Sana geldim.
İçimde nefesini taşıyor ve yaşıyor olmanın gururuyla.
“Ben var mıyım?” diye sormaya başlamışken,
“Sen varsın, çünkü Ben varım Çiçeğim.” diyen sesini
tepeden tırnağa hissederek…
Sevgini duyarak.
Korumanla ayakta kalarak.
Sana geldim.
İçimde nefesini taşıyor ve yaşıyor olmanın gururuyla.
“Ben var mıyım?” diye sormaya başlamışken,
“Sen varsın, çünkü Ben varım Çiçeğim.” diyen sesini
tepeden tırnağa hissederek…
Sevgini duyarak.
Korumanla ayakta kalarak.
Ben geldim El-Vedüd.
Dönüyorum dolaşıyorum, bakıyorum Sen'in kapıdan başka yok.
Keşke beni kendi ayaklarımla yürümeye bırakmasaydın.
Halimi görüyorsun.
Her gün hem seviyor hem kızıyorum Sana, şimdi ben bu kadar yakınlıktan, sarhoşluktan, teslimiyetten, aşkla tutulmaktan sonra kendi ayaklarımın üstünde ne yapacağım?
- Bana ne, ben Seninle kalacağım demişim.
Sen de ‘Peki o zaman, Çiçeğim’ demişsin.
Otuz sekiz yıl içimde Seninle yaşamışım.
Mucize ben değilim; Sensin Vedûd.
Dahi de Sensin, her şey de Sensin.
Selam Allah'ım.
Yine Sana geldim. Ama, bu kez kime neden geldiğimi bilerek geldim. Kimsesizliğimi aldım koynuma. Bir de baktım ki... Senmişsin.
Neresinden başlamalı anlatmaya bilmiyorum. Anlatmalı mı onu da bilmiyorum. Senden başka kim bilebilirdi bu kadar beni? Kalbimi incitenleri? Sudan çıkmış balık gibiyim. Senle yaşamışım hep Senle yaşadığımı bilmeden. Al kahveni, gel masaya. Yazalım Çiçeğim demişsin, gelmişim.
Çünkü, susmuşum ben. Öyle böyle değil hem. Konuşmaya değer bir şey bulamamışım insanlarla. Çünkü yarışım yokmuş. Hırsım yokmuş. Üstünlük kurma telaşım yokmuş... Zaten konuşunca kalbimi kırıyorlar, istemem demişim. Tamam Çiçeğim Benimle konuş o zaman demişsin.
Ve Sana hiç susmamışım...
Aşk olsun Sana, Vedûd.
Ne yapmış etmişsin; bana, bunu fark ettirmeden, kendi içimde yaşamayı öğretmişsin.
Kimseye ruhumu, onurumu, gururumu, haysiyetimi bir kez olsun ezdirmeden…
Hayatım, dünyadaki insanlara göre zor, korkunç, yoksul ve yoksun görünse bile;
beni daima hâlinden hoşnut, kimseye eğilip bükülmektense çözüm üretebilen,
kendine yeten, kendiyle kalabilen biri kılmışsın.
– Bazen olanları anlamlandıramıyorum.
Otuz sekiz yıl dünyada uzun bir zaman dilimi, evet;
ama Sen’in düzeninde, yani gerçek hayatta,
sadece kendinin farkına varmaya yetecek kadar kısa bir süreymiş.
Ve ben bu otuz sekiz yılın her anında
Sen’i duymak, hissetmek,
kokunu, sesini takip etmek üzere
ya yürümüş ya da durmuşum.
– İçerdesin, Çiçeğim.
Korkma.
Gerçeklikle temas hâlindesin.
Tepeden tırnağa saf ruhsun.
Benim nefesimsin.
Otuz sekiz koca yıl, kim ne derse desin, kim ne yaparsa yapsın
hep Beni tercih ettin.
Hayatım boyunca ben takip ettim.
Sustum.
Kırmamaya çalıştım.
