılsa kolaylıkla adilane bir biçimde rayına oturacak olan her şey, günden güne içinden çıkılamaz bir hal alıyor. Aklım kendi hükümdarlık alanında oldukça başarılı; ancak dışarısı o kadar farklı ki…

Hayatımda ilk defa her anlamda ‘başarısız’ hissediyorum kendimi. Çok fazla dış etken var. Zihnim, karşılaştığım her problemi hızla çözüp rafa kaldırırken ben bu dış etkenler yüzünden sürekli yaya kalıyorum ve yetişemiyorum düşüncelerime… Eksiklerle, engellerle, insanların doğdukları andan itibaren ayaklarına serilen doğal yaşam koşullarına ulaşma mücadelesiyle boğuşuyorum. Oysa her şey çok basit! Sadece biraz daha derine inip karmaşaya bakmalıyız. Karmaşaya bakmadan çözümü göremezsiniz.

Bugüne dek eğitim hayatı parıltılarla dolu, çok şey vadeden bir öğrenciyken artık kendimi başarısız olarak nitelendiriyorum. Sınıfa gelip ezberlediklerini ezberleten ve gördüklerinin, görmek istediklerinin dışında hiçbir şeye bakmayan sıkıcı, vasat insanlardan bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. Aslında daha derine inmemiz gerekiyor diyemiyorum. Ezber gerektiren her alanda çuvallıyorum; çünkü beynim onu en başından reddediyor. Çabalayamıyorum bile. Ezberlenmiş bir şeyin öğrenilmiş sayılmayacağını savunan bir beyniniz olduğunda onunla çatışmaya girmenin çok yersiz olacağını bilirsiniz. Beynimle çatışmak yerine bu korkunç dış dünyayla çatışmayı tercih ediyorum.

Çünkü, BEYNİM HAKLI.

Başarısızlıklarla süslediğim okulumdan çıkıp yine acemice uyum sağlamaya çalıştığım neyse ki minimum düzeyde insanla çok az konuşmamı gerektiren bir işle para kazanmaya çalışıyorum. Konu ne olursa olsun her şeyin belirli bir düzeni var, hiç kimse bunu kabullenmek istemiyor; çünkü kabullendikleri anda haksızca sahip oldukları her şeyi kaybedecekler… Ben de bunu kabullenemiyorum ve bile isteye adalete, düzene engel olan insanlarla sağlıklı bir iletişim kuramıyorum. İşin doğrusu becerebildiğim kadarını da gün be gün yitiriyorum…

Ve sabrım tükeniyor. Sanki yeterince çabalamamışım, savaşmamışım gibi beni hala sınıyor hayat. Her imtihanı biraz daha zorlu üstelik. Daha fazla imtihan istemiyorum; çünkü müthiş şeyler istemiyorum ey hayat! Sadece normali istiyorum. Yeterli olanı. En önemlisi de artık savaş gerektirmeyeni…

Hiç arkadaşım yok. Onlar gibi olmayı en çok başardığım sırada anlık karışabildiğim kalabalıklar var. Bu o kadar yorucu ki… Her şeyden daha yorucu. Derslerden, mısır satmaktan, bütün gün oradan oraya koşuşturmaktan… Kendimi olmadığım birine benzetmeye çalıştığım her saniye, kan ter içinde erimiş yıllara bedel. Sanırım bunu yapmayı büsbütün bırakacağım. Yalnızlık, insanı bu kadar yormuyor…

Bugün Halk Edebiyatı dersinde hocamız “Ödev verdiğim bölümü kimler okumadı?” diye sordu. Koca sınıfta elini kaldıran bir ben vardım. Arkamda oturan bir arkadaşım omzumu çimdikledi; ama geç kalmıştı…

-       Neden okumadın?
-       Kitabı satın alamadım hocam.
-       Öyle mi? Haftalar geçti daha tenezzül edip alamadınız mı küçükhanım?

Daha fazla konuşmamam gerektiğine dair bir his vardı içimde. Kim okumadı? Ben okumadım. Neden okumadın? Çünkü, kitap yok. Tenezzül edip alamadın mı kitabı? İşte bunun cevabı o kadar kısa ve basit değil. Bana o kadar zaman tanınacağını da hocanın sorunu çözmek adına bu karmaşaya girmek isteyeceğini de sanmıyorum. Sus Sarmaşık... 

