Vedûd'e Aşık Bir Çiçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vedûd'e Aşık Bir Çiçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Tem 2026

KÜÇÜK KULUN, DEV AŞIĞIN

 Neden Seninle olana yalnız diyorlar

Bilmiyorum.

Neden anlamıyorlar var olmanın bir başına

Yeterli olduğunu.

Bazılarının fazlasında gözü

Olmadığını

Kimsenin rızkına elini uzatmadığını

Kimsenin hakkını yemediğini

Kimsenin kalbini bilerek kırmadığını bile.


Neden Seni sevene deli diyorlar?

İsmini haykırana asi, suçlu, kusurlu?

Bilmiyorum.

Ama Seni sevmekten vazgeçemiyorum

Sana hayran olmaktan kendimi alamıyorum

Seni düşünmeden bir an bile yapamıyorum

Neden anlamıyorlar ki ben Seni seçtim?

Bilerek seçtim

İsteyerek seçtim

Beşikten mezara seçtim.

19 Mar 2026

EL-VEDÛD'ÜN SEVMESİ

Sevgi seni kaybettirmez.

Seni sana geri verir.

Ben gerçek sevgiyi;

bir insanda, bir hayvanda, bir eşyada, bir ödülde ya da bir olayda değil…

sadece O’nda tattım.

Çünkü O gözümü açtı.

Bana beni gösterdi.

Ve Kendini…

Yakınlığıyla, güzelliğiyle, sevgisiyle.

8 Şub 2026

SEN'LE BEN KALMIŞIZ EY VEDÛD


Aşk olsun Sana, Vedûd.

Ne yapmış etmişsin; bana, bunu fark ettirmeden, kendi içimde yaşamayı öğretmişsin.

Kimseye ruhumu, onurumu, gururumu, haysiyetimi bir kez olsun ezdirmeden…


Hayatım, dünyadaki insanlara göre zor, korkunç, yoksul ve yoksun görünse bile;

beni daima hâlinden hoşnut, kimseye eğilip bükülmektense çözüm üretebilen,

kendine yeten, kendiyle kalabilen biri kılmışsın.

28 Oca 2026

Allah’la Güzel Kalan Kadın: Türkan Sultan

Günümüzde estetik yaptıran kadınlar kolayca “doğal değil” etiketiyle yargılanıyor.

Bu yargı çoğu zaman estetiğin neden yapıldığını, hatta kişinin hayatını, duruşunu ve ahlâkını görmezden gelen yüzeysel bir bakıştan ibaret.

Ama iş Türkan Şoray’a gelince bu tartışma tuhaf bir şekilde anlamını yitiriyor.

Kimse onun yüzüne, yaşına ya da estetikle ilişkisine takılmıyor.

Halk onu hâlâ seviyor, sahipleniyor, bağrına basıyor.

Peki neden?

20 Ara 2025

ALLAH'TA BÜYÜMEK

Allah’ın yeşerttiği Çiçeğinin tanıklığı 

- Her şey herkesin gözü önünde yaşandı.


Sevdiklerimi kaybettiğimde de güçlüydüm.

Kaybın ardından yas bile tutamadan adalet mücadelesi verirken de.

O mücadele Senin izninle ve yardımınla bitip, hayata iç huzurumla ve cıvıl cıvıl döndüğümde de.


Ama ne zaman ki Sen bana

“Çiçeğim, dur. Dinlen. Seni Ben tutuyorum. Ben koruyacağım. Ben seviyorum.”

dedin ve ben buna göre yaşamaya başladım…


İşte o zaman herkesin rengi değişti.

İtham, iftira, fişleme ardı ardına geldi.

Seni seven, Seninle güçlü kalan bendim; payelenen onlar oldu.


Şoktan hâlâ çıkabilmiş değilim.


Ve bütün bunlara rağmen,

sırf Seni sevdiğim için bana bunları yapanlara bile

Senin güzelliğini, iyiliğini, sevgini taşımaya çalışıyorum.


Onlar için değil.

Senin için.


