İslâm inancına göre Allah zamanın dışındadır. Bizim için “önce–sonra” olan her şey, Allah için tek bir anda bilinir. Buna ilm-i ezelî denir.
Allah:
Şeytanın secde etmeyeceğini biliyordu.
Âdem’in ve Havva’nın yasak ağaca yaklaşacağını biliyordu.
Dünyaya inişi ve insanlığın yeryüzündeki tüm serüvenini biliyordu.
Ancak bu bilgi, olacak şeylerin zorunlu olarak yaptırıldığı anlamına gelmez.
Allah bildiği için olmuyor;
olacak olan, Allah tarafından zaten biliniyor.
Bilmek ile zorlamak aynı şey değildir.
Şeytan Zorlanmadı
Şeytan:
İrade sahibiydi.
Secde etme imkânı vardı.
Bilerek ve kibirle reddetti.
Kur’an’da bunu kendisi de itiraf eder:
“Ben ondan hayırlıyım.”
Yani ortada bir mazeret, bir zorlama ya da mecburiyet yoktur. Saf bir isyan vardır.
Âdem Hata Yaptı, İsyan Etmedi
Burada çok kritik bir ayrım vardır:
Şeytan isyan etti.
Âdem hata yaptı ve tövbe etti.
Âdem’in dünyaya inişi bir “intikam” ya da “sürgün” değildir. Bu iniş, insanın yeryüzündeki halifelik görevinin başlamasıdır.
Nitekim Kur’an’da:
“Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım”
ifadesi, yasak ağaçtan önce geçer.
Yani dünya, sonradan verilmiş bir ceza alanı değil; başından beri planlanan bir sahnedir.
Peki Neden Böyle Bir Senaryo?
Çünkü ancak bu sahnede mümkündür:
Merhamet
Tövbe
Sabır
İrade
Adalet
İyilik–kötülük tercihi
Kul olma bilinci
Cennet’te sınav olmaz.
Sınav için eksiklik, seçenek ve risk gerekir.
Bu da ancak dünya ile mümkündür.
Bilmek ≠ Yaptırmak
Allah:
Şeytanın ne yapacağını biliyordu.
Âdem’in hata yapacağını biliyordu.
Ama kimseyi zorlamadı.
İnsan, bilinen ama özgür bırakılan bir varlıktır.
“Yaratması Zâtının Gereği” Ne Demek?
İslâm düşüncesinde Allah için yaratma, sonradan edinilmiş bir fiil değildir. Allah, Hâlık ismiyle ezelden beri Hâlık’tır.
Bu yüzden:
Yaratmak bir ihtiyaçtan doğmaz.
Yaratmak bir eksikliği gidermek değildir.
Yaratmak keyfî bir “can sıkıntısı” hiç değildir.
Yaratmak, Zâtî kemâlin tezahürüdür.
Kusursuzluk (Kemâl) Meselesi
Klasik ifade şudur:
Kemâl, tezahür ister.
Bu “ihtiyaç” anlamında değil, mükemmelliğin taşması anlamındadır.
Güneş örneği eksik kalır ama fikir verir:
Güneş ışık saçmak zorunda olduğu için değil,
Güneş olduğu için ışık saçar.
Allah da:
Rahmân olduğu için merhamet eder.
Alîm olduğu için bilir.
Hâlık olduğu için yaratır.
Bu sıfatlar Zât’a sonradan eklenmiş değildir.
Bilmek – Yaratmak – İrade Dengesi
Allah’ın bilmesi, yaratmayı zorunlu kılmaz.
Ama Allah’ın Hâlık oluşu, yaratmayı mümkün kılar.
Yaratmamak da mümkündü;
ama yaratmak, O’nun kemâline aykırı değildir.
Buradaki denge çok incedir:
“Mecburdu” demek yanlıştır.
“Keyfî yaptı” demek de yanlıştır.
Doğru ifade şudur:
“Zâtına uygun olanı yaptı.”
İnsanın Yeri Nerede?
İnsan:
Allah’ın kemâlini tamamlamak için yaratılmadı.
Allah’ın ihtiyacını gidermek için yaratılmadı.
Ama insan:
İlâhî isimlerin tecellisini idrak edebilen varlık olduğu için seçildi.
Dağlar vardır.
Yıldızlar vardır.
Melekler vardır.
Ama:
Tövbe eden,
Yanılan,
Seven,
Bilen,
Şükreden
insandır.
Son Cümle
Evet.
Yaratması, Zâtının gereği;
bizim için bir sınav,
O’nun için kemâlin tezahürüdür.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Ya kalpten yaz ya sus.