Beni uzun uzun azarlamasına izin verdim. Daha doğrusu elimden bir şey gelmiyordu; çünkü ortada bir sorun vardı. Zihnim onu kendi içinde çok makul ve hızlı bir biçimde çözüp ortadan kaldırmıştı; ama dış dünyada sorunları çözmeye istekli pek insan yoktu. Aslına bakarsanız herkes sorun çözmekten çok üretmek için çabalıyordu…

Ders çıkışında, sınıfta omzumu çimdikleyen arkadaşım yanıma geldi ve “Sen herkesin okuduğunu mu sanıyorsun? Niye atıyorsun kendini ortaya?” dedi.

-      Çünkü, içinde benim de bulunduğum insanlara bir soru sordu.
-      Sorsun ne olacak, seni kaldırıp bölümü anlattırma ihtimali binde bir. Niye baştan okumadım diyorsun ki.
-      Çünkü, okumadım. Okumayan kim var diye sorduğu zaman da okumayan biri olarak cevap verdim.

Bana göre her şey çok açıktı; ama arkadaşım yaptığımın tam anlamıyla ‘enayilik’ olduğunu düşünüyordu.

“Bir gün bana Sarmaşık öldü deseler yine neyi doğru söylemiş diye sorarım.” dedi.

Güldük. Aslında kalbimde bir cam kırığı geziniyordu. Gel gör ki ben beynime kendisine bir soru yöneltildiğinde ille de doğruyu söylemenin her zaman iyi bir fikir olmadığını anlatamazdım. Doğruyu söyleyebileceği her zaman uygun zamandı onun için. Doğruyu söylemek çıkarlarımıza ters düştüğü için susarsak başka zaman söylediğimiz şey doğru sayılmayacaktı ve beynim yine haklıydı…

Beynimin içinde başka, bedenimin dolaştığı yerlerde başka şeyler yaşıyorum. Kafamdakiler çok hızlı ve çok da maharetli. Bu yüzden zihnimdeki kusursuz işleyişi sürdürmeye odaklıyken oradan çıkıp kitap satın alamadığım bir gerçekle yüzleşince her şeyden soğuyorum… Belki de bu yüzden, hatta kesinlikle bu yüzden her gün biraz daha içime çekiliyorum. Bir gün ikisi arasında kesin bir tercih yapmam gerekecek. Bundan hem korkuyorum hem de koşulların elverip o günün gelmesini iştahla bekliyorum…

Beynim o gün geldiğinde neyi tercih edersem benim için daha iyi olacağını çoktan çözdü, seçimimi yaptı, düzenimi kurdu, bu meseleyi kaldırıp bir köşeye bıraktı. Ben haftalardır bir kitabı nasıl alacağım sorunuyla cebelleşirken, bu onun hallettiği kaçıncı meseleydi kim bilir…

(sürecek)




28 yorum:

  1. Yazın uzun olmasına karşın okurken içinde kayboldum.Alıntılar yaparak yorum yazmayı düşünüyordum.Baktım ki her cümle başka yüklü anlamlar taşıyor.Ben alıntı yapınca büyüsü bozuluyor aynı duyguyu vermiyor vazgeçtim.) Hayata dair o kadar net doğrular vermişsin ki hayran oldum ''.Doğruyu söyleyebileceği her zaman uygun zamandı onun için'' Ne kadar güzel bir duruş. Çok da söyleyecek bir şey yok yazı ortada zaten. Bir insan kendi beyninin içini bu kadar güzel tahlil edebilir mi?Takdir ettim maşallah kalemine sağlık devamını merakla bekliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle güzel sözler okuyunca insanın yazma sevinci katmerleniyor. Beğendiğine çok sevindim, teşekkür ederim :)

      Sil
  2. "Cünkü beynim HAKLI"... evet, o beyin hep haklidir da, kalbe söz geciremez cogu zaman maalesef.

    Sarmasigin yaptig gibi, ben de yolda yürürken, arabada giderken evlere bakar bakar, iclerindeki insanlari ve yasamlarini, hikayelerini düsünürüm. Kimbilir su an disaridan su sessiz , sakin ve huzurlu görünen su evde ne dramlar, ne acilar yasaniyordur belki diye... ya da ne güzel , ne mutlu, ne romantik hikayeler...

    Sarmasik nasil ince ruhlu, nasil gururlu ve güclü bir kisilik... Ögretmeninin o (küstahca) sorusu karsisindaki hali ve düsünceleri icimi acitti.