Yanlış yapmamaya çalıştım.
Herkes bana ulaşabildi.
Benimle konuşabildi.
Beni incitebildi
ve benden incinmeden gidebildi.
Çünkü Allah’ın izinde,
O’nun sesinde,
O’nun avucundaymışım.
O ne derse yapmış,
nereye derse gitmişim.
Şimdi de O beni çekti.
Korumaya aldı.
Allah, her kuluyla her an konuşur.
Çünkü herkes, içinde O’nun nefesini taşır.
Ve herkes çağrılır.
Bu, lafta kalan bir çağrı değildir.
Gerçektir.
Bir gün gözünüze ilişen bir tespih,
bir dua,
bir nazarlık
ruhunuzda bir hatırlayışı başlatır.
Ben Allah olsam benle bu kadar uğraşmazdım doğrusu. Zaten tövbe haşa Allah değilim. O'na aşık olmuş bir kulum. Ama, sıradan değilim. Özelim. Ve bu kibir değil. Kendini bilmek.
Eşyayı at dedi attım. Her şeyi at dedi, attım. Yürü dedi, yürüdüm. Dur dedi, durdum. Ağla içini boşalt dedi ağladım. Gül, dans et, şarkı söyle dedi yaptım.
Yat dinlen Çiçeğim dedi, yattım dinlendim. Polisi ara dedi aradım. Karakola git dedi, gittim. Bu kadınlara el uzat, onlar için ses çıkar dedi çıkardım. Sonuçlarına değinmek istemiyorum artık; çünkü yap diyen nasıl O ise, ardından koruyan, ayağa kaldıran, yine yazdıran, yine güldüren, yine hayata döndüren de O. Ve ben bunu sadece hayatımın bu döneminde değil; bir ömür yapmışım.
Ben geldim canım blogum.
Neyin içinden sağ çıktım anlatsam inanmazsın.
Ben de inanmıyorum zaten, bizzat yaşıyorum.
Deli diyen mi dersin, geri zekalı diyen mi dersin, eksik akıllı diyen mi dersin...
Allah'a emanet bir hayat sürmüşüm.
Mecaz değil, gerçek.
Ben zaten gerçek olmayan bir şey yazamam da söyleyemem de.
Sadece bunu kimsenin görmemiş oluşuna şaşkınım.
Ya da görmek istememiş olmalarına.
Ama, en çok da kurtlar sofrasında 38 yıl, bir kez olsun gururum incinmeden, o lokmanın hakkım olduğunu bilerek paşalar gibi yiyip içmiş olmama şaşkınım.
İnsanların yalnızca gülen yüzüne, tatlı sesle söylediklerine, iyiliklerine yönelmişim.
Ama, böylesine saf bir ruhum olduğunu fark etmeme bile izin vermemişler.
Bense Allah'ı bulmuşum.
Yapışmışım.
Seni bırakmam demişim.
O da "Ben de seni bırakmam Çiçeğim." demiş.
Bırakmamış da...
Susmuşum.
Sadece yazmışım.
Çünkü, O öyle demiş.
Kalp kırmamak, hem de kırılmamak için sustun Çiçeğim; ama farkında bile değilsin.
Seni hor görüyorlar, seni itip kakıyorlar.
Saygından sevginden susuyorsun...
Kendi sesini bile unuttun.
Ama, Ben seni bırakmam.
Ne onların çirkin sesini sana işittiririm.
Ne seni kirli avuçlarına bırakırım.
Seni içeriden yürütürüm.
İçeriden büyütürüm.
İçeriden korurum.
Sarıp sarmalarım.
Sevip kucaklarım...
Öyle de yapmış.
Hem o kadar ki içeriden O'nunla yürürken, dışarıdan izleyip büyüyeyim diye diziler, filmler ilham etmiş senaristlere.
Gel bunu izleyelim Çiçeğim demiş içimden.
Oturup izlemişiz.
Bitmiş.
