Bugün Hicr Suresi'nin 39. ayetinin Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır tefsirindeki açıklamasını okuyunca içimden şunu dedim:
"Aman Allah'ım... Günümüzde tam da olan bu."
Beden...
Beden...
Beden...
Herkes bedeniyle övülüyor ya da bedeniyle yeriliyor. Daha güzel görünmek, daha genç görünmek, daha zayıf görünmek, daha dikkat çekici görünmek... İnsan sanki ruhuyla değil, sadece bedeniyle varmış gibi bir hayat kuruluyor.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ın şu yorumu beni özellikle durdurdu:
"...yaratıldıkları maddeyi bahane ederek, o kuru çamuru, o kokar balçığı onlar için süsleyip, onu insanlığın asıl yücelme merkezi olan ruhtan daha hoş, daha süslü ve daha değerli göstereceğim..."
Ne kadar çarpıcı...
Ayetin kendisi "yeryüzünde süsleyeceğim" diyor. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır ise bunun üzerinde durarak çok dikkat çekici bir kapı açıyor: İnsan, yaratıldığı maddeyi; yani bedenini, görünüşünü, dünyayı ruhundan daha önemli görmeye başlayabilir.
Gerçekten de insanlığın büyük bir kısmı zamanını, emeğini ve kaygısını beden için harcıyor.
Daha güzel görünmek...
Daha genç görünmek...
Daha çok beğenilmek...
Daha çok dikkat çekmek...
Bütün bunlar hayatın merkezine yerleşebiliyor.
Oysa Kur'an bedeni değersiz görmüyor. Beden de Allah'ın emanetidir; ona bakmak, onu korumak elbette önemlidir. Fakat mesele bedenin varlığı değil, önceliğidir.
İnsan, bedenini ruhundan daha değerli görmeye başladığında, görünüşünü kalbinden daha çok önemsemeye başladığında işte o "süsleme" gerçekleşmeye başlıyor.
Belki de bu yüzden bugün birçok insan bedenini çok iyi tanıyor ama ruhunu tanımıyor.
Aynaya her gün bakıyor.
Kalbine ise aylarca uğramıyor.
Başkalarının gözünde nasıl göründüğünü merak ediyor.
Allah katında nasıl bir kul olduğunu ise daha az düşünüyor.
Ben son zamanlarda kendi hayatımda bunun tersini yaşamaya başladığımı fark ediyorum.
Eskiden birçok şeyi daha büyük sanıyordum.
Filmleri...
İnsanları...
Hayranlıkları...
Aşkları...
Dış görünüşü...
Şimdi ise dönüp dolaşıp aynı yere geliyorum.
Pencereden dışarı bakıyorum.
Ve sadece...
"Seni çok seviyorum."
diyorum.
Çünkü hakikati kimden bekleyeceğimi biliyorum.
Belki de İblis'in en büyük hilesi, kötülüğü doğrudan kötülük diye sunmak değildir.
Öncelikleri değiştirmektir.
Geçici olanı kalıcıdan...
Bedeni ruhtan...
Dünyayı Allah'a yönelen kalpten daha önemli göstermeye çalışmaktır.
Ama Hicr Suresi burada bırakmıyor.
Hemen ardından şöyle buyuruyor:
"Ancak içlerinden ihlâsa erdirilmiş kulların müstesna." (Hicr, 40)
Demek ki çıkış yolu da gösteriliyor.
İhlâs...
Kalbin yeniden yönünü bulması...
Hakikati, Hakikat Sahibinde araması...
Ve Çiçeğin yüzünü yeniden Güneş'ine dönmesi...
Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.