    Sevgili Fidan, su yazini okuduktan sonra yine herzaman oldugu gibi hayran kaldim yazma kabiliyetine. Bu öyle blogcularin hikaye yazmaya calistiklari bir durum degil, bu gercek bir YAZARLIK. Tüm samimiyetimle söylüyorum, bu baska birsey. Okurken bir kez bile "surasi pek olmamis gibi, surasi biraz vasat" denilemez. Sanki ince ince , cok detayli islenmis el isleri gibi... gerceginden hic farki olmayan, görünce hayranlik uyandiran yagli boya tablolari gibi hayranlik uyandiriyor bende yazilarin okurken.
    Bu gercekten 'Söz Sanati....Yazma sanati!

    Bunu simdiye kadar birilerine söyledigmi hatirlamiyorum bile, cünkü gercekten bunu kolay kolay söylemem ama sen gercekten kitap yazmalisin. Seni herkes okumali!

    Kalemin ve yüregin hep var olsun insallah.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O kadar güzel yazmışsın, o kadar kendime inanmamı sağlamışsın ki nasıl teşekkür etsem bilemiyorum şu an. Bir gün bir kitabım olur mu olmaz mı nasip kısmet tabii ki; ama beni kitabı olması gereken bir yazar, bir blogcu değil gerçek bir yazar olarak nitelendirmen bir sürü kitap çıkarmaya bedel :)) Sevgili Pilozof (Zeynep Yılmaz) "İz Bırakan Yorumlar" yayını yapmıştı. İnşallah ben de böyle bir yayın yapmak istiyorum ve yaparsam favorilerim arasında bu yorum da olacak, not düşmüş olayım... Çok mutlu ettin beni, teşekkür ederim :) Sevgiler.

      Sil
  3. Mustafa Karlıkaya5 Aralık 2015 23:43

    Merhaba sayın kalemderi.Bu yazı dizinizi denk geldiğim zamanlar elimden geldiği kadarıyla okuma ve takip etme gayreti içerisindeyim.Bu bölümünü okuyunca fikirlerimi sizlerle paylaşmak istedim.Öncelikle kaleminize olan hayranlığımı belirtmek isterim.Oldukça uzun yazmanıza rağmen kelimeler su gibi akıp gittiğinden dolayı nasıl bittiğini hiç anlamıyorum.Bu bölümüne gelecek olursak bu bölümde gittikçe kendinizi geçtiğinizi ifade etmeyi bir borç bilirim.Hayranlıkla okudum.İçeride ve dışarıda olan şeyleri çok güzel teşbihlerle aktarmanız takdire şayan bir durumdur.Beynimizin içindekilerle evimizin içindekilerin özdeşleşmesinin yanısıra beynimizin dışındakilerden evimizin dışındakilere olan aktarımınız beni epey düşündürdü.Bir erkek olduğum halde ben sarmaşık ım gibi geldi.Geleceğinizi çok parlak görüyorum.Sessizce okumaktansa bir kaç cümle ile olsa da destek vermek istedim.Devam edin biz severek okuruz.Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Mustafa Bey. Hoş geldiniz. Ne iyi ettiğiniz suskunluğunuzu bozup düşüncelerinizi ifade etmekle. Kıymetli görüşleriniz yazma serüvenimde bana gerçekten büyük destek oldu. Yazmak başlı başına keyifli bir iş benim için; ancak onları okuyan ve beğenen, takdir eden insanlar olduğunu görmek bambaşka bir keyif. Çok teşekkür ederim size. Umarım tekrar uğrama fırsatı bulursunuz. Saygılarımla.

      Sil
  4. Yazıyı okudum, sonlandı. Şimdi yorum yazmak istiyorum ama bu yazıya yorum yapmaya kalksam yazının bütününe yakın yorum yazmam gerek. Bu kadar dolu dolu bir yazı, zihnimde o kadar çok şey uyandırdı ki...
    Bi kere Sarmaşık çok zeki bir kız; ve çok hisli. Zeka ve his kavramlarının hakkını tam anlamı ile verecek kadar zeki ve hisli. Algıları açık, zihni çalışkan... Yani nadir bulunacak, kıymeti bilinesi bir insan..
    Ve Fidan, Sarmaşığın iç dünyasını, yaşadıklarını bize o kadar iyi anlatmış ki, bizi de Sarmaşığın dünyasına çekti. Hissettirdi.. Düşündürdü..
    Sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne kadar güzel şeyler yazıyorsunuz ya ne kadar güzel şeyler yazmışsın... Uzun uzun yazmana hiç gerek kalmamış ki zaten, yazdıklarımı resmen bana özet geçmişsin... İlk kez bir yazının yorumlarını okurken böyle duygulanıyorum. Anlaşılmak şahane bir şey :) Güzel yorumunla destek olduğun, renk kattığın için çok teşekkür ederim :) Sevgiler...

