Yalnızca bir
gezinti sandı bunu. Şöyle bir bakıp gidecekti ona kalsa. Aşağı indi. İnerken
gökkuşağının en asil rengine elini verdi. Hiçbir şeye yaslanmadı. Önce sağ ayağı
sonra sol ayağı değdi yere. Şiddetli bir kapı çarpması sesi işitildi. Gözlerini
kısarak etrafına bir kere baktı. Tam bir çember çizmeden baktı. Gördüklerini
pek sevmedi. Bir şey demedi.
Onu almaya
kimse gelmedi. Çok yabancı hissetmiyordu. Daha önce birkaç kere bulunmuştu. İlk
defa kaybolmuyordu. Yine de anne serçelerin yuvalarını çok yükseğe yapmasını
istemiyordu. Düşenler ölenlerdi. Aniden bir deniz kapladı içindeki boşluğu.
Boşluk. Sevmediği bir kelime, alışmadığı bir gerçekti. Sevimli sessizlik yerini
hırçın bir gürültüye teslim ediyordu. Kulaklarını tıkadı. Yine duyuluyordu.
Kaçmak istemedi.
Korkmuyordu. Uzaklaşmak istedi sadece. Daha sessiz bir yer olmalıydı elbette.
Daha temiz yerler. Birine sorsa mıydı? Soramazdı. Kiminle geldiysen onunla git
diyeceklerdi. Nasıl geldiysen öyle git. Dost canlısı yüzlere rastlayamadı
zaten. Gürültü çoğalıyor, kalabalık büyüyordu.
