4 Kas 2014

MASALLAR YÜZÜNDEN



 Ben bazen, sıkıntısı Haziran'dan başlamış bir Temmuz sıcağının orta yerinde yalnızlığın resmi geçidinden geçip aşka esas duruşta yaşlanırım. Ben bazen, bir düğün konvoyunun en gösterişsiz arabasının ön camından asfalta fırlatılan kırmızı gül kederinden ve herkesliğini bir kenara soyunup kalabalığa karışmış hiç kimseliğinden tanırım kendi gölgemi. Ben bazen sen olurum. Sen anlamazsın. Son olurum o zaman.


 Gecemin çatık kaşlı, asabi yarenliği var ol. Çünkü ben bazen o kadar sayamıyorum ki yıldızların bittiğini. Ben bazen en çok direnen ayağına kırık tahta masamın, üzerine mürekkep damlamış ve fakat hala bembeyaz boş bir sayfanın o kadar çok yaslanıyorum ki sırdaşlığına. Bazen herkesin kendi evinde kendi yatağında fakat aynı yalnızlıkta rüyaya gitmesinin sorumsuzu, bazen dişte kalıveren bir yeşil pat diye şık bir yemeğin ortasında. incineceksin öyle veya böyle. Bu muymuş diyeceksin. Ya da yüzünde en sahici kederinle sokakta kanunsuz işlerden hüküm giyeceksin karanlığa. Giyeceksin.

 Bazen de ben, kimi tanısa tanımazdan gelen, kimi sevse kaşla göz arasında unutmuş bir yabancının uğrak yeriyim. Bir kadını o kadar sevmişsin ki adını unutmuşsun öyle düşün. Düşün ki saçlarının ortasında parmakların kaybolmuş. Gözlerinin ışığında yorulup durulmuşsun. Durmuşsun. Durunca vurulmuşsun. öyle biriyim bazen.

 Ve sen bazen

Artırdığım hüzünlerden deniz feneri yapan hünerli eller gibisin. Gemi olup bin yıl gezsem kendim koymuşçasına gelip yerinde bulduğum. Oysa atladığım bir şey var, artık daha yorgunsun. Artık biraz daha kocalmış yüreğin, ihanetçilerin her gün biraz daha ağırlaşmış. Eşek ölüsü kederlerimiz çekmekle bitecek türden değil. Biz bazen anka kuşunun kendine yaktığı ateşten de kor, bir karıncanın yuvasına sağ salim dönmesi kadar zor gibiyiz.

 Ben bazen geç anlıyorum. Çoban o kavalı hiç çalmadı aslında. Gerek de yoktu bana sorarsan. O masal hiç yazılmadı anlatılmadı. Padişahın kızının dillere destan güzelliği yalan. Dillere, destan gibi düşen kızın çobana verecek kalbi mi olur? Koyun dediğin bir kaval sesiyle orta yerde mi durur?

 Suya yazı mı yazılır...

 Ben bazen inanıyorum işte. Sen inanmıyor musun sanki? Onlar inanmıyor mu? Yüzümüze çarpıp vahşice çoğalan karanlığın ebedi hükümdar olduğuna? Bazen inanıyorum elimden ne gelir. Bir masal anlatıyorlar ve inanma vaktimdeyim. Tekil halimdeyim, yitmişim, bakıyorum sen yitmişsin. Bakıyorum çılgınca bir saklambaç sevdası ben hep ebeyim. Bakıyorum dikenli tel çekip bölmüşler yüreğimi. Sen sanki inanmıyor musun tüm bunların gerçek olmadığına.
 
 Titremesi Temmuz'dan başlamış bir aralık soğuğundan alabildiğim kadarıyla kendimin, çok üşüdüğüm halde üşümüyormuşum gibi davranarak insanlığına, ben bazen en yakınından ağır bir darbe almış arabesk hüznümle gelip en kanto bakışımla soytarı gecenin kalbine gömüyorum çekimserliğimi. Sen bazen bir yerlerden çıkıp çıkıp ellerimi tutuyorsun. Aniden fren yapmasa beynimin haritasını çıkaracak olan gözlerinle, her romanda kötü kişiyi seven şahsımın öz şaibesi oluyorsun. Sen bazen, sırf hile yapmayı bilmediğin için haksızca kazanıyorsun. Sen bazen, çok özlediğim, hiç tahmin etmediğim bir gelecekte mutlaka seveceğim dert ortağım oluyorsun.

 Ellerine kalem benimkilerden çok yakışıyor diye değil bu sözler. Benden daha okkalı seviyorsun diye değil ebesini dünyanın, benim kadar çok küfür bilmiyorsun diye de değil.

 Gitmesi bile beyefendi sükunetinin diye belki. Ama bilmiyorsun diye değil hırçınca dövüşmeyi, kan içmeyi, kan içirmeyi. Belki yaşamak zor bir uğraş olduğu için. Belki bunu yalnız senle ikimiz bildiğimiz için. Belki herkes herkesi kandırma potansiyeline sahip olduğundan.

Belki de sadece ama sadece

ama yani sadece sahiden de sadece

Şu masallar yüzünden...

(03.07.2014)

1 yorum: