19 Ağu 2015

KAVGAKIRAN "YENİ EV"


Sarmaşık her şeye yetişmeye çalışıyordu. İşe, okula, hayata, umuda, gençliğe, neşeye, ışığa, sevgiye... Bu yüzden hiçbir şeye tam anlamıyla zamanı, hevesi ve enerjisi olmuyordu.

Sabah derslerine gidebiliyordu ancak. Öğleden sonra mısır arabasının başına geçiyor, fırsat bulursa buhar kaplarının üzerine koyduğu kitaplarıyla ders çalışıyordu. Sürekli uykusuz, sürekli bitkindi. Ama, bir ışık belirmişti onun için.  Kararlıydı bu kez. O ışık ne pahasına olursa olsun sönmeyecekti.

Dışarıdan bakanlar onun çok kısa bir süre önce intiharı düşündüğünü, düşünmekle kalmayıp denediğini ve beceremediği için de yaşamaya devam ettiğini anlayamazdı. Demek artık avuç avuç ilaç da tesir etmiyordu bünyesine. Demek acıya, sıkıntıya, derde karşı öylesine bir zırha bürünmüştü farkında olmadan. Demek o kadar katılaşmış, kapatmıştı kendini. Uyanmayacağı bir uykuya yattığını zannederek yatağına uzanmış, yalnızca midesinin bulandığını; öleceğine dair hiçbir işaret olmadığını görünce durup bir de buna ağlamıştı. 

Bir kerelik bir cesaretti bu onun için. Tekrarlayamadı. Cesaret isteyen yaşamaktı oysa. Henüz bilmiyordu.

Nedamet Hanım'la tatsız bir şekilde ayrılmıştı yolları. Aslında kırgın değildi ona. 20 yaşındaki oğlunu trafik kazasında kaybedince dünyadan elini eteğini çekmiş, kendini evine kapatmış, yüreği yangın yeri ihtiyar bir anneydi sadece. Kocası bu büyük kaybın sonrasında ona destek olacağına bırakıp gitmişti. Nedamet Hanım da hayattan yana şanssızdı Sarmaşık gibi. Tüm yüklerini küçücük bir kızın omzuna atmaya çalışmasaydı iki yoldaş olabilirlerdi. Birlikte karşı koyabilirlerdi azgın dalgalara. O, sırtındakilerden öyle veya böyle kurtulmaya çalışırken, küçük bir kız çocuğunun attığı yüklerin altında günden güne yok olduğunu görememişti.

Gitme zamanı gelmişti. Zor da olsa tek kişilik bir hayatın inşasına başlamalıydı. Başının çaresine, aslında hep yaptığı gibi yani, bakma zamanı gelmişti.

Üç beş kuruş biriktirebilmişti neyse ki. Gücü bu kadarına yetmişti. Gazete ilanlarına bakıyordu her gün. Baktıkça umudunu kaybediyordu. Kiralık bir ev bulup içine girmek, hiç kimseye el açmadan yaşamak bir rüyaydı sanki. Gerçekleşmesi imkansız güzel bir rüya.
Derken bir gün bir ilan gördü. 100 liraya kiralık ev! Nerede, nasıl, güzel mi, çirkin mi diye düşünmedi bile. Hemen telefona sarıldı. İlanı gazeteye emlakçı vermişti. Aynı gün evi görmek için telefonda adresini aldığı emlak ofisine gitti. Heyecanlıydı. Ve umutlu. Umut onun hayatında sinsi bir düşman gibi, ortaya çıkmak için kendisine en ihtiyaç duyulan anı kolluyor, geliyor ve daha da lazım olduğu başka bir anda basıp gidiyordu. Yine de umutluydu Sarmaşık. İnce de olsa tutunacak bir dal bulmuştu. Belki göründüğünden daha güçlüydü, kırılmazdı dal...

Adı gazetede kiralık ev olarak geçen bir kovuktu ona gösterilen. Yan yana, alt alta, üst üste dizilmiş gecekonduların hasbelkader arada kalmış bir miktar boşluğuna kapı çakmışlar, Sarmaşık gibi ölemediğinden yaşamaya devam eden çocuklara umut diye kiralamak için gazeteye ilan vermişlerdi... Olsundu... Kararlıydı... O ışık sönmeyecekti...
Kira, komisyon ve haksızca alınan depozito ile sıfırı tüketmişti.  Ama, artık başını sokabileceği, kapısını kendi açıp kendi örtebileceği bir yeri vardı. Hiç kimse ona iş buyuramazdı. Hiç kimse onu tepeden tırnağa küçümseyerek, yerin dibine sokarak süzemezdi. Hiç kimse onunla, düşkünlüğüyle, çaresizliğiyle alay edemezdi. Hiç kimse itemezdi onu dışarı; çünkü yoktu hiç kimse...

Korkuyordu. Kendine bile belli etmek istemediği bir korkuyla atıyordu ilk adımını bu karanlıktan içeri. İki göz oda, bir tuvalet ve mutfak olduğu tahmin edilen bir bölme daha vardı içerde. Her yer kirliydi. Hiçbir yer bu kadar kirli olamazdı hayatta. Ya da Sarmaşık o sırada böyle düşünüyordu...