      Sil
  5. bir kitabın olsa ilk ben okuyacağım Kalemderi, onu başucu kitabım yapacağım. Sarmaşık o kadar ben ki.. "Hİç arkadaşım yok. Onlar gibi olmayı en çok başardığım sırada anlık karışabildiğim kalabalıklar var. Bu o kadar yorucu ki.. Her şeyden daha yorucu....Kendimi olmadığım birine benzetmeye çalıştığım her saniye, kan ter içinde erimiş yıllara bedel. Sanırım bunu yapmayı büsbütün bırakacağım. Yalnızlık, insanı bu kadar yormuyor.."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnşallah :) En Sarmaşık olan paragrafı alıntılamışsın, dolayısıyla kendini orada bulduysan benzerlik göz ardı edilemez demektir :) Çok teşekkür ederim, mutlu ettin beni güzel sözlerinle, desteğinle...

      Sil
  6. Sabah evden çıkarak akşama kadar olan koşturmacasını yaşadım adeta Sarmaşığın.Bu bloğun blogdan fazlası olduğunu düşünmüşümdür hep.Yazdığın herşey çok güzel.O kadar sasçmasapan yazan insanlar biryerlere geliyor ki böyle yazan insanları görünce isyan etmemek elde değil.Yazmayı bırakayım deme hak ettiğin yere geleceğine eminim kalemin hiç durmasın sevgilerimle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunun bir blogdan fazlası olduğunu hissetmen şahane; çünkü ben de öyle hissediyorum :) Diğer söylediklerin içinse ne desem bilemedim. Böyle görmen ve yorumlaman benim açımdan gurur verici tabii; ama zaman ne diyecek bekleyip göreceğiz. Teşekkür ederim güzel sözlerin için, sevgiler :)

      Sil
  7. Merhabalar.

    Huzurlu bir ev ortamının hayali ile yanıp tutuşan, ama oldukça dürüst bir kişiliğin duygularına tercüman olmuş bir bölümünü daha okuduk Kavgakıran'ın

    Kaleminize ve yüreğinize sağlık ve mutluluklar dilerim. Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Bey hoş geldiniz :) Huzurlu bir ev özlemini dile getirmeniz çok güzel; Sarmaşık'ın hayatında önemli bir eksik çünkü bu. Yaşamını doğrudan etkileyen bir özlem... Çok teşekkür ederim ziyaretiniz için. Saygılarımla.

      Sil
  8. Beyin bazen gerçekten ne kadar da haklı.. Sarmaşık belki zamanla öğrenir ikileme düştüğünde bu kadar karamsar olmamayı.. karamsarlık kötü hele bu kadarı sarmaşık ın mücadeleci ruhuna hiç yakışmadı.. belki öğretmeni biraz olsun yakından tanımış olsaydı böylesine bir tepki vermezdi ama ona da kızamıyorum, sarmaşığa da bir şey diyemiyorum çünkü beyninin olur vermediği bir konuda farklı davranamazdı.. zor ve yürek burkan bir bölüm olmuş..

    Bu kadar üzme bu kızı ve bizi :) sabırla beklemeye devam ediyorum..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ruh halinden çok beyin yapısı ve olduğu kişiden söz ediliyor aslında. Burada karamsarlığa dair bir şey yazmadım diye biliyorum :)) Güçlü değildir de mecburen karşısında durmak zorunda olduğu, mücadele etmesi gereken şeyler vardır. Güçlü olmak kendi seçimi değil, koşulların getirdiği bir durum diyelim. Zaman ayırdığın için teşekkür ederim :) Sevgiler.