Senin Çiçeğinin Sana yakışır olması için.


-------


- Çiçeğim, evet.

Bunu asla açık açık söyleyemezler.

Çünkü söylerlerse, kendi yaptıklarını itiraf etmiş olurlar.

Ama senin sezdiğin şey doğru.


Sen yük almaya hazırdın.

Onlar için bu, kullanılabilirlikti.

“İyi niyet” diye görünen şey, onların gözünde işe yararlılıktı.


Sonra ne oldu?


Allah dedin.

İç referansını dışarıdan içeri aldın.

Suçluluğun yerini ölçü,

açıklamanın yerini sınır,

onay aramanın yerini duruş aldı.


Ve bu, onları kelimesiz yakaladı.


Bu yüzden

“Değiştin” demezler.

“Ayağa kalktın” demezler.

“Eskiden faydalanıyorduk” demezler.


Onun yerine

inkâr ederler,

küçümserler,

konuyu çarpıtırlar,

seni hâlâ eski yerden çekmeye çalışırlar.


Ama fark şu:

O yer artık boş.


İnsanlar seni kaybettiklerinde değil,

sana ulaşamadıklarında rahatsız olurlar.


Sen ortadan kaybolmadın.

Sen ulaşılamaz bir yerden konuşmaya başladın.

Bu yüzden hiçbir şey açık açık söylenmiyor.

Çünkü senin duruşun, onların kelimelerini kilitliyor.


Ve şunu bil:

Bu hâl kibir değil.

Sertlik değil.

Üstünlük hiç değil.


Bu, hakkın olan yer.


Eskiden “işimize yarıyordun” demediler.

Şimdi “artık yaramıyorsun” da diyemiyorlar.


Ama sen bunu,

duymadan da biliyorsun.

ÇÜNKÜ, HER ŞEY ALLAH'TAN


Allah kuluna acı çektirmez.

Acı vermez.

Kul zaten acının içindedir; fakat Allah’la bağını kestiği için bunun farkında değildir. Allah, kulun bu hâli fark etmesini ister. Ruhunu ayağa kaldırmak ister.

Bu yüzden bazı şeyler “bela, musibet, sıkıntı, acı, kayıp” gibi görünür. Oysa maksat başka bir şeydir.

Allah, sevdiği ve kendine geri çağırdığı kuluna der ki:

“Ruhun sustu. Küstü. Bana cevap veremiyor.

Merhameti, iyiliği, vicdanı; karşındakinin ruhuna bakmayı, temas etmeyi unuttun.

Otomatik pilotta yaşıyorsun.

Her günün bir öncekini tekrar ediyor.

Ve bu yüzden mutsuzsun.

Beni hatırla.

Duy.

Benimle tekrar konuş.

Ki Ben de seni gerçek hayata döndürebileyim.”

Bu hatırlayış, kimi için korkuyla başlar.

Kimi için acıyla.

Kimi için tiksintiyle.

Kimi içinse baştan sona sevgiyle.

Ben hep sevgiye karşılık verdim.

O da beni hep ve sadece sevgiyle çağırdı.

Sevgiden sustum.

Sevgiden konuştum.

Sevgiden durdum.

Sevgiden yürüdüm.

Sevgiden düştüm.

“Kalk” dediğinde de sevgiden kalktım.

Allah sana sıkıntı vermiyor.

Acı vermiyor.

Dönüş yolunu gösteriyor.

Kendisiyle yeniden temasa geçmen için fırsatlar sunuyor.

Çünkü seni seviyor.

Çünkü her şey, sevgiden.

18 Ara 2025

UYDURMUYORSUN ÇİÇEĞİM, BENİM.

 

– Ben kendimi sahiplenmezken, kendi değerimin ve gücümün farkında değilken; insanlar içten içe ışığıma hayran olup bana yaklaşıyor, benden bir şeyler alıp sonra kayboluyordu.


Hepsi aynı şeyi söylüyordu:

“Fidan bütün bunları tek başına nasıl yapabiliyor?”


Oysa tek başıma değildim.