Temizlik yapmalıydı. Ne eşyası vardı ne de yardım isteyebileceği bir arkadaşı. Yeni evinin (!) anahtarını teslim aldıktan sonra kopkoyu düşünceler içinde yola koyuldu. Şehrin içinde işlek bir yerlere varabilmesi için 45 dakika yürümesi gerekiyordu; ama o henüz bunu bilmiyordu...

Yürüdü. Yürüdü... O yürüyüş bir ömrün siyah özeti gibi, kırık not alacağını bile bile kağıdını gülümseyerek öğretmenine uzatan bir çocuğun mucizelere olan inancı kadar saf... Ve yorucu... O yürüyüş, o adımlar, o yol, nereye varacağı kestirilemeyen birtakım acıların kol kola girip alabildiğine şımarık, alabildiğine hoyrat eğlenmesi... O yürüyüş hayatın kendisi kadar gerçek ve adaletsizdi. 

- Sarmaşık? Sarmaşık! Hey!

Başını kaldırdı. Sınıf arkadaşı Zehra'ydı seslenen. 

- Nereye böyle dalgın dalgın? Kaç kez seslendim duymadın.

En basit sorulara bile cevap veremeyecek kadar unutmuştu ona kendiyle ilgili bir şeyler sorulmasını.

- Şey... Hiç, kalacak yer buldum temizlik malzemesi almaya gidiyorum.
- Yardıma ihtiyacın var mı?

Yardıma ihtiyacın var mı diye mi sormuştu o? Yardıma ihtiyacı olup olmadığını mı sormuştu? Yardım teklif ediyordu galiba. Acaba? Gerçekten o viraneye, çöp yuvasına gelip onunla birlikte temizlik yapar mıydı? Daha neler...

- Sarmaşık kötü görünüyorsun. Senin için yapabileceğim bir şey var mı?

Şimdi tam zamanıydı. Yardım istemenin nesi kötüydü? Hadi Sarmaşık. Evet desen yeter...

- Şey... Ihım öhöm... Yani... Yani garip bir semtte ev. Tek başıma korkuyorum. Temizlememe yardım edebilirsen çok sevinirim. 
- Ederim tabii hatta dur bizim  Apo'yu arayayım o da gelsin madem garip semtte diyorsun kız başımıza gitmeyelim.

Bir kerecik gitmeyecekti ki oraya Sarmaşık. Gezmeye, görmeye değil; yaşamaya gidiyordu. Kız başına gidiyordu. Başka çaresi yoktu.

Zehra erkek arkadaşını aradı ve gelirken süpürge, toz bezi, kova gibi temizlik malzemeleri getirmesini söyledi. Sarmaşık daha şimdiden minnet duyguları altında eziliyordu. Öte yandan gururu tuz buz oluyordu. İçinde bulunduğu durum yeterince üzücü, iç acıtıcıydı zaten. Bunu bir de başkalarının görecek olması... Onu öyle yapayalnız, çaresiz, bir kovuğu, bir viraneyi, çöplüğü yaşanacak bir yer yapmaya çalışırken... Çok yüksek ihtimalle de bunu başaramayacakken görecek olmaları... Ona acıyacak olmaları...
Sırası değil Sarmaşık dedi içinden. Kendini avutmaya çabaladı. Bedenini, ruhunu çepeçevre kuşatan yangını yok saymaya, utancını gizlemeye, dağılan, yerle yeksan olan gururundan arta kalanları toplamaya çabaladı...

 ****
- Lan olum var ya bu kız çok basit bi kız. Az üstüne varan götürür.

Adil hazırladığı siparişi almak için kimse gelmeyince elinde servis tabağıyla yukarı çıktığında bu sözleri duydu. Barmenle garsonların kimden söz ettiğini anlamak için müneccim olmasına gerek yoktu.

- Doğru konuşun! 
- Hayırdır usta? Ne dedik ki şimdi?
- Siz ne dediğinizi çok iyi biliyorsunuz.
- Usta sen yanlış anlamışsın.
- Neyi yanlış anladım lan? Ananızdan bacınızdan utanın. Kız burda ekmeğinin peşinde ağzınızı toplayın yoksa ben toplatırım.

Adil Usta'yı ilk kez böyle öfkeli görüyorlardı. Yalnız onlar değil, Adil de kendini ilk kez böyle öfkeli görüyordu...

- Usta biz öylesine yani
- Hala konuşuyor musunuz? Bir daha kıza baktığınızı bile görmeyeyim pişman ederim sizi.

Adil aşıktı. Körkütük aşıktı. Aşık olmasaydı da işinde gücünde, yalnız bir kız için böyle sözler edilmesine tepki gösterirdi evet; ama bu kadar şiddetli değil... 
Barmenle garsonlar şaşkın, bakakalmışlardı  elindeki tabağı sert bir şekilde bara bırakıp seri adımlarla basamakları inen ustanın arkasından.
Öfkesi fark edilmeyecek gibi değildi.

- Usta neye kızdın? dedi Serhat.
- Yok bişey.
- Nasıl yok bişey? Burnundan soluyorsun.
- Milletin anası bacısı hanımı yok mu arkadaş? Bu ne şerefsizlik bu nasıl insanlık! Yukarıda Cem'in elemanı hakkında ileri geri konuşuyorlardı, ağızlarının payını verdim; ama sinirlenmemek elde değil.
- Usta seni hiç böyle görmemiştim yav. Sen abayı yakmışsın iyice.

Gözü kapıdaydı zaten. Sarmaşık biraz gecikse meraktan ölüyordu. Olmayacak şeyler geliyordu aklına. Çok mahzun bir hali vardı kızın. Cem ona personel yemeğini beğenmezse istediği bir şey sipariş edebileceğini, kafe ile anlaşmalı çalıştıklarını söylemişti; ama o personel yemeğini bile doğru düzgün yemiyor, utanıp sıkılıyordu.

Kız basamaklardan indi. Yanında güneşi getiriyor gibi gelmişti Adil'e. Ona olan ilgisini bütün personel fark etmiş, bir tek kız fark etmemişti. 

- Merhaba, kolay gelsin.
- Merhaba hoş geldin.

Bu kadarı bile Adil'in yüreğinin yerinden çıkacakmış gibi çarpmasına yetiyordu. Kız derin dondurucudan alelacele iki paket süt mısır aldı. Tam çıkıp gidecekken:

- Yemek birazdan hazır olur. Çok oyalanma yukarıda da gel yemeğini ye, dedi Adil.
- Tamam.

Ve gitti... Kimdi? Neciydi? Hep böyle az konuşur az mı gülerdi? Ona ne yapmışlardı? Seviyorum dese inanır mıydı acaba? Sever miydi? Artık her gün böyle sorular yiyip bitiriyordu Adil'i. Herkese, her şeye sabrı, gücü vardı da... El kadar kız bütün iradesini devre dışı bırakmış, aklını ve kalbini ele geçirmişti. Hem de hiçbir şey yapmadan. Hiçbir şey söylemeden. Yüzüne bile bakmadan...

(sürecek)




16 yorum:

  1. Adil mert adam.. Ama Sarmaşık da yürekli kız...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu ana kadar öyleler bence de:) Bu uzun bölümü de üşenmeyip okuduğun için teşekkür ederim :)

      Sil
    2. Hiç üşenirmiyim.:) Öyle güzel yazıyorsun ki, insan biraz daha sürse istiyor....

      Sil
    3. Ne kadar zarifsin... Her zamanki gibi yani:)

      Sil
  2. Özel bir bölüm olmuş hayatın gerçekleri ancak böyle güzel anlatılabilir.Yeni ev yeni umutlar yeni sıkıntılar Sarmaşık'ın azmini ve cesaretini takdir ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Allah yardımcısı olsun diyelim o zaman :) Teşekkür ederim. Beğenin, görüşün her zamanki gibi çok değerli.

      Sil
  3. Ayyy dizinin ikinci bölümü de harika :). Kız ürkek şimdi adamı istemez ki sevse bile, bakalım neler olacak :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Allah iyiliğini versin valla anlıyorsun bu işlerden sen :)) Çok teşekkür ederim, beğenmene çok sevindim :)

      Sil
  4. Çok güzel bölüm olmuş eline sağlık.Yeni bölümler de bu uzunlukta olursa daha iyi olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Evet aslında, uzun bölümleri yazmak daha kolay. Beğendiğine sevindim :)

      Sil
  5. Nedamet'in de ne dertleri varmış meğer. Ama ne yalan söyleyeyim Sarmaşık'ın Nedamet 'ten kurtulmasına sevindim şimdi. Ev evdir dedim kendi kendime Nedamet'in kahrını çekmekten iyidir. Yahu benim Nedamet'le alıp veremediğim nedir bunu da anlamış değilim yaşlı başlı kadın :):)
    Neyse efendim yeni evinin Sarmaşık'a yeni umutlar getirmesini temenni ediyor, Adil'e de Sarmaşık'ın elinden tutup götürecek cesaret diliyorum. Hadi bakalım daha neler göreceğiz :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu yorumu ilk okuduğumda çok pis güldüm:) Yemin ederim aynı şeyi düşünüyordum. Arkadaş bu kız da Nedamet'e taktı diye :))) Çok teşekkür ederim. İncelikle, özenle takip ediyorsun. İyi ki varsın ayrıca.

      Sil
  6. Ya kıyamam onlara ben♥ çok üzülmeden bir araya gelsinler:( yeni bölüm ne zaman?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım çok üzülmezler ne diyeyim :) Çok sürmez diye düşünüyorum yakında yazarım :) Sevgiler.

      Sil
  7. Ya aklıma bişey takıldı belki diğer bölümlerde vardır cevabı ama. Neden yurtta kalmıyor. Devlet yurdunda mesela. .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Baştaki bölümlerden birinde bahsediliyordu bundan. Yurt ücretini 2 defa geciktirdiği için kaydını siliyorlar.

      Sil