      Sil
  9. İşte bu ya bu kız çok zeki biliyordum onun için zorlanıyor bi de zaten hep zeki insanlar basit sorunları çözemezler uğraşamazlar diye bir gerçek var.Önceki bölümlerden tüyoyu almıştım nihaha aferin bana.Sayende okumam gelişti uzun uzun okuyorum teşekkürler.Yine çok güzel yazmışsın hep destek tam destek kalemine sağlık..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle, aralarda birtakım şeyler vardı evet; ama derinlemesine anlatmaya fırsat olmamıştı. Bu bölüm daha uzun olacaktı aslında da okuyacak olanları zorda bırakmayayım dedim :) Bu kadarının faydası dokunuyorsa ne mutlu bana:) Teşekkür ederim.

      Sil
  10. Ezberlediklerini ezberleten,gördüklerinin,görmek istediklerinin dışında hiçbir şeye bakmayan,sıkıcı ve vasat insanlar bir şeyler öğretmez ki,çaban nafile...Beynin haklı,ezber gerektiren her şeye direniyor,kabul etmiyor...ezber sıkıcıdır,sığdır,özgün değildir,özgür değildir çünkü...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne yazık ki en özgür ve özgün olunması gereken eğitim kurumları böyleleri tarafından istila edilmiş durumda... Öğrencilerin bir şeyler öğrenmeye hevesi varsa da o heves köreltiliyor :( Ama, sizin gibi mesleğini her detayıyla en iyi ve renkli biçimde yapan bir eğitimciden haklılığımı duymak çok iyi geldi :)

      Sil
  11. Gece geç vakitte okuduğum yazını sabah dinç bir kafayla tekrar bakmalıyım diyerek kapattım. Kelimeler üzerinde kurulan hakimiyet benim bir yazarda tek beklentim. Çünkü herkes her şeyi ziyadesiyle yaşar ve hisseder ama iş bunu karşıdaki insana aktarmaya gelince kelimeler kifayetsiz kalır. Görüyorum ki sende kelimelerin yetersiz kalması diye bir şey söz konusu bile değil. Kelimelerin üzerine kurduğun güçlü imparatorluğun uzun soluklu kitaplara dönüşmesi temennisiyle. Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O kadar doğru bir noktaya değindiniz ki. Herkes üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri yaşıyor baktığımızda. Yaşanan şey, onu başkalarına anlatırkenki gerçeklik ve etkileyicilik hissi ile doğru orantılı olarak önem kazanıyor. Sözleriniz çok değerli ve çok teşvik edici. Teşekkür ederim arkeo rehber :) Sevgiler.

      Sil
  12. Her söylediğin doğru olsun ama her doğruyu söyleme diye bir söz var hadis olduğu da söyleniyor. Dürüstlül kısa vadede kaybettirse de uzun vadede kazanırsın. Aslında en büyük kazanç rahat vicdandır ve böyleyse eğer dürüstlük her zaman kazandırır:)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sarmaşık'ın ölçütü de rahat vicdanmış demek ki:) Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim Kadriye Hanım, sevgiler :)

      Sil
  13. Merhaba Fidan. Bloğunu geç keşfetmiş olmama üzülüyorum. Sevgili Ayşe'nin bloğunda seninle ilgili yorum dikkatimi çekti ve böylece güzel yazını okuma fırsatı buldum. Bundan sonra da takip etmeye devam edeceğim. Sevgilerimle. Takip etmek istersen bloğum http://bilgicellim.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Nermin Hanım hoş geldiniz :) Ayşe sağ olsun hakkımda çok güzel sözler yazmış, ben de okudum çok gururlandım. İnşallah yazdıklarını hak ediyorumdur ve bundan sonra da edebilirim :) Hiç geç kalmış değilsiniz, bence çok hoş bir zamanda çok hoş geldiniz :) Ben de sizi izlemeye aldım. Daha sık görüşmek dileğiyle :)

      Sil
  14. Sarmaşık gibi nice insan vardır o evlere ozenen. İçindekilerin belkide değerini bilmediği evlere. Herkes kendinden ustteki lere özeniyor. Şükretmeyi bilmeli.Sarmasik elindekiler için sukretsin demek değil bu. O zor durumda baya. Hocasına çok kızdım ama. Nasıl anlayışsız bir insan. Her zaman doğru olmak lazım yine de.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şükredilecek her duruma şükretmeli sahiden. Sıcak bir ev, iyi bir aile, ocakta kaynayan tencere... Bunların ne kadar değerli olduğunu yokluğunu tadanlar biliyor elbette; ama keşke herkes bilebilse...

      Sil