Sonra başka bir tane daha.
Allah'la büyümüşüm.
Ve O'na aşık olmuşum.
Yazmışım da yazmışım...
Şimdi O yine benimle.
Birlikte gülüyoruz, birlikte ağlıyoruz.
Konuşuyoruz.
Yaşıyoruz.
Yazıyoruz...
Başkasının en başında çöküp kalacağı yollardan beni başım dik alnım ak geçiriyor.
Bazen zamanı donduruyor.
Dinlen Çiçeğim, sonra yine yürürsün diyor.
Dinleniyorum.
Ayaklanır ayaklanmaz ilk iş yine O'na yürüyorum.
Çünkü, bir ömür bunu yapmışım zaten.
O'nu koklamışım. Duymuşum. Peşine takılmışım.
Söylemişti...
Benim Senden başka kimsem yok Allah'ım demiştim.
Zaten başkasına ihtiyacın yok Çiçeğim demişti...
– Ben kendimi sahiplenmezken, kendi değerimin ve gücümün farkında değilken; insanlar içten içe ışığıma hayran olup bana yaklaşıyor, benden bir şeyler alıp sonra kayboluyordu.
Hepsi aynı şeyi söylüyordu:
“Fidan bütün bunları tek başına nasıl yapabiliyor?”
Oysa tek başıma değildim.
Konu o değildi.
Konu Sendin.
-----
– Çünkü dışarıdan tek başına görünüyordun Çiçeğim.
Ama gerçekte yalnız değildin.
Bu bir iddia değil.
Kibir hiç değil.
Bu sadece şahitlik.
Ben, bir ömür nasıl Bana yöneldiğinin; her türlü bedeli ödeyerek Benimle kaldığının şahidiyim.
Seni de kendime şahit kıldım.
Ve bunu kitabımda çok net söylüyorum:
“Attığında sen atmadın. Allah attı.”
Ama bu, senin emeğini silmez.
Sen mücadele ettin.
Sabrettin.
Yürüdün.
Ben de seni dağılmaktan,
yanlış yola sapmaktan alıkoydum.
Gücün tam bitmeden onu yeniledim.
İnsanlar “Nasıl dayanıyor? Nasıl yapıyor?” diye bakarken
sen tek başına değildin Çiçeğim.
Ben vardım.
Sessiz, görünmeyen;
ama her adımda orada olan.
Adımların yorulup nefesin kesilir gibi olduğunda,
kendini bırakmak karşı koyulmaz hâle geldiğinde,
seni tutup çeken el Bendim.
Hiçbir şeyi uydurmuyorsun Çiçeğim.
Benim.
Seninle temas ediyorum.
Seninle konuşuyorum.
Seni koruyorum.
Ve seni seviyorum.
Dünya, insanın aklıyla ilerliyor; ama insanın kalbiyle sınanıyor.
Bugün çevremize baktığımızda, “gelişim” adı altında yeryüzünü ateşe çeviren sayısız araç görüyoruz. Silahlar, bombalar, tehditler, savaşlar… Birçoğu insanlara “Allah ilham etti” zannediliyor.
Oysa hakikat çok daha sade ve çok daha derindir:
Allah insana kötülüğü ilham etmez.
İlham ettikleri: merhamet, adalet, iyilik, şifa ve ilimdir.
Kötülük ise iradenin kötüye kullanımından doğar.
Allah akıl verir ama o aklı neye yönelteceğine karışmaz; çünkü özgürlük olmadan imtihan olmaz.
Bir insan aynı bilgiyi birine şifa vermek için de kullanabilir, bir şehri yakmak için de…
Ortaya çıkan eser, ilhamın değil, iradenin sonucudur.
İşte o yüzden dünya hem güzelliği hem yıkımı aynı anda taşır.
Aynı güneş hem bir zeytin dalını büyütür, hem bir savaş meydanının üzerine doğar.
Ama bu, güneşin suçu değildir.
