30 May 2015

KAVGAKIRAN A-3

                                                     AŞK OLACAKSA...




İlk gönül maceramı yaşadığımda, ilkokul ikinci sınıftaydım. Arkadaşlarım bahçede yakalamaç oynarken, neden hatırlamıyorum, bir kenarda öylece durmuş onları seyrediyordum. 

Dalmıştım. İçimde, onlarla koşup oynamaya dair bir heyecan yoktu. Anlamsızca seyrediyordum. Sınıfta bir kız vardı, adı Melek. Sessizce yanıma yaklaştığını fark ettim. Geldi, geldi, geldi... Burnumun dibinde bitti, gözleri gözlerimin hizasında. "A. baksana, sana bir şey söyleyeceğim." dedi. Bir şey demeden şaşkın şaşkın yüzüne bakıyordum. Aniden, yanağımda şiddetli bir acı duydum. Melek tam o anda arkasını dönüp koşarak uzaklaştı yanımdan. Bana tokat atmıştı, hem de hiç acımadan.

Kızmamıştım. Evet dün gibi hatırlıyorum, hissettiğim şey öfke değildi. Kin ya da ona benzer bir şey de değildi. Sadece şaşkındım. Biraz da üzgün. Bana böyle vurması için ortada hiçbir sebep yoktu. Ona hiçbir kötülüğüm dokunmamıştı, dahası onunla doğru düzgün konuşmamıştım bile. 

Sonraki günlerim, Melek'in bana neden vurduğunu anlamaya çalışmakla geçti. Çocuk kalbim hem incinmiş hem de bilmediği, tanımadığı yeni bir duyguyla karşılaşmıştı. Melek bana neden vurdu? Melek bana neden vurdu? Melek bana neden vurdu...

Bana o tokadı atan bir erkek olsaydı yine tepkisiz mi kalırdım? Tabiatımda kavga olmadığını o küçük halimle bilmiyordum elbette. Ama, bir şey beni içinde acı, şiddet, kin, kavga olan durumlara karışmaktan alıkoyuyordu sürekli. Kız ya da erkek, bana kim vurmuş olursa olsun, ona karşılık vermezdim sanırım. Korktuğum için değil. Aldığım darbenin nedenini anlamaya çalışacağım ve aynı şekilde karşılık verirsem bunun bizi anlamsız bir düşmanlığa ve çıkmaza sürükleyeceğini daha o yaşımda hissettiğim için...

Melek'ten yediğim tokat dikkatimi ona yöneltmeme neden olmuştu. Gülüşüne, bakışına, saçlarına, taç tokasına, ses tonuna... Gittikçe ona kendi içimde bir yer verdim. Farkında olmadan alıştım ve sanırım onu çocukça bir saflıkla sevdim bile.

Sonra benimle pek konuşmadı. Yanıma yaklaşmadı. Bense için için bana yine vurmasını istiyordum. Sessiz bir oyuna kapılmıştım sanki. İlk oynandığında farkına varamadığım; ama git gide daha çok özlediğim tuhaf bir oyun. Vurmadı. Bir sonraki sene beni tamamen unuttuğunu anladığımda, bütün hayatımı kaplayacak olan garip bekleyişimin başladığını bilemezdim elbette. Ben, küçücük çocuk, sebepsizce gelip yanağıma bir tokat indirerek kendini sevdiren küçük hanımın başlattığı; fakat yarıda ve en ilgi çekici yerinde bıraktığı oyununu sürdürecek bir kadın beklemeye başlamıştım. Büyüdükçe de anladım ki, yetişkinler bunun adına "aşk" diyordu...

Aşkın ilk tokadını 'Melek' adında bir kadından yemiş olmamın ironik bir anlamı var mıydı? Erkek olduğum için hayatın omzuma yüklediği bütün kaba, sert ve yorucu şeylerin aksine, ince bir yüreğim vardı benim. Çoğu insana ağır sorumluluklar gibi gelen her şeyi umarsızca taşıma yetisine sahiptim. Çoğuna da güç olarak görünen anlamsız savaşlara, kavgalara dahil olmamaya dair sarsılmaz bir iradeye... Bu belki sabır, belki başka bir şeydi; ama yumrukla, tekmeyle, kısacası hoyratlıkla elde edilen hiçbir şey bir zafer sayılmıyordu benim gözümde. Bir zafer, gönülden geçmişse bir zaferdi sadece...

O bir çocukluk hezeyanı, bir kalp öğretisiydi altı üstü. Yine de, gönlümün ona verdiğim yerinin inatla boş kaldığını gördükçe, yediğim tokadın hıncını çıkarmaktan ziyade oyunumun yarıda kalışının sitemini edebileceğim birini bekliyorum. Beklediğimi biliyorum. Ama, nasıl birini beklediğimi ve ne zamana dek bekleyeceğimi bilmiyorum. Bir de çevremde aşk adına gördüğüm her ne varsa, ona benzer bir şeye karışmak istemediğimi, hiç istemediğimi biliyorum...

Sonrası, boşluk doldurmaca. Zaman öldürmece. Adına yalnızlık denemeyen bir tek başınalık hali. Oradan oraya koşturmaca, hayatla mücadele, bazen biraz hiçlik hissi, bazen biraz devlik... Ama, asla aşk değil. Aşk olacaksa, beklediğime değer bir şey olmalı. Tıpkı o tokat gibi sarsmalı, duraksatmalı ve kanıma karışmalı... 

Aşk olacaksa, arkadaşları neşeyle oyun oynarken bir kenarda kendi halinde bekleyen o çocuğun yediği tokadın acısını, aratmamalı...

(sürecek)

6 yorum:

  1. Yazını defalarca defalarca okudum. Ne kadar sade akıcı insanın kanına karışan bir yazı .İnsanların bu yazıda kendinden ne çok şey bulacak anlatamam Müslüm babanın dediği gibi "Hangimiz sevmedik çılgınlar gibi".şarkısının edebi özeti olmuşçasına güzel ve genel seriyi yakından takip ediyorum bu güzel bölümü atlamışım.Okudum kendimi buldum :) geç gelen yorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, yazdıklarımı ne kadar dikkatle takip ettiğini gayet iyi biliyorum. Beğenilerin çok kıymetli.

      Sil
  2. Uyardığın için teşekkür ederim, söyleyene dek fark etmemiştim çünkü yazıların öncesini.. şu ana kadar tek solukta okudum sadece merak duyarak ve kelimelerin akıcılığına mutlu olarak. Ama;

    "Sonrası, boşluk doldurmaca. Zaman öldürmece. Adına yalnızlık denemeyen bir tek başınalık hali."

    Bu cümleciklerden sonra nefesim kesildi diyebilirim, abartmıyorum.. yazma gereksinimi duydum çünkü iyi yorumlar almak için yazmasa bile kişi, iyi yorumlar ruhunu okşar ve bu satırlar bunu hak ediyor..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Başkaları yorumları okuduğu zaman onları da bilgilendirmek adına yazdım, kabalık olarak algılamadığın için teşekkür ederim. Üstelik geri dönüp baştan almışsın seriyi... Gerçekten çok mutlu oldum çok teşekkür ederim. Hem zaman ayırıp okuduğun hem de ince düşüncen için. Çünkü, çok haklısın. İnsan hep değilse de yazdıklarının okunduğunu beğenildiğini görmek istiyor... Sevgiler.

      Sil
  3. Melek nasıl da dikkatini çekmiş Adilin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle okkalı tokat atınca tabii :))

      Sil