Birinin bir şeyi olmak şart ise dünyada,
ben sade ve sadece Allah'ın Çiçeği olmak ve öyle kalmak isterim.
O bildi.
Fidan, bağımlı olmak istemez hiçbir şeye ve hiç kimseye.
Fidan, yarışmaz.
Yarıştırıldığında kazanır; ama bir kere bile "Ben yaptım." demez.
Çünkü içinde kıyasın, rekabetin ve üstünlük kurma arzusunun zaafı yoktur.
Fidan, susar.
Konuşmayı bilmediğinden değil.
Bir insana bir şey bir kere söylenmeli; onu duyup duymamak, anlayıp anlamamak artık o insanın sorumluluğudur, diye düşünür.
Fidan, zeytin ekmeğe de şükreder Rabbine...
Pahalı, lüks sofralara da.
Ama ille de o olsun diye tutturmaz.
Yazar.
Çünkü yazmayı ona Rabbi öğretti.
Ve sevdirdi.
Bir gün dedi ki:
"Bu eller de, bu kalp de en sonunda hep Beni yazacak.
Aradığı Benim.
Özlediği Benim.
İstediği Benim.
Hasretinden kavrulduğu Benim.
Her seferinde engellerle karşılaşıp yine de yöneldiği...
Ben."
O bildi.
Fidan'a bir insan sahipmiş gibi davrandığında, sevginin ve saygının dışına çıkıp zorbalıkla yaklaştığında Fidan çekilir.
Çünkü her şeyin ve herkesin gerçek sahibinin Allah olduğunu bilir.
Fidan, daha küçük bir çocukken bile hep Beni seçti.
Bana yöneldi.
Beni istedi.
Yalnız değildi.
Rabbi ileydi.
Ve hâlâ Rabbi iledir.
Daha hayatının başındayken...
El-Vedûd dedi.
"Ne güzel bir isimmiş..."
Ve sevdi.
Birinin bir şeyi olmak şart ise dünyada,
ben sade ve sadece Allah'ın Çiçeği olmak ve öyle kalmak isterim.
Gerisi geçici.
Gerisi fânî.
Allah... Ebedî.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.