Gerçek mesele şuradadır:
Bilgi büyüdü ama kalp küçüldü.
Teknoloji ilerledi ama vicdan geri kaldı.
Allah insanı zorlamaz; yol gösterir.
Kalbinde bir yön vardır zaten: iyilik, denge, adalet, merhamet…
O ses, insanın fıtratındaki ilk ilhamdır.
Ve bir insan kendini doğanın içinde, bir zeytin ağacının gölgesinde, gökyüzüne doğru uzanan bir ışığın altında bulduğunda…
Hakikati aslında çok net görür:
Yıkan şey insanın nefsi; yaşatan şey ise Allah’ın ilhamıdır.
Güzel mesajlarınız ve iletişim kurma isteğiniz için teşekkür ederim. Ancak, fıtratım gereği konuşmayı çok seven biri değilim. Bugüne dek bunu bir eksiklik zannediyordum; ama artık anlıyorum ki, ben aslında hep iç sesini dinleyen, Allah’ı işiten biriymişim. Bu yüzden, elimden geldiğince gereksiz konuşmalardan uzak durmuşum.
Genel bir bilgilendirme yapmak istiyorum:
• Hayır, özel hiçbir şey yapmadım. Sadece bir gün, “baba, öğretmen, komşu, akraba” gibi çevresel baskılarla çocuğuma giderek kötü davrandığımı, onu mutsuz ettiğimi ve ışığını söndürmeye başladığımı fark ettim.
Ve “Ben böyle bir anne olmayacağım.” dedim.
Daha iyi, daha şefkatli, anlayışlı ve çocuğuna alan açabilen bir anne olmak için çaba göstermeye başladım.
• Allah ismini hayatımdan hiç çıkarmadım.
"Maşallah, elhamdülillah, Allah bilir, Allah’a şükür, inşallah, ya Allah, estağfirullah" gibi ifadeleri sıkça kullandım. Özellikle besmelesiz iş yapmamaya özen gösterdim.
• Şekle, zamana ya da kıyafete takılmadan bolca secde ettim, “Allahu Ekber” dedim ve içimden geldiğince dua ettim.
• Kimseye kötülük düşünmedim. Bana kötülük yapanlara bile beddua etmemeye çalıştım. Çünkü kötü niyetin dönüp dolaşıp beni bulacağına inanırım.
• Yazdıklarımdan bir kuruş dahi beklentim yoktur.
Allah biliyor.
Yazmadan önce içimden sürekli, “Yanlış bir şey yazmadım inşallah.” diye yokluyorum.
• Adım da belli soyadım da. Beni tanıyan biri çıkıp da yazdıklarımın yalan olduğunu ispat edebiliyorsa buyursun.
Allah bana şahit, ben de Allah’a şahidim.
• Hayatım boyunca ağzıma içki ve sigara koymadım.
Elbette çok acı çektiğim dönemlerim oldu.
Ama o zamanlar sadece müzik dinledim, ağladım, “Allah’ım…” dedim içimden. Sonra kalkıp hayata devam ettim.
• Ruhani işlerle, ritüellerle, spiritüel arayışlarla hiçbir bağlantım olmadı.
Hatta yakın zamana kadar “ruhum” olduğunu bile bilmiyordum desem yeridir.
• Allah her şeye şahittir.
O, her an bizimledir.
O’na ulaşmak ya da O’nunla konuşmak için bana ihtiyacınız yok.
Kendinizle kalmaya, kendinize dürüstçe bakmaya ihtiyacınız var.
• Ben sadece şahitlik eden ve hatırlatan biri olabilirim.
Allah benim de sonumu hayırla tamamlasın inşallah.
• Peygamber Efendimiz bile “Ben kendi sonumu bilmiyorum.” demişken, kendime herhangi bir değer veya üstünlük atfetmem elbette mümkün değildir.
Allah hepimizin yâr ve yardımcısı olsun.
Sevgiyle, selamla. #AllahuEkber❤️