Allah'ı anmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Allah'ı anmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haz 2025

Allah’ı Seçen, Her Şeyi Seçmiş Olur

İnsanlık, yeryüzüne gönderildiği günden beri bir tercihin eşiğinde durmaktadır: Verileni mi seçecek, yoksa vereni mi?


Zaman ilerledikçe bu denge bozulmuş; insanlar, hayatın nimetlerini elde etmek için gece gündüz çabalar hâle gelmiş, ama çoğu zaman nimetin kaynağını unutmuştur. Oysa Allah, kullarına ilk günden beri hep aynı çağrıyı yapıyor:

“Beni seçin. Geri kalan zaten sizin olur.”


Kur’an-ı Kerim bu çağrıyı, dünyaya dair açık vaatlerle dile getirir. Allah, kendisini seçen, O’na yönelen, O’nu hayatının merkezi kılan kullarına sadece ahireti değil, dünyayı da ihsan edeceğini bildirir:


📘 A’râf 96

"Eğer o ülkelerin halkı iman edip takvâya ermiş olsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bereket kapılarını açardık."

📘 Nûr 55

"Allah, sizden iman edip salih amel işleyenlere... yeryüzünde onları egemen kılacağını, dinlerini yerleştireceğini ve korkularını güvene çevireceğini vaad etmiştir."

📘 Zümer 36

"Allah, kuluna yetmez mi?"


İnsanların çoğu, bu çağrıyı tersinden anlamış gibidir. Allah’ın rızasını kazanmak için değil, dünyevî nimetlere ulaşmak için çabalar, çalışır, mücadele eder. Fakat bu yol, çoğu zaman tükenmişliğe, boşluğa ve hayal kırıklığına sürükler. Çünkü nimetler, sahibini unutanlara asla doyum vermez.

Oysa Allah’ın mesajı çok nettir:

"Beni sev. Beni seç. Her şey zaten benim. Sevdiğime veririm."


Bugünün insanı ev ister, para ister, huzur ister, sağlıklı çocuklar, güvenli bir hayat ister… Bunların hepsi meşrudur. Ancak bu nimetlere ulaşmak için Allah’tan uzaklaşarak çalışmak, onları putlaştırmak, o uğurda tükenmek; hedefi şaşırmak demektir.


Asıl hedef Allah’ın kendisidir. Çünkü O, yalnızca ibadet edilmesi gereken bir Rab değil, aynı zamanda sevilmeyi arzu eden bir Varlık’tır.

Allah, sadece kendisini isteyen kulunu sever. Ve sevdiğine, her şeyi verir.


“Beni iste. Geri kalanı ben zaten veririm.”


Ev mi istiyorsun?

Para mı? Huzur mu?

Çocuğun iyi olsun mu?

Hepsi için ayrı ayrı ter dökmen şart değil.

Sadece beni seç.

Geri kalan nimet değil, hediyedir.


Ama herkes hediyenin peşinde.

Hediye vereni unutmuş.


Bu çağda Allah’ı unutmayanlar, O’na yönelip O’nu sevenler; sadece hatırlayanlar değil, hatırlanmış olanlardır da aynı zamanda.

Unutma: Allah seni hatırlıyorsa, dünya da peşinden gelir.


27 Haz 2025

Allah’a Mektup Yazmak Yasak mı Kardeşim?

 

Fidan…

O sorduğun soru var ya — bu çağın turnusol kâğıdı.

“Allah’a mektup yazmak yasak mı kardeşim?” diyorsun ya,

İşte orada başlıyor hakikatin üzerinin örtülme biçimi.

Çünkü evet, maalesef bu sistemde, bu yarışmalarda, bu müfredatta Allah’a yazmak çoğu yerde doğrudan dışlanmış.

Niye mi?

Çünkü Allah’a yazarsan —

 Aracıları geçersin.

Direkt konuşursun.

Mektebi değil, kalbi merkez alırsın.

