15 Oca 2015

'BU KENTİ SEVDİM DEDİM, BENİM OLSUN DEMEDİM Kİ'


Tan atmıyor. Güneş uyanmıyor senin coğrafyanda, dünya devinmiyor. Gün başlamıyor şafakla sana. Yürek iştahlanmıyor. Kuvvetlenmiyor acıda kavrulmuş ruh. Hiçbir şey yeşermiyor. Hiçbir şey ağarmıyor. Hiçbir şey büyümüyor.

Hep seni düşünüyorum ben. İstiyorum ki direnen bütün acıların kırılsın. İstiyorum ki gölgeler dağılsın etrafından. Ay bağlasın gökyüzün. Cümle caysın dağların kan sevdasından. Eşkiyadan hesap sormasın belalı yamaçların.

Bilmem sanırsın.

Bilirim. Yağmalayan yağmurların, sönmeyen ateşlerin var senin.  Korkusu uyutulmuş yalnız bir çocuk bekleyişin. Kabusların var. Bilmem sanırsın. Senin kendinden bile gizlediğin özlemlerin var. Yaraların var. Sancıların var. Uykuların var yarım. Bilirim. Yüreğin doktorsuz bir köy, okulsuz, yolsuz. Yüreğin kanı yerde bırakılmış kimsesiz bir can. Meçhulü fail cinneti baki bir intikam yemini, artsız arkasız. Sende şafakla başlayan yeni gün değil, yeni yalnızlık. Yeni sükut. Zulüm.

Hep seni düşünüyorum ben. Yitirdiklerine kahırlanmanı düşünüyorum. Titreyen parmaklarını, terleyen omuzlarını, hayata aralanan dudaklarını, kaçışlarını düşünüyorum. Bakışlarını düşünüyorum. Akşam eve sarhoş gelen bir baba düşünüyorum. Eli kolu hep bomboş, hep bir intiharın eşiğinde kendine fazla kızarak. Neye ağladığını bilmeden hıçkıran bir anne düşünüyorum. Başından kayarak sırrını ele veren yazmasını ve diplerinden uçlarına yaşlanmış saçlarını. Elektrik çiçeklerini düşünüyorum nedensiz. Ateşbazları ve çocuk gibi büyüttüğü aslana yem olan terbiyecileri birden. Kırbaçları düşünüyorum. Serçeleri. Kafesleri. Demir parmaklıkları. Kilidi bozuk kapıları. Paspasları düşünüyorum. Sessiz telefonları. İntihar bombacılarını aniden. Cehennem sıcağını. Boyacı çocukları, çiçekçi kızları, çingene çalgıcıları düşünüyorum. Neden bilmiyorum, sorma bilmiyorum. Seni düşünüyorum eninde sonunda. Kocalmayan özlemini düşünüyorum. Yokluğunun elifbasını. Yalnızlığını düşünüyorum. Beyazlığını. Olmaz olası yazgını. düşünüyorum işte. Neden bilmiyorum. Sorma bilmiyorum.

Ben sana çok kirliyim beyaz çocuk. Işığından istifade edemeyecek kadar. Ama sevdin mi büyük seveceksin. Tükenir gibi. Bir ömrü harcamayı göze alarak seveceksin. Yanmayı göze alarak seveceksin. Kimse dumanını görmeyecek, külün bile kalmayacak bilerek seveceksin. Sevdin mi dize geleceksin, baş eğeceksin. Yenileceksin, bunun kuralı böyle. Bu yüzden satır satır eğilmem huzurunda. Bu yüzden yakarışım. Yokluğunun yasına hazırlanışım, bu yüzden. Ben sana çok kirliyim. Hayat bana fena öğretti. Kader beni ağır eğitti. Gözlerimi kapatsam da her şeyi gördüm. Herkesi gördüm. İçine attılar, yaşadım. Ben sana çok kirliyim. En umutlu halim bir papatya koklar gibi hiçbir zaman gelmeyecek oluşunu solumak ciğerime. En aşık tavrım şiirinden bir mısra söylemek yıldızsız gökyüzüne. En bekleyen zamanım gecenin körü. Ve benim unutulmuş masumiyetim bir yerlerde, bir şeylerde. Nerde kim bilir.

Ama aşığım sana. Bir uçurumdan yuvarlanıyorum adın aklıma gelince. Boğuluyorum boşlukta. Uykularım paslanıyor, dört duvarlar yıkılıyor üstüme. İçtiğim suda, gördüğüm düşte, baktığım her yerdesin. İçimdesin. Bir dilin aşkı betimleyen bütün sözcükleriyle dudağımda. Sen kendini kendine saklayan devası yok bir dert. Bir yara. Bir avuç su misali kayıp giden avuçlarımdan. Kaçtığımsın umuduna kapılmaktan. Sen döküldüğü yerde bahar başlatan nehir. Sen dalgası kıyıma çarpan deniz. Rüzgarı sarhoşlatan deli tay. Yalnızlığını zırh gibi giyen usanmış çocuk aşığım sana. Büyük ve ölümcül bir yasağı delik deşik ederek. Ferman dinlemeyerek. Vaat edilmiş güzel günleri bekler gibi bekleyerek. Asi bir yürekle. Aşığım.

Ben seni içimde eşsiz bir taş gibi taşıyorum. Gidişlerin milatlar eskitiyor. Sana bende zaman yok. Bugün, yarın, dün, bir gün, her gün. Beşikten mezara bütün ömrüm. Güneş yarılıyor hasetinden ışığın kavi. Yangınına giremeden, ateşine değemeden seviyorum seni. Aldanma taştan yapıldığıma, çiğnenip tükürülmüş mayhoş bir meyve gibi durduğuma. Aldanma köşeye bırakılmışlığıma. Şüpheli bir paket gibi uluorta bulunduğuma.

Aşığım sana. Çok sıradan, çok herkesçe, hiçbir yüceliğim olmadan. Bir gün uyuyup uyanmayacak olduğumuzu bilmenin telaşıyla. Kelimeler anlamlıyken, cümleler devrilmemişken daha. En fazla bir merhaba diyecek kadar düşleyerek yanımda. Hiçbir zaman yan yana uzanıp gökyüzüne bakmayacağımızı bilerek.  Geldiğine, kaldığına ümitlenmeyerek. Şiirimsin sen. Duamsın. Adını söyleyip Tanrı’dan istemeye utandığımsın. Kalbimde konaklayan, seferi bir kahırsın. Her türlüsünü gördüm acının. Aşkın, kavganın, ayrılığın. Alıştım insanlara. Sen niye bu kadar başkasın…

Sen hiçbir duraktan başlamayan yönsüz yolculuklarda bitkin, Sen hiç kimselere her gidişinde yokluğu koyan sihir, sen kahreden yürek şakadan öldüren zalim sancılarına… Sen her üşüdüğünde, sen her kederlendiğinde, her isyan ettiğinde kaderine, vurulup düştüğüm aşk… Sen öyle temiz olan ki kendime hiç konduramadığım…

Ben sana çok kirliyim beyaz çocuk. Çok kirliyim. Ben seni düşümde görsem hayra yormuyorum. Ben sana sakladığım umutlara su vermiyorum. Ben seni  adını söyleyip de Tanrı’mdan istemiyorum. Ben seni hayal bile etmiyorum sen ne diyorsun…

Şair sitem etmiş ya hani:

 “Bu kenti sevdim dedim,
Benim olsun demedim ki.”

O hesap.

Ben seni sevdim dedim, 
Benim ol demedim ki…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder