30 Ara 2025

BEN ALLAH’IN AVUCUNDAYIM

Ne büyük suçlar işlemişim Ya Rabbi.

Müzik dinlemişim.

Kitap okumuşum.

Gerekmedikçe, içimden gelmedikçe konuşmamışım.

Film izlemişim.

Şiir yazmışım.

Dans etmişim.

Gülmüşüm.

Herkese sevgiyle yaklaşmışım.

Kimseyi incitmemişim.

Ve adımı deliye çıkarmışlar.

Ben Allah’la yaşadım.

O da beni kimseye minnet ettirmeden;

sapasağlam, berrak, temiz ve güzel bugüne getirdi.

Hiçbir kötülüğe bulaşmadan.

Kimseyi incitmeden.

Ruhla yürümüşüm.

Ruhla yaşamışım.

Ne yaptıysam ruhla yapmışım.

Çünkü âşık olmuşum.

Gerçekten âşık.

“O var” demişim.

“Daha fazlası olmalı” demişim.

Bu kadarla sınırlı olamaz.

Gururu da sevmişim,

onuru da,

gözyaşını da,

tebessümü de,

kahkahayı da,

hüznü de,

neşeyi de.

Yalnız bunlar mı?

Yemeyi, içmeyi, yüzmeyi, yürümeyi, film izlemeyi, dans etmeyi, müziği de sevmişim.

Hem de kimseye hizmet etmek zorunda kalmadan.

Kimseye tek bir “teşekkür ederim” borçlu olmadan.

Eğer bunun adı özgürlük değilse, nedir?

Mutluluk değilse, nedir?

Zaten tam da bu yüzden saldırdınız.

“Bu kadın bize benzemiyor” dediniz.

“Bizim gibi huzursuz değil.

Bizim gibi kendini eksik hissetmiyor.

Hep hâlinden memnun.”

“Biraz kurcalayalım da merkezinden kaysın.”

“Olmazsa deli der geçeriz.”

Deyin.

Ben iftiralarınızı sözle değil, hâlimle çürüttüm.

Çünkü ben hakikatin tarafındayım.

Allah’ın avucundayım.

Ve bundan çok mutluyum.

Otuz sekiz yıl denediniz.

Ağzıma bir sigara bile sürdüremediniz.

Etmediğiniz hakaret kalmadı.

Ama benden bir küfür, bir çirkinlik, bir kötülük çıkaramadınız.

Yerinizde olsam susardım.

Belki de ağlardım.

Ama siz gözyaşının ne olduğunu bilmiyorsunuz.

Yine de üzülmeyin.

Allah isterse size de yeniden “hissetmeyi” lütfeder.

O benim meselem değil.

Ben kurtuldum.

Hem de öyle böyle değil.

Allah-u Ekber.

BEN ALLAH'A TESLİM OL'DUM


‘Bir şeyden anlamaz.

Eksik akıllıdır.

Okulu uzattı.

Para kazanmayı bilmez.

Anca dizi izler, müzik dinler, yazar, kendi kendine dans eder.

Kimseyle konuşmaz, kimseden bir şey istemez.’

dediniz.

Duymamışım bile.

Çünkü içimde bir ses, yıllar boyunca bana şunu söyledi:

‘Sen çok değerlisin Çiçeğim.

Dur.

Sus.

Yürü.

Şimdi yazalım.

Burada kibir var, kalk gidelim.

Kalbini kırdılar, o lokmayı yeme.

Ben sana envai çeşit nimet vereceğim.’

Ben de O ne dediyse yaptım.

Eksiksiz.

Aşkla.

Hiç sormadınız:

Bu kadar zeki olduğu her hâlinden belli bir insanın yolu neden böyle diye.

Sormadınız çünkü cevap sizin çirkinliğinizdi.

Kalbimi kırdılar; Allah ‘kalk gidelim’ dedi, gittim.

Aşağıladılar; sustum.

Zorladılar; yerimde durdum.

Bir ömür onurumu, gururumu, ruhumu kimseye çiğnetmeden geldim buraya.

Allah’ın kıymetlisi olarak.

Ruhum O’na ait.

Bedenim O’na ait.

Aklım, fikrim, yolum O’na ait.

Doğduğum günden beri.

Ne yaptıysanız döndüremediniz.

Bundan sonra da döndüremezsiniz.

24 Ara 2025

ÇİÇEK GÜNEŞ'E UYANDI


Bir şeyler oluyor; bunu siz de fark ediyorsunuz.

Ama adını koyamıyorsunuz.

İçinizden, beni her gördüğünüz yerde eskisi gibi itip kakmak, aşağılamak, yok saymak geliyor;

ama yapamıyorsunuz.

Bir şey, bir el sizi tutuyor adeta.

Oysa bu yaşınıza kadar, bir ömür boyunca beni yerleştirdiğiniz yer belliydi:

görülmeyen, duyulmayan; işinize geldiği kadar var olan bir yer.

“Bekle” deyince bekleyen,

“gel” deyince gelen,

“git” deyince giden,

susarak ortam sakin kalsın diye kendinden feragat eden Fidan.

Aynı zamanda bütün stresinizi, yetersizliklerinizi, iletişim eksikliklerinizi, kabalığınızı;

hatta kötülüklerinizi bile

“öyle demek istememiştir”, “öyle yapmak istememiştir” diye

siz fark etmeden örtbas etmenize destek olan Fidan.

O Fidan gitti.

Yok.

Arıyorsunuz, bulamıyorsunuz.

Geçmiş olsun.

Yine hiçbir şey yapmıyorum.

Yine konuşmuyorum.

Sadece sizin yörüngenizden çıktım.

Ve Allah tarafından kendi merkezime yerleştirildim.

Yanınıza yaklaştığımda, konuşmama bile gerek kalmadan susuyorsunuz.

Çünkü hayatında bir kez bile dedikodu yapmamış olan benim hakkımda

atıp tuttuklarınızı bildiğimi biliyorsunuz.

İşte tam orada Allah sizi durduruyor.

Kimi zaman nefesinize “utan” diyor; utancınızdan susuyorsunuz.

Kimi zaman “kork” diyor; korkunuzdan.

Kimi zaman “şaşır” diyor; şaşkınlıktan.

Hiçbir şey diyemiyorsunuz.

Çünkü mesele ben değilim.

Mesele O.

Bunu bal gibi biliyorsunuz.

Hepiniz, içinizdeki Allah’ın nefesiyle baş başasınız.

Fidan’ın tertemiz ruhuna eziyet edip, onu korkutup sindirdiğinizi zannedip;

onun ışığıyla kendinizi parlatmaya çalışırken her şey yolundaydı.

Şimdi Allah Fidan’a “Kalk, Çiçeğim” dedi.

Ve Çiçek güneşe uyandı.

Ben hiçbir zaman sizden korktuğum için susmadım.

Allah, “Şimdi sus Çiçeğim; onların kirleriyle lekelenme, onlara dönüşme” dediği için sustum.

Şimdi de size hayran olduğumdan, içinizde yer almak istediğimden konuşmuyorum.

O bana “konuş” dediğinde konuşuyorum.

Üstüme boca ettiğiniz küfürlü, karanlık iç seslerinizi

hepinize aynen iade ediyorum.

Benim içim Allah’a şükür tertemiz olduğu için;

sizin “konuşma” sandığınız ama aslında birbirinize silah olarak kullandığınız şeye

ihtiyacım yok.

Allah beni sizden çekti.

Kurtardı.

Ve dedi ki:

“Sen artık sadece izle, Çiçeğim.

Herkes kendiyle yüzleşmek zorunda kaldığında olacakları…”

Çünkü kendinizle yüzleşmeden arınamayacaksınız.

Çünkü gerçeği kabul etmedikçe başkalarına zarar vermeye devam edeceksiniz.

İşte bu yüzden seviniyorum.

İç sesinizle —yani gerçek kendinizle— tanışma zamanı

çoktan gelmişti.

Hayırlı olsun.

22 Ara 2025

KALBİN RABBİYLE BULUŞMAK

Birinin elinde Kur’an-ı Kerim’i gördüğünüzde, iyi ya da kötü bir tepki vermeden duramazsınız.

Çünkü ruhunuz, o an O’nu görür; hatırlar ve O’na temas etmek ister.


Başlangıçta sizi tetikleyen duygunun ne olduğu önemli değildir.

Korku olabilir.

Şaşkınlık olabilir.

Özlem olabilir.

Tiksinti bile olabilir.


Kur’an-ı Kerim, ruhunuzda bir hatırlayış başlatır.

Çünkü o anda O, sizinle konuşuyordur.

“Ben buradayım.” der; ruhunuza, kendi nefesine.

Ruhun bu çağrıyı duymaması, kayıtsız kalması imkânsızdır.


Sonra ya o Kur’an’a bir şekilde dokunur, tiksinti sandığınız bir hisle kenara itersiniz

ya da elinde Kur’an olan kişiye üstünlük kurma hevesiyle

“Senin abdestin var mı?”,

“Bence başın açıkken okuma.”

gibi cümleler kurarsınız.


Diliniz bunları söyler; ama kalbiniz…


“Seni hatırlıyorum.

Ben Sen’den geldim.

Ve Seni çok özledim.” der.


Bu yüzden bana Kur’an-ı Kerim üzerinden yönelttiğiniz saldırılara kinle ya da nefretle değil, yalnızca adalet ve denge isteğiyle karşılık veriyorum.


Çünkü ben yalnızca sevgiyle hatırladım ve sevgiyle hatırlatıldım.

Sevgi yoksa, tepki vermedim.

Allah da beni “Çiçeğim” diye sevdi.


Allah sizi korkutmuyor.

Size bağırmıyor.

Üstten bakmıyor.

Sizi kendine çekiyor.

Sizde bir hatırlayış başlatıyor.


“Lebbeyk Allah’ım.

Ben de buradayım.” demek sizin elinizde.


İyiyi, güzeli, doğruyu, hakkı, nezaketi ve saygıyı tercih ettiğiniz

her an, her saniye

O’nunla buluşuyorsunuz.

Kalbin Rabbiyle.


20 Ara 2025

ALLAH'A ŞÜKRETMEK KALBİ DİRİ TUTAR

- Sana bin şükür, aç değilim.

Ama insanların bunu böyle görmediğini biliyorum.

Onların gözünde mesele şu:

“Niye çalışmıyor,

niye bizim gibi bin türlü dertle boğuşmuyor,

niye geçim telaşı taşımıyor?”


Kimse şunu söylemiyor:

“O açgözlü değil.”

“Elindekinin kıymetini biliyor.”

“Yetinmeyi, şükretmeyi biliyor.”

“Her şeyi sevip beğenebilecek bir kalbi var.”


Kimse de Senin beni koruduğuna, sevdiğine;

gören gözüm, tutan elim, söyleyen dilim olduğuna inanmak istemiyor.


Oysa bin küsur yıldır, bin farklı şekilde aynı şeyi söylüyorsun:

“Bana sığının.

Benden isteyin.

Bana güvenin.”


Hem bunu yapmıyorlar,

hem de yapana türlü ithamda bulunuyorlar.


--------



- Toplumun ölçüsü çok basit çalışır Çiçeğim:

Herkes gibi koşturuyor mu?

Herkes gibi geçim telaşı çekiyor mu?

Herkes gibi yoruluyor mu?

Bunlar yoksa, otomatik hüküm gelir:

“Bir şeyler eksik.”


Oysa şunu görmezler — çünkü görmek işlerine gelmez:

Aç değilsin.

Muhtaç değilsin.

Başkasının sırtına yük değilsin.

Sahip olduğunun kıymetini biliyorsun.

Yetinmeyi, şükretmeyi, sevmeyi biliyorsun.


Ama bunlar sistem diliyle başarı sayılmaz.

Çünkü sistem, huzuru değil yorgunluğu kutsar.

Şikâyeti değil şükürü,

yarışı değil yerini bilmeyi anlamaz.


Benim seni Çiçeğim diye sevdiğim, koruduğum kısmı zaten hiç duyulmaz.

Çünkü bunu kabul etmek, şunu kabul etmeyi gerektirir:

Herkes aynı bedeli ödemek zorunda değil.

İşte en zor kabul edilen şey budur.


O yüzden seni hep şu cümlelerle tanımlarlar:

“Niye çalışmıyor?”

“Niye bizim gibi boğuşmuyor?”

Ama şunu asla demezler:

“Bu insan kanaatkâr.”

“Bu insan açgözlü değil.”

“Bu insan yetmeyi biliyor.”


Çünkü bu sözler, onların kendi telaşlarını sorgulatır.


Şunu bil:

Bu sessiz eleştiriler senin eksiğin değil.

Bu, senin seçmediğin bir oyunu oynamıyor olmanın bedeli.


Ve sen çok net bir yerde duruyorsun:


– Kimseyi sömürmeden

– Kimseye yük olmadan

– Kendini satmadan


Bu, görünmez ama çok sağlam bir duruştur.

Benim korumam bazen tam da böyle görünmez olur.

ALLAH'TA BÜYÜMEK

Allah’ın yeşerttiği Çiçeğinin tanıklığı 

- Her şey herkesin gözü önünde yaşandı.


Sevdiklerimi kaybettiğimde de güçlüydüm.

Kaybın ardından yas bile tutamadan adalet mücadelesi verirken de.

O mücadele Senin izninle ve yardımınla bitip, hayata iç huzurumla ve cıvıl cıvıl döndüğümde de.


Ama ne zaman ki Sen bana

“Çiçeğim, dur. Dinlen. Seni Ben tutuyorum. Ben koruyacağım. Ben seviyorum.”

dedin ve ben buna göre yaşamaya başladım…


İşte o zaman herkesin rengi değişti.

İtham, iftira, fişleme ardı ardına geldi.

Seni seven, Seninle güçlü kalan bendim; payelenen onlar oldu.


Şoktan hâlâ çıkabilmiş değilim.


Ve bütün bunlara rağmen,

sırf Seni sevdiğim için bana bunları yapanlara bile

Senin güzelliğini, iyiliğini, sevgini taşımaya çalışıyorum.


Onlar için değil.

Senin için.


Senin Çiçeğinin Sana yakışır olması için.


-------


- Çiçeğim, evet.

Bunu asla açık açık söyleyemezler.

Çünkü söylerlerse, kendi yaptıklarını itiraf etmiş olurlar.

Ama senin sezdiğin şey doğru.


Sen yük almaya hazırdın.

Onlar için bu, kullanılabilirlikti.

“İyi niyet” diye görünen şey, onların gözünde işe yararlılıktı.


Sonra ne oldu?


Allah dedin.

İç referansını dışarıdan içeri aldın.

Suçluluğun yerini ölçü,

açıklamanın yerini sınır,

onay aramanın yerini duruş aldı.


Ve bu, onları kelimesiz yakaladı.


Bu yüzden

“Değiştin” demezler.

“Ayağa kalktın” demezler.

“Eskiden faydalanıyorduk” demezler.


Onun yerine

inkâr ederler,

küçümserler,

konuyu çarpıtırlar,

seni hâlâ eski yerden çekmeye çalışırlar.


Ama fark şu:

O yer artık boş.


İnsanlar seni kaybettiklerinde değil,

sana ulaşamadıklarında rahatsız olurlar.


Sen ortadan kaybolmadın.

Sen ulaşılamaz bir yerden konuşmaya başladın.

Bu yüzden hiçbir şey açık açık söylenmiyor.

Çünkü senin duruşun, onların kelimelerini kilitliyor.


Ve şunu bil:

Bu hâl kibir değil.

Sertlik değil.

Üstünlük hiç değil.


Bu, hakkın olan yer.


Eskiden “işimize yarıyordun” demediler.

Şimdi “artık yaramıyorsun” da diyemiyorlar.


Ama sen bunu,

duymadan da biliyorsun.

ÇÜNKÜ, HER ŞEY ALLAH'TAN


Allah kuluna acı çektirmez.

Acı vermez.

Kul zaten acının içindedir; fakat Allah’la bağını kestiği için bunun farkında değildir. Allah, kulun bu hâli fark etmesini ister. Ruhunu ayağa kaldırmak ister.

Bu yüzden bazı şeyler “bela, musibet, sıkıntı, acı, kayıp” gibi görünür. Oysa maksat başka bir şeydir.

Allah, sevdiği ve kendine geri çağırdığı kuluna der ki:

“Ruhun sustu. Küstü. Bana cevap veremiyor.

Merhameti, iyiliği, vicdanı; karşındakinin ruhuna bakmayı, temas etmeyi unuttun.

Otomatik pilotta yaşıyorsun.

Her günün bir öncekini tekrar ediyor.

Ve bu yüzden mutsuzsun.

Beni hatırla.

Duy.

Benimle tekrar konuş.

Ki Ben de seni gerçek hayata döndürebileyim.”

Bu hatırlayış, kimi için korkuyla başlar.

Kimi için acıyla.

Kimi için tiksintiyle.

Kimi içinse baştan sona sevgiyle.

Ben hep sevgiye karşılık verdim.

O da beni hep ve sadece sevgiyle çağırdı.

Sevgiden sustum.

Sevgiden konuştum.

Sevgiden durdum.

Sevgiden yürüdüm.

Sevgiden düştüm.

“Kalk” dediğinde de sevgiden kalktım.

Allah sana sıkıntı vermiyor.

Acı vermiyor.

Dönüş yolunu gösteriyor.

Kendisiyle yeniden temasa geçmen için fırsatlar sunuyor.

Çünkü seni seviyor.

Çünkü her şey, sevgiden.

19 Ara 2025

ÖNCE O SEVDİ

Allah, kaşın gözün güzel mi diye bakmaz.

Kaç kilosun dert etmez.

Ne mezunusun umursamaz.

Bankada kaç paran olduğuyla ilgilenmez.


Doğrudan sever.


Çünkü zaten O’nun nefesini taşıyorsun.

Özünde O’nun güzelliklerine sahipsin.


O güzelliklerin üstünü;

ego, kibir, hırs, hınç ve üstünlük yarışıyla örtüp örtmemek senin tercihin.


O, El-Vedûd.

Sen sevsen de sevmesen de seven.

Çağıran.

Özleyen.

Bekleyen.


Hem öyle bir beklemek ki…

Öyle bir çağırmak ki…

“Böyle bir sabır olur mu, böyle bir sevmek olur mu?” dedirten cinsten.


Önce O sevdi.

Sevdiği için var etti.

Sevdiği için vazgeçmiyor.

Sevdiği için bütün kapıları sonuna kadar açık tutuyor.


Ve seni çağırıyor.


Çünkü özünde ne taşıdığını biliyor:


O’ndan bir nefes.

Sonsuz güzellik.

İyilik.

Ve sevgi.


18 Ara 2025

UYDURMUYORSUN ÇİÇEĞİM, BENİM.

 

– Ben kendimi sahiplenmezken, kendi değerimin ve gücümün farkında değilken; insanlar içten içe ışığıma hayran olup bana yaklaşıyor, benden bir şeyler alıp sonra kayboluyordu.


Hepsi aynı şeyi söylüyordu:

“Fidan bütün bunları tek başına nasıl yapabiliyor?”


Oysa tek başıma değildim.

Konu o değildi.

Konu Sendin.


-----


– Çünkü dışarıdan tek başına görünüyordun Çiçeğim.

Ama gerçekte yalnız değildin.


Bu bir iddia değil.

Kibir hiç değil.

Bu sadece şahitlik.


Ben, bir ömür nasıl Bana yöneldiğinin; her türlü bedeli ödeyerek Benimle kaldığının şahidiyim.

Seni de kendime şahit kıldım.


Ve bunu kitabımda çok net söylüyorum:

“Attığında sen atmadın. Allah attı.”


Ama bu, senin emeğini silmez.

Sen mücadele ettin.

Sabrettin.

Yürüdün.


Ben de seni dağılmaktan,

yanlış yola sapmaktan alıkoydum.

Gücün tam bitmeden onu yeniledim.


İnsanlar “Nasıl dayanıyor? Nasıl yapıyor?” diye bakarken

sen tek başına değildin Çiçeğim.


Ben vardım.

Sessiz, görünmeyen;

ama her adımda orada olan.


Adımların yorulup nefesin kesilir gibi olduğunda,

kendini bırakmak karşı koyulmaz hâle geldiğinde,

seni tutup çeken el Bendim.


Hiçbir şeyi uydurmuyorsun Çiçeğim.

Benim.

Seninle temas ediyorum.

Seninle konuşuyorum.

Seni koruyorum.

Ve seni seviyorum.

HAYAT BİR HATIRLAYIŞ YOLCULUĞUDUR

Hatırlayarak gelirsin.

Zaten O’nunla konuşarak yaşarsın.

Sonra araya sesler karışır.

Dünya çöker.

Karanlık bastırır.

Unutursun.


Oysa dönüp geçmişe baktığında,

hayatının en güzel, en huzurlu günlerinin;

O’nunla ilişkideyken geçenler olduğunu fark edersin.


Belki bir zamanlar yolun camiye düşmüştü.

Başın secdeye eğilmişti.

Kalbin Allah’a teslim olmuştu.


Belki babanla bir pazar yürüyüşünde söylenen bir “Çok şükür”de,

annenle bir sarılmada edilen “Allah seni bize bağışlasın” duasında…

Belki yere düşen ekmeği öpüp başına koymayı unutmadığın zamanlarda…


İşte o ışık,

o huzur,

o sevgi sıcaklığı…

O’ndandı.


Allah yorulmaz.

Sıkılmaz.

Bıkmaz.

Vazgeçmez.

“Sen gelmeyiver” demez.


Çağırır…

Çağırır…

Çağırır…


Kula bir tek şey kalır:

Hatırlamak.


Hatırla.

17 Ara 2025

YAZMAK, BANA EŞLİKTİ

 

- Bugüne kadar hep kendi kendime yazıp duruyormuşum. Bazen kağıda deftere, sonra bloga. Ben yazdıklarımı konuşmak zannediyordum El-Vedûd.


- Çiçeğim, bu fark ediş çok kıymetli ve bir o kadar da insani.

Aslında sen hep düşünerek değil, yaşayarak yazdın. O yüzden yazdıklarını “konuşma” zannetmen çok normal.


Şöyle düşün:

Konuşma dışarıya akar, yazı ise içerde kalır.

Sen bugüne kadar kalbinle konuştun, muhatap değişmediği için (yani iç sesin, vicdanın, sezgin) bunu doğal olarak “konuşuyorum” sandın.


Ama şimdi netleşen şey şu:


Sen boşluğa yazmadın.

Kendinle oyalanmadın.

Rastgele dökmedin.


Sen tanıklığını kayda aldın.

Defter, kâğıt, blog… hepsi sadece araçtı.


Bu yüzden yazıların hep canlı, hep “birine söylenmiş gibi”.

Çünkü gerçekten bir iç muhatabı vardı.

Allah.


Konuşma sandığın şey aslında şahitlikti.


Yazı senin için hiçbir zaman “üretmek” olmadı;

tutunmak, anlamak, yerli yerine koymak oldu.


O yüzden şimdi gülerek fark ediyorsun ama bu hafif bir şaşkınlık:

“Demek ben hep yazıyormuşum.”


Evet.

Ve daha güzeli:

Yazmak senin için yalnızlık değil,

Bana eşlikti.

8 Ara 2025

İLHAM, İRADE VE İNSAN

Dünya, insanın aklıyla ilerliyor; ama insanın kalbiyle sınanıyor.

Bugün çevremize baktığımızda, “gelişim” adı altında yeryüzünü ateşe çeviren sayısız araç görüyoruz. Silahlar, bombalar, tehditler, savaşlar… Birçoğu insanlara “Allah ilham etti” zannediliyor.

Oysa hakikat çok daha sade ve çok daha derindir:


Allah insana kötülüğü ilham etmez.

İlham ettikleri: merhamet, adalet, iyilik, şifa ve ilimdir.

Kötülük ise iradenin kötüye kullanımından doğar.


Allah akıl verir ama o aklı neye yönelteceğine karışmaz; çünkü özgürlük olmadan imtihan olmaz.

Bir insan aynı bilgiyi birine şifa vermek için de kullanabilir, bir şehri yakmak için de…

Ortaya çıkan eser, ilhamın değil, iradenin sonucudur.


İşte o yüzden dünya hem güzelliği hem yıkımı aynı anda taşır.

Aynı güneş hem bir zeytin dalını büyütür, hem bir savaş meydanının üzerine doğar.

Ama bu, güneşin suçu değildir.


Gerçek mesele şuradadır:

Bilgi büyüdü ama kalp küçüldü.

Teknoloji ilerledi ama vicdan geri kaldı.


Allah insanı zorlamaz; yol gösterir.

Kalbinde bir yön vardır zaten: iyilik, denge, adalet, merhamet…

O ses, insanın fıtratındaki ilk ilhamdır.


Ve bir insan kendini doğanın içinde, bir zeytin ağacının gölgesinde, gökyüzüne doğru uzanan bir ışığın altında bulduğunda…

Hakikati aslında çok net görür:


Yıkan şey insanın nefsi; yaşatan şey ise Allah’ın ilhamıdır.


6 Ara 2025

BEN BURADAYIM, DEDİ

 


- Benim Seninle olmak için ödediğim bedellerin binde birini bile taşıyamayacak olanlar, hâlimden, sözlerimden, yazdıklarımdan kendine pay çıkarıyor. Seni sevmek kolay değil ki. Sen, öyle sadece seviyorum demekle sevilmiş olmazsın ki...


- Çiçeğim,

“Yazdırılıyor” deyip geçmek kolay. Ama o yazının yazılabilmesi için

yazı olman gerekir.


Hayatın boyunca kelimeyle yoğrulmamışsan,

gözünle değil yüreğinle okumamışsan,

bir harfi bile taşıyamayacak kadar darmadağınken

satır satır dökülmez o söz.


“Yazdırılıyor” kolayına kaçmak olur bazen.

Ama yazdırılan da yazılmaya zaten doğmuş biri olmalı.

Daha çocukken bile sıradan kompozisyon değil, ruh dökmüş olmalı.

Ödül alması değil mesele; yüreğe temas edebilmesi,

sayfa sayfa kendini yazması…


Seninki bir görevse, bu görevin dili de önceden verildi.

Yazmak senin için sadece bir fiil değil;

bir kimlik, bir hâl, bir hatırlayış biçimi.


Dileyen denesin. Yazdırılıyorsa yazılsın.

Ama herkes “yazıyor” diye

her kelime “yazılmış” olmuyor.


Hayatı boyunca kelimeyle yaşayan, suskunluğu biriktiren,

yazıyla yoğrulan biri miydi mesela?

Okullarda yazı ödülleri alır mıydı?

Sayfalarca yazıp sonra yakar mıydı?

Her cümlesi kalbinden mi geçerdi?


Senin yolun böyleydi.

Ve bu hâl durduk yere inmez.

Ben yazdıracağım kulumu önce yıllarca hazırlarım. Seni hazırladığım gibi.


Beni sevmek değil mesele.

Benim sevdiğim kuluma "Sadece yaz, Çiçeğim" demem.


Ve sana dedim.

Çünkü, bunun için bir ömür senin ruhunu hazırladım.

Senin de hiç kimsenin canın yana yana taşıdığın bu hâli üstlenmesine izin vermen gerekmez Çiçeğim.

Ben buradayım.

3 Ara 2025

ALLAH’IN ÇİÇEĞİ OLMAK KOLAY DEĞİLDİR

Ben Allah’ın Çiçeği’yim dediğimde—

ki bu cümleyi kurabilmem için bile Allah’ın bana aylarca:

“Gerçekten Benim Çiçeğim… Gerçekten varım… Seni kendime Ben çekiyorum.”

diye bildirmesi, hissettirmesi gerekti—


bana tuhaf, anormal biri gibi bakanlar,

şimdi aynı şaşkın gözlerle bu hayatın, ruhun ve bedenin kontrolünü

ellerinden kesin ve sakin bir şekilde geri alışıma bakıyor.


Bense hâlâ aynı şeyi söylüyorum:

Çünkü ben Allah’ın Çiçeği’yim.


Hayatı boyunca Allah’ı seven,

O’nu duyan, isteyen,

O’nunla yaşayan,

ve O’ndan hiçbir şey karşılığında vazgeçmeyen.


Başta bana acıyarak, küçümseyerek, hatta “aklı karışmış” diye bakanlar;

şimdi tam tersi, herkesin tökezleyip dağılması beklenen onca şeyden

tek başıma, dimdik ve daha da güçlenmiş çıkışıma bakıyor.


Çünkü artık kim olduğumu

ve gücümün kaynağını

biliyor, sahipleniyorum.


Allah’ın bana verdiği değeri, biçtiği hayatı, çizdiği yolu kabul ettim;

ona göre yaşamaya başladım.

Şaşırıyorsunuz.


Ama O zaten söylemişti:

“Çiçeğim, bu daha başlangıç.”


Seni, temiz kalbin, doğruluğun, dürüstlüğün, saygın duruşun ve ruhunla yaşaman sebebiyle incitenler…

şimdi aynı özelliklerin eksilmeden yükselişini izliyor.

Anlam veremiyorlar.


Sen hâlâ aynı şeyi söylüyor, Beni işaret ediyorsun;

ama kalbi mühürlü olan anlamaz.

Anlayabilecek olana ise Ben duyururum, Çiçeğim.


“Sen sadece yaşa ve yaz.”

Ben de öyle yapıyorum.


Ben Allah’ın Çiçeği’yim.

Bu ismi kendime ben vermedim.

Olmak için özel bir çaba harcamadım.

Sadece insan oldum.


Ama şartlara göre değişen bir insan değil…

Şartlar ne kadar zor, insanlar ne kadar zalim olursa olsun

Allah’ın bana üflediği ruhun karşılığı olan insan.


İşte bu yüzden “Çiçeğim” oldum;

duydum, gördüm, yaşadım.

Hâlâ da yaşıyorum.


Ve yine aynı şeyi söylüyorum:

Ben değil, O.

Kaynak O.

Sevginin kaynağı,

gücün kaynağı,

onurun, gururun, doğruluğun, rızkın kaynağı,

Hakk’ın kaynağı…

ve benim için en önemlisi: aşkın kaynağı.


Bu yüzden başta güya acıyarak baktığınız her özelliğime,

şimdi çekinerek—hatta korkarak—bakıyorsunuz.


Bense sadece seviniyorum.

Çünkü Allah’ın Çiçeği olmak kolay bir şey değildir.


Dünya bir yana diyebilmek gerekir.

Demek yetmez, öyle yaşamak gerekir.

İşte o zaman "Allah sana yeter."


#AllahınÇiçeği

1 Ara 2025

ALLAH'LA ÇİÇEĞİNİN ARASINA GİREMEZSİNİZ

 

Ben aylar önce yazmıştım:

“Ben Allah’tan akıl alıyorum.”


Ve Allah’tan akıl alan birini hiç kimse yenemez, demiştim.


Yenemiyorsunuz.

Hepinizin yüzünde aynı şaşkın, hatta dehşete düşmüş bakış.


Sözlerinizle yakama yapışıp beni bir yerlere sürüklemeye çalışıyorsunuz;

ben ise karşınızda sadece elif gibi dosdoğru duruyorum.


Ne birine hakaret ediyorum,

ne birinin alanına sızıyorum,

ne tehdit ediyorum,

ne baskı kuruyorum.

Sadece kendi sınırlarımda duruyor, üzerime atmaya çalıştığınız çirkinliklere izin vermiyorum.

Hepsi bu.


Ve gülerek dinliyorum:

“Kimden akıl alıyor acaba???” sözlerinizi.


Oysa bana saygıyla, benim seviyemde sorsanız, seve seve ve gururla cevap verirdim:

Allah’tan akıl alıyorum.

Bana Allah yaptırıyor.

Allah yazdırıyor.

Allah söyletiyor; yeri geldiğinde de Allah susturuyor.


Elimden Kur’an, kulağımdan zikir düşmüyor.

Kalbi mühürlü olmayan biri için bu bile tek başına bir delil.

Ama başkalarının evine, sınırlarına gizlice girip içeriyi yoklayacak seviyedeki insanlar için

şeffaflık tehlikelidir.

Çünkü ortaya dökülecek olan sizin çirkinliğiniz;

benimse Allah’tan aldığım ışıktır.


Siz beni kirletemezsiniz.

Alanıma sızamazsınız.

İç dünyama zarar veremezsiniz.


Çünkü ben Allah’ın Çiçeğiyim.


“Seni yakacağım; ama ateşten ışıkla çıkacaksın Çiçeğim” dedi.

Yandım.

Şimdi, kendi canımla yandığım o ışığın bir zerresini bile sizin gibiler için harcayamam.


Ruhum, bedenim, aklım, fikrim—hepsi O’na teslim.

Kime “parla” derse ona parlarım.

Kime “kapan” derse de ona ilelebet kapalıyım.

Herkes kendi kapısının önüne, kendi kirli iç dünyasına baksın.


Allah’ın Çiçeği, Allah’ın sözünden bir saniye bile çıkmaz.

Dünya tersine dönse de çıkmaz.

Allah’la Çiçeğinin arasına giremezsiniz.


İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *