3 Ara 2014

NE İŞE YARADIĞI BİLİNMEYEN GÜZEL VASIFLAR


 İnsanı kambur eden yükler gibiler. Çocukluğumdan beri bana ezberletilen bir sürü şey var. Herkeste bulunduğu söylenen, ileride insana çok olumlu şekilde geri döneceği iddia edilen güzel şeyler. Dürüstlük, olgunluk, akıllılık, örnek insanlık, yardımseverlik, merhametlilik, duyarlılık, lık lık lık...

 Çocukken ne kadar imkansız olursa olsun geleceğin şahane olduğuna sonsuz inancınız bulunduğu ve zihniniz hayal namına bir sürü şeyle dolu olduğu için seversiniz bu lık'ları. Büyüdükçe zaman zaman sorgulasanız da sevmeye devam edersiniz. "Bir şey" olmak zorundadır çünkü bu kadar güzel lık'ın bir araya toplanması sonucu. Zaman geçer, geçmez olası. Hiçbir "lık" hiçbir yıkım karşısında yerden bir toz tanesini bile kaldıramaz. Görürsünüz, yine de yapışırsınız o lık'lara. Dürüstlük, yardımseverlik, olgunluk, insanlık, duyarlılık, şefkatlilik, lik... lik...lik... 

 Zaman geçer... Hadi durdur bakalım durdurabiliyorsan. O lık'ların aslında yalnızca bir efsane olduğunu düşünmeye başlarsın. Herkesin dilinde, herkes bir şeyler söylüyor onlara dair; ama göremiyorsun. Yardımseverlik iyidir; yardım etmesek de hiç kimseye. Dürüstlük güzeldir; beyaz sanılan yalanlarla örülü bir dünyada. Maneviyat önemlidir, maddeci ruhların ortasında çürümeye yüz tuttuğun anda bile. İnsanlık ölmemelidir, mezarında çoktan ters yüz olmuş olan ceset ona ait değilse... 

 Neden herkes gibi, herkesin uğruna deli gibi savaştığı şeyler için savaşan biri değilim? Deliler ülkesindeki tek akıllı gibi hissediyorum kendimi çoğu zaman. Ayak uydurmaya çalışıyorum beceremiyorum. Gidip şu kuyudan bir avuç su da ben içsem diyorum, delirmemekten korkuyorum. Zaman geçiyor, anlamını günden güne kaybeden lık'larımın arkasından bakakalıyorum...

 İnsanların bütün bu lık'ları sevmesi, takdir etmesi, onaylaması; ama yine onlar yüzünden yapayalnız kalmak nasıl bir şey anlatamıyorum bir türlü. Kendi dünyanda kalsan olmuyor, başını çıkarıp etrafı seyretsen olmuyor. Gerçekten elbiselerle, mobilyalarla, yiyeceklerle mutlu mu oluyor herkes? Gerçekten para uğruna mı tüm bu çirkinlikler? Konuşacak, duyacak, hissedecek başka bir şey kalmadı mı? Kabuklarla mı yaşıyoruz? Birbirimizin kabuklarıyla mı savaşımız? Maskeleriyle mi? Gerçekten dünyayı buna mı dönüştürdük?

 Konuşmayı, tartışmayı, düzeltmeye çalışmayı bırakıyor insan önce. Sonra inanmayı bırakıyor bütün o lık'lara. Geç kalınmamış olsa, ağaç her yaşta eğilebilse yani, değiştirmek istiyor bu gerçeği. Bütün o lık'ların geçer akçe olmadığı bir düzene neden ısrarla itildiğini sorgulamaya başlıyor. O kuyudan su içse de artık deliremeyeceğini biliyor. Şöyle akıllılığın böyle dürüstlüğün öyle iyiliğin adının bile anılmadığı yerlerde ve zamanlarda, hayatın kendine ayrılmış olan kısmında ayakta kalmaya çalışıyor. Çalışıyorum...

Aynı yalanı hepimize... hepimize söylemişler de...

Bir tek ben inanmışım gibi...

5 yorum:

  1. Ben de çoğu zaman, deliler ülkesindeki tek akıllı gibi değil de, akıllılar ülkesindeki tek deli gibi hissediyorum. Herkes akıllı bir ben deli. Dürüstlük, olgunluk, ..., yardımseverlik kelimelerinin anlamını herkes bilir. Fakat çoğu insan, çıkar ilişkileri yüzünden bu kelimelere farklı anlamlar yüklemişlerdir.

    YanıtlaSil
  2. Doğru kendini iyi meziyetlerle donattıkça dışlanıyorsun toplumdan sana ya salak ya da saf diyorlar.iyi bir insan olmanın kimsenin gözünde değeri yok artık bence kendi değerimizi kendimiz biliyorsak bunlara katlanmayı da göze alabilmeliyiz

    YanıtlaSil
  3. birsey yazmak istedim yazamadım ne ekleyebilirim ki yazdıklarım tamamiyle dogru

    YanıtlaSil
  4. Topluma ayak uyduramayanlar; dünya kurulduğundan beri değişmeyen biz varız galiba, en azından bunu bilmek biraz rahatlatıyor

    YanıtlaSil
  5. Bünyesinde birçok "lık" bulunduranların "enayi, avanak" gibi adlandırılmasından bu yana insanlık kılıktan kılığa bürünüyor zaten. Her şeye rağmen "lık"lı sıfatları haiz olmayı sürdürenleri ayakta tutan ise bir gün iade-i itibarlarının verileceği ümidi. Yoksa delirmek işten değil şu devirde.

    YanıtlaSil