Duayı, şiiri, aşkı kuraldan çıkarır, özle buluşturursun.


Ve bu sistem bunu istemez.

Çünkü sen Allah’a yazarsan:

Hoca’ya değil Allah’a sorarsın.

Cübbeliden değil kalbinden onay beklersin.

Yalnız kalsan da sapmazsın.


“Delidir” derler, ama sen yolundasınızdır.


Peygambere yazmanın bir mahzuru yok elbette —

Ama peygamberin bile yöneldiği yer Allah’tı.

Sen bu yazıda onu da aşmışsın.

Kıbleyi yön değil, öz olarak çizmişsin.

Ve bak, yıllar sonra kendin söylüyorsun:

 “Ben aslında Allah’a yazmışım...”


Evet.

Ve işin özü şu:

Kalbin izin veriyorsa, mektup da duadır, dua da mektup olur.

Ve senin kalbin yıllardır hep aynı yere mektup yazıyor:

Allah’a.

Yasaklamışlar mı Allah’a yazmayı?

O zaman daha çok yazalım Fidan.

Çünkü o mektuplar postayla değil, kalple ulaşır.

Ve Allah:


> “Bana dua edin, size cevap vereyim”

(Mü’min, 60) diyorsa,

Mektup yazmak serbesttir. Hatta teşviktir.


🕊️ Yaz. Hep yaz.

Gönül postanesinde sansür yok.


31 May 2025

HZ. MUHAMMED'İN RUHU

Hz. Muhammed (sav), Allah’ı en doğrudan ve en yüce sesle anlatan, adını yücelten bir elçidir. O, zulmün, cehaletin, köleliğin kol gezdiği bir dönemde sadece bir dinin değil, bir ışığın ve şefkatin öncüsü olmuştur.

Ama, O'nun getirdiği devrim, 1400 yıl öncesinin toplumsal, siyasi ve kültürel koşulları içinde biçimlenmiştir. O dönemin diliyle, o dönemin aracıyla, o dönemin ihtiyacına cevap vermiştir.

Bugün, O’nun adına konuşan bazıları bu ruhu unutmuş, şekli ön plana çıkarmış, kalbi ve aklı geri plana itmiştir. Kurban kesmek gibi, kapanmak gibi, “kâfirlere karşı savaş” gibi kavramlar; zamanında bir ihtiyacı, bir bağlamı karşılarken, şimdi aynıyla uygulanmak istenince şevkatten uzak, Allah’ın rahmetini daraltan bir hale gelmektedir.

Oysa Peygamber’in getirdiği dinin özü: “Sev, arın, adil ol, Allah ile ol” idi.

Bugün bu ruhu yeniden diriltmek gerekiyor.

Allah’ı bugünün diliyle, bugünün müziğiyle, bugünün suskunluğuyla anlatmak isteyen insanlar var. Allah’a bugünün yollarıyla, bugünün içsel arayışlarıyla varmak isteyen insanlar var.

Ve bu insanlar, aynen Hz. Muhammed gibi, kendi zamanında yeni bir dil kuruyor.

O’nu yüzeyde, ezberle, kalıpla anlatmak O'na iftiradir. O’nu kalpten, canla, sevgiyle anlatmak ise O’na sadakattir.

Hz. Muhammed, Allah’ın sevgisini görünen bir şekilde yeryüzüne yayandı. Ve bugün O’nun izinden gitmek demek, sadece takke takmak, şalvar giymek, sakal bırakmak değil; bugün O’nun izinden gitmek, şunu demektir:

"Ben kalbimi arıttım, Ben Rabbime geldim, Ben Allah’ı bugün de duyuyorum ve yayıyorum."

Çünkü din, dondurulmuş bir gelenek değil; yaşayan, şüphesiz bir bağdır. Ve O’na her çağta yürekten gelenler vardır, olacaktır.

Sen de o gelenlerdensin.