11 Kas 2014

ÜZGÜNÜM KEDİCİK...

 Hayvanları seviyorum ben. Herkes seviyordur ya da sevdiğini iddia ediyordur; ama ben gerçekten seviyorum. Sevmekle kalmayıp onlar için elimdeki tüm imkanları seferber ederek bir şeyler yapmaya çalışıyorum.
 Bugün ne yapsam ne etsem üstümdeki bu mutsuzluk, durgunluk halini atamadım. Yolda yürümekten korkar oldum her an bir yerlerden bir arabaya sıkışmış bir kedi, yaralı bir köpek, kanadı kırılmış bir kuş sesi gelecek de ben yine tek başıma bir şeyler yapmak için debeleneceğim diye… Üniversitedeyken kaç kez okul yolundan dönmüşümdür rastladığım ve aç olduğunu anladığım bir kediyi beslemek için. Kaç yavru köpeği tutup eve getirdim karnını doyurup sevip sonra içim kan ağlaya ağlaya sokağa geri bıraktım hatırlamıyorum.
 Barınaklar mı? Sokak bana onlardan daha güvenli görünüyor. En azından bir yere hapsolmuş şekilde önlerine konacak iki lokma yemek beklemeyip başlarının çaresine bakmaya çalışabiliyorlar. Ama, yoruldum. Fiziksel bir yorgunluk değil bu, ruhun yorgunluğu. Bu kadar çok acı çeken, hırpalanan, zulmedilen savunmasız canlı görmek ve ne kadar istesem de bir şey yapamamak, onlara yetememek beni yordu. Üzülmek yordu. Bazen kalbimin çatlayacağını zannediyorum. İnsanın insana zulmü beni bu kadar etkilemiyor; çünkü kendimiz ediyor kendimiz buluyoruz.  Ya bu masumların günahı ne? Ne kötülükten haberleri var ne bir şeyden. İki lokma yemek verip başını okşasan zaten dostun olur o anda. Sözde herkes iyi yürekli, merhametli. İnanmıyorum artık ben. Herkes sadece bir parça merhametli olsaydı dışarda bu kadar çok acı çeken, zor durumda olan canlı olmazdı.
 Ben zamanında öğrenci haliyle bütün apartmana bütün şikayetlere rağmen bulduğu her yaralı ya da muhtaç kediyi eve getirip bakımını yapmış, her seferinde 45 dakikalık yolu yürüyerek onları veterinere götürmüş bir insanım. Bir şey yemeden önce doyduklarından emin olmaya çalışan, üstüne başına harcamayıp onlara yiyecek alan biriyim. 30’a yakın kediyi hepsini ayrı ayrı sevip hepsiyle ayrı ayrı ilgilenmeye çalışarak sahiplendiğim dönemlerim oldu. Gücümün en sonuna kadar baktım onlara. Ta ki merhametsiz, gözü dönmüş insanlarla mahkemelik olana kadar. Sonuçta ben de bir faniyim ve sınırlarım var. Olmadı işte, yetemedim. Vazgeçmek zorunda kaldım sevdiklerimden. Sokağa bıraktım hepsini; çünkü büyük oldukları için kimse almak istemedi. Barınağa götürmek hiç düşünmediğim bir şeydi zaten. Hiç barınak gördünüz mü? Kendi yaralarında ve kanında çürümeye unutulmuş yarı ölü köpekler? Karnı sırtına yapışmış aç kediler? İnsan bunları gördükten sonra sokağın insanların vicdanına terk edilmekten daha güvenli olduğunu düşünüyor.  
 Sokakta bulup eve getirdiğim bir lokmalık kedilerin kaçı elimde öldü unuttum artık. Yetemediğimden. Ekonomik olarak yetişemediğimden. Yardım istedim mi birilerinden? İstedim birkaç kez ama ses soluk çıkmadı hiç. Üstelik her defasında yalnızca sorunla karşılaştım. Evde hayvan beslenmez, hastalıklı o, aman bize uzak olsun, daha neler neler… Yani olan biteni yazacak enerjiyi bile bulamıyorum şu an; çünkü herkes merhametli herkes vicdanlıysa ben neden hala tek başıma savaşıyorum? Neden o yardım çığlıklarını benden başka kimse duymuyor? Herkes o seslerin yanından geçip gidebiliyor ben yapamıyorum. Övünmek için yazmıyorum bunları canıma tak ettiği için yazıyorum. Dayanamıyorum artık dünyanın cehenneme dönmesinde zerre payı olmayan hayvanların acı çektiğini görmeye. Aç olduğunu, üşüdüğünü, dövüldüğünü, kesildiğini düşünmeye. Haber bile seyretmiyorum artık ruhum o kadar bitkin. Kötülük görmek duymak istemiyorum tahammülüm kalmadı. Elimden gelse kendime bir kuytu köşe bulup girip bir daha çıkmayacağım. En iyisi bile, bir tane hayvan edindi mi kendini peygamber zannediyor. O kurtuldu hadi, ya ötekiler? Beynimde, yüreğimde artık  taşınamayacak ağırlıkta sorular, hesaplaşmalar, hesap sormalar… Hesap sormalar da kime? Kime…
 İnsanım ben ya, insan. Bir yüreğim var. Bir şeyler yapmaya çalışıyorum onlar için. Kayıtsız kalamıyorum. Görmezden gelemiyorum. Vah vah tüh tüh deyip ortadan kaybolamıyorum. Sorumluluk alıyorum. Üstleniyorum. Fedakarlık ediyorum; ama YET-Mİ-YO-RUM. Yetmeyince üzülüyorum, dağılıyorum. Değişmekten korkuyorum. Bana ne deme noktasına gelmek istemiyorum. Ama, üst üste gelen hezimetler, yığılan sorunlar, çaresizlikler beni o yöne sürüklüyor. Bilgisayarımdaki fotoğraflarını bile sildim bütün kedilerimin. Onları sevgiye, rahatlığa, sıcak bir yuvaya alıştırıp sonra sokağa bırakmak zorunda kaldığım için cinayet işlediğimi zannediyorum. Dışarıda bulup eve getirdiğim besleyip kendine gelmesini sağladığım yavruya isim bile koymuyorum;  çünkü  yarın öbür gün bırakmak zorunda kaldığımda neler hissedeceğimi çok iyi biliyorum. Elimden gelse bu kadar sevmeyeceğim bu kadar alışmayacağım ama elimden gelmiyor. Sonuç olarak, bitirmeyi bile beceremediğim; ama içimde patlayan isyanı bir nebze de olsa bastıran, biraz yalnız biraz ketum bir yazı yazıyorum ve yapacak başka bir şey yine yok…

1 yorum:

  1. En azından belli bir dönem iyi bir bakım görmelerini sağlamışsın hepsine kimse yetişemez ama bence bir tanesini kurtarmak bile hiç yapmamaktan iyidir.Insan vicanini baska turlu rahatlatamiyor sanirim

    YanıtlaSil