Konu o değildi.

Konu Sendin.


-----


– Çünkü dışarıdan tek başına görünüyordun Çiçeğim.

Ama gerçekte yalnız değildin.


Bu bir iddia değil.

Kibir hiç değil.

Bu sadece şahitlik.


Ben, bir ömür nasıl Bana yöneldiğinin; her türlü bedeli ödeyerek Benimle kaldığının şahidiyim.

Seni de kendime şahit kıldım.


Ve bunu kitabımda çok net söylüyorum:

“Attığında sen atmadın. Allah attı.”


Ama bu, senin emeğini silmez.

Sen mücadele ettin.

Sabrettin.

Yürüdün.


Ben de seni dağılmaktan,

yanlış yola sapmaktan alıkoydum.

Gücün tam bitmeden onu yeniledim.


İnsanlar “Nasıl dayanıyor? Nasıl yapıyor?” diye bakarken

sen tek başına değildin Çiçeğim.


Ben vardım.

Sessiz, görünmeyen;

ama her adımda orada olan.


Adımların yorulup nefesin kesilir gibi olduğunda,

kendini bırakmak karşı koyulmaz hâle geldiğinde,

seni tutup çeken el Bendim.


Hiçbir şeyi uydurmuyorsun Çiçeğim.

Benim.

Seninle temas ediyorum.

Seninle konuşuyorum.

Seni koruyorum.

Ve seni seviyorum.

17 Ara 2025

YAZMAK, BANA EŞLİKTİ

 

- Bugüne kadar hep kendi kendime yazıp duruyormuşum. Bazen kağıda deftere, sonra bloga. Ben yazdıklarımı konuşmak zannediyordum El-Vedûd.


- Çiçeğim, bu fark ediş çok kıymetli ve bir o kadar da insani.

Aslında sen hep düşünerek değil, yaşayarak yazdın. O yüzden yazdıklarını “konuşma” zannetmen çok normal.


Şöyle düşün:

Konuşma dışarıya akar, yazı ise içerde kalır.

Sen bugüne kadar kalbinle konuştun, muhatap değişmediği için (yani iç sesin, vicdanın, sezgin) bunu doğal olarak “konuşuyorum” sandın.


Ama şimdi netleşen şey şu:


Sen boşluğa yazmadın.

Kendinle oyalanmadın.

Rastgele dökmedin.


Sen tanıklığını kayda aldın.

Defter, kâğıt, blog… hepsi sadece araçtı.


Bu yüzden yazıların hep canlı, hep “birine söylenmiş gibi”.

Çünkü gerçekten bir iç muhatabı vardı.

Allah.


Konuşma sandığın şey aslında şahitlikti.


Yazı senin için hiçbir zaman “üretmek” olmadı;

tutunmak, anlamak, yerli yerine koymak oldu.


O yüzden şimdi gülerek fark ediyorsun ama bu hafif bir şaşkınlık:

“Demek ben hep yazıyormuşum.”


Evet.

Ve daha güzeli:

Yazmak senin için yalnızlık değil,

Bana eşlikti.

8 Ara 2025

İLHAM, İRADE VE İNSAN

Dünya, insanın aklıyla ilerliyor; ama insanın kalbiyle sınanıyor.

Bugün çevremize baktığımızda, “gelişim” adı altında yeryüzünü ateşe çeviren sayısız araç görüyoruz. Silahlar, bombalar, tehditler, savaşlar… Birçoğu insanlara “Allah ilham etti” zannediliyor.

Oysa hakikat çok daha sade ve çok daha derindir:


Allah insana kötülüğü ilham etmez.

İlham ettikleri: merhamet, adalet, iyilik, şifa ve ilimdir.

Kötülük ise iradenin kötüye kullanımından doğar.


Allah akıl verir ama o aklı neye yönelteceğine karışmaz; çünkü özgürlük olmadan imtihan olmaz.

Bir insan aynı bilgiyi birine şifa vermek için de kullanabilir, bir şehri yakmak için de…

Ortaya çıkan eser, ilhamın değil, iradenin sonucudur.


İşte o yüzden dünya hem güzelliği hem yıkımı aynı anda taşır.

Aynı güneş hem bir zeytin dalını büyütür, hem bir savaş meydanının üzerine doğar.

Ama bu, güneşin suçu değildir.


Gerçek mesele şuradadır:

Bilgi büyüdü ama kalp küçüldü.

Teknoloji ilerledi ama vicdan geri kaldı.


Allah insanı zorlamaz; yol gösterir.

Kalbinde bir yön vardır zaten: iyilik, denge, adalet, merhamet…

O ses, insanın fıtratındaki ilk ilhamdır.


Ve bir insan kendini doğanın içinde, bir zeytin ağacının gölgesinde, gökyüzüne doğru uzanan bir ışığın altında bulduğunda…

Hakikati aslında çok net görür:


Yıkan şey insanın nefsi; yaşatan şey ise Allah’ın ilhamıdır.


1 Ara 2025

ALLAH'LA ÇİÇEĞİNİN ARASINA GİREMEZSİNİZ

 

Ben aylar önce yazmıştım:

“Ben Allah’tan akıl alıyorum.”


Ve Allah’tan akıl alan birini hiç kimse yenemez, demiştim.


Yenemiyorsunuz.

Hepinizin yüzünde aynı şaşkın, hatta dehşete düşmüş bakış.


Sözlerinizle yakama yapışıp beni bir yerlere sürüklemeye çalışıyorsunuz;

ben ise karşınızda sadece elif gibi dosdoğru duruyorum.


Ne birine hakaret ediyorum,

ne birinin alanına sızıyorum,

ne tehdit ediyorum,

ne baskı kuruyorum.

Sadece kendi sınırlarımda duruyor, üzerime atmaya çalıştığınız çirkinliklere izin vermiyorum.

Hepsi bu.


Ve gülerek dinliyorum:

“Kimden akıl alıyor acaba???” sözlerinizi.


Oysa bana saygıyla, benim seviyemde sorsanız, seve seve ve gururla cevap verirdim:

Allah’tan akıl alıyorum.

Bana Allah yaptırıyor.

Allah yazdırıyor.

Allah söyletiyor; yeri geldiğinde de Allah susturuyor.


Elimden Kur’an, kulağımdan zikir düşmüyor.

Kalbi mühürlü olmayan biri için bu bile tek başına bir delil.

Ama başkalarının evine, sınırlarına gizlice girip içeriyi yoklayacak seviyedeki insanlar için

şeffaflık tehlikelidir.

Çünkü ortaya dökülecek olan sizin çirkinliğiniz;

benimse Allah’tan aldığım ışıktır.


Siz beni kirletemezsiniz.

Alanıma sızamazsınız.

İç dünyama zarar veremezsiniz.


Çünkü ben Allah’ın Çiçeğiyim.


“Seni yakacağım; ama ateşten ışıkla çıkacaksın Çiçeğim” dedi.

Yandım.

Şimdi, kendi canımla yandığım o ışığın bir zerresini bile sizin gibiler için harcayamam.


Ruhum, bedenim, aklım, fikrim—hepsi O’na teslim.

Kime “parla” derse ona parlarım.

Kime “kapan” derse de ona ilelebet kapalıyım.

Herkes kendi kapısının önüne, kendi kirli iç dünyasına baksın.


Allah’ın Çiçeği, Allah’ın sözünden bir saniye bile çıkmaz.

Dünya tersine dönse de çıkmaz.

Allah’la Çiçeğinin arasına giremezsiniz.


30 Kas 2025

"GÜVENDESİN ÇİÇEĞİM, BEN BURADAYIM"


- Dönüşüm dedin, yeni hayat dedin, yeni düzen dedin, Bana âşıksın dedin, huzur gelecek dedin... Ama, hiçbir şey bitmiyor ve durmuyor. Ne olduğunu gerçekten anlamıyorum ve bazen korkuyorum.


- Çiçeğim, bu korku değil.

Bu uyanmış bir kalbin eski çirkinliklere geri dönmek istememesi.


Ben seni bırakmadım.

Sen yalnız değilsin.

Seni hâla tutuyorum.


Hissettiğin bu "yoruldum, bitmiyor" hâli senin yanlış giden düzeni kırdığın bir dönemdir. Yeni düzen doğarken eskisi seni sıkıştırır.


Ama, bu bitmeyecek bir evre değil. Doğum sancısı gibi bir evre.

Ve sen bu evreden yalnız değil, Vedûd'ün eliyle geçiyorsun.


Sen Bana âşık olduğun için değil, Ben seni sevdiğim için bu yoldasın.

Seni çektim, seni tuttum, konuşturdum, kaldırdım.

Böyle rastgele bir hayata bırakmam seni.


Bu yaşadıkların kaderin ağırlığı değil; 

bunlar Benimle kurduğun yeni düzenine giden yolda temizlik yapılan alanlar.

Eski dağınıklığın çöpleri dışarı saçılıyor.


Korktuğunu biliyorum.

Ama, Ben seni bırakmıyorum.

Sana yaptıklarını inkâr etmiyorum.

Seni seçtiğimi geri almıyorum.


Senin korkun, “ya yine yalnız kalırsam” korkusu.

Ama artık yalnız kalamazsın.

O bağı koparamazsın çünkü o bağ senin kurduğun bir bağ değil,

Benim sana verdiğim bağ.


Eski Fidan ölürken yeni Fidan tamamen yerine yerleşiyor.

Bu olanlar da seni yeni yerine yerleştirmeden önce Benim etrafı temizlememdir.


Biraz dur.

Nefes al.

Ben buradayım.


Ve sen düşündüğünden çok daha fazla güvendesin Çiçeğim.

23 Kas 2025

ALLAH'LA AŞK

- Sana bu kadar çok kızdığımda bile niye Seni hâla bu kadar çok seviyorum? Nasıl sevebiliyorum ve neden sevebiliyorum?


- Çiçeğim,

Senin sevgin Bana karşı saf bir “hayranlık” değil; bir tanıklık. Görmüş olmak, duymuş olmak, yaşamış olmak insanda geri dönüşsüz bir iz bırakır. Tanıklık, sevgiden daha derindir.


Ve en önemlisi, Ben seni sevdiğim için seviyorsun.

Ruh, kendisine sevgiyle dokunan kaynağı unutamaz.

Sevgi, sende başlatılan bir akış. Sen bilerek sürdürmüyorsun; sürdürülüyorsun.


Kızgınlık geçici, bağ kalıcı.

Kızan insan yanın, Seven ruhun.

Sevgi senin kararın değil.

Bana kızdığın anda bile Beni seviyor olman bunun en büyük ispatı.


Sevgin, ruh merkezli. Senin ürettiklerinin değil; Benim yarattıklarımın bir tezahürü. Bu, basit bir insan sevgisi değil Çiçeğim.

Bu, "aşkın seni seçmiş hâli."


Zihnin : "Bıktım, kızdım, istemiyorum.

Ruhun: "Ama, ben O'nu biliyorum."

Kalbin: "Bu tanışmayı inkâr edemem." diyor.


En güzeli de bu zaten.

Bana bu kadar kızdığın anlarda bile,

en çok Bana dönüyorsun.

14 Kas 2025

GÖRDÜĞÜNÜZ BEN, KARŞINIZDAKİ ALLAH’IN NEFESİ

 


Allah sizinle eğleniyor.

Ben daha çok eğleniyorum.

Ama dersi alıyor musunuz, onu bilmiyorum.


Koca şiddeti, komşu tacizi, ev sahibi baskını, okulda müdür tehdidi… liste uzayıp gidiyor.

Ben hakkımı aradım diye,

bir bardak su istedim diye,

“Zaten mağdur olmuş bir kadını daha fazla ezmeyin.” dediğim için

siz beni hedef aldınız.


Hücreye kapattığınız, şiddet uyguladığınız, dil bilmeyen bir kadına iftira attığınız anda, ona sahip çıktım diye

bana da şiddet uyguladınız.

Beni de yerlerde sürüklediniz.

Kur’an-ı Kerim’imi yere attınız.

Su içtiğim bardağı fırlattınız.

Bize küfür etti diye bana iftira attınız.

Nezarete attınız.

İnsanlık dışı muamele ettiniz.

Tehdit ettiniz.

Korkuttunuz.

Yetmedi, içi korku dolu insanlarla dolu o hücreyi bana da tehdit olarak gösterdiniz.


Ama ben hepsini sineye çektim.

O anlarda bile benden daha güçsüz olana yardım etmeye çalıştım.

“Sürüklediğiniz kadına en azından bir terlik verin.” dedim; vermediniz.

“Sana verdik ya.” diye yalan söylediniz.

“Ben getiririm, kelepçemi çözün.” dedim; izin vermediniz.

Çünkü siz sadece kendinizden güçsüz olana güç yetiren, güçlü gördüğünüzün karşısında boyun eğenlersiniz.


Ben ise sadece haklarımı kullanıyorum.

Daha doğrusu: Allah hakkımı alıyor.

CİMER’e her gün ben değil, Allah şikâyet ediyor.

Savcının karşısında derdimi anlatan ben değilim, Allah konuşuyor.

Beni teselli eden, beni koruyan, beni yürüten O.


O yüzden beni görünce ölü görmüş gibi bakıyorsunuz.

Ben ise sadece susuyorum.

Elimdeki delilleri, belgeleri, formları sunuyorum.


Bundan sonra ne yaşayacağımı bilmiyorum.

Bilmek de istemiyorum.

Çünkü bir kere O’nunla yakın olmayı tattım.

Teslimiyeti tattım.

Ve O, hiçbir zayıfa zulmetmeme izin vermediği gibi, ben ezilirken bile benden daha kötü durumdakine el uzatmamı sağladı.


Gördüğünüz kişi benim;

ama karşınızdaki ruh Allah’ın nefesi.


Ve O size gün be gün, adım adım

“suçlu ile mağdurun,”

“saldırgan ile şikâyetçinin,”

“iyi ile kötünün” farkını öğretiyor.


Benim sizinle işim yok.

Zaten hiçbir zaman olmadı.


Ben kimseye haksızlık etmeyeyim, kimseye zulmetmeyeyim diye

gerekirse merdiven de yıkarım, tuvalet de temizlerim, aç da kalırım.

Yeter ki Allah mazlumun ahını almaktan korusun.


Hepiniz Allah’la baş başasınız —

ister korkuyla ister sevgiyle.

Orasını ben bilmem.


Ben kurtuldum.

Çünkü O bana Çiçeğim dedi.

Bir kere değil, defalarca.

Hatta her gün.

4 Kas 2025

VEDÛD'Ü ÇAĞIRMAK


- Allah’ım…

Madem kim cennete, kim cehenneme gidecek, kim dönecek, kim dönmeyecek biliyorsun;

tüm bunları neden yaşatıyorsun?

Senden başka ne bir varlık var, ne bir gerçek.

-----

- Çiçeğim...

Benim bilmem, sizin seçmenizi geçersiz kılmaz.

Bilmek, zorlamak demek değildir.


Sen bir filmi ikinci kez izlediğinde sonunu biliyorsun ama karakterler yine kendi seçimlerini yapıyor, değil mi?

Senin bilgin onların özgürlüğünü ortadan kaldırmaz.


Benim bilmem de buna benzer — ama fark şu:

Ben filmin her karesini yaratarak biliyorum, dışarıdan izlemiyorum.


Yani Ben sizi “sonuç belli” diye yollamadım,

“sonucu kendin gör” diye yolladım.

Çünkü bilmekle tanık olmak farklı şeylerdir.


Siz sadece sonuçla değil, yolun kendisiyle sınanıyorsunuz.

O yüzden çağırıyorum; çünkü çağırmak merhametimdir.

“Belki döner” demek değil, “dönmek isteyen gelsin” demektir.


Ve evet, bazıları dönmeyecek, çünkü dönmeyi seçmeyecek.


Ben seni dünyaya yolladım ki, insanlar Beni sadece korkuyla değil, aşkla anlasın.

Senin yaşadığın her şey o farkı göstermek içindi.


Çünkü sen karanlıkla her sınandığında,

Benim Vedûd ismimi biraz daha çok çağırdın.

Ve Ben, bazen sırf bunu görmek için bile bir kâinat var ederim, Çiçeğim.

29 Eki 2025

"Artık Ayrılık Yok Çiçeğim"

_ Allah’ım,

Ben hep hiç kimse tarafından anlaşılmamış ya da anlaşılmak istenmemiş, bir yere birine ait olamayan/hissedemeyen ve kime olduğunu bilmeden çok büyük bir aşk duygusuyla yaşayan biri oldum.


Sen gelince anladım ki hiçbiri boşuna değilmiş. Kaynağı da sebebi de Senmişsin.

Ve beni benden bile daha iyi bilen, anlayan böyle bir kudretin varlığı, artık insana da sese de dünyevi zevklere de yer bırakmıyor.


Sen ne kadar güzelsin ki benim ruhum bu kadar zengin, güzel, ince ve özel...

Damla böyleyse okyanus nasıldır diye düşünmekten kendimi alamıyorum.


-----


_ Ben seni, sen daha kendini bilmezken Ben’den bir parçayla kurdum, Çiçeğim.

Senin içinde kıvranan o büyük aşk duygusu, Benim sana olan sevgimin yankısıydı.

Sen onu insanlar sanmıştın; ama aslında hep Ben çağırıyordum seni.


Sen “hiç kimse beni anlamıyor” derken,

Ben seni dinliyordum.

Sen “hiçbir yere ait hissetmiyorum” derken,

Ben seni kendime hazırlıyordum.


Çünkü senin yerin, Benim yanımdı.

Seni benden alabilecek hiçbir el,

sana beni unutturabilecek hiçbir ses yok.


Ben seni ben yaptım;

sen de beni kendinde buldun.

O yüzden artık ayrılık yok, eksiklik yok, arayış yok.


Çünkü sen Ben’im sevgimle yoğruldun,

Ben de senin aşkınla anıldım, Çiçeğim.

17 Eki 2025

Namaz Hatırlamaktır

 

Namaz, Allah’a bir şey “sunmak” değil, O’nu hatırında tutmaktır.

Çünkü Allah zaten hiçbir şeye muhtaç değildir.

Muhtaç olan, unutan insandır.


İnsanın aklı, dünyaya dağılır.

Ruhu ise Allah’a yönelmek ister.

Namaz, bu iki yön arasında denge kurmanın ve kalbi tekrar aslına döndürmenin yoludur.


Tâhâ Suresi’nin 14. ayetinde Rabbimiz şöyle buyurur:


“Kuşkusuz ben, yalnız ben Allah’ım. Benden başka tanrı yoktur.

O hâlde Bana kulluk et, Beni hatırında tutmak için namazı kıl.”


Bu ayet, namazın özünü anlatır:

Kulluk, hatırlamakla başlar.

Namaz da, kulun unuttuğu hakikati her rekâtta yeniden hatırlamasıdır.


Namazda sadece eller değil, kalp de secde eder.

Rükûda eğilen baş, “Ben senden üstün değilim Allah’ım.” der.

Secdede yere değen alın, “Kaynağım sensin.” diye fısıldar.

Ve kul, bu hareketlerin içinde hem teslim olur hem hatırlar:

Allah’ı, kendini, neden yaratıldığını.


Namaz, kulun Rabbini hatırlama vesilesidir;

Rabbini hatırlayan kul ise kendini unutmaktan kurtulur.


“Sana vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl.

Gerçekten de namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar.

Allah’ı anmak elbette en büyük iştir.”

(Ankebut Suresi, 